Abdullah Aysu – Modern Dünyada Tarım ve Özgürlük (2018)

Bugün dünyamız, yalnızca işsizlik ve yoksulluğun artması gibi büyük sorunlarla uğraşmıyor.

Son yıllarda, buna açlık ve beslenme yetersizliği de eklendi ki, bu çok daha geniş bir kesimi etkileyen büyük sorunlardandır.

Yakın zamanda burada, Leandro Vergara-Camus imzalı ‘Toprak ve Özgürlük’ adlı kitabı göstermiştik.

Camus, söz konusu kitabında, Brezilya’nın Topraksız İşçi Hareketi (MST) ile Zapatist hareketi kapsamlı bir şekilde karşılaştırmış ve bu iki hareketin küreselleşen bir dünyada bizim için ne gibi mücadele olanakları sunduğunu tartışmıştı.

Abdullah Aysu’nun bu çalışması da, Türkçede MST konusunda yapılmış ilk çalışma olmasıyla büyük öneme haiz.

Kitap, hem topraksızlaştırılan köylülere, hem işsizleştirilen işçilere, hem de toprakları ellerinden alınmaya çalışılan köylülere dayanan ve mücadelesinin en belirgin yönü, toprakları “işgal” etme ve yerleşme olan MST’yi geniş bir çerçevede ele alıyor.

Aysu, bu hareket üzerinden, doğanın talanına ve bu talana eşlik eden kültürün talanına karşı doğayı nasıl toplumsallaştırabileceğimizi, Brezilya’nın yirmi üç eyaletinde 1,5 milyondan fazla kır yoksuluyla birlikte hareket eden Topraksız Kır İşçileri’nin birebir deneyimlerini izleyerek tartışıyor.

Topraksız Kır İşçileri,

  • Büyük bedeller ödeyerek kurdukları yerleşimler ve kamplarda kendi geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar.
  • Geçimlerini hayvancılıkla ve meyve-sebze-hububat üreterek sağlamaya çalışıyorlar.
  • Kurdukları üretim ve tüketim kooperatifleriyle sömürü düzeninden kaçınıyorlar.
  • Eğitim kurumları inşa etmişler: Çocukları için kreş, okul açmışlar, gençleri için eğitim merkezleri kurmuşlar.
  • Meslek edindirme kursları açmışlar, organik gıda ve tarım eğitimleri veriyorlar.

Özetle, Topraksız Kır İşçileri Hareketi; doğayı ve insanı serbest sömürü alanı dışına çıkarma mücadelesi veriyor ve bu konuda oldukça da büyük başarı kaydettikleri ortada.

Aysu da, bu başarılı örnekleri tek tek gösteriyor ve bizi de toprağımıza, doğamıza, ekmeğimize ve yaşamımıza sahip çıkmaya davet ediyor.

  • Künye: Abdullah Aysu – Modern Dünyada Tarım ve Özgürlük: MST, Topraksız Kır İşçileri, Epos Yayınları, inceleme, 219 sayfa

Kolektif – İran: Ulusal Kimlik İnşası (2009)

Hamid Ahmedi’nin editörlüğünü üstlendiği ‘İran: Ulusal Kimlik İnşası’ başlıklı bu çalışma, İran kimliğinin oluşumundaki tarihsel, toplumsal ve siyasi temelleri irdeliyor.

Kitaba alınan çok sayıda makale, İran’da ulus kavramının ve toplumsal kimliğin oluşumu; ülkede din ve milliyet ilişkisi; Şah Pehlevi’nin modernizm çabaları; İran’da siyasal ideoloji; Sasani, Safevi ve İslam devrimi gibi dönemlerde İran kimliğinin tarihsel değişimi; İran şehir hayatının kimlikler ve siyasetler üzerindeki etkisi gibi birçok konuyu ele alıyor.

Kitapta, konunun teorik çerçevesi çizildikten sonra, alan incelemeleri yoluyla da İran kimliğinin oluşumu araştırılıyor.

  • Künye: Kolektif – İran: Ulusal Kimlik İnşası, editör: Hamid Ahmedi, çeviren: Hakkı Uygur, Küre Yayınları, siyaset, 339 sayfa

Agrippa von Nettesheim – Gizli Felsefe (2009)

Agrippa von Nettesheim, tamamı üç cilt olan ‘Gizli Felsefe’nin elimizdeki ikinci cildinde, sayı büyüsü ve göksel büyüye odaklanıyor.

Batı Avrupa okültizminin önemli isimlerinden Nettesheim, sayıların kılgısal-büyüsel etkilerini ele alıyor, sonra da, gök cisimleriyle dünya arasındaki ilişkileri inceliyor.

Bundan beş yüz yıl önce, yani Orta Çağ’dan çıkış sürecinde yazılan kitapta, dünyadaki büyüsel yönü açıklamak için, zamanının farklı disiplinleri ile Platon’un idealar kuramından yararlanılıyor.

Yazar bunu da, çağdaş bilimde başvurulduğu şekliyle, yani olgular arasındaki nedensel ilişkiyi gözeterek değil, büyüsel, metafizik bir çerçeveden yapıyor.

Künye: Agrippa von Nettesheim – Gizli Felsefe, çeviren: Levent Özşar, Biblos Yayınları, okültizm, 200 sayfa

Kolektif – Hakikatin Dârına Durmak: Alevilikte Kadın (2018)

Bilinenin aksine, Alevi toplumunda da kadın erkekle eşit değildir.

Eşitlik algısını yaratan asıl etken, Alevi inancında yer bulan eşitlik söyleminin, toplumsal ya da gündelik hayat pratiğinde de aynı şekilde devam ettiği yanılgısıdır.

Gerçek olan şudur ki, Sünni kesimlerdeki kadınlardan daha az ezilseler de, Alevi kadınları da toplumsal eşitsizlikten ve özgürlük yoksunluğundan ziyadesiyle nasibini almaktadır.

İşte bu çok önemli çalışma, eleştirel bir perspektifle konuya yaklaşan yazarların, Alevilikte kadın sorununu farklı yönleriyle irdeledikleri makalelerini bir araya getiriyor.

Yazarlar, “Bizde kadın-erkek yok, can var” mitinin, kadın özgürlüğü söz konusu olunca, özünde inançla toplumsal pratik arasındaki büyük uçurumu nasıl gizlediğini gözler önüne seriyor.

Kitap, yalnızca Alevi kadınları konusunda değil, genel olarak Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği alanında ve kadın sorunu konusunda yapılmış çalışmalara da önemli katkı sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Fatmagül Berktay, Ayfer Karakaya Stump, Gülsüm Depeli, Tahire Erman, Aylin Demir, Şehriban Kaya, Nimet Okan ve Kelime Ata.

  • Künye: Kolektif – Hakikatin Dârına Durmak: Alevilikte Kadın, hazırlayan: Bedriye Poyraz, Dipnot Yayınları, kadın, 190 sayfa, 2018

John Berger – Portreler: Sanatçılar Üzerine Yazılar (2018)

John Berger’in hayatı boyunca sanatçılar üzerine yazdığı metinler, bu kitapta bir araya getirilmiş.

Bir yönüyle alternatif bir sanat tarihi olarak okunabilecek kitaptaki yazılar, MÖ yaklaşık 30.000’de yapılmış Chauvet mağara resimlerinden başlayarak, insanlık tarihinde ortaya konmuş başka sanat eserlerine ve oradan da sanat tarihinde iz bırakmış büyük isimlerin eserleri üzerine değerlendirmelere uzanıyor.

Berger burada, Piero della Francesca’dan Hieronymus Bosch’a, Pieter Brueghel’den Giovanni Bellini’ye, Albrecht Dürer’den Caravaggio’ya, Frida Kahlo’dan Pablo Picasso’ya ve Abidin Dino’dan 1983 doğumlu Randa Mdah’a, yaklaşık 80 sanatçının portresini sunuyor.

Tom Overton’ın, Berger’in sanat yazıları üzerine kaleme aldığı bir girişle açılan ve pek çok görselle zenginleşen kitabın, hem karton kapaklı hem de sert kapaklı seçenekleriyle yayınlandığını da söyleyelim.

Önümüzdeki zamanlarda, bu kitabın devamı olacak nitelikte, Berger’in sanat üzerine yazılarının da ‘Manzaralar‘ adıyla yayımlanacağını da belirtelim.

  • Künye: John Berger – Portreler: Sanatçılar Üzerine Yazılar, çeviren: Beril Eyüboğlu, Metis Yayınları, sanat, 504 sayfa, 2018

G. A. Cohen – Kendinin Sahibi Olmak (2018)

“Her insan, kendi hayatını kendi yaptığı seçimler doğrultusunda yaşama hakkına sahiptir-ancak kimseye bıçak çekemez ve zor kullanamaz; bu en önemli haktır, kişinin kendi üzerinde sahip olduğu haklar insanın kendinin-sahibi olma düşüncesini oluşturan haklardır.”

Cohen’in, ‘Kendinin Sahibi Olmak’ adlı bu kitabı, adaletin tam olarak ne olup olmadığı hakkında kapsamlı bir tartışma eşliğinde Marksizmin eşitlik ve özgürlüğe yaklaşımı hakkında iyi bir analiz sunmasıyla önemli.

Kölelik zamanlarında, insan bedeni bey, ağa veya aristokrat gibi köle sahiplerine aitti.

Kapitalizm bu döngüyü değiştirerek, insanın kendi bedeni ve emeği üzerinde kontrole sahip olmasını sağladı.

Kuşkusuz bu, bildiğimiz anlamda bir özgürlükten ziyade, özünde köleliğin biçim değiştirmiş halinden başka bir şey değildir.

Kapitalizm, bir yandan süslü cümleler kurup, öte yandan farklı araçları kullanarak bireyi köleleştirir.

Cohen’in kitabı ise, hem kapitalizmin bu ikiyüzlü özgürlük ve eşitlik anlayışını gözler önüne seriyor, hem de Marksistleri de, kapitalist özgürlüğü sadece kapitalizmin hatalarından yararlanarak eleştirdiklerini savunuyor.

Marksistlerin kendilerine has özgürlük ve eşitlik düşüncesi var mıdır sorusundan yola çıkan Cohen, liberallerle sosyal demokratlar, liberallerle liberteryenler, liberteryenlerle Marksistler ve reel Marksistlerle Marksistlerin kapitalizm ve özgürlüğe bakışlarını ana farklılıklarını merkeze alarak irdeliyor.

Yazar, özgürlük ve eşitlik konusunda Marksistlerin bir anlamda liberteryenler gibi düşündüklerini savunuyor.

Künye: G. A. Cohen – Kendinin Sahibi Olmak: Özgürlük ve Eşitlik, çeviren: Fahri Bakırcı, Epos Yayınları, siyaset, 410 sayfa, 2018

Michael Robotham – Ölüm Yolculuğu (2009)

Avustralyalı edebiyatçı Michael Robotham, polisiye-gerilim romanı ‘Ölüm Yolculuğu’nda, dedektif olma hayalleri kuran Alisha Barba’nın, dünyanın dört bir tarafına yayılan insan tacirlerini açığa çıkarma çabalarını hikâye ediyor.

Barba, eski okul arkadaşı, sekiz aylık hamile Cate’ten yardım talebi alır.

Buluşacakları gece aniden ortaya çıkan bir otomobil, Cate’in ağır yaralanmasına, kocasının da ölümüne sebep olur.

Cinayetin izini süren Barba, Londra, Afganistan ve Hollanda’ya uzanan bir yeraltı örgütünü keşfedecektir.

Dedektif adayımız, insan ve seks ticareti yapan bu yeraltı örgütünü açığa çıkarmaya çalışırken, birbirinden tehlikeli maceralar yaşayacaktır.

  • Künye: Michael Robotham – Ölüm Yolculuğu, çeviren: Zuhal Bilgin, İthaki Yayınları, roman, 533 sayfa

Simon Clarke – Marx’ın Kriz Teorisi (2009)

Dünyayı yeni ve sıkıntılı bir ekonomik krizin yeniden esir aldığı günümüzde Simon Clarke, ‘Marx’ın Kriz Teorisi’ başlıklı bu çalışmasıyla, düşünürün kriz teorisinin kökenine iniyor ve bu teorinin günümüzde nasıl bir işlev yüklenebileceğine odaklanıyor.

Clarke, kriz teorisinin Marksist gelenekte ne zaman merkezi bir rol oynamaya başladığını ve daha sonra yaşadığı çıkmazları anlatıyor; ilk kaynaklara, yani bizzat Marx’ın metinlerine inerek, O’nun kriz teorisini günümüzün sol hareketi için güncelliyor.

Marksist kriz teorilerinin çıkmazının öncelikle, Marx’ın teorisinin eleştirel boyutunu ihmal etmesi olduğunu savunan Clarke, süregelen tartışmaya katkıda bulunuyor.

  • Künye: Simon Clarke – Marx’ın Kriz Teorisi, çeviren: Cumhur Atay, Otonom Yayıncılık, ekonomi, 323 sayfa

Kolektif – Albinizmli Bir Çocuk Yetiştirmek (2015)

Genellikle beklenmedik şekilde ortaya çıkışıyla ebeveynleri korkutan albinizm için teknik bilgilerin yanı sıra, çocuğun bu özel durum ile nasıl büyütüleceğine dair tavsiyeler sunan bir kılavuz.

Albinizm nedir, albinizmin görmeye ve gelişime etkileri nelerdir, tedavi seçenekleri nedir gibi birçok konuda bilgilenmek isteyenlere.

  • Künye: Kolektif – Albinizmli Bir Çocuk Yetiştirmek, çeviri: Albinizm Derneği Ekibi, h2O Kitap

Cafer Solgun – 90’larda Mahpus Olmak (2018)

Dersim, Alevi ve Kürt sorunuyla ilgili önemli çalışmalarıyla bildiğimiz, Dersimli Kürt, Alevi bir ailenin çocuğu olan Cafer Solgun, katıldığı bir boykot eylemi nedeniyle lise öğrencisiyken ilk kez gözaltına alınıp işkence gördüğünde 16 yaşında bile değildi.

Solgun, siyasi nedenlerle sıkıyönetim mahkemesi ve DGM’de yargılandı.

Toplam 17,5 yıl gibi, neredeyse bir ömür kadar uzun bir süre hapis kaldı.

Ömrünün en genç yıllarını, 20’li ve 30’lu yaşlarını cezaevinde geçiren Solgun, bu kitaptaki anılarında, bu uzun tutukluluk sürecinde Van, Muş, Diyarbakır, Adıyaman, Antep, Bursa ve Kaman cezaevlerinde yaşadıklarını, dönemin sağlam bir panoraması eşliğinde bizimle paylaşıyor.

Solgun’un anıları, yalnızca kişisel bir tanıklık olarak değil, ülkenin inişli çıkışlı yakın tarihinin sağlam bir belgesel kaydı olarak okunmayı fazlasıyla hak ediyor.

Solgun şöyle diyor:

“Geçmişten bahsederken, yüzleşme derken, 12 Eylül’ü, 90’ları hatırlatırken, sizinle dilim döndüğünce, kalemim yazdığınca yaşadıklarımı, tanıklığımı paylaşırken, aslında çocuklarımız nezdinde geleceğimize hitap ediyorum ben… Onların gözlerine utanç duymadan bakabilmek ve onları, bizi anlamaya çalışırken şaşkınlık ve hayal kırıklığına uğratmamak için…”

Künye: Cafer Solgun – 90’larda Mahpus Olmak: Van, Muş, Diyarbakır, Adıyaman, Antep, Bursa, Kaman, İletişim Yayınları, anı, 400 sayfa, 2018