Paula Hawkins – Trendeki Kız (2015)

Her şeyini kaybettikten sonra, ümitsizce trenlerde yol almaya başlayan bir kadın: Rachel Watson…

Watson yolculuklarından birinde gördüğü bir çifti gözüne kestirir ve onlara, kendisinin gerçekleştiremediği hayaller atfetmeye, onlar için hikâyeler uydurmaya koyulur.

Fakat günün birinde Watson, tuhaf bir tesadüfle bu çiftin hayatına dâhil olur.

İşin tuhaf tarafı, bu çiftin gerçek hayatı, Watson’ın hayallerinde olduğundan çok daha farklıdır.

  • Künye: Paula Hawkins – Trendeki Kız, çeviren: Aslıhan Kuzucan, İthaki Yayınları

Sema Erder – İstanbul Bir Kervansaray (mı?) (2015)

Göç ve kentleşme alanlarında önemli çalışmalar yapmış Sema Erder, iç ve dış göçlerle sürekli yeniden yapılanan İstanbul’un sosyolojik dönüşümünün kaydını tutuyor.

İstanbul’a göç edenlerin bu kente taşıdıkları hayat tarzları, kentte gecekondunun doğuşu ve kentsel dönüşümün mağdur ve muhatapları konularında bir başucu kitabı.

  • Künye: Sema Erder – İstanbul Bir Kervansaray (mı?), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Michael Friedman – Kant ve Kesin Bilimler (2015)

Kant felsefesinin kesin bilimlerle ilişkisini, Kant’ın düşüncesinin dönüm noktalarını saptayarak irdeleyen özgün bir çalışma.

Hem Kant’ın düşünce güzergâhını kapsamlı bir şekilde incelemesi hem de düşünürün bilimlerin temellerini kavrayışındaki derinliği ve keskinliği ustaca ortaya koyuşuyla alana özgün bir katkı.

  • Künye: Michael Friedman – Kant ve Kesin Bilimler, çeviren: Sibel Şan Öget, Alfa Yayınları

Kolektif – ABD Senatosu 11 Eylül Raporu (2015)

El Kaide’nin 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirdiği saldırılar, gerek ABD ve gerekse Dünya tarihinde eşi görülmemiş sarsıcı bir olay olarak yerini aldı.

ABD Senatosu 11 Eylül Komisyonu’nun bin 200’den fazla kişiyle görüşerek hazırladığı bu rapor da, uçakların kaçırılmasından yeni küresel terörün özelliklerine kadar, sürecin baştan sona bir analizini yapmasıyla önemli.

  • Künye: Kolektif – ABD Senatosu 11 Eylül Raporu, çeviren: Gül Atik, Sinemis Yayınları

Victor Serge – Gücümüzün Doğuşu (2018)

Victor Serge’in elimizdeki epik romanı, devrimci hareketlerin Avrupa’yı kasıp kavurduğu 1917-1919 yıllarını, İspanya ve Rusya’da yaşanan büyük devrimci atılımları merkeze alarak anlatıyor.

Dünyanın büyük bir savaşla boğuştuğu 1917 yılının baharıyla açılan roman, Rusya’da ve İspanya’da önlenemez bir şekilde ortaya çıkan devrimci kalkışmaların işçilerin yanı sıra bütün bir toplumu nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.

İspanya’daki devrim fiyaskoyla sonuçlansa da, Rusya’da işçiler, köylüler ve askerlerin bir araya geldiği mücadele başarıya ulaşarak tarihi yeniden yazacak Ekim Devrimi’yle neticelenecekti.

Serge’in, iki şehirde yaşananları birbiriyle karşılaştırarak hikâyesini kurgulaması ise, romanı etkili kılan başlıca husus.

Sıkı bir devrimci olan Victor Serge, 1912-1917 yılları arasını hapiste geçirdi.

Hapisteyken Bolşevik Devrimi’ni heyecanla izleyen Serge, çıktıktan sonra sonra Rusya’ya gitti. 1919’da, devrimden iki yıl sonra Bolşeviklere katılan Serge, karşıdevrimci Beyaz Ordu’ya karşı Petrograd savunmasında yer aldı ve ayrıca gazeteci, editör ve çevirmen olarak Komintern’in ilk üç kongresinde görev üstlendi.

Serge bu romanını da, Stalin’in devrimi boğmaya varan diktatörlük uygulamalarına açıkça karşı çıktığı için yarı-tutuklu bulunduğu bir dönemde kaleme aldı.

  • Künye: Victor Serge – Gücümüzün Doğuşu, çeviren: Gülen Aktaş, Ayrıntı Yayınları, 224 sayfa, 2018

Martha C. Nussbaum – Yapabilirlikler Yaratmak (2018)

Hâkim kalkınma paradigmasının özünü oluşturan ekonomik rasyonalizm, insan yaşamını nesneleştirir, daha da korkuncu, insanın temel ihtiyaçlarını bile pazarlık konusu yapar.

Bu yaklaşıma göre, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri gayri safi yurtiçi hâsıla gibi rakamlara göre belirleniyor.

Yine bu egemen bakış açısı, adil bölüşüm, temel ihtiyaçlar, ekonomik ve sosyal adalet, kamusal tartışmanın dışında konumlandırılıp “ideolojik” olmakla eleştirir.

İşte Martha C. Nussbaum’un bu önemli çalışması, yeni bir model olarak son zamanlarda ilgi çekmeye başlayan ‘İnsani Gelişmişlik’ veya ‘Yapabilirlikler Yaklaşımı’nı kapsamlı bir şekilde bize anlatıyor.

Temel olarak “İnsanlar gerçekte neler yapabilir ve ne olabilirler?” sorusunun yanıtını arayan bu model, bugün var olan ekonomik rasyonalizme güçlü bir alternatif olmayı amaçlıyor.

Bu modelin, Dünya Bankası’ndan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) kadar refahla uğraşan birçok uluslararası kuruluş üzerinde giderek artan bir etkisi bulunuyor.

‘Yapabilirlik Yaklaşımı’, bugüne kadar yalnızca konunun uzmanları için yazılmış makale ve kitaplarda ele alınmıştı ve genel okuyucu kitlesi ile lisans düzeyinde ders veren akademisyenler kapsamlı bir kitabın olmamasından uzun süredir yakınmaktaydı.

Nussbaum’un çalışması ise, bu boşluğu dolduruyor ve yaklaşımın kilit unsurlarını ortaya koyarak onu rakip modellerle karşılaştırarak değerlendiriyor.

Nussbaum’un bu yaklaşımı, insan öyküleri içine yerleştirilerek anlatması da, kitabın bir diğer katkısı.

  • Künye: Martha C. Nussbaum – Yapabilirlikler Yaratmak: İnsani Gelişmişlik Yaklaşımı, çeviren: Selda Somuncuoğlu, İletişim Yayınları, iktisat, 240 sayfa, 2018

Joseph Schumpeter – Emperyalizmlerin Sosyolojisi (2018)

Joseph Schumpeter’in bu önemli çalışması, emperyalizmin tarihsel ve toplumsal dinamiklerini aydınlatıyor.

Emperyalizmin, güncel toplumsal, siyasi ve iktisadi şartlardan ziyade geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurlar üzerinde büyük rol oynadığını söyleyen Schumpeter, emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunlulukların kaybolması durumunda emperyalizmin de zamanla ortadan kalkması gerektiğini belirtiyor.

‘Emperyalizmin Sosyolojisi’, özellikle emperyalizmin taşıyıcısı olan toplumsal yapıların çökmesi halinde, emperyalizmin nasıl çözüldüğünü geniş kapsamda tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Joseph Schumpeter – Emperyalizmlerin Sosyolojisi, çeviren: Cem Bico, Dipnot Yayınları, sosyoloji, 152 sayfa, 2018

Gülseren Budayıcıoğlu – Kral Kaybederse (2015)

Hep doruklarda yaşamış bir kralın görkemli düşüşünün hikâyesi…

İşinde de, kadınlarla ilişkilerinde de hep güçlü olagelmiş Kral, günün birinde âşık olur.

Böyle güçlü bir duyguyu daha önce hiç yaşamamış olan Kral’ın kibri hızla düşüşe geçerken, hayatı boyunca hiç sevilmeyeceğine inanmış âşık olduğu kadın da, kendisindeki muazzam gücün ayırdına varır.

  • Künye: Gülseren Budayıcıoğlu – Kral Kaybederse, Remzi Kitabevi

Elise Ricadat ve Lydia Taieb – Üzerime Giyecek Hiçbir Şeyim Yok! (2015)

Giyinmek ne demektir, kime yöneliktir, giysi neyi ifade eder ve hangi derin tatminsizliğe işaret etmektedir?

Kimi zaman zevk veren bazense işkenceye dönüşebilen bu güncel davranışın bilhassa kadınlar için bilinçdışına dair ne barındırdığı ve neyi ifşa ettiği, Elise Ricadat ve Lydia Taieb imzalı elimizdeki psikanalitik incelemenin konusu.

Giysinin aslında neden sadece giyinmek olmadığını ve hatta olamayacağını daha iyi kavramak için, bu çalışma birebir.

  • Künye: Elise Ricadat ve Lydia Taieb – Üzerime Giyecek Hiçbir Şeyim Yok!, çeviren: Tuvana Gülcan, İletişim Yayınları

Hacer Kılcıoğlu – Dağ Sustu Dağ Konuştu (2015)

İlk gençliğin arayışları, çelişkileri, kendini bulma çabasıyla zorlu bir dağ tırmanışını harmanlayan bir hikâye.

Olaylar, her biri farklı dünyalara sahip yedi gencin etrafında dönüyor.

Kitapta karşımıza çıkan, bu gençlerden Leyla da, yaşadığı yıkımı, doğanın içinde yapacağı bu yolculukta unutmaya çalışmaktadır.

Dağ tırmanışı, zorlukları ve mucizeleriyle gençlerden her birinin geçmişleri ve gelecekleriyle yüzleşeceği bir deneyim olacaktır.

  • Künye: Hacer Kılcıoğlu – Dağ Sustu Dağ Konuştu, Günışığı Kitaplığı