Aleksandr Alfredoviç Bek – Moskova Önlerinde (2018)

Aleksandr Alfredoviç Bek, en iyi romanı olarak kabul edilen ‘Moskova Önlerinde’yi, 1943-1944 arasında yazdı.

Roman, Kızıl Ordu’nun Nazilere karşı savaşını ve efsanevi Moskova savunmasının ilk aşamasını anlatıyor.

Bu dönemde savaş muhabiri olarak çalışmış Bek’in romanı, kendisinin Kazah komutan Baurdcan Momiş-Uli ile yaptığı uzun soluklu röportajı temel almış.

Gerçek kişi ve olaylara dayanan ‘Moskova Önlerinde’, Momiş-Uli’nin steplerdeki avlanma deneyimini Nazilerle savaş için nasıl ustaca dönüştürdüğünü ve Kızıl Ordu’nun meşhur komutanı General Panfilov’un askeri dehasının örneklerini oldukça canlı bir tarzda tasvir etmesiyle dikkat çekiyor.

‘Moskova Önleri’nde, tarihe yön vermiş bir dönemin belgesel nitelikte romanı olmasıyla okunmayı ziyadesiyle hak ediyor.

  • Künye: Aleksandr Alfredoviç Bek – Moskova Önlerinde: Volokolamks Şosesi, çeviren: Naime Yılmaer, Yordam Kitap, roman, 606 sayfa, 2018

Kolektif – Rus Masalları (2018)

Kadim Rus halk kültüründen derlenmiş, birbirinden güzel masallar.

Kitapta mitolojik masalların yanı sıra, kötülük, sihir ve büyü, hayalet, azizler ve ifritler hakkında masallar yer alıyor.

Derlemede, ‘Korkunç Sarhoş’tan ‘Kötü Hanım’a, ‘Golovikha’dan ‘Budala ve Huş Ağacı’na, ‘Marya Morevna’dan ‘Ölümsüz Koshchey’e, ‘Tek Gözlü Likho’dan ‘Budala Emilian’a, tamı tamına 51 masal yer alıyor.

Buradaki masalların her biri, başlı başına birer şaheser olmalarının yanı sıra, Rus toplumunun zihinsel özellikleri, örf ve adetleri hakkında fikir vermeleriyle de önemli.

Derlemenin bir diğer güzel yanı da, hem Rus masalları hakkında aydınlatıcı bir giriş yazısı sunması hem de her bölümün başında açıklayıcı değerlendirmelerin yer alması.

  • Künye: Kolektif – Rus Masalları, derleyen: W. R. S. Ralston, çeviren: Macidegül Batmaz, Maya Kitap, masal, 359 sayfa, 2018

Adam Alter – Karşı Konulmaz (2018)

Asansördeki her düğmeye basan küçük çocuk ile kendisine ağrı kesici verilmesini isteyen ameliyat olmuş hasta ve Facebook’a bağımlı milyonlarca insan arasındaki bağlantı nedir?

Adam Alter bu nitelikli çalışmasında, tam da bu ilişkiyi, yani bu üç kesim arasındaki şaşırtıcı, ilginç ve korkutucu biyolojik ve psikolojik bağlantıları gözler önüne seriyor.

Kullandığımız cihazlar, nasıl oluyor da her türlü uyuşturucudan daha fazla bağımlılık yapıcı hâle geldi?

Alter’ın kitabı, bir yandan internet bağımlılığın neden böyle sıkıntılı bir hal aldığını kapsamlı bir şekilde ortaya koyarken, aynı zamanda bize zarar veren bu dünyadan nasıl kurtulacağımızı, başka bir deyişle insanoğlunun davranışlarını tümüyle dönüştüren bu teknolojinin yararlı yönlerini nasıl kullanacağımızı anlatıyor.

Adam Alter, yaşadığımız dönemi davranışsal bağımlılık çağı olarak tanımlıyor ve günümüzün ürünlerinin önemli bir kısmının neden karşı konulmaz olduğunu açıklıyor.

Alter, bu ürünleri tasarlayan şirketlerin, karşı konulmaz hale gelene kadar bunlar üzerinde ne gibi ince ayarlar yaptıklarını, bunların yetişkinlerin yanı sıra, özellikle çocukların sağlığı ve mutluluğu üzerindeki zararlı etkilerini açıklıyor.

Bu önemli çalışmayı, çağımızın artan bağımlılığını daha iyi kavramak ve bu konuda tedbir almak isteyen her okura öneriyoruz.

  • Künye: Adam Alter – Karşı Konulmaz: Bağımlılık Yapıcı Teknolojinin Yükselişi ve Bizim Ona Esir Edilişimiz, çeviren: Deniz İrengün, Paloma Yayınevi, psikoloji, 344 sayfa, 2018

Raif Kaplanoğlu ve Ozan Kaplanoğlu – Bursa’nın Göç Tarihi (2015)

Bursa için göçlerin renk verdiği şehirdir desek abartmış olmayız.

Bu nitelikli araştırmada da görüldüğü gibi Bursa tarihte de, 93 Harbi göçmenleri (1878-1910), Balkan göçmenleri (1912-1920), mübadele göçmenleri, Dersim göçmenleri (1938), Bulgaristan göçmenleri ve Yugoslavya-Makedonya göçmenleri için önemli bir merkez olmuş.

Raif Kaplanoğlu ve Ozan Kaplanoğlu çalışmaları için birçok kaynaktan yararlanmış ve Bursa’yla ilgili bu çok değerli çalışmaya imza atmış.

  • Künye: Raif Kaplanoğlu ve Ozan Kaplanoğlu – Bursa’nın Göç Tarihi, Nilüfer Belediyesi Yayınları

Justin Marozzi – Tarihi İcat Eden Adam (2015)

Tarihin babası Herodotos’un bundan 2 bin 500 yıl önce çizdiği rotayı bugün takip etmeye kalksak nelerle karşılaşırız?

Tam da bunu yapan Justin Marozzi, Herodotos’un gözlem ve yorumlarını da yedeğine alarak Türkiye, Irak, Mısır ve Yunanistan’ı kapsayan bir yolculuğa çıkıyor.

Keyifli bir tarihi seyahat metni arayanlara şiddetle önerilir.

  • Künye: Justin Marozzi – Tarihi İcat Eden Adam: Herodotos’la Seyahatler, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları

George Saunders – İkna Ulusu (2015)

Devasa bir organizma gibi her yere sızmış sistemin, insan yaşamına yaptığı müdahaleyi konu edinen ilginç öyküler.

George Saunders, tüketim toplumu ve kitle kültüründen cinsiyetçiliğe, göçmenlik olgusundan şiddetin meşrulaştırılmasına; insan kibrinin sınır tanımazlığının can yakıcı sonuçlarını, kimisi mektup, kimisi deney raporu şeklinde yazılmış sıkı hikâyelerle tasvir ediyor.

  • Künye: George Saunders – İkna Ulusu, çeviren: Niran Elçi, Deli Dolu Yayınları

Spinoza – Politik İnceleme (2018)

‘Politik İnceleme’ (Tractatus Theologico-Politicus), Spinoza’nın yaşarken yayınlandığını göremediği, 1670 yılında Amsterdam’da imzasız olarak yayınlanan, kendisinin kaleme aldığı son yapıtıdır.

Spinoza bu eserinde, monarşik, aristokratik ve demokratik devletleri yeniden yorumlayarak “en iyi yönetim biçimi nedir?” sorusuna yanıt arıyor.

Düşünür bunu yaparken de, doğal hak, egemen güçlerin hakkı, kamu işleri, bir devlet için mümkün en iyi durum, monarşi, aristokrasi ve demokrasi konu ve kavramlarını derinlemesine tartışıyor.

Spinoza için devletin amacı, insandır ve devlet dediğimiz yapı da, işlerini yurttaşlardan gizli saklı yürütmemelidir.

Zira devlet yönetiminin kayıtsız şartsız biçimde yöneticilere emanet edilmesi, özgürlük açısından son derece tehlikelidir ve hem devlete hem de yurttaşlara yapılacak asıl kötülük de budur.

  • Künye: Spinoza – Politik İnceleme, çeviren: Murat Erşen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 156 sayfa, 2018

Kolektif – 1917: Rusya’da Devrimde Devrim (2018)

Rusya’da 1917 yılında gerçekleşen ve yüzüncü yılını geride bıraktığımız Ekim Devrimi, tıpkı Fransız Devrimi gibi,  yalnızca yaşandığı çağı değil, geleceği de tümüyle etkilemiş büyük devrimlerden biridir.

Elimizdeki derleme de,  liderlerinden sınıflarına, sıradan insanından siyasetine, afişlerinden sporuna, tiyatrosundan kadınlarına, 1917’nin mirasını ve onun güncelliğini farklı yönleriyle ele alan makaleleri bir araya getirmekte.

Kitapta,

  • 1917 Devrimi’nin tarihyazımında önce çıkan vurgular ve farklılıklar,
  • Petersburg’da devimin gerçekleştiği mekânlar ve devrimin anısına dikilen anıtlar,
  • 1917’ye giden siyasal süreç ve o süreçte yaşanan önemli dönüm noktaları,
  • 1917’nin siyasi düşünce tarihindeki kökleri,
  • Devrim ikonografisinde önemli yer tutan afişler,
  • Devrim tiyatrosunun kitleleri harekete geçirme işlevi,
  • Devrim içinde işçi sınıfının konumu ve rolü,
  • Devrimde kadınların öncü rolü,
  • Devrimin Sovyetler Birliği’nde spora etkileri,
  • Ve Sovyetler Birliği’nin farklı halklarının devrimdeki rolleri gibi, ilgi çekici konular irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Onur İşçi, Ateş Uslu, Evrim Eker, Mehmet Ö. Alkan, Y. Doğan Çetinkaya, Bilge Seçkin Çetinkaya, Emek Yıldırım, Yiğit Akın, Masis Kürkçügil ve Gökhan Pahlı.

  • Künye: Kolektif – 1917: Rusya’da Devrimde Devrim, hazırlayan: Mehmet Ö. Alkan ve Y. Doğan Çetinkaya, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 2018

Arthur Schopenhauer – Aşkın Metafiziği (2018)

Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır; kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dâhilinde gerçekleşir. Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar; çünkü her zaman içinde bulundukları ana sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler.

Arthur Schopenhauer’un klasik yapıtı ‘Aşkın Metafiziği’, insan doğasında en güçlü itki olarak tanımladığı aşkı enine boyuna tartışıyor.

Schopenhauer, aşkın insandaki en güçlü ve yaygın itki olmakla birlikte, gizli ve irrasyonel olduğunu, bize acı veren eylemlerde bulunmamıza neden olduğunu savunuyor.

Bizim için yıkıcı olsalar ve tatmin edilmeleri kısa süreli ve anlık olsa bile aşk dürtüsüne neden teslim oluruz?

Başka bir deyişle, aşk deneyiminin sonucu her seferinde hayal kırıklığı olduğu halde, neden ısrarla aptallığımızı sürdürürüz?

Schopenhauer, temel olarak bu sorunun yanıtını arıyor.

Aşk için üremeden başka hiçbir amacın olmadığını ve üreme için de türün hayatta kalmasından başka hiçbir amacın olmadığını belirten düşünüre göre, her birey tür uğruna ürer ve üreme görevini yerine getirdikten sonra ıskartaya çıkarılır ve ölüme teslim edilir.

Bu önemli kitabın elimizdeki baskısı, metnin dilimize çevirilerinde daha önce yer almayan, “paderastie”, yani “oğlancılık” üzerine olan son bölümünü de barındırıyor.

Schopenhauer burada da, iradenin içine düştüğü bir tür çıkmaz sokaktan söz ediyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Aşkın Metafiziği, çeviren: Veysel Atayman, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2018

Jonathan Powell – Teröristlerle Konuşmak (2015)

Bugün Kürt sorununun çözümüne dair gerek PKK ve gerekse hükümetin üzerine düşenler nelerdir?

Jonathan Powell’ın bu çalışması, kendisinin Kuzey İrlanda barış sürecinden bizzat edindiği deneyimler ile Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana geçen otuz yıl boyunca gerçekleşmiş benzer çatışmalardan çıkardığı daha kapsamlı derslere dayanmakta.

Kitap, Cengiz Çandar’ın kapsamlı bir önsözüyle açılıyor.

  • Künye: Jonathan Powell – Teröristlerle Konuşmak, çeviren: Nuray Önoğlu, Aykırı Yayınları