Matthew Carr – Kan ve İman (2015)

Dinsel ve ırksal baskıyı, tarihsel bir örnek olarak 1492-1614 yılları arasında İslami İspanya’nın tasfiyesi bağlamında irdeleyen ufuk açıcı bir inceleme.

Matthew Carr’ın verdiği bilgilere göre, yalnızca beş yıllık bir süre içinde 350 bin kadar erkek ve kadın Müslüman, İspanya’daki köylerini, evlerini, tüm varlıklarını terk etmeye zorlandı.

  • Künye: Matthew Carr – Kan ve İman, çeviren: Regaip Minareci, Alfa Yayınları

Antonin Artaud – Tarahumaralar Ülkesine Yolculuk (2015)

Istırap ile düşünceyi harmanlayan, acı çekmeyi destana dönüştüren Antonin Artuad’dan, bir Kızılderili kabilesi olan Tarahumaraların arasında geçirdiği günlerin görkemli dökümü.

Başta medeniyet olmak üzere, Batı düşüncesi ve kültürü, değerler, ahlak, eril ve dişil güçler, zaman ve mekân üzerine yeniden düşünmek için.

  • Künye: Antonin Artaud – Tarahumaralar Ülkesine Yolculuk, çeviren: Bahadır Gülmez, Everest Yayınları

Nuccio Ordine – Faydasızlığın Faydası: Manifesto (2018

Kant, “Güzel olandan alınan zevk çıkarsızdır.” demişti.

Nuccio Ordine’nin birçok dile çevrilen ‘Faydasızlığın Faydası’ adlı bu yapıtı da, her şeye ve herkese çıkar temelli bakan bir yaklaşımın egemen olduğu günümüzde, hayata anlam katmanın farklı yollarının neler olabileceğini gösteriyor.

Yazar bunu da, çağımızda artık unutulmuş bulunan değerleri hatırlatarak yapıyor.

Kazanç getirmeyen bilgi faydasız mıdır?

Ordine en başta, bu ve bunun gibi bir dizi soruyla, bizi yaşadığımız çağ üzerine düşünmeye davet ediyor.

Disiplinlerarası bir perspektifle kaleme alınmış kitabın ilk bölümü, edebiyat ve fayda üzerine.

Yazar burada, Dante, Petrarca, Ovidius, Kant, Boccacio, Lorca, Cioran, Heidegger ve Baudelaire gibi pek çok ismin düşünceleri üzerinden, kibirli ve budala bir yüzyılda faydacılığa karşı faydasızlığı neden tercih etmemiz gerektiğini anlatıyor.

Kitabın ikinci bölümü ise, “şirketleşmiş” üniversiteler ile bunların “müşterileşmiş” öğrencileri üzerinden artık değer üretemeyecek hale gelmiş akademinin hali pür melalini sorguluyor.

Yazar üniversitelerdeki bu dönüşümlerin, üniversitelerin toplumsal ve insani sorunlara yüzünü dönmesiyle nasıl sonuçlandığını ve bu sorunun nasıl aşılabileceğini irdeliyor.

Kitabın son bölümü de, faydasız addedilen eylemlerin ne denli gerekli ve önemli olduğuna, başka bir deyişle faydasızlığın faydaları üzerine odaklanan bir manifesto sunuyor.

Kitabın sonuna ise, Abraham Flexner’in klasik makalesi “Faydasız Bilginin Faydası” da eklenmiş.

  • Künye: Nuccio Ordine – Faydasızlığın Faydası: Manifesto, çeviren: Leyla Tonguç Basmacı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 166 sayfa, 2018

Paul Lafargue – Sermaye Dini (2018)

Tarihin ilk zamanlarından bugüne sermaye ve din, birbirleriyle kan kardeşi olageldi.

Tarihin en karanlık dönemlerinde, en büyük kırılma anlarında sermaye dinle, din sermayeyle ittifak kurdu.

Bu müttefiklik durumu, dinlerin etkilerinin eski zamanlara göre azaldığının iddia edildiği günümüzde de halen devam etmekte.

İşte Paul Lafargue da, bu kitabı 130 yıl önce, Fransız İşçi Partisi’nin yayın organı Le Socialiste’te yayınlamıştı.

Bu metin, kapitalizm-din ilişkisini güldürü tarzında ele almasıyla, şimdi klasik haline gelmiş bulunuyor.

Lafargue, Pazar duası, şükür duaları, iman duası gibi kapitalistlerin imanını sağlam kılan dualar ile azılı kapitalist Rotschild için yazdığı “Kapitalist Eyüb Rotschild’in Mersiyeleri”ni de sunuyor.

Yazar, dini ve sermayeyi yeni bir din olarak kabul eden kapitalizmin sıkı bir eleştirisi olarak okunabilecek metinlerinin yapısını da Kitab-ı Mukaddes geleneğine uygun bir şekilde düzenlemiş.

Siyasi hiciv sevenlerin kaçırmak istemeyeceği bir metin.

  • Künye: Paul Lafargue – Sermaye Dini, çeviren: Alev Er, Sel Yayıncılık, siyaset, 93 sayfa, 2018

Rex A. Wade – Rus Devrimi, 1917 (2018)

Bolşevik Devrimi, modern tarihin en önemli olaylarından biri olmaya devam ediyor.

Hem 20. yüzyıl dünya tarihinin şekillenmesinde oynadığı merkezî rolüyle hem de tarihî mirasıyla etkisini bugün de sürdürüyor.

Rus tarihi alanında yaptığı çok sayıda çalışma ile bildiğimiz Rex Wade de, bu sürecin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

Wade’in çalışmasının alana en büyük katkısı, hem Ekim Devrimi’ne dair mitlerle hesaplaşması hem de kadınlar, köylüler, askerler ve azınlıklar gibi, devrimde yer almış kesimlerin rollerini daha iyi aydınlatması.

Çalışma ilk olarak, devrimin siyasi tarihini yeniden kalıba döküyor; devrime eşlik eden siyasal saflaşmaların önemini ve devrim sırasında birçok açıdan geleneksel parti etiketlerinden çok daha önemli olan yeni siyasi blokların anlamını vurguluyor.

Kitap, benzer şekilde Ekim Devrimi sırasında, sadece Bolşeviklerin değil, radikal sol blokun da öneminin iyice ayırt edilmesine olanak sağlıyor ve ayrıca “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganı ve “Sovyet iktidarı” düşüncesinin, Ekim Devrimi’ne giden yolun taşlarını döşediğini belirtiyor.

Wade ayrıca, Ekim Devrimi’nin karmaşıklığının ve hakiki bir halk mücadelesi olan “Bütün İktidar Sovyetlere” talebiyle ne denli bütünleşmiş olduğunun altını çiziyor ve yalnızca bundan sonra bir “Bolşevik Devrimi”ne dönüştüğüne mim koyuyor.

Wade’in bu yaklaşımının, elimizdeki kitabın bu önemli ayaklanmayı uzun zamandır bulanıklaştıran pek çok mit ve yanlış kanının ortadan kaldırılmasına olanak sağladığını belirtelim.

  • Künye: Rex A. Wade – Rus Devrimi, 1917, çeviren: Ergin Özler, İletişim Yayınları, tarih, 359 sayfa, 2018

Simon Critchley – Ölü Filozoflar Kitabı (2015)

Felsefe yapmanın ölmeyi öğrenmek anlamına geldiğini savunan bir yazardan, filozofların ilginç ölme biçimlerini konu edinen bir çalışma.

Belirtmekte fayda var, çalışmanın tek derdi bu değil.

Simon Critchley’nin asıl amacı, ölümü inkârla belirlenmiş günümüzde, filozofça ölüm idealinin ne anlama geldiğini irdeliyor ve bunu neden savunmamız gerektiğini tartışıyor.

  • Künye: Simon Critchley – Ölü Filozoflar Kitabı, çeviren: Talip Kabadayı, Bilgesu Yayınları

Yörükhan Ünal – Dram Sanatı ve Sinema (2015)

Anlatım formlarının doğuşunu merak edenler ile konuyla ilgilenen araştırmacılar için hazırlanmış, klasik anlatı yapısını detaylıca ortaya koyan bir çalışma.

Sinemadaki dramatik yapıyı sinematografik araçlarla irdeleyen Yörükhan Ünal, Eski Yunan’dan başlayarak dram sanatının kökenlerini, yapısını ve bu sanatın sinemada uygulanışını ele alıyor.

  • Künye: Yörükhan Ünal – Dram Sanatı ve Sinema, Hayalperest Kitap

Marie-France Hirigoyen – Manevi Taciz (2015)

Kurbanlarını felç ederek koruma duvarlarını yıkan manevi tacizcilerden, leşçilerden nasıl korunabiliriz?

Psikoterapist Marie-France Hirigoyen’den, sapkın kişilerin verebilecekleri zararlar, başkalarını yönelik tehlikeli yanları ve kurbanlar ile müstakbel kurbanların kendilerini daha iyi savunmaları konusunda dört dörtlük bir rehber.

  • Künye: Marie-France Hirigoyen – Manevi Taciz, çeviren: Heval Bucak, İletişim Yayınları

Hippokrates – Hippokrates Külliyatı (2018)

Koslu Hippokrates, bilindiği gibi Yunanistan’da tıp sanatının gerçek bir bilim haline gelişini sağlayan kişiydi.

Bu nedenle kendisi, yerinde bir tanımla “tıbbın babası” olarak adlandırılmıştır.

İşte elimizdeki ‘Hippokrates Külliyatı’ da, kendisinin 5. ve 6. yüzyıllar arasındaki tıbbi metinlerini bir araya getirmesiyle altın değerinde bir kaynak.

Batı tıp literatürünün ana kaynaklarını oluşturmuş buradaki metinler Hippokrates’in tıpla ilgili fikirlerini ilk elden bize sunmalarıyla çok önemli.

Hippokrates ayrıntılı hastalık tanımları yapıyor, bu hastalıkların tedavileri hakkında önerilerini sunuyor, hekimlik ve hekimlik felsefesiyle ilgili fikirlerini anlatıyor.

Kitap, Jacques Jouanna ve Caroline Magdelaine’in kapsamlı sunuşları eşliğinde yayınlanmış.

Her hekimin ve sağlıkla konusuyla ilgilenen her okurun mutlaka, ama mutlaka okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Hippokrates – Hippokrates Külliyatı, çeviren: Nur Nirven, Pinhan Yayıncılık, tıp felsefesi, 408 sayfa, 2018

Lars T. Lih – Lenin’i Yeniden Keşfetmek (2018)

Daha önce burada ‘Lenin’ adlı kitabına yer verdiğimiz Lars Lih’ten, Lenin’in ‘Ne Yapmalı?’ adlı önemli eseri üzerine, yürütülegelen tartışmalara kapsamlı bir yanıt.

Lenin’in 1902’de yayınlanan söz konusu kitabı, kimilerine göre yeni bir parti tipinin kurucu belgesiydi, kimilerine göre Bolşevizmin esasını oluşturan öncü parti modeline yönelik bir tartışmaydı, kimilerine göreyse, Lenin’in işçi sınıfına yönelik elitist tavrının dışavurumuydu.

Lih, çağdaş Rus ve Alman kaynaklarına dayanan uzun soluklu çalışmalarla ortaya çıkmış bu kitabında, ‘Ne Yapmalı?’ hakkındaki söz konusu görüşlerin tümünün de gerçeği yansıtmadığını gözler önüne seriyor.

Lih, Lenin’in bu kitaptaki argümanlarının, asıl gücünü işçilerin devrimci eğilimlerinden aldığını belirtiyor.

Lenin’in Alman Sosyal Demokrasi hareketine özel hayranlığı olduğu ise, Lih’in buradaki en dikkat çekici tezi.

Lih’in bu önemli çalışması, Bolşevizm, Sovyetler ve Lenin hakkında ilgi çekici sorular soran, aynı zamanda Lenin’e dair efsanelerle hesaplaşarak Lenin’in devrimci perspektifini güncelleyen bir kitap olmasıyla çok değerli.

Yazar, ‘Ne Yapmalı?’yı kapsamlı bir şekilde tartışmakla kalmıyor, aynı zamanda kitabın kendisi tarafından yapılmış bir çevirisini de sunuyor.

  • Künye: Lars T. Lih – Lenin’i Yeniden Keşfetmek, çeviren: Melih Pekdemir, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 896 sayfa, 2018