Ludovic Slimak – Çıplak Neandertal (2025)

Ludovic Slimak’ın bu çalışması, Neandertalleri modern zihnin hazır kalıplarından arındırarak yeniden düşünmeye çağıran radikal bir çalışma sunuyor. Slimak’a göre elimizde Neandertallere dair resimler, süs eşyaları, tören kalıntıları ya da sembolik anlatımlar yok; yalnızca kemikler, taşlar ve belirsiz ipuçları var. Bu eksiklik yüzünden Neandertali anlamak yerine ona kendi bakış açılarımızı giydiriyor, onu “insan” ile “yaratık” arasında sıkışmış bir karikatüre dönüştürüyoruz. Oysa sorun materyal eksikliğinden çok, kendi önyargılarımızdan sıyrılmayı beceremeyişimiz.

Slimak, Neandertallerin bizden başka türlü düşünen, üreten ve yaşayan bir insanlık olabileceği ihtimalinin modern zihin için rahatsız edici olduğuna dikkat çekiyor. Dahası, bu başka insanlığın ortadan kaybolmasında Homo sapiens’in doğrudan veya dolaylı payı olabileceğini kabul etmek de kolay değil. ‘Çıplak Neandertal: İnsan Denen Yaratığı Anlamak’ (‘Neanderthal nu: Comprendre la créature humaine’), bu nedenle Neandertali “medenileştirmeye” ya da bize benzetmeye çalışan yaklaşımları sorguluyor; onları şapkalardan, elbiselerden, insan-merkezci hikâyelerden sıyırarak kendi varoluş koşulları içinde anlama çabasına giriyor.

Otuz yılı aşan saha deneyimine sahip bir arkeolog ve kültürel antropolog olan Slimak, kitabında Türkiye’den Etiyopya’ya, Cibuti’den Rusya’nın kutup bölgelerine ve Akdeniz coğrafyasına uzanan 54 arkeolojik kazıdan elde ettiği bulguları harmanlıyor. Neandertallerle erken Homo sapiens toplulukları arasındaki teması, çatışmayı ve ayrışmayı yeni bir perspektifle okuyor.

Neandertalleri romantikleştirmeden ya da şeyleştirmeden, onu kendi sessiz tarihinin içinden görmeyi hedefleyen bir çalışma. Bu yönüyle hem insanlığın evrimine dair yerleşik kabulleri sarsıyor hem de bizi kendi türümüzün nasıl bir varlık olduğunu yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Ludovic Slimak – Çıplak Neandertal: İnsan Denen Yaratığı Anlamak, çeviren: Sarp Kaya, Monografi Yayınları, arkeoloji, 160 sayfa, 2025

Robert Kurz – Modernleşmenin İflası (2025)

Robert Kurz bu eserinde, modernleşmenin çöküşünü kapitalist dünya sisteminin iç çelişkileriyle birlikte ele alıyor. Ona göre Doğu Bloku’nun yıkılışı, sosyalizmin kapitalizme alternatif olamayışını değil, her iki sistemin de aynı modernleşme mantığına dayandığını gösteriyor. Kapitalist piyasa ile “kışla tipi sosyalizm” aslında aynı ekonomik aklın, yani üretkenliğin sınırsız artışı ve emek değerinin kutsanması fikrinin iki farklı biçimini temsil ediyor. Kurz, bu yüzden sosyalizmin çöküşünü kapitalizmin zaferi olarak değil, modernleşme projesinin bütüncül krizinin bir belirtisi olarak yorumluyor.

Kitapta üretim ilişkilerinin temelinde yer alan “değer yasası”nın teknolojik ilerleme karşısında işlevsiz hale geldiği vurgulanıyor. Otomasyon, emeğin yerini alırken, değerin ölçüsünü de ortadan kaldırıyor. Bu süreçte piyasa ekonomisi kendi kendini tahrip eden bir yapıya dönüşüyor. Kurz, dünya ekonomisinde yaşanan krizleri, borçlanma ve finansallaşma üzerinden ayakta kalmaya çalışan bu değersizleşmiş sistemin sonuçları olarak okuyor.

‘Modernleşmenin İflası: Kışla Sosyalizminin Çöküşünden Dünya Ekonomisinin Krizine’ (‘Der Kollaps der Modernisierung: Vom Zusammenbruch des Kasernensozialismus zur Krise der Weltökonomie’), modernliğin ilerleme ideolojisini sorgularken, kapitalizmin artık insanlığı özgürleştiren değil, küresel ölçekte çöküşe sürükleyen bir mekanizma haline geldiğini öne sürüyor. Kurz, “modernleşme” kavramını bir kurtuluş anlatısı olmaktan çıkarıp bir tarihsel kapanış süreci olarak tanımlıyor. İnsanlığın geleceği, üretim ve tüketim mantığını kökten sorgulayan yeni bir toplumsal tahayyül geliştirilmesine bağlı görülüyor.

  • Künye: Robert Kurz – Modernleşmenin İflası: Kışla Sosyalizminin Çöküşünden Dünya Ekonomisinin Krizine, çeviren: Dilara Yabul İşleyen, Monografi Yayıncılık, sosyoloji, 224 sayfa, 2025

Guillaume Calafat, Mathieu Grenet – Akdenizler (2025)

Guillaume Calafat ile Mathieu Grenet’nin bu kitabı, 1492’den 1750’ye uzanan dönemde Akdeniz coğrafyasındaki insan hareketliliğini derinlemesine inceliyor. Yazarlar, Akdeniz’i yalnızca bir deniz değil, sürekli etkileşim, çatışma ve alışverişin yaşandığı dinamik bir kültürel alan olarak ele alıyor.

‘Akdenizler: İnsan Hareketliliğinin Bir Tarihi (1492–1750)’ (‘Méditerranées: Une histoire des mobilités humaines (1492-1750)’), göçmenleri, tüccarları, korsanları, sürgünleri, esirleri ve hac yolcularını merkeze alarak, farklı inanç ve toplulukların zorunlu ya da gönüllü hareketliliklerinin ortak bir tarihsel çerçeve yarattığını vurguluyor. Bu bağlamda Osmanlı, Avrupa krallıkları ve Kuzey Afrika şehirleri arasındaki siyasi rekabet, ticari ağlar ve dini kimliklerin kesişim noktalarıyla birlikte ele alınıyor.

Calafat ve Grenet, Akdeniz’i durağan imparatorluklar ya da sınırlarla tanımlamak yerine, insanların geçişleri, karşılaşmaları ve karşılıklı bağımlılıkları üzerinden okuyor. Bu hareketlilik bazen ticareti ve kültürel alışverişi canlandırırken bazen de esaret, sürgün ve şiddet biçiminde tezahür ediyor.

Sonuçta kitap, 1492’de Yahudilerin İspanya’dan sürgün edilmesinden 18. yüzyıldaki büyük göç ve ticaret ağlarına kadar uzanan süreçte, Akdeniz’in modern dünyanın temellerini atan bir laboratuvar işlevi gördüğünü öne sürüyor. Böylece insan hareketliliğinin tarih yazımında merkezî rolünü hatırlatıyor ve Akdeniz’i hem sınırların hem de buluşmaların mekânı olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Guillaume Calafat, Mathieu Grenet – Akdenizler: İnsan Hareketliliğinin Bir Tarihi (1492–1750), çeviren: Ayşen Sarı Koç, Monografi Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2025

Joanna Dornbierer-Stuart – Dilin Kökenleri (2025)

Joanna Dornbierer-Stuart’ın bu kitabı, dilin nasıl ortaya çıktığını ve evrimsel süreçte hangi aşamalardan geçerek bugünkü karmaşık yapısına ulaştığını araştırıyor. Yazar, dilin biyolojik temellerini, evrimsel biyolojiyle ilişkisini ve kültürel aktarım yoluyla nasıl geliştiğini ayrıntılı biçimde ele alıyor.

‘Dilin Kökenleri: Evrimsel Dilbilime Giriş’ (‘The Origins of Language: An Introduction to Evolutionary Linguistics’), öncelikle hayvan iletişimi ile insan dili arasındaki farkları inceliyor. Kuş şarkılarından primatların sesli uyarılarına kadar pek çok örnek üzerinden, bu iletişim biçimlerinin sınırlılıklarını ortaya koyuyor ve insan dilini ayırt eden özelliklerin —sözdizimi, sembolik temsil, soyut kavram üretme— nasıl gelişmiş olabileceğini tartışıyor. Dornbierer-Stuart, özellikle dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda düşünceyi biçimlendiren bir yapı olduğuna vurgu yapıyor.

Eser, fosil kayıtlarından arkeolojik bulgulara ve beyin evrimi üzerine yapılan araştırmalara kadar geniş bir kanıt yelpazesine dayanıyor. Homo erectus, Neandertal ve Homo sapiens türlerinin dilsel kapasiteleri karşılaştırılırken, jestlerin, mimiklerin ve ses üretiminin kademeli bir biçimde karmaşıklaştığına dikkat çekiliyor. Yazar, dilin tek bir anda ortaya çıkan bir mucize değil, milyonlarca yıl süren kümülatif bir evrim sürecinin ürünü olduğunu savunuyor.

Kitapta ayrıca dilin sosyal bağları güçlendirmedeki rolü, grup içi iş birliğini artırması ve kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasındaki merkezi işlevi de ele alınıyor. Dornbierer-Stuart, dilin evriminin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda toplumsal bir süreç olduğunu göstererek, okuyucuyu insanlık tarihinin en önemli buluşlarından birinin kökenini yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Joanna Dornbierer-Stuart – Dilin Kökenleri: Evrimsel Dilbilime Giriş, çeviren: Ahmet Ergün, Monografi Yayıncılık, dilbilim, 240 sayfa, 2025

Irène Melikoff – Destandan Masala (2025)

Irène Melikoff’un bu eseri, yazarın yıllar süren Türkoloji serüveninin izini sürerken, Türk halk kültürü, inanç sistemleri ve anlatı gelenekleri üzerine derinlemesine çözümlemeler sunar. ‘Destandan Masala: Türkoloji Yolculuklarım’ (‘De l’épopée au mythe: Itinéraire turcologique’), özellikle epik anlatılardan mitik düşünceye geçiş sürecini merkeze alarak, Oğuz destanları, heterodoks inançlar ve halk tasavvufu üzerine yoğunlaşıyor.

Kitapta Melikoff, epik geleneklerin toplumsal bellek ve kimlik oluşumundaki rolünü inceliyor. Dede Korkut, Battal Gazi ve diğer sözlü anlatıların sadece kahramanlık hikâyeleri değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel kodların taşıyıcısı olduğunu savunuyor.

Yazar, Alevilik-Bektaşilik gibi inanç sistemlerini yalnızca dinsel yapılar olarak değil, aynı zamanda mitolojik ve kültürel anlatı formları olarak değerlendiriyor. Bu yapıların İslam öncesi inançlarla İslami öğeleri nasıl harmanladığını örneklerle açıklıyor.

Melikoff’un bu eseri çeşitli akademik dergilerde, sempozyumlarda yayımlanmış makalelerinden oluşan bu seçki, disiplinlerarası yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Tarih, edebiyat, antropoloji ve dinler tarihi gibi alanları birleştirerek Türk halk kültürünün çok katmanlı yapısını çözümlüyor.

‘Destandan Masala’, bir akademik serüvenin anlatısı olmasının ötesinde, Türk halk inançları ve anlatılarının evrensel kültürel anlamlarına ışık tutan kapsamlı bir eser.

  • Künye: Irène Melikoff – Destandan Masala: Türkoloji Yolculuklarım, çeviren: Selen Okumuş, Monografi Yayınları, inceleme, 248 sayfa, 2025

Pascal Boyer – Dinin Açıklanması (2025)

Pascal Boyer’in ‘Dinin Açıklanması: Dini Düşüncelerin Evrimsel Kökenleri’ (‘Religion Explained: The Evolutionary Origins of Religious Thought’) adlı kitabı, dinin insan zihnindeki kökenlerini evrimsel bir bakış açısıyla inceliyor. Boyer, dinin doğaüstü varlıklara olan inançtan ziyade, insan zihninin evrimsel olarak gelişmiş bilişsel mekanizmalarının bir ürünü olduğunu savunuyor. Ona göre, din, insan zihninin bazı temel özelliklerinin, özellikle de neden-sonuç ilişkilerini anlama, sosyal etkileşimleri takip etme ve tehlikelerden kaçınma gibi yeteneklerinin bir yan ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Boyer, dinin yaygınlığını ve çeşitliliğini, insan zihninin evrensel özellikleriyle açıklıyor. İnsanların, doğaüstü varlıklara olan inançlarını, mantık ve kanıtla çelişmesine rağmen sürdürebilmelerini, zihnin bu varlıklarla ilgili kavramları işleme biçimiyle ilişkilendiriyor. Ona göre, doğaüstü varlıklar, insan zihninin “doğal” olarak kabul ettiği kategorilere uymayan, ancak yine de anlaşılabilir olan varlıklar olarak algılanıyor. Bu durum, insanların bu varlıklara dair inançlarını sürdürmelerini kolaylaştırıyor.

Kitap, dinin sadece inançlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda ritüeller, mitler ve sosyal kurumlar gibi karmaşık bir sistem olduğunu vurguluyor. Boyer, bu unsurların da insan zihninin evrimsel olarak gelişmiş özellikleriyle nasıl bağlantılı olduğunu açıklıyor. Örneğin, ritüellerin, insanların sosyal bağlarını güçlendirmeye ve grup içi iş birliğini artırmaya yardımcı olduğunu savunuyor. Mitlerin ise, insanların dünyayı anlamlandırma ve belirsizliklerle başa çıkma çabalarının bir ürünü olduğunu belirtiyor.

Boyer, dinin insanlık tarihi boyunca nasıl değiştiğini ve geliştiğini de ele alıyor. Ona göre, dinler, farklı toplumsal ve çevresel koşullara uyum sağlayarak evrimleşiyor. Bu süreçte, bazı dinler yaygınlaşırken, bazıları yok oluyor. Ancak, dinin temelinde yatan insan zihninin bilişsel mekanizmaları, evrensel ve kalıcı kalıyor.

Sonuç olarak, ‘Dinin Açıklanması’, dinin insan zihnindeki kökenlerini ve işleyişini anlamak için evrimsel bir çerçeve sunuyor. Boyer, dinin doğaüstü bir olgudan ziyade, insan zihninin doğal bir ürünü olduğunu savunarak, dinin bilimsel olarak incelenebileceğini gösteriyor.

  • Künye: Pascal Boyer – Dinin Açıklanması: Dini Düşüncelerin Evrimsel Kökenleri, çeviren: Ramazan Kılınç, Monografi Yayıncılık, antropoloji, 400 sayfa, 2025

Imma Eramo – 20 Hilede Antik Dünya (2024)

Bu kitap, antik dünyanın karmaşık siyasi ve sosyal yapısını 20 farklı hile üzerinden inceleyen kapsamlı bir çalışma.

Yazar, bu stratejilerin antik dönemde nasıl kullanıldığını, modern dünyayla olan benzerliklerini ve günümüz strateji analizine nasıl katkı sağladığını derinlemesine araştırıyor.

Kitabın temel amacı, antik dünyanın siyasi hilelerini ve liderlerin başarılarını, günümüz okurunun anlayabileceği bir dilde ve modern bir perspektifle sunmaktır.

Eramo, antik Yunan, Roma ve diğer medeniyetlerden örnekler vererek, güç mücadelelerinin, ittifakların ve entrikaların nasıl şekillendiğini gösterir.

Yunan şehir devletlerinin iç siyaseti, Roma İmparatorluğu’nun genişleme stratejileri, savaş taktikleri gibi konular detaylı bir şekilde incelenir.

Devletler arasındaki ilişkiler, antlaşmalar ve ittifakların nasıl kurulduğu ve bozulduğu analiz edilir.

Tarihin en etkili liderlerinin kişisel özellikleri, konuşma becerileri ve halkı etkileme yöntemleri incelenir.

Antik dünyada haberlerin nasıl yayıldığı, dedikoduların nasıl kullanıldığı ve kamuoyunun nasıl şekillendirildiği gibi konulara değinilir.

Savaş taktikleri, kuşatma yöntemleri ve lojistik gibi askeri konular tarihsel örneklerle desteklenir.

Bu kitabın kahramanları tarihin çeşitli karakterleridir; bazı efsane isimlerin yanında daha az tanıdık, ancak başarılarının büyüklüğü açısından eşit derecede önemli kişiler de burada kendine yer bulur.

Hepsi, rekabetçi ortamlardan zaferle çıkar ya da rahatsız edici durumlardan en az bir defa yara almadan kurtulur.

Yunanlar Truva’yı alır, Dido Kartaca’yı kurar, Themistokles Salamis’te zafere ulaşır, Romulus Sabin kadınlarını kaçırır.

Tüm bunlarınsa tek bir ortak noktası vardır: hile.

Kitaptan bir alıntı:

“Sparta’da bile, savaşı aldatma ve hile ile kazanan komutan ödül olarak bir öküz alırken düşmanları silah gücüyle yenen komutansa bir horozla yetinmek zorunda kalırdı.”

  • Künye: Imma Eramo – 20 Hilede Antik Dünya, çeviren: Gonca Topal, Monografi Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2024

Jérôme Baschet – Kapitalizm Ne Zaman Başlar? (2024)

‘Kapitalizm Ne Zaman Başlar?’

Soru açıksa da tarihçiler arasında bir fikir birliği yok: Bazıları ortaya çıkışını iki yüzyıl, diğerleri beş ya da sekiz yüzyıl, hatta birkaç bin yıl olarak öncesine tarihlendiriyor.

Dikkate alınması gereken faktörlerin niteliği ya da daha da şaşırtıcısı, kapitalizmin tanımı konusunda da bir fikir birliği yok.

Jérôme Baschet, kapitalizmi salt ticari ve parasal uygulamalardan ayırmak için koyduğu titiz kriterlerle, birçok klasik tarihsel modeli sorguluyor ve feodalizmden kapitalizme geçişte yer alan güçlerin karmaşıklığını araştırıyor.

Ortaçağ toplumunun iç dinamiklerini inceleyen, bir yandan Avrupamerkezci önyargıları reddederken diğer yandan Avrupa’nın özgün taraflarını vurgulayan Baschet’ye göre Avrupamerkezci olmayan bir tarih anlayışı, Avrupa’nın dünya tarihindeki rolünü doğru bir şekilde anlamayı gerektiriyor.

Süreksiz bir bakış açısını savunan Baschet, geçişin doğrusal, önceden belirlenmiş bir gelişme değil, insanlık ve gezegen tarihinde radikal bir kırılma olduğunu, bunun ise tam anlamıyla öneminin mevcut iklim ve ekolojik kriz bağlamında çıktığını vurguluyor.

Baschet, merkeze aldığı “ne zaman?”, “nasıl?” ve “ne?” sorularıyla tartışmanın odağını belirleyerek kapitalizmin tarihsel süreç içindeki oluşumunu derinlemesine inceliyor.

Ekonominin özerkleştiği, sınırsız büyüme mantığının olumlanarak egemenlik sürdüğü bir dünya şeklinde kendini gösteren kapitalizmin sonuçlarını bugün yaşıyoruz.

  • Künye: Jérôme Baschet – Kapitalizm Ne Zaman Başlar?: Feodal Toplumdan Ekonomi Dünyasına, çeviren: Hasan Can Utku, Monografi Yayınları, tarih, 120 sayfa, 2024

Boris Cyrulnik – Duygu Yoksunu Kırk Harami (2024)

Boris Cyrulnik bu kitabında en sevdiği temalara geri dönüyor: çocukluk, sevgi dolu ve güven verici figürlere bağlanmanın hayati önemi ve bağımsız olmak için kendini onlardan özgürleştirme ihtiyacı.

  • Kediler, filler ya da Neandertaller nasıl yaşıyor ve dünyayı nasıl deneyimliyor?
  • Erkek ya da kız olmak ne anlama geliyor?

Cyrulnik, hayvanları ile insanları karşılaştırarak eşsiz bilgi birikimi ve klinik deneyimiyle dünyanın şiddetini ve savaşın köklerini hissedip anlamamıza yardımcı oluyor.

Kırk Haramiler hırsız doğmadılar; hırsız oldular.

Duygusal yoksunluk yaşayan çocukların şiddet yanlısı yetişkinlere dönüşme riski vardır.

Yaratıcılığın kaynağı olan insan konuşması aynı zamanda inanç savaşlarının dehşetini de doğurur.

Cyrulnik, dünyadaki şiddeti ve savaşın kökenlerini hissetmemizi ve anlamamızı sağlıyor.

İnsan ruhu ve hayvan dünyalarına dair ortak araştırmasını sürdüren Cyrulnik, burada bize hikâye anlatıcının ve bilge adamın arkasında bir bilgini keşfettiğimiz ustaca bir çalışma sunuyor.

  • Künye: Boris Cyrulnik – Duygu Yoksunu Kırk Harami: Hayvan Dalaşları, İnsan Savaşları, çeviren: Hasan Can Utku, Monografi Yayınları, psikoloji, 208 sayfa, 2024

Dina Danon – Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri (2024)

Yirminci yüzyılın başında, Doğu Akdeniz’de liman şehri olan İzmir, dört yüzyılı aşkın bir süredir canlı ve önemli bir Sefarad Yahudi topluluğuna ev sahipliği yapmış ve Yahudi yaşamının önemli bir merkezi olarak ortaya çıkmıştı.

Dina Danon, ‘Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri, Modern Tarih’te daha önce ele alınmamış Ladino arşiv malzemelerinden faydalanarak uzun süredir göz ardı edilmiş Yahudi topluluğunun hikâyesini anlatıyor.

Avrupa genelinde, Yahudilerin dini ve kültürel farklılıklarının modern çağla uyumlu olmadığı düşüncesinin yaygın olduğu bir dönemde Osmanlı İzmiri’nden bakıldığında farklı bir yaklaşım öne çıkar: Yahudilerin farklılığı her şeyiyle olağan karşılandığında ne olur?

Danon, Yahudi dini ve kültürel farklılıklarının bu Osmanlı liman şehrinde yadırganmadığına dikkat çekerken, Yahudi kimliğinin diğer unsurlarının, özellikle de yoksulluk ve sosyal sınıfın derin gerilim alanları yarattığını savunuyor.

Danon, sokaktaki dilencilerden, ticari elitlere, ayakkabı boyacılarına, gazete editörlerinden, hahamlara, ev hanımlarına dek pek çok kesime ses verdiği eserinde; Sefarad topluluğunun modern çağla karşılaşmasını belirleyen en temel unsurun Yahudilik değil, yoksulluk ve sınıf olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Dina Danon – Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri, Modern Tarih, çeviren: Seda Kutsal, Monografi Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2024