Annie Brassey — Altın Günlerden Kurşun Gecelere (2026)

Annie Brassey’nin bu eseri, 1874 ile 1878 yılları arasında Sunbeam (Gün Hüzmesi) yatıyla gerçekleştirilen Akdeniz yolculuklarının gözlemlerini bir araya getiriyor. Kıbrıs, İstanbul, İyonya Adaları ve Doğu Akdeniz’in farklı limanlarını kapsayan bu seyahat anlatısı, yalnızca bir gezi günlüğü olmanın ötesine geçerek Osmanlı coğrafyasının toplumsal, siyasal ve kültürel görünümünü dönemin tanıklığıyla aktarıyor. Annie Brassey, kişisel merakı ile dikkatli gözlemciliğini birleştirerek, deniz yolculuğunun romantik atmosferini farklı toplumların gündelik yaşamına dair ayrıntılarla zenginleştiriyor.

Eserin merkezinde, seyahatin keşif duygusu kadar değişimi izleme arzusu da yer alıyor. Brassey, gençliğinden beri görmeyi hayal ettiği İstanbul’a ilk gelişinde Boğaz’ın, sarayların ve camilerin ihtişamını hayranlıkla tasvir ediyor. Ancak dört yıl sonra gerçekleştirdiği ikinci ziyarette aynı şehrin bambaşka bir manzarayla karşısına çıktığını belirtiyor. Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından yaşanan siyasal ve ekonomik sıkıntılar, kentin canlılığını gölgeleyen bir yoksunluk ve yorgunluk hissi yaratıyor. Kitabın “Altın Günlerden Kurşun Gecelere” başlığı da bu iki ziyaret arasındaki belirgin dönüşümü simgeliyor; ilk yolculuğun iyimserliği ile ikinci yolculuğun melankolik atmosferi arasında güçlü bir karşıtlık kuruyor.

Brassey’nin anlatımı, yalnızca şehirleri ve doğal güzellikleri betimlemekle sınırlı kalmıyor. Osmanlı yönetim anlayışı, yerel yöneticiler, diplomatik çevreler, farklı din ve etnik kökenlerden topluluklar, gündelik yaşam alışkanlıkları ve toplumsal ilişkiler de dikkatle gözlemleniyor. Saray çevresinden kırsal yerleşimlere kadar uzanan geniş bir yelpazede yaptığı gözlemler, dönemin Osmanlı dünyasına ilişkin canlı bir panorama oluşturuyor. Yazar, karşılaştığı insanları merakla dinleyen, farklı kültürleri anlamaya çalışan ve önyargılarını mümkün olduğunca gözlemleriyle sınayan bir gezgin kimliği sergiliyor.

‘Altın Günlerden Kurşun Gecelere’ (‘Sunshine and Storm in the East’), aynı zamanda Annie Brassey’nin alışılmış Viktorya dönemi kadın gezgin kalıplarının dışına çıkan yönünü de ortaya koyuyor. Güvertede denizcilik faaliyetlerini yakından takip ediyor, karaya çıktığında uzun keşif gezilerine katılıyor ve çoğu zaman at sırtında ulaşılması güç bölgelere giderek yalnızca turistik mekânlarla yetinmeyen bir araştırmacı tavrı benimsiyor. Babasına yazdığı uzun mektuplardan oluşan anlatı, samimi dili sayesinde okuyucuya doğrudan yolculuğun bir parçası olma hissi veriyor. Yolculuk boyunca hazırladığı fotoğraflar ile dönemin sanatçılarının çizimleri de anlatıyı görsel açıdan tamamlayarak seyahatin atmosferini güçlendiriyor.

Annie Brassey, Doğu Akdeniz’i egzotik bir merak nesnesi olarak sunmak yerine, değişim içindeki toplumları gözlemleyen dikkatli bir tanık olmayı tercih ediyor. Farklı dönemlerde aynı coğrafyaya yeniden bakmanın sağladığı karşılaştırmalı perspektif, esere tarihsel bir derinlik kazandırıyor. Bu yönüyle ‘Altın Günlerden Kurşun Gecelere’, 19. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun geçirdiği dönüşümü bir yabancı gezginin duyarlı gözlemleriyle belgeleyen önemli bir seyahat anlatısı olmanın yanında, sosyal tarih, kültürel etkileşim ve Doğu Akdeniz’in gündelik yaşamına ışık tutan değerli bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor.

Annie Brassey — Altın Günlerden Kurşun Gecelere: İstanbul ve Kıbrıs Seferleri (1874-1878)
Çeviren: Ulaş Can Çakan • Remzi Kitabevi
Anı • 392 sayfa • 2026

Anthony Bale — Ortaçağ’da Seyahat Rehberi (2026)

Anthony Bale’in bu eseri, Ortaçağ insanının dünyayı nasıl gördüğünü, nasıl hayal ettiğini ve nasıl deneyimlediğini seyahat olgusu üzerinden inceleyen özgün bir kültür tarihi çalışmasıdır. Kitap, modern anlamda bir tarih anlatısından çok, okuru Geç Ortaçağ’ın yollarına çıkaran bir seyahat rehberi gibi kurgulanmış. ‘Ortaçağ’da Seyahat Rehberi’ (‘A Travel Guide to the Middle Ages’), dönemin hacılarını, tüccarlarını, elçilerini ve maceraperest gezginlerini takip ederek yalnızca gidilen yerleri değil, bu insanların zihinsel haritalarını da ortaya koyuyor. Böylece Ortaçağ dünyasının coğrafi sınırları kadar korkularını, umutlarını, önyargılarını ve meraklarını da görünür kılıyor.

Kitabın çıkış noktası, Ortaçağ’da seyahatin yalnızca bir yer değiştirme faaliyeti olmadığı düşüncesidir. Yolculuk aynı zamanda bilgi edinmenin, dini arınmanın, toplumsal statü kazanmanın ve dünyayı anlamlandırmanın bir yolu olarak görülüyordu. İnsanlar Roma’ya, Kudüs’e veya Santiago de Compostela’ya hac yolculuğuna çıkarken yalnızca kutsal mekânları ziyaret etmiyor, aynı zamanda kendilerini dönüştürecek bir deneyimin peşine düşüyorlardı. Bale, dönemin seyahatnamelerini kullanarak bu yolculukların zorluklarını, tehlikelerini ve manevi anlamlarını ayrıntılı biçimde yeniden canlandırıyor.

Eser boyunca Avrupa’dan başlayıp Akdeniz’e, Bizans’a, Kutsal Topraklar’a, Kuzey Afrika’ya, İran’a, Hindistan’a ve Çin’e kadar uzanan geniş bir güzergâh izleniyor. Aachen, Roma, Venedik ve Konstantinopolis gibi merkezler, Ortaçağ gezginlerinin gözünden anlatılıyor. Özellikle Konstantinopolis ve Kudüs bölümleri, dönemin insanlarının şehirleri nasıl algıladığını, kutsal mekânları nasıl yorumladığını ve yabancı kültürlerle karşılaşmalarını nasıl anlamlandırdığını gösteriyor. Bu anlatılar sayesinde okur, modern coğrafi bilgilerin bulunmadığı bir çağda dünyayı kavramanın ne anlama geldiğini hissediyor.

Bale’in vurguladığı önemli noktalardan biri, Ortaçağ seyahatlerinin hakikat ile hayalin iç içe geçtiği bir alan olmasıdır. Seyyahlar gerçek şehirleri, halkları ve manzaraları anlatırken aynı zamanda efsanevi yaratıklardan, mucizevi adalardan ve dünyanın kenarında yaşadığı düşünülen tuhaf topluluklardan da söz ediyorlardı. Köpek başlı insanlar, dev karıncalar, Amazonlar veya Dünyevi Cennet gibi unsurlar, dönemin dünya tasavvurunun doğal parçalarıydı. Bu nedenle Ortaçağ seyahat yazıları yalnızca coğrafi bilgi değil, aynı zamanda kolektif hayal gücünün de belgeleri olarak değerlendiriliyor.

Kitap, seyahat yazılarının Ortaçağ’da bireysel benliğin ortaya çıkışındaki rolünü de inceliyor. Yolculuk sırasında yaşanan deneyimler, gözlemler ve karşılaşmalar, gezginlerin kendi seslerini geliştirmelerine katkı sağlıyordu. Seyahatnameler yalnızca gidilen yerleri anlatmıyor, aynı zamanda yazarın kim olduğunu da ortaya koyuyordu. Böylece seyahat, hem dış dünyayı hem de kişinin kendi iç dünyasını keşfetmesinin aracı hâline geliyordu.

Bale’in temel savı, Ortaçağ insanının dünyasının sanıldığı kadar kapalı ve durağan olmadığıdır. Ticaret yolları, hac güzergâhları ve diplomatik ilişkiler sayesinde insanlar geniş coğrafyalar arasında hareket ediyor, farklı kültürlerle temas kuruyor ve bu deneyimleri yazılı hale getiriyordu. Ancak bu karşılaşmalar çoğu zaman önyargılar, yanlış anlamalar ve kültürel üstünlük duygularıyla da şekilleniyordu. Bu yönüyle eser, seyahatin hem ufuk açıcı hem de sınırlayıcı bir deneyim olduğunu gösteriyor.

Sonuç olarak ‘Ortaçağ’da Seyahat Rehberi’, okuru yalnızca geçmişin yollarında dolaştırmıyor; Ortaçağ insanının dünyayı nasıl düşündüğünü, haritalandırdığını ve anlamlandırdığını da açıklıyor. Anthony Bale, seyahati bir tarihsel mercek olarak kullanarak coğrafya, din, kültür, hayal gücü ve kimlik arasındaki ilişkileri görünür kılıyor. Böylece eser, Ortaçağ’ın yalnızca kalelerden ve savaşlardan ibaret olmadığını; merak, keşif ve hareketlilik üzerine kurulu canlı bir dünya sunduğunu gösteriyor.

Anthony Bale — Ortaçağ’da Seyahat Rehberi: Ortaçağ’da Yaşamışların Gözünden Dünya
Çeviren: Selen Birce Yılmaz • Mundi Kitap
Tarih • 336 sayfa • 2026

Nicolas Bouvier — Dünyanın Halleri (2025)

Nicolas Bouvier’in bu kitabı, bir seyahat anlatısından çok, yolculuğu bir düşünme ve varoluş biçimi olarak ele alan edebî bir metindir. 1950’lerin başında iki genç sanatçının Avrupa’dan Asya’ya uzanan yolculuğunu anlatan kitap, gezilen yerlerden çok, yolun insan üzerindeki dönüştürücü etkisine odaklanıyor.

‘Dünyanın Halleri’ (‘L’Usage du monde’), 1953 yazında arkadaşı Thierry Vernet ile küçücük bir Fiat Topolino’yla İsviçre’den yola çıkıp Balkanlar, Türkiye, İran, Afganistan ve Hindistan’a uzanan uzun ve zorlu bir rotayı izliyor. Ancak anlatı, egzotik mekân betimlemeleriyle sınırlı kalmıyor; yoksulluk, hastalık, bekleyiş ve belirsizlik gibi deneyimler yolculuğun asli parçaları olarak ele alınıyor. Bouvier’in dili, yolculuğu tüketilecek bir deneyim değil, insanı sadeleştiren ve sınayan bir süreç olarak kuruyor.

Kitapta karşılaşılan insanlar, diller ve gündelik hayat sahneleri, Batı merkezli bakıştan uzak, dikkatli ve alçakgönüllü bir gözle aktarılıyor. Vernet’nin çizimleri ve yol arkadaşlığı, anlatıya görsel ve düşünsel bir derinlik katıyor. Yolculuk, bir ilerleme fikrinden çok, yavaşlama, uyum sağlama ve dünyayla eşitlenme pratiği olarak sunuluyor.

‘Dünyanın Halleri’, seyahati fetih ya da keşif değil, karşılaşma ve dönüşüm olarak ele alan klasik bir metin olarak kabul ediliyor. Kitap, dünyanın “kullanılacak” bir nesne değil, insanı biçimlendiren bir ilişki alanı olduğunu hatırlatarak, modern gezginliğin ve hız kültürünün karşısına dingin, dikkatli ve etik bir yolculuk anlayışı koyuyor.

Nicolas Bouvier — Dünyanın Halleri
Çeviren: Ali Karabayram ● Epona Yayınları
Gezi edebiyatı ● 494 sayfa ● 2025

Ernesto Che Guevara – Motosiklet Günlükleri (2025)

Ernesto Che Guevara’nın gençlik yıllarında tuttuğu yolculuk notlarından oluşan bu kitap, Güney Amerika’nın farklı coğrafyalarında geçen bir keşif ve dönüşüm hikâyesi anlatıyor. Guevara, arkadaşı Alberto Granado ile birlikte eski bir motosikletle çıktığı bu uzun yolculukta kıtanın dağlarını, köylerini, şehirlerini ve en önemlisi yoksul halklarını tanıyor. Başlangıçta macera ve özgürlük arayışıyla başlayan seyahat, giderek derin bir toplumsal farkındalığa dönüşüyor. Guevara, gittiği yerlerde karşılaştığı yoksulluk, sömürü, eşitsizlik ve dışlanmışlıkla yüzleşiyor, bunların sadece bireysel hikâyeler değil, sistemsel sorunlar olduğunu fark ediyor.

Kitapta yalnızca gözlemler değil, aynı zamanda genç bir doktor adayının insanlara duyduğu merhamet, dayanışma duygusu ve adalet arayışı da yer alıyor. Özellikle cüzzam kolonilerinde geçirdiği zaman, Guevara’nın eşitlik ve insanlık kavramlarına bakışını derinden etkiliyor. İnsanların zor koşullar altında bile sergilediği dayanışma, onun ilerleyen yıllarda sosyalist ideallere yönelişinde güçlü bir iz bırakıyor.

‘Motosiklet Günlükleri: Bir Latin Amerika Seyahati Üzerine Notlar’ (‘The Motorcycle Diaries: Notes on a Latin American Journey’), Guevara’nın devrimci kişiliğinin temellerini anlamak açısından önemli. Yoldaşlık, macera, mizah ve gençliğin heyecanı metnin canlılığını artırıyor. Ancak satır aralarında, geleceğin Che Guevara’sını yaratacak olan öfke, sorgulama ve umut da seziliyor. Seyahat boyunca deneyimlediği her olay, bireysel bir anı olmaktan çıkarak politik bir bilince evriliyor.

Sonuçta ‘Motosiklet Günlükleri’, yalnızca bir yolculuk anısı değil, aynı zamanda bir devrimcinin doğuş hikâyesi olarak da okunuyor. Kıtadaki toplumsal yaralara tanıklık eden bu gençlik güncesi, adalet, eşitlik ve özgürlük uğruna verilecek mücadelenin ilk işaretlerini taşıyor. Guevara’nın gözlemleri, Güney Amerika’nın gerçeklerini bireysel bir serüven üzerinden evrensel bir çağrıya dönüştürüyor.

  • Künye: Ernesto Che Guevara – Motosiklet Günlükleri: Bir Latin Amerika Seyahati Üzerine Notlar, çeviren: Doğuş Çakan, Minotor Kitap, gezi, 248 sayfa, 2025

Jenny Diski – Trendeki Yabancı (2025)

Jenny Diski’nin ‘Trendeki Yabancı: Amerika’yı Katederken Kesintilerle Hayal Kurup Sigara İçmek’ (‘Stranger On A Train: Daydreaming and Smoking Around America’) adlı eseri, yazarın Amerika Birleşik Devletleri’ni trenle yaptığı yolculuğu ve bu yolculuk sırasında yaşadığı deneyimleri anlatıyor. Diski, yolculuk boyunca tren kompartımanında geçirdiği zamanı düşünmek, hayal kurmak ve sigara içmekle geçiriyor. Bu süreçte, Amerika’nın farklı bölgelerinden insanlarla tanışıyor, onların hikayelerini dinliyor ve kendi iç dünyasına doğru bir yolculuk yapıyor.

Kitap, Diski’nin kişisel deneyimleri üzerinden Amerika’nın toplumsal ve kültürel yapısına dair gözlemlerini içeriyor. Yazar, yolculuk boyunca karşılaştığı insanların yaşam tarzlarını, değerlerini ve inançlarını kendi perspektifinden yorumluyor. Bu yorumlar, zaman zaman ironik, zaman zaman eleştirel bir üslupla okuyucuya sunuluyor.

Diski’nin anlatımı, tren yolculuğunun monotonluğu ve dinginliğiyle uyumlu bir şekilde ilerliyor. Yazar, düşüncelerini ve gözlemlerini akıcı bir dille ifade ederken, okuyucuyu da kendi iç dünyasına davet ediyor. Kitap, sadece bir seyahatname değil, aynı zamanda yazarın kişisel düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini yansıtan bir otobiyografik eser olarak da değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, kitap, Jenny Diski’nin Amerika’yı trenle yaptığı yolculuk sırasında yaşadığı deneyimleri ve bu deneyimler üzerinden yaptığı gözlemleri anlatan samimi ve içten bir eser. Kitap, seyahat, kişisel gelişim ve kültürel gözlem konularına ilgi duyan okuyucular için keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.

  • Künye: Jenny Diski – Trendeki Yabancı: Amerika’yı Katederken Kesintilerle Hayal Kurup Sigara İçmek, çeviren: Nurhayat Çalışkan, Everest Yayınları, gezi, 336 sayfa, 2025

Sergey A. Ivanov – İstanbul’da Konstantinopolis’i Aramak (2020)

İstanbul’u bir baştan diğer başa kat ederek, şehirdeki Bizans izlerini görünür kılan, görsel açıdan da zengin 652 sayfalık muazzam bir rehber.

İstanbul’u dolaşanların muhakkak elinin altında bulundurması gereken kitap, okurunu belli yollara, belli anıtlara yönlendiriyor ve onu tam da bulunduğu noktalarda, Bizans’ın geçmişiyle ilgili ilginç bilgilere ulaştırıyor.

Ünlü Bizantolog Sergey A. Ivanov bununla da yetinmeyerek, bu anıtlarla ilişkili masallar ve geçmişten kimi olaylarla da metnini zenginleştiriyor.

    • Künye: Sergey A. Ivanov – İstanbul’da Konstantinopolis’i Aramak: Bir Tarihi Miras Rehberi, çeviren: Hazal Yalın, Kitap Yayınevi, tarih, 652 sayfa, 2020

Rüstem Aslan – Homeros, İlyada ve Troya (2016)

Sorularla alternatif gezi rehberi…

Homeros’un kişiliği ve eserlerini, İlyada Destanı’nın günümüze nasıl ulaştığını, Troya kazılarının ilk kez kim tarafından yapıldığını, Troya Atı ile ilgili arkeolojik buluntuların olup olmadığını, Troya ile Hitit ilişkilerinin sonuçlarını ve Fatih Sultan Mehmed’in Troya ziyaretinde neler söylediğini merak edenlere.

  • Künye: Rüstem Aslan – Homeros, İlyada ve Troya, E Yayınları

Gabriel Garcia Marquez – Doğu Avrupa’da Yolculuk (2016)

Bu kitap, ünlü yazar Gabriel Garcia Márquez’in gazeteci kimliğiyle Doğu Avrupa’ya yaptığı seyahatlerin izlenimlerinden oluşuyor.

Kitap, yazarın Doğu Almanya’dan başlayarak Çekoslovakya, Macaristan, Polonya ve Sovyetler Birliği’ne yaptığı, dönemin siyasi ve toplumsal durumuna dair birçok ayrıntı barındıran gezi izlenimlerinden oluşuyor.

  • Künye: Gabriel García Márquez – Doğu Avrupa’da Yolculuk, çeviren: İnci Kut, Can Yayınları

Melih Uslu – 50 Ünlüyle 50 Rota (2016)

Orhan Pamuk’tan Selim İleri’ye, Çetin Altan’dan Mario Levi’ye ve İlber Ortaylı’dan Kenan Işık ve Sunay Akın’a 50 ünlü isim, gönüllerindeki 50 rotayı bizimle paylaşıyor.

Gaziantep, Heybeliada, Samatya, Köyceğiz, Kadıköy, Kapadokya, Malatya, Milano, Üsküp, Prag, Tokat ve Moskova gibi pek çok rotanın bulunduğu kitap, tüm gezi tutkunlarını cezbedecek türden.

  • Künye: Melih Uslu – 50 Ünlüyle 50 Rota, Mona Kitap

Ersin Demirel – İstiklal Yolu (2016)

İnebolu, Kastamonu, Ilgaz Dağı, Çankırı, Kalecik ve Ankara rotası üzerinde yer alan İstiklal Yolu, Kurtuluş Savaşı zamanlarında lojistik malzemelerin kağnı, at, eşek, katır ve develerle cepheye taşındığı önemli bir güzergâhtı.

Bu rehber kitap ise, yürüyüş, bisiklet veya araçla bu tarihi güzergâhı keşfetmek isteyenler için dört dörtlük bir kılavuz niteliğinde.

  • Künye: Ersin Demirel – İstiklal Yolu, Hil Yayın