Kolektif – Süregelen Devrim (2021)

‘Süregelen Devrim’, küresel kadın mücadelesinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Derleme, küresel kadın hakları hareketinin ve uluslararası insan hakları söyleminin modern kökenlerini ve kaydettiği ilerlemeleri ortaya koymasıyla çok önemli.

Kadın hakları hareketinin ortaya çıkışından bu yana, dünyanın birçok yerinde, cephede muazzam mesafeler kat edildiği bir gerçek.

Fakat halen çocuk yaşta evlendirilen, seks köleliğine zorlanan, sürüklenen, zorla çalıştırılan, tecavüzün savaş silahı olarak kullanıldığı çatışma bölgelerinde sıkışıp kalan, okula gitmesi, hatta özel yaşamlarında kişisel tercihleri engellenen kadınlar ve kız çocukları bulunuyor.

‘Süregelen Devrim’, tüm dünyadaki kadın ve kızların temel haklarını elde etmesi için birçok alanda sürdürülen küresel mücadelenin öyküsünden çarpıcı fotoğraflar çekiyor.

Bu çok yüzlü öykünün coğrafyası, tecavüze uğrayan kadınların hak arama mücadelelerinin eril bürokrasinin umursamazlığına tosladığı ABD’den, Arap Devrimi’nin büyük umutlar uyandırdığı, ancak bu siyasi devrimlerin kadın ve çocuk yaştaki kızların temel haklarını elde etmesi için yetersiz kaldığı, hatta bu hakları daha da kırpma ihtimali doğurduğu açıkça ortaya çıkan Ortadoğu’ya dek uzanıyor.

Kitapta, kadınların mülk hakları, savaş suçu olarak tecavüz, silahlı çatışmanın kadın ve çocuk yaşlarındaki kızlar üzerindeki etkileri, göçmen kadınlara yönelik şiddet, ev işçilerinin hakları gibi acil çözüm bekleyen kadın hakları sorunları masaya yatırılıyor.

  • Künye: Kolektif – Süregelen Devrim: Küresel Kadın Mücadelesinden Sesler, editör: Minky Worden, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, feminizm, 2021

Yektanurşin Duyan – Türk Sinemasında Kadın Yıldız Olmak (2021)

Türk sinemasında kadın yıldızlar olgusunu hem sinemanın kendine has dinamikleri hem de toplumdaki ideal kadın algısı üzerinden irdeleyen usta işi bir eleştirel inceleme.

Yektanurşin Duyan, Türk sinemasında yıldızlar ve kadın yıldızları, “star sistemini” üreten film endüstrisini merkeze alarak inceliyor.

Bunu yaparken yıldızlığı doğuran toplumsal yapının nasıl işlediğini ortaya koyan Duyan, kadın yıldızlar ile dönemin kadın algısı, başka bir deyişle toplumda ideal olarak kabul gören kadınlık kodları arasında ne gibi bağlantılar olduğunu ele alıyor.

Sinema ile ilgilenenlerin yanı sıra Türkiye’de kadın sorunları ve kadın araştırmaları alanında çalışanların da aydınlanacağı bir çalışma olarak öneriyoruz.

  • Künye: Yektanurşin Duyan – Türk Sinemasında Kadın Yıldız Olmak, Dipnot Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2021

Judith Butler – Çöz(ül)en Cinsiyet (2020)

Cinsel farkı nedeniyle dışlananlar için yeni bir hayat dilini nasıl kurabiliriz?

Judith Butler, toplumsal cinsiyet ve feminist teorinin, yalnızca dışlananı değil ataerkiyi, iktidarı, kısacası tüm bir toplumu nasıl özgürleştirebileceğini ortaya koyuyor.

Çalışmasında toplumsal cinsiyet karmaşıklığına hukuk, psikiyatri, sosyal teori ve edebiyat teorisi içinde yeni bir meşrulaştırma lügatı geliştirmeye koyulan Butler, bunu da iyi bir hayat nasıl yaşanır sorusunu merkeze alarak yapıyor.

Böylece ‘Çöz(ül)en Cinsiyet’, cinsel farkı nedeniyle dışlananlar için iyi bir hayatın nasıl yaşanacağını toplum, edebiyat, felsefe, sosyoloji ve klinikte izlemesiyle çok önemli.

  • Künye: Judith Butler – Çöz(ül)en Cinsiyet, çeviren: Barış Engin Aksoy, MonoKL Yayınları, feminizm, 304 sayfa, 2020

Kate Manne – Otur Kızım (2021)

Cinsiyetçilikten farklı olan kadın düşmanlığı tam olarak nasıl işler?

Ahlak felsefesi profesörü Kate Manne, hem kadın düşmanlığının nasıl sinsi yollarla harekete geçtiğini hem de kadın düşmanlığıyla nasıl savaşabileceğimizi açıklıyor.

Kadın düşmanlığının mekanizmalarının ve yöntemlerinin çok fırsatçı ve çok çeşitli olduğunu belirten Manne, bu düşmanlıkla kız çocukları ve kadınların bulundukları kademeden aşağı indirilip ondan mahrum edildiklerini belirtiyor.

Kadın düşmanlığının tepeden bakarak, ahlakçılık yaparak, suçlayarak, cezalandırarak, sessizleştirerek, alaya alarak, dalga geçerek, cinselleştirerek, küçülterek, karikatürleştirerek, sömürerek ve daha pek çok yolla yapıldığını ortaya koyan yazar, bununla nasıl mücadele edebileceğimizi de anlatıyor.

  • Künye: Kate Manne – Otur Kızım: Kadın Düşmanlığının Mantığı, çeviren: Zeynep Direk ve Ata Mert Binicioğulları, Alfa Yayınları, feminizm, 400 sayfa, 2021

Rosemarie Tong ve Tina Fernandes Botts – Feminist Düşünce (2021)

Feminist hareket ve düşüncenin gelişimi hakkında muhteşem bir çalışma.

Rosemarie Tong ve Tina Fernandes Botts, eğitim ve oy hakkından kürtaj hakkına, oradan eşit işe eşit ücret mücadelesine uzanan feminist hareketin kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

On bölümden oluşan kitap, sırasıyla,

  • Liberal feminizmi,
  • Radikal feminizmi,
  • Marksist ve sosyalist feminizmleri,
  • Amerika’da beyaz olmayan kadın feminizmlerini,
  • Küresel, sömürgecilik sonrası ve ulusötesi feminizmleri,
  • Psikanalitik feminizmi,
  • Bakım/özen odaklı feminizmi,
  • Ekofeminizmi,
  • Varoluşçu, postyapısalcı ve postmodern feminizmleri,
  • Ve son olarak da, üçüncü dalga ve queer feminizmleri ayrıntılı bir bakışla izliyor.

Şu anda piyasada bulunan hiçbir kitabın, feminist düşüncenin zengin çeşitliliğini ve kesişimselliğini bu çalışma kadar kapsamlı bir şekilde içermediğini belirtelim.

  • Künye: Rosemarie Tong ve Tina Fernandes Botts – Feminist Düşünce: Kapsamlı Bir Giriş, çeviren: Beyza Sumer Aydaş, Sel Yayıncılık, feminizm, 487 sayfa, 2021

Juliet Mitchell – Kadınlık Durumu (2021)

Ünlü feminist psikanalizci Juliet Mitchell’in en önemli eserlerinden birisi olan ‘Kadınlık Durumu’, Türkçede ilk kez 1985 yılında yayımlandığından bu yana, Türkiye feminist hareketi ve Türkçedeki feminist literatür açısından “ilk kaynaklardan” biri olma özelliğine sahip.

Uzun zamandır hiçbir yerde bulunmayan kitap, şimdi yepyeni bakısıyla raflardaki yerini aldı.

Mitchell, kitabının ilk bölümünde kadın kurtuluş hareketlerinin usta işi bir dökümünü yapıyor, ikinci bölümünde ise, kadının ezilişinin altındaki tarihi, siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamikleri aydınlatıyor.

1960’yı yıllardan başlayarak Avrupa’da farklı ülkelerde kadın kurtuluş hareketlerinin ortaya çıkışı, bu hareketlerin kendilerinden önceki öğrenci ve ırkçılık karşıtı hareketlerinden nasıl beslendiği, kendine has örgütlenme yöntemleri, temel kavramları ve gündemlerinin neler olduğu, burada ele alınan kimi konular.

Mitchell ikinci bölümde ise, kadınların bugün ezilmesine neden olan belli başlı etkenleri sınıflandırıp açıklıyor.

Yazar erkek egemenliğini üretim, yeniden-üretim, cinsellik ve toplumsallaştırma gibi dört farklı zeminde analize tabi tutuyor ve okura yeni bir feminizm tanımı sunarken aile kavramını eksene alarak eylem halindeki patriyarkanın ayrıntılı bir resmini çiziyor.

‘Kadınlık Durumu’, günümüz feminist hareketinin gündemini oluşturan temel kavramları kapsamlı bir şekilde ele almasının yanı sıra, okuru feminist örgütlenmenin temel ilkeleri üzerine düşünmeye davet etmesiyle, bugün klasikleşmiş diyebileceğimiz bir yapıttır.

  • Künye: Juliet Mitchell – Kadınlık Durumu, çeviren: Feraye Tınç, Gülnur Acar Savran, Gülseli İnal, Şirin Tekeli, Şule Torun ve Yaprak Zihnioğlu, Dipnot Yayınları, feminizm, 250 sayfa, 2021

Sheila Margaret Pelizzon – Kadının Konumu Nasıl Değişti? (2021)

Toplumsal cinsiyet, yaygın bilinenin aksine feodalizmden ziyade kapitalizmin bir yapısal öğesidir.

Bunu bütün netliğiyle ortaya koyan Sheila Margaret Pelizzon’un çalışması, modern çağın ürettiği ataerkinin kadını nasıl ev kölesine dönüştürdüğünü gösteriyor.

Genel kanıya göre, ataerki kurumu feodalizmden kalma bir zihniyete aittir ve modern çağın başlamasıyla kadınlar özgürleşmiştir.

Pelizzon, Ortaçağ’da ve erken modern çağda Batı Avrupa’da kadının evlilik, aile, miras, çalışma hayatı ve kamusal alandaki konumunda meydana gelen değişimi inceleyerek bu tezin doğruluğunu araştırıyor.

Yazar, bundan çok daha farklı bir sonuca ulaşarak, toplumsal cinsiyet sorunuyla kapitalizm sorununun gerçekte nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.

Modern çağın ürettiği ataerkinin, kadını aile ve toplum içinde tâbi bir konuma ittiğini belirten Pelizzon, ataerkinin, erkeklerin kapitalist düzene desteğini sağladığını, kadını ucuz işgücüne dönüştürdüğünü ve böylece sermaye birikimine destek olduğunu ispatlıyor.

Kitap bu yönüyle, kadınların evden çıkıp üretime katılmakla tâbi olma sorunlarının çözüleceği yolundaki görüşü de zayıflatıyor.

Kadının toplumsal konumunu tarihsel maddeci yöntemi ustaca kullanarak inceleyen Pelizzon’un çalışması, Ortaçağ ve erken modern Avrupa tarihçilerinin, tarihle ilgilenen sosyologların, çalışma ilişkilerini inceleyen tarihçilerin, toplumsal cinsiyet araştırmacılarının ve bütün tarih meraklılarının ilgisini çekecek türden.

  • Künye: Sheila Margaret Pelizzon – Kadının Konumu Nasıl Değişti?: Feodalizmden Kapitalizme, çeviren: İhsan Ercan Sadi ve Cem Somel, İmge Kitabevi, inceleme, 448 sayfa, 2020

Lerna Ekmekçioğlu – Bir Milleti Diriltmek (2021)

1915 ve sonrasında nüfusunun büyük bir kısmını ve aydın sınıfını kaybetmiş Ermeniler, o süreçte ne tür stratejiler ve yöntemlerle kendi kendini diriltmeye çalıştı?

Lerna Ekmekçioğlu’nun bu harikulade çalışması, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasını, işgal altındaki İstanbul’u ve İstanbul’da ve hayatta kalan Ermenileri mercek altına alarak Ermeni milletinin hangi siyasi, ekonomik ve toplumsal adımlarla kendini yeniden inşa etmeye çalıştığını ve bu süreçte toplumsal cinsiyet rollerinin hangi şekillerde yeniden üretildiğini araştırıyor.

Bunu yaparken de, dönemin kadın hareketinin önde gelen ismi Hayganuş Mark tarafından 1919-1933 arasında yayımlanan ve birçok feministin katkıda bulunduğu kadın dergisi Hay gin’i merkeze alan Ekmekçioğlu, kadınların ve özellikle de feministlerin bu süreçte nasıl hayati bir rol üstlendiğini gözler önüne seriyor.

‘Bir Milleti Diriltmek’, Ermenilerin, Osmanlı İmparatorluğu Türkiye Cumhuriyeti’ne evrilirken yaşadığı dönüşüme ilişkin eksik bırakılan temel, hayati bir anlatıyı tamamlıyor.

  • Künye: Lerna Ekmekçioğlu – Bir Milleti Diriltmek, 1919-1933: Toplumsal Cinsiyet Ekseninde Türkiye’de Ermeniliğin Yeniden İnşası, çeviren: Serdar Aksoy, Aras Yayıncılık, inceleme, 264 sayfa, 2021

Kolektif – Emek, Beden, Aile (2021)

Ne denli gururlansak azdır: Türkiye’de siyasi iktidar ne kadar boşanmaya, kürtaja ve kadınların işgücüne katılımına karşı durmaya çalışsa da, Türkiyeli kadınlar her geçen gün daha fazla kendi hayatlarının iplerini ellerine almak, kendi kaderlerini tayin etmek için daha fazla mücadele ediyor.

Kadın emeği, aile, nüfus dinamikleri ve politikalarına dair pek çok değerli çalışması bulunan Ferhunde Özbay’ın anısına hazırlanmış bu derleme de, Türkiye’deki kadın özgürleşme mücadelesinin güncel bir resmini çekiyor.

Konuyu farklı kavramsal yaklaşımlar ve metodolojiler ekseninde ele alan yazarlar,

  • Türkiye’de yıllar içinde kadın emeğinin dönüşümü,
  • Türkiye’de kadın istihdamının önündeki demografik zorluklar,
  • Moda tutkunu genç mütedeyyin kadınların iş ve aile hayatı deneyimleri,
  • Türkiye’de imam nikâhı yaygınlığının evlilik kuşaklarına göre değişimi,
  • Ve kadınların anlatılarında boşanma hakkı ve kadının güçlenmesi gibi hayati konuları irdeliyor.

Kadın hareketinin ve feminist hareketin görünürlüğü ve etki alanı her geçen gün artıyor, kadınlar içinde yaşadıkları eşitsizliklere ve şiddete karşı toplu olarak seslerini yükseltmeyi sürdürüyorlar.

Bize bunu bir kez daha hatırlatan bu kitap için bir araya gelen isimler ise şöyle: Aslı Çoban, Ayşe Abbasoğlu Özgören, Faruk Keskin, İsmet Koç, Merve Kütük-Kuriş, Şemsa Özar, Taylan Acar, Z. Selen Artan-Bayhan, Zehra Yayla Enfiyeci ve Zuhal Esra Bilir.

  • Künye: Kolektif – Emek, Beden, Aile: Türkiye’de Kadınlık Halleri (Ferhunde Özbay Anısına), hazırlayan: Taylan Acar ve Şemsa Özar, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 248 sayfa, 2021

Carol J. Adams – Ne Adam Ne Hayvan (2021)

 

Carol Adams, daha önce yayımlanan ‘Etin Cinsel Politikası’nda, ataerki ile et tüketimi arasındaki diyalektik ilişkiyi çarpıcı bir biçimde çözümlemişti.

Adams’a göre, erkeklik inşasının önemli bir parçası başka bedenleri denetim altında tutmaktır ve et yemek de bunun en önemli aşamalarından birini oluşturur.

Adams şimdi de, bu temayı daha da genişleterek, feminizmin ataerkiye karşı mücadelesinde, hayvanların savunulmasını gündemine getirmesinin neden hayati olduğunu irdeliyor.

Hayvanların çektiği acıların genellikle görünmez olduğunu belirten Adams, hayvanların tecrübelerini görünür kıldığımızda, hayvanları görmezden gelen geleneksel ahlaki, manevi ve dini tartışmaları da ifşa etmiş olacağımızı belirtiyor.

Yazar buradan yola çıkarak, hayvan haklarını ve çevreciliği savunmakla feminizmin nasıl ve neden iç içe geçmesi gerektiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Kitap öncelikle, modern Batı kültüründe ve tüketim alışkanlıklarında, hayvanlara ve kadınlara yönelik sistematik sömürünün ardında yatan kültürel davranışları ustaca göstermesiyle önemli.

Eleştirel hayvan çalışmaları ve veganlık literatüründeki tartışmalardan bolca beslenen Adams, bize, eko-feminizmden çevre ahlakına ve teolojik perspektiflere uzanan geniş bir çerçeve çiziyor, ayrıca bizi harekete geçmeye davet ediyor.

  • Künye: Carol J. Adams – Ne Adam Ne Hayvan: Feminizm ve Hayvanların Savunulması, çeviren: Sevda Deniz Karali, Ayrıntı Yayınları, feminizm, 416 sayfa, 2021