Rebecca Solnit – Yokluğumdan Aklımda Kalanlar (2021)

Kadınların yok sayıldığı bir toplumda adeta dişiyle tırnağıyla kazıyarak hayallerini gerçekleştirmiş Rebecca Solnit’ten muazzam bir tanıklık.

Solnit, 1980’lerin San Francisco’sunda genç bir kadın yazar olarak ortaya çıkışını anlatıyor.

‘Yokluğumda Aklımda Kalanlar’, kadınların sessiz kalmasını tercih eden bir toplumda kadın bir yazarın kendi sesini bulma öyküsü, sanatçının genç bir kadın olarak portresi.

Solnit 1980’lerin San Francisco’sunda, kadına yönelik şiddetin hem sokakta hem de toplumun tüm tabakalarında yaygın olduğu, kadınların kültürel arenadan kolayca dışlandığı bir ortamda yazar olarak ortaya çıkışını anlatıyor.

En büyük öğretmenim dediği kentteki savruluşlarını, fakirliği ve ümidi; on dokuz yaşındayken kişisel dönüşümüne ev sahipliği yapmaya başlayan küçük apartman dairesini; punk rock’ın hem öfkesine hem de içindeki patlayıcı enerjiye nasıl biçim ve ses kazandırdığını tarif ediyor.

Kadınları küçümseyen, onların sözüne inanmayan otorite figürlerinden bahseden Solnit, geriye dönüp baktığında tüm bunları hem geçmişte hem de bugün hâlâ kadınların olağan durumu olan sessizleştirilmişliğin sonuçları olarak görüyor ve bizlere de yazarlığa, kadın hakları savunucusu olmaya giden yolda bununla nasıl mücadele ettiğinin öyküsünü anlatıyor.

Kendisini hem insan hem de yazar olarak özgürleştiren güçleri; yani kitapları, cinsiyet, aile ve sevincin ne gibi farklı görünümlere bürünebileceği konusunda kendisine başka başka bakış açıları kazandıran etrafındaki gey erkekleri ve sonunda Amerikan Batısı’nın o uçsuz bucaksız topraklarına varışını, o toprakların öteden beri göz ardı edilen çatışmalarına dahil oluşunu irdelerken bir yandan da bütün bu etkilerin kendisine özgün bir yazar olmayı nasıl öğrettiğine ve pek çok başka insana hitap eden, onlara güç kazandıran bir sese nasıl kavuşturduğuna değiniyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Yokluğumdan Aklımda Kalanlar, çeviren: Seda Çıngay Mellor, Minotor Kitap, inceleme, 264 sayfa, 2021

Helen Gørrill – Kadından Ressam Olmaz (2021)

Erkeklerin ve kadınların resimleri arasında pek az estetik fark olsa da neden erkeklerin eserleri kadınlarınkinden yüzde 80 oranında daha değerli?

Helen Gørrill, bugüne dek kadınların sanat dünyasındaki rollerini belirlemiş yöntemlere meydan okuyor.

Erkekler eserlerini imzaladıklarında eserlerinin değeri artarken kadınlar imzaladıklarında değeri düşer.

Cinsiyet ve değere ilişkin bu çığır açıcı çalışmasıyla Gørrill, sanat dünyasında bu tür eşitsizliğin son derece yaygın olduğunu ileri sürüyor.

Yeni, istatistiksel bir yöntem kullanarak Gørrill, erkeklerin ve kadınların resimleri arasında pek az estetik fark olduğunu fakat erkeklerin eserlerinin kadınlarınkinden yüzde 80 oranında daha değerli bulunduğunu gösteren bir veritabanı oluşturmuştur.

Yazar, müzelerin kadın sanatçılardan numuneci bir tavırla eser satın almak suretiyle onların piyasa değerini düşürerek bu kısır döngüye suç ortağı olduklarını ispatlıyor.

Bu kışkırtıcı kitap öğrenciler, eğitimciler, araştırmacılar ve bizzat sanatçılar için zaruri olup bugüne dek kadınların sanat dünyasındaki rollerini belirlemiş yöntemlere meydan okuyor.

Ayrıca çalışma, kadın olmanın sosyal, sembolik, kültürel ya da ekonomik, sanatsal takasın her aşamasını etkilediğine ilişkin çarpıcı kanıtlar sunan değerli bir kaynak.

‘Kadından Ressam Olmaz’, şovenizmini “kalite” kisvesi ardına gizlemeye çalışan bütün akademisyenlerin, sanatçıların, küratörlerin, koleksiyoncuların ve kurumların yüzünde patlayan bir tokat.

İnkâr edilemeyecek gerçeklerle ve sayılarla dolu kitap, okuyucuların sanat alanındaki değerlerin kadınları, farklı ırka mensup sanatçıları ve çok dar, Avrupa merkezli bir kanonun sınırlarını aşan eserleri dışlayacak şekilde inşa edilme biçimlerini incelemesinde ısrarcıdır.

Gørrill’in bu tartışmalı çalışmasının kimilerini kızdırması mümkün, çok daha fazla insanı uzun vadede değişimi getirmek üzere güçlendirmesi ise çok daha muhtemel.

  • Künye: Helen Gørrill – Kadından Ressam Olmaz: Çağdaş Sanatta Toplumsal Cinsiyet, Değerler ve Cam Tavanlar, çeviren: Ebru Berrin Alpay, Hayalperest Kitap, sanat, 276 sayfa, 2021

Bell Hooks – Sınırları Aşmayı Öğretmek (2021)

Eşitsiz ve baskıcı eğitim, sistemi ve sistem sorunlarını beslemekten başka bir işe yaramaz.

Bell Hooks, hasta ruhlu eğitime çözüm sunmak amacıyla, öğretmen ve öğrencilerin yeni bir kolektif çalışmayı nasıl yaratabileceklerini açıklıyor.

Ülkeyi ve dünyayı yöneten propagandaları, telkinleri, incelikli tiranlık biçimlerini açığa çıkararak, alışılmış ve içselleştirilmiş olanı ortadan kaldırma çabasını eleştirel biçimde ele alan Hooks, bilginin, eğitimin, kültürün, kimliğin, farklılığın ve sosyal ilişkilerin tarihsel inşasında iktidar ve ideolojinin rolünü belirleyerek, gerçekliğin politik doğasını ortaya koyarak, tahakkümün nasıl işlediğini aydınlatarak geçmişi kurtarmaktan bahsediyor.

‘Sınırları Aşmayı Öğretmek’, eğitimi bir özgürlük pratiği olarak görüyor.

Paulo Freire’nin çalışmalarından ilham alan Bell Hooks, ders ortamının öğrencilere baskıdan uzak birtakım yöntemler sunması gerektiğini söylüyor, feminist teoriye ilişkin görüşlerini bu çalışmayla birleştiriyor.

Hooks, önerilerini sunarken hayattan ve tecrübeden besleniyor.

Okulla hayatı ayıran duvarları yıkıyor böylece. bell hooks’a göre eğitim doğası gereği politik bir eylem.

Statükoya meydan okurken tarafsız kalmak, egemenin yani “bankacılık modeli”nin tarafını tutmaktır.

Bell Hooks bunun yerine sistemin sorunlarını, sosyal adaleti öğrenmeyi, sesini duyurmayı savunan bir öğrenme topluluğundan yana.

Bu süreci “suça ortak olma” şeklinde değerlendiren yazar, karmaşık kavramları ve durumları sorunsallaştırıyor.

Eğitimcilerin bunalmadan, saldırıya uğramış hissetmeden zihniyet değişikliğini benimsemesinin yollarını araştırıyor, onları bu zorlu yolu birlikte yürümeye çağırıyor.

Her geçen gün biraz daha parçalanmış, şiddete yönelen ve öğrencilere korkunç derecede kötü davranan bir ülkede, haklılık için savaşmaktan daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu anımsatıyor.

Şefkati, anlamayı ve sevgiyi büyütmeye…

Hooks, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve sınıf ayrımcılığına batmış eğitim sisteminin, üstünlükçü beyaz feministlerin dışlayıcı yaklaşımının içinden sesleniyorsa da, homofobik davranışların, bedeni unutan zihni alkışlayanların tüm dünyada farklı biçimlerde görünen ayrımcı, eşitsiz ve baskıcı eğitimin, sistemi ve sistem sorunlarını nasıl beslediğinin altını çiziyor.

Bedeni unutmayan zihinsel bir çalışmayla her birimizi, kendini aşmanın, karşılıklı dayanışmanın önemine yönlendiriyor.

Pedagojiyi sıkıcı, müstakil bir kavram olmaktan çıkarıyor.

Çalışmayı benzerlerinden ayıransa eğitim alanında dilsel düzeni ve erotizmin etkisini ihmal etmeyen iki önemli makale içermesi…

  • Künye: Bell Hooks – Sınırları Aşmayı Öğretmek: Özgürlük Pratiği Olarak Eğitim, çeviren: Arzu Eylem, Nota Bene Yayınları, eğitim, 191 sayfa, 2021

Kolektif – İradenin İyimserliği (2021)

Yirmibirinci yüzyılın kadınların yüzyılı olacağı söylenir.

Peki, bugün kadınlar kendi hikâyelerini ne kadar anlatabiliyorlar?

‘İradenin İyimserliği’, emek pratiklerinden sanat ve spora, 2000’lerin Türkiye’sinde kadınların varoluşunun farklı cephelerini tartışıyor.

Kitapta,

  • 2000’li yıllarda kadın sanatçılar,
  • “Yozgat Blues” ve “Unutursam Fısılda” filmlerinde kadınların temsili,
  • Sporda kadınlar,
  • Yerli dizilerde kadınların temsili,
  • Muhafazakâr kadının halet-i ruhiyesi,
  • Amargi Dergi’nin feminist hareketteki yeri ve önemi,
  • MHP ve Ülkü Ocakları’nda kadınlık halleri,
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kadın hareketine katkıları,
  • Ve Gökova Körfezi’ndeki balıkçı kadınların deneyimleri bağlamında kadın emeği gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aksu Bora, Ahu Antmen, Sema Aslan, Emek Çaylı Rahte, Zehra Çelenk, Gözde Çerçioğlu, Yücel İlknur Hacısoftaoğlu, Binnaz Saktanber, Burcu Şenel, Funda Şenol Cantek, Nagehan Tokdoğan, Figen Uzar Özdemir, İlknur Üstün, Özlem Yeniay ve Nevin Yıldız.

  • Künye: Kolektif – İradenin İyimserliği: 2000’lerde Türkiye’de Kadınlar, derleyen: Aksu Bora, İletişim Yayınları, feminizm, 368 sayfa, 2021

Marge Piercy – Benim Bedenim Benim Hayatım (2021)

Yalnızca kişisel değil toplumsal kurtuluşun anahtarı da feminizmdir.

Marge Piercy, işçi sınıfından gelen bir feminist olarak kendi gelişim serüvenini bizimle paylaşıyor.

Kendisini “sosyalist-anarşist-feminist” olarak tanımlayan ödüllü yazar Piercy, ‘Benim Hayatım, Benim Bedenim’ adını verdiği kitabında denemelerini, şiirlerini, anılarını, söyleşilerini, inişlerini çıkışlarını okurları için bir araya getiriyor.

Piercy, kişisel gelişim hikâyesinin yanı sıra, TV kültürünün artılarını eksilerini, bir yazarın hayatındaki ego danslarını, evsizleri ve ev kadınlarını, Allen Ginsberg’i ve Marilyn Monroe’yu, feminist ütopyaları, kurmacanın neden fizik olmadığını ve elbette ki şöhreti, seksi, parayı tartışıyor.

Kişisel olduğu kadar politik olan çalışma, okurlarını feminist ve politik aktivizmin derin kuyularına götürmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Marge Piercy – Benim Bedenim Benim Hayatım, çeviren: Elif Zeynep Yıldırım, Düşbaz Kitaplar, feminizm, 128 sayfa, 2021

Lili Sohn – Annelik (2021)

Anneliğe sıkı eleştiriler getirdiği gibi, annelik yükümlülüğünün toplumsal yükünü de derinlemesine sorgulayan sağlam bir çalışma.

Lili Sohn, bizzat kendi annelik deneyiminden hareketle, meşhur annelik içgüdüsünü sorguluyor, onu felsefi, kültürel, tarihsel bir bakış açısıyla tartışıyor.

Aynı zamanda diğer tanıklıklar aracılığıyla farklı ebeveynlik türlerine de yaklaşan Sohn’un çalışması, “Annelik içgüdüsü nedir?”, “Ve gerçekten var mı?” sorularına çırpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Lili Sohn – Annelik: Annelik İçgüdüsüne Tarihsel ve Eleştirel Bir Bakış, çeviren: Ayşenur Müslümanoğlu, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2021

Ebru Pektaş – Kadın Kurtuluş Hareketi (2021)

Aydınlanma’dan bugüne kadın kurtuluş hareketi nasıl bir seyir izledi?

Daha da önemlisi, “Kadının devrime hükmetmesi”nin yolları nedir?

Ebru Pektaş, kadın ütopyalarından burjuva devrimlerine ve günümüzün komünalist reçetelerine uzanarak bu sorulara çarpıcı yanıtlar veriyor.

Kitapta, şu soruların yanıtları aranıyor:

  • Kadının kurtuluşu adına elimizde nasıl bir stratejiler bütünü, ne tip deneyimler vardır?
  • Aydınlanma ile açılan büyük tarihsel dönemeç kadınlara neler vadetmiştir?
  • Önceki yüzyılda Avrupa devrimlerle çalkalanırken, hak taleplerinden özgürlük arayışlarına kadınlar hangi konumda yer almıştır?
  • Bu tabloda Paris’in komünar kadınları ne tip çözümler üretmiştir?
  • yüzyıla damgasını vuran “reel sosyalizm” deneyimleri, “kadının kurtuluşu” başlığında, ne tür vaatler, mevziler ve hayal kırıklıkları ile ayrıştırılabilir?
  • Tüm bu tarihsel izlek ile günümüzün komünalist yaklaşımları, müşterekler perspektifi ve “feminist grev” gibi örnekleri nasıl ilişkilendirilebilir?

Pektaş, ‘Kadın Kurtuluş Hareketi’nde bu gibi soruların ışığında, kadınların ezilmişliği ve baskının nedenleri hakkında süren uçsuz bucaksız kuramsal arayışların dışına çıkarak “kurtuluş fikri”ni dünyevi ve gündelik olanla, somut ve yaşamsal konularla ilişkilendiriyor.

Çalışma, kadın ütopyalarından burjuva devrimlerine, Komün deneyiminden “reel sosyalizm” pratiklerine ve nihayet günümüzün komünalist reçetelerine uzanan bir hatta “kadının devrime hükmetmesi”nin yollarını araştırıyor.

Pektaş, şöyle diyor:

“Bu kitapta temel tez olarak ‘hâlâ’, kadının kurtuluşunun ön koşulunun sosyalizm olduğunu savunuyorum. Ancak bu ön koşulun, kadın mücadelesine içerilmesi gereken bir ‘iktidar perspektifi’ ile birlikte düşünülmesi zorunludur. Zira sosyalizm ön koşulunu, tüm mahiyeti ile gerçek kılacak şey, ‘kadının devrime hükmetmesi’dir.”

  • Künye: Ebru Pektaş – Kadın Kurtuluş Hareketi: Ütopyalar ve Devrimler, Yordam Kitap, feminizm, 272 sayfa, 2021

Burcu Özdemir – Sovyetler Birliği’nde Komünist Kadın Hareketi (2021)

Sovyetler’de kurulup işçi ve köylü kadınlar arasında örgütlenmiş Jenotdel, kadın hareketi tarihinde dönüm noktasıdır.

Burcu Özdemir’in bu enfes çalışması ise, Jenotdel üzerine Türkiye’de yapılmış ilk bağımsız ve kapsamlı inceleme.

Ekim Devrimi’nden sonra kurulan Jenotdel (1919-1930), Komünist Partisi’nin işçi ve köylü kadınlar arasındaki çalışmalarını örgütleyen birimdi.

Sovyetler Birliği coğrafyasında faaliyet göstermekle birlikte, hiç kuşkusuz tüm dünyadaki kadın hareketinin yıllar süren mücadelesinin bir sonucuydu.

İnessa Armand, Aleksandra Kollontay, Nadejda Krupskaya gibi isimlerin önderliğinde kurulan Jenotdel’in öncelikli hedefi, kadınların toplumun eşit birer üyesi haline getirilmesi ve politik açıdan eğitilmesiydi.

Bunun için komünal tesisler (kreşler, yemekhaneler) açtı; okuma yazma kursları, mitingler, konferanslar düzenledi; dergiler çıkardı.

Yanı sıra, ekonomik açıdan zor durumdaki yalnız, evsiz ve küçük çocuklu kadınlara verilen toplumsal desteği güçlendirdi.

Jenotdel, partiye bağlı bir birim olmakla birlikte geniş yetkilerle donatılmış bir karar merkeziydi.

‘Sovyetler Birliği’nde Komünist Kadın Hareketi’, kadınları özgürleştiren devrimci reformların özellikle Doğu Cumhuriyetlerinde ne büyük tepkiler yarattığını belgelerle ortaya döküyor.

Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi, başlık parası, poligami ve çarşafa karşı Jenotdel’in Azerbaycan’da verdiği zorlu mücadele, bu kitabın en dikkat çekici ve ilgiyle okunacak bölümlerinden birini oluşturuyor.

  • Künye: Burcu Özdemir – Sovyetler Birliği’nde Komünist Kadın Hareketi (1919-1930), Yordam Kitap, tarih, 144 sayfa, 2021

Kolektif – Kadının Değişen Dünyası (2021)

İkinci Meşrutiyet döneminde kadının değişen toplumsal konumunu ve geleneksel yaşamdan modern yaşama geçişte kadının dönüşüm sürecini çok yönlü irdeleyen usta işi bir derleme.

Çalışma, Türkiye’deki feminist tarih yazınına çok önemli bir katkı sunuyor.

İkinci Meşrutiyet döneminin en önemli özelliği kadın ve aile yaşamında yol açtığı dönüşümdü.

1908 Devrimi’ni gerçekleştiren Genç Türklerin şiarı olan “hürriyet, müsavat, adalet, uhuvvet” ilkeleri, 19. yüzyılın sonundan itibaren Osmanlı kadınlarının gündeminde olan “müsavat-ı tamme” hayalini gündeme getirmiş ve dönemin siyasal, ekonomik koşullarıyla birleşerek sınırlı da olsa bu alanda önemli adımların atılmasına yol açmıştı.

İşte alanının yetkin isimlerinin yazdığı makalelerden oluşan elimizdeki kitap da, İkinci Meşrutiyet döneminde kadının değişen konumunu, kadın hapishanelerinin fiziki koşullarını ve mahkûmların yaşam şartlarını, kadın işçileri, felsefe ile kadınlar arasındaki ilişkiyi, Batılı kadınların Osmanlı hemcinslerine yaklaşımlarını ve sanatçı kadınları yeniden gündeme getiriyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Fatmagül Berktay, Ümüt Akagündüz, Meliha Nur Çerçinli, Bahar Gökpınar, Özlem Poyraz, Simge Sarçın, Seval Yinilmez Akagündüz, Ayşen Müderrisoğlu ve İlkay Canan Okkalı.

  • Künye: Kolektif – Kadının Değişen Dünyası: Osmanlı Sosyal ve Kültürel Yaşamından İzler (1908-1918), editör: Ayşen Müderrisoğlu, Kronik Kitap, tarih, 256 sayfa, 2021

Kolektif – Süregelen Devrim (2021)

‘Süregelen Devrim’, küresel kadın mücadelesinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Derleme, küresel kadın hakları hareketinin ve uluslararası insan hakları söyleminin modern kökenlerini ve kaydettiği ilerlemeleri ortaya koymasıyla çok önemli.

Kadın hakları hareketinin ortaya çıkışından bu yana, dünyanın birçok yerinde, cephede muazzam mesafeler kat edildiği bir gerçek.

Fakat halen çocuk yaşta evlendirilen, seks köleliğine zorlanan, sürüklenen, zorla çalıştırılan, tecavüzün savaş silahı olarak kullanıldığı çatışma bölgelerinde sıkışıp kalan, okula gitmesi, hatta özel yaşamlarında kişisel tercihleri engellenen kadınlar ve kız çocukları bulunuyor.

‘Süregelen Devrim’, tüm dünyadaki kadın ve kızların temel haklarını elde etmesi için birçok alanda sürdürülen küresel mücadelenin öyküsünden çarpıcı fotoğraflar çekiyor.

Bu çok yüzlü öykünün coğrafyası, tecavüze uğrayan kadınların hak arama mücadelelerinin eril bürokrasinin umursamazlığına tosladığı ABD’den, Arap Devrimi’nin büyük umutlar uyandırdığı, ancak bu siyasi devrimlerin kadın ve çocuk yaştaki kızların temel haklarını elde etmesi için yetersiz kaldığı, hatta bu hakları daha da kırpma ihtimali doğurduğu açıkça ortaya çıkan Ortadoğu’ya dek uzanıyor.

Kitapta, kadınların mülk hakları, savaş suçu olarak tecavüz, silahlı çatışmanın kadın ve çocuk yaşlarındaki kızlar üzerindeki etkileri, göçmen kadınlara yönelik şiddet, ev işçilerinin hakları gibi acil çözüm bekleyen kadın hakları sorunları masaya yatırılıyor.

  • Künye: Kolektif – Süregelen Devrim: Küresel Kadın Mücadelesinden Sesler, editör: Minky Worden, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, feminizm, 2021