Kolektif – Afrodisyas Sebasteion Sevgi Gönül Salonu (2022)

Roma İmparatorluğu’nun uzun süren hakimiyeti altında gelişen Afrodisyas, Batı Anadolu’daki zengin klasik dönem kentlerinden biridir.

Kent, antik Karya’nın bir parçası olup Roma’nın Asya eyaleti bünyesinde M.Ö. 38’de özerklik kazandı.

Son derece iyi korunaklı yerleşim yeri, Menderes nehrinin güneyindeki verimli ovada kurulmuş ve Ege denizine 200 kilometre uzaklıktadır.

Afrodisyas, aynı zamanda çağının en ünlü heykeltıraşlık merkezlerinden biriydi. Afrodisyaslı heykeltıraşların bölgeye özgü kolay işlenir mermerlerle yaptığı yontuların ünü Afrika’dan Roma’ya bütün dünyaya ulaşmıştı.

Geyre Vakfı, kuruluşunun 21. yılında, Afrodisyas dostlarının değerli katkıları sayesinde, bir zamanlar büyük tapınak kompleksi Sebasteion’u süsleyen özgün kabartmaların mitolojik hikâyeleriyle birlikte sergileneceği yeni bir müzeyi kullanıma açarak ülkemizin tarihi mirasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Uzmanlar tarafından onarılan, Afrodisyas ve çevresine duyarlı bir yaklaşımla, Mimar Cengiz Bektaş’ın projesine uygun olarak inşa edilen Sebasteion-Sevgi Gönül Salonu’nda sergilenen özgün yüksek kabartmalar, klasik dönemin efsanevi görkemini ziyaretçilerin beğenisine sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Afrodisyas Sebasteion Sevgi Gönül Salonu, hazırlayan: Metin Ilgın, Yapı Kredi Yayınları, arkeoloji, 144 sayfa, 2022

Albert Gabriel – Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler (2022)

Uzun yıllardır Türkçeye çevrilmesi beklenen ama gerçekleşemeyen Diyarbakır ve bölge coğrafyası hakkındaki önemli kaynak eser Albert Gabriel’in gezi kitabı geç de olsa okurla buluşuyor.

Yaşam öyküsü ve çabaları incelendiğinde görülecektir ki; kitabın yazarı; Profesör Gabriel sadece araştırmacı, yazar ve arkeolog olarak değil, aynı zamanda kadim Diyarbekir surlarını yıkımdan, hatta yok olmaktan kurtaran şahsiyettir.

Gabriel’in ‘Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler’ olarak Türkçeye çevirisi yapılıp basılan kitap, Gabriel’e gecikmiş bir vefa ve özür borcu olarak da değerlendirilmelidir.

Kitaptan bir alıntı:

“Benim amacım, bizzat Anadolu’da giriştiğim ve kısmen tamamladığım araştırmayı Fırat’ın ötesine de taşımaktı. Ne var ki Anadolu söz konusu olduğunda elimde ta en başından beri Türk âlimlerin hazırladığı özlü anlatımlar, monografi eskizleri, yazıtlarla ilgili yayınlar ve makaleler vardı.

Yeni kalkıştığım işinse bunun eşiğine yaklaşır bir hali yoktu: Yukarı Mezapotamya’nın abideleri ekseriyetle seyyahların kısacık tariflerinden tanınmaktaydı sadece ve önceden yayınlanmış olan çalışmalar yapıların birinci elden incelenmesine dayanmıyordu. Diyarbekir’deki yazıtlar ve bölgenin çok sayıdaki yazıt metinleri büyük ölçüde yayımlanmamıştı.

İlki Nisan-Mayıs 1932’de, ikincisi aynı yılın Ekim-Kasım’ında olmak üzere iki seyahat gerçekleştirdik. Bu seyahatimiz sırasında, Mardin, Dunaysır (Kızıltepe), Hisn-Kayfâ (Hasankeyf), Dara, Nisibin (Nusaybin), Harran, Urfa, Bitlis, Ahlat, Batman, Harput, Pertek, Malatya şehirlerini ziyaret ettim.”

  • Künye: Albert Gabriel – Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler, çeviren: İdil Çetin, Dipnot Yayınları, arkeoloji, 416 sayfa, 2022

Barış Gür – Smyrna’dan Batı Dünyasına (2021)

Ülkesini temsil etmeye ya da ticaret yapmaya gelen Avrupalılar bir tutkuyla bağlanırdı İzmir’e ama en çok da geçmişine ve geçmişinde üretilmiş olan kıymetli eserlerine.

Öyle ki her gelen yabancı giderken bir parça kopartır alırdı kendisi için, bazıları okyanustaki bir kum tanesi gibi gelirdi bu kadim kente, bazıları ise büyük, yerine koyulması zor, can yakan parçalar kopartırdı.

Konsoloslar, demiryolu mühendisleri, din adamları, varlıklı koleksiyonerlerin temsilcileri ve daha niceleri İzmir’de geçirdiği günleri hiçbir zaman yeterli bulamaz ve her zaman daha uzun bir süre kalmayı ya da tekrar gelmeyi amaçlarlardı, ancak onlar için asıl unutulmaz olan İzmir’in köklü geçmişi ile toprağın altındaki ve üstündeki arkeolojik mirasıydı…

Avrupa’nın köklü müzelerinin kurulmasında ve envanterlerinin zenginleştirilmesinde İzmir kökenli eserlerin önemli bir yeri bulunurken söz konusu durum 17. yüzyıldan itibaren Avrupalı gezgin, tüccar ve konsolosların yoğun çabaları ile şekillenmiştir.

  • Künye: Barış Gür – Smyrna’dan Batı Dünyasına: Dünya Müzelerinin Oluşumunda İzmir’in Arkeolojik Mirası, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, müze, 160 sayfa, 2021

Kolektif – Çağlar Boyunca Nehirler Denizler ve Göller (2022)

Su, hayattır derler.

Peki, çağlar boyunca su uygarlığı nasıl etkiledi?

Bu kitapta, Prehistorya’dan Bizans Dönemi’ne kadar geçen süreçte nehirler, denizler ve göllerin insanoğlunun sosyo-ekonomik ve kültürel hayatına etkileri ile ilgili 29 makale yer alıyor.

Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan kitaba kitaba arkeoloji, tarih, sanat tarihi, coğrafya gibi bilim dallarında, alanında uzman, 5 farklı ülkeden ve 21 farklı üniversiteden bilim insanı makaleleriyle katkı sunmuş.

  • Künye: Kolektif – Çağlar Boyunca Nehirler, Denizler ve Göller: Prehistorya’dan Bizans Dönemi’ne, (Rivers, Seas and Lakes Through The Ages – From Prehistory to the Byzantine Period), editör: Oktay Dumankaya, Doruk Yayınları, tarih, 728 sayfa, 2022

Faris Demir – Karatepe Azatiwataya (2022)

Demir Çağı’nda Adanawa (Adana) Ülkesinin kralı Azatiwata, Karatepe olarak bilinen yerde krallığını kurmuş ve bu yerleşime Azatiwataya adını vermişti.

Faris Demir, Karatepe’nin gizemler ve efsanelerle dolu dünyasını keşfediyor.

Demir Çağı’nda Adanawa Ülkesinin kralı Awariku’nun desteğini alan Azatiwata siyaset, savaş, entrika ve casusluk oyunlarının en zirvede olduğu bir dönemde bilgeliği, adaletli ve erdemli kişiliği ile ön plana çıktı.

Awariku’nun sürgüne gönderilmesi ve ölümünden sonra kral olan Azatiwata doğuda kan ve korku siyaseti üzerine kurulan Assur ve ünlü kralı II. Sargon, batıda zenginlik hırsı ile entrika, yalan ve komplolarla bölgeyi ele geçirme planları yapan Frig kralı Midas ve kuzeyde Assur’dan daha acımasız Kimmerler ile uğraşmak zorunda kalmış, bağlı olduğu hanedanlığı koruyarak kaos ve kriz ortamını en iyi şekilde yönetmişti.

Awariku’nun çocuklarını babalarının tahtına oturmasını sağlamış, kuzeydoğudan gelen yağmacı grupların ülkeye girmesini önlemek amacıyla bugün Karatepe olarak bilinen yerde krallığını kurmuş ve yerleşime Azatiwataya adını vermiştir.

Karatepe kendini ve karanlık bir dönemi yazı, resim yazısı ve resim dili ile anlatmaktadır.

Karatepe’nin gizemlerle dolu dünyasını keşfetmeye başladığımızda dileklerin ve efsanelerin gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğu bir kez daha hatırlanacaktır.

  • Künye: Faris Demir – Karatepe Azatiwataya: Tarihi Olaylar, Mimari Buluntular ve Yazıtlar Üzerine Notlar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 190 sayfa, 2022

Hilary Wilson – Hiyeroglifleri Anlamak (2022)

 

Eski Mısır hiyeroglifleri tam 1500 yıl boyunca tercüme edilemedi.

Hilary Wilson’ın hiyerogliflerin gizemini çözmek için sağlam bir rehber olarak okunabilecek bu özgün çalışması, en sık kullanılan hiyerogliflerin içeriklerini açıklıyor.

Eski Mısır hiyeroglifleri, 1500 yılı aşkın bir süre boyunca tercüme edilemedi ve bu yazının kadim bilgeliği ve dini gizemleri sakladığı düşünüldü.

Hiyeroglifler nihayet çözüldüğünde, dini mitler ve ritüellerden sıradan halkın günlük meselelerine kadar hayatın bütün alanlarına dair şaşırtıcı biçimde canlı bir manzara sundu.

Wilson, ‘Hiyeroglifleri Anlamak’ta anıtlardan, belgelerden ve müze teşhirlerinden örneklerle birlikte en sık kullanılan yüzlerce hiyeroglifin tercümelerini sunuyor.

El çizimleri, tablolar ve haritalarla ayrıntılı bir şekilde resimlendirilen kitap, okurunu, yüzlerce Mısır anıtını ve eserini süsleyen hiyerogliflerden bazılarını gerçekten okuyabilmenin keyfini yaşatacak türden.

  • Künye: Hilary Wilson – Hiyeroglifleri Anlamak: Antik Mısır İçin Bir Anahtar, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Maya Kitap, tarih, 224 sayfa, 2022

H. Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner – Eski Anadolu ve Mezopotamya Toplumlarında Müzik (2022)

Eski Mezopotamya ve Anadolu’da müziğin toplumsal rolü neydi?

Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner, zengin kaynaklardan yararlanarak müziğin icrası ve işlevini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Müziğin evrensel bir dil olmasında hiç şüphesiz tarih boyunca geçirmiş olduğu aşamaların da katkısı bulunuyor.

Her ne kadar toplumların, dünyayı ve çevrelerinde olup biteni algılama süreci ve şekli birbirinden farklı olsa da, bir kuş cıvıltısının verdiği huzur ya da akan bir nehrin çıkardığı ses her toplumda ortak bir ses/tını algısı oluşturmuş olmalıdır.

Belki de doğadaki sesleri taklit ederek başlayan bu serüven, her durakta bünyesine yeni şeyler alarak ilerlemiş ve tarih yolculuğunda hiç bitmeyecek bir olguya dönüşmüştür.

Hiç şüphesiz, müziğin kaderinde de kendisini yaratan toplumların üzerinde yaşadıkları coğrafya, toplumu oluşturan bireylerin kişisel tercihleri ve hatta atalardan devralınan hususlar da etkili olmuş olmalıdır.

Evet, hiç bitmeyecek bir serüvendir, müziğin serüveni…

  • Künye: H. Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner – Eski Anadolu ve Mezopotamya Toplumlarında Müzik, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 176 sayfa, 2022

Hande Duymuş Florioti ve Tülay Deniz – Eski Mezopotamya ve Anadolu Toplumlarında Büyü (2022)

 

Eski Mezopotamya ve Anadolu toplumlarında büyünün toplumsal rolü hakkında özgün bir araştırma.

Kitap, iki toplumun büyüye bakışını karşılaştırmasıyla da dikkat çekiyor.

Eski Mezopotamya ve Anadolu’da yaşamış olan toplumların büyünün gücüne ve etkisine olan inançları, söz konusu toplumlara ait çivi yazılı metinlerden ve arkeolojik verilerden anlaşılıyor.

İnsana dair her şeyi kapsayan büyü, çoğunlukla doğumdan ölüme kadar olan yaşamın her safhasında kendisinden yardım beklenilen bir olgu olarak karşımıza çıkar.

Genel olarak çıkar amacı taşıyan büyü, avlanma, düşmanı yenme, çocuk sahibi olma, mal çoğaltma, hastalıklardan kurtulma, tabii olayları kontrol etme, korkuyla başa çıkma, ifritlerle mücadele gibi amaçlarla yapılırdı.

Hatta bu toplumlar “kara büyü” adını verdikleri kötü büyünün etkisinden korunmak için “ak büyü” adını verdikleri yeni büyüsel metotlar da geliştirip uygulamışlardı.

Bu kitaptan da görüleceği gibi, Mezopotamya’da büyünün ortaya çıkmasından sorumlu tutulanlar, insanlarla birlikte tanrıların temsilcisi olduğu düşünülen ifritlerdir.

Günlük hayatın birçok alanında karşımıza çıkan büyünün yeryüzündeki herhangi bir boşluktan ortaya çıkan bu ifritlerle tanrıların gazabını insanlara taşıdıklarına inanılırdı.

Bu noktada Mezopotamyalıların büyüye bakış açısı ile Anadolu’daki toplumların büyüye bakış açısı birbirinden ayrılıyor.

Hastalıkların insana verilme nedenini geçmişte yapılan kötülükler olarak gören Mezopotamya insanı hastalıklardan kurtulmak için de büyüyü kullandı.

Anadolu insanı ise büyünün insan eliyle yapıldığına inanırdı.

Bu temel ayrım, büyüyü def etme çabalarındaki farklı uygulama yöntemlerine de yansıdı.

Bununla birlikte büyü yapmak ya da yaptırmak, hem Eski Mezopotamya hem de Anadolu’da yaşamış toplumlarda hiçbir zaman iyi karşılanmadı.

Çıkarılan birçok kanun maddesi ile iki uygarlıkta da büyü yapanların cezalandırıldığı görülüyor.

  • Künye: H. Hande Duymuş Florioti ve Tülay Deniz – Eski Mezopotamya ve Anadolu Toplumlarında Büyü, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 144 sayfa, 2022

Mehmet Özdoğan – 1960’lı Yılların Güneydoğu Anadolu’su (2022)

40 yıl boyunca Güneydoğu Anadolu’ya gidip gelmiş Mehmet Özdoğan Hocamızın bu kitaptaki izlenimleri, 1960’lı yılların Güneydoğu Anadolu’su üzerine altın değerinde bir kaynak.

Özdoğan’ın 1960’lardan itibaren anı, gözlem, izlenim ve bunlarla ilgili yorumlarını içeren Arkeoloji ve Sanat Yayınları olarak bir dizi halinde yayına hazırlanan üç eseri, öncelikle ülkemizin kazı ve araştırma tarihinin bir bölümünü belgeselleştirmesi açısından önemli kaynaklardı.

Eldeki eser ise 1964 yılı Mayıs ayı sonlarında Çayönü kazısına katılmak için, İstanbul’dan o yıllarda kömürle çalışan Kurtalan Ekspresi’yle Ergani’ye ulaşıncaya kadar kömür tozu soluyarak geçen 70 saatlik bir yolculuk sonrasında ilk kez tanıştığı Güneydoğu’yu konu alıyor.

Ağırlıklı olarak 1960’lı yıllarda Prof. Özdoğan’ın Güneydoğu Anadolu’daki gezilerde çektiği fotoğraflarla, kısmen o günlere ait anılarının titizlikle eşleştirilmiş bir derlemesidir.

Özdoğan, aynı yıl, Temmuz ayında Siirt Pervari Herekol Dağı’nda göçerlere gönüllü öğretmenlik yapmak için, ardından da bir arkadaşıyla kışın tam ortasında Gaziantep’ten Mardin’e ve Diyarbakır’a kadar bir uçtan öbür uca bölgeyi tanımak için Güneydoğu Anadolu’ya iki kez daha gitti.

Sonraki 40 yıl boyunca Güneydoğu Anadolu yolcusu olmuş; kazı, yüzey araştırması, gezi olarak bir yılın en az birkaç ayını bölgenin bir yerlerinde, çoğu kez yerel halkla iç içe geçirdi.

Birbirlerinden bağımsız, ayrı amaçlar, ayrı nedenlerle yaptığı geziler burada Özdoğan’ın arşivinde olan fotoğrafların akışına göre sıralanarak bize o yılların Güneydoğu Anadolu’sunu onun gözünden anıları çerçevesinde tüm ayrıntılarıyla aktarılıyor.

  • Künye: Mehmet Özdoğan – 1960’lı Yılların Güneydoğu Anadolu’su: İzlenimler, Yansımalar, Kazılar, Araştırmalar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 176 sayfa, 2022

Valerie Hansen – İpek Yolu (2021)

İpek Yolu üzerine harika bir arkeolojik ve tarihsel çalışma.

Seyahat güzergâhında yer alan sekiz arkeolojik kazı alanını inceleyen Valerie Hansen, aynı zamanda ortaçağ Çin keşişlerinin günlüklerinden kadınların kaleme aldığı mektuplara zengin bir arşivden besleniyor.

Dünya tarihine yön veren İpek Yolu tam olarak nedir?

Akla hemen çöl kumlarının üzerinde, Çin’den Roma’ya yol alan bir deve kervanı geliyor.

Ama gerçek bundan daha farklı ve ilgi çekici.

‘İpek Yolu’nda Valerie Hansen, bereketli ticaret rotalarına, kültürlerarası etkileşime, İpek Yolu ekonomisine ve arkeolojik şaheserlere dair bilinmeyenlere ışık tutuyor.

Hansen, seyahat güzergâhında yer alan sekiz arkeolojik kazı alanını inceliyor.

Çangan’dan Semarkand’a kadar uzanan bu coğrafi araştırmada tüccarların, hacıların, gezginlerin iç içe geçtiği kozmopolit toplulukların izini sürüyor.

Kültürel çeşitliliğin yanı sıra dini zenginliklere de değiniyor.

‘İpek Yolu’, ortaçağ Çin keşişlerinin günlüklerinden, hukuki belgelerden, kadınların kaleme aldığı mektuplardan, kasaba tasvirlerinden, yasal ve dini dokümanlardan oluşan zengin bir arşivden besleniyor.

Çalışma, İpek Yolu’nun Moğol hâkimiyetinde olduğu döneme dair belgelerle de destekleniyor.

  • Künye: Valerie Hansen – İpek Yolu, çeviren: İlkem Topal, Nora Kitap, tarih, 336 sayfa, 2021