Franz Boas – İlkel Sanat (2021)

İnsanlık mağara duvarlarına ellerinin silüetlerini ve av sahnelerini resmettiği ilk andan itibaren çevresini ve sahip oldukları şeyleri güzelleştirmek için çaba harcadı.

Büyük antropolog Franz Boas da, bu enfes eserinde, ilkel sanatın temel özelliklerinin bir analizini sunuyor.

Bizim uygar toplumumuzda olduğu gibi, ilkel insanların da güzele yönelik bir beğeni duyduklarını söyleyebiliriz.

Amerika’nın 19. yüzyılın sonlarındaki beyaz ırkı daha üstün gören evrimci antropoloji çevresinde çalışmalarını yürüten Boas’a göre antropologlar ilkel insanların yaşantılarının ve isteklerinin ne olduğuna dair genel bir resim ortaya koyarlar.

Ancak yeni kültürlere erişilen bu dönemde antropoloji için ilkel topluluklar yalnızca basit bir çalışma konusudur.

İlk olarak Boas’ın çalışmalarında gördüğümüz emik yaklaşım da böyle bir ortamın sonucu olarak ortaya çıkar.

Çünkü Boas’a göre, ilkel insanlarla beraber yaşayan birisi ilkel toplum içindeki her bir kişinin, bizim olduğumuz kadar birey olduğunu görecektir.

Dolayısıyla başka bir kültürü tanıyabilmek için onlara kendi kategorilerimizi dayatmamamız gerekir.

Aksi halde birbirlerine ait olmayan biçimler bir araya getirilmiş olunur.

Çünkü toplumlar evrimci yaklaşımın öne sürdüğü gibi benzer süreçlerden geçerek ilerlememektedir; Boas’ın ortaya koyduğu yaklaşımlardan birisi de bu şekilde açıklayabileceğimiz kültürel göreliliktir.

Boas uygar ve ilkel topluluklar arasındaki farkıysa en çarpıcı şekilde düşünüş biçimleri üzerinden anlatıyor.

Ona göre ilkel insanların zihinleri söylenegeldiği gibi sihirsel bir şekilde çalışmamaktadır.

Ancak bu farklılığı anlamamız mümkün değildir.

Çünkü geleneksel düşünceler bizim medeniyetimiz üzerinde, ilkel toplumlarda olmadığı kadar sınırlayıcı olmuştur.

  • Künye: Franz Boas – İlkel Sanat, çeviren: Semih Gözen Esmer, Ayrıntı Yayınları, sanat, 448 sayfa, 2021

Patrick Wilcken – Claude Lévi-Strauss (2021)

Yirminci yüzyılın en büyük antropologlarından olan Claude Lévi-Strauss hakkında enfes bir biyografi.

Patrick Wilcken’in biyografik eserinde, seyahat etmekten ve kâşiflerden nefret eden Lévi-Strauss’un Amazon’un en ücra noktalarındaki saha çalışmasından Nazi işgalindeki Fransa’da bir Yahudi olarak yaşamanın zorluklarına, savaş dönemi New York’unda bir mülteci olmaktan 1940’ların sonunda Paris’e dönüp Jean-Paul Sarte’la çatışmasına ve Lacan’dan Foucault’ya pek çok düşünürü derinden etkilediği hayatını takip ediyor.

İlkel kabilelerin dünyasının hızla yok olduğu zamanlarda, Lévi-Strauss yalnızca Brezilya’da 90 kabile ve 15 dille karşılaşıyor.

Modern bir monokültür egemenliğinden endişelenen Lévi-Strauss, insanlığın “kendi mirasını unutmasına ya da yok etmesine” izin vermeyip, geride bıraktığı eserlerle kültürel çeşitliliğin insan topluluklarını birbirinden yalıtan değil, birleştiren ilişkilerini gösteriyor.

  • Künye: Patrick Wilcken – Claude Lévi-Strauss: Laboratuvarda Bir Yaşam, çeviren: Ali Atakay, Alfa Yayınları, biyografi, 472 sayfa, 2021

Andreas Gehrlach – Loculus (2021)

Çanta, sandık, çekmece gibi küçük, mahrem ve son derece bireyselleştirilmiş nesneler, mülkiyet kavramı hakkında bize neler söyler?

Andreas Gehrlach, bu nesnelerin tarihinden yola çıkarak şahane bir medeniyet okuması yapıyor.

‘Loculus’ta, mülkiyetin bireysel mekânlarının bir kuramını oluşturan Gehrlach, insanların değersiz ama bir o kadar önemli şeyleri tamamen kişisel ve mahrem mahfazalarında, çantalarında, sırt çantalarında ve keselerinde beraberlerinde taşımalarını ve bedensel açıdan aşırı yakın ve kendi kendini var eden bu mülkiyetin kişiyle ne şekilde ilişki kurduğunu derinlemesine tartışıyor.

Yazar bunu yaparken de Romalı lejyonerlerin kıt eşyalarından bir Amerikan dinî cemaati olan Huttercilerin her üyesinin büyüdüğünde onlara verilen, içinde sadece hijyenik eşyaların değil ayrıca her şeyden önce mahremiyetlerin korunduğu “Kischte”ye; ekmek kesesi, denizci sandıkları ve Federal Cumhuriyet’e kabul edilen göçmen işçilerin köhnemiş bavulları gibi küçük ama son derece bireysel ve yoğun mülkiyet mekânlarından Freud’un ünlü “Dora” vakasındaki Dora’nın çantasına pek çok ilgi çekici örneği bu açılardan yorumluyor.

  • Künye: Andreas Gehrlach – Loculus: Mülkiyetin Bireysel Mekânları, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Yort Kitap, antropoloji, 128 sayfa, 2021

David Graeber – Tırışkadan İşler (2021)

Dünyaya hiçbir faydaları dokunmadığı gibi, kimileri topluma büyük zararlar veren tırışkadan işler üzerine muazzam bir antropolojik ve siyasi değerlendirme.

Yakın zamanda aramızdan ayrılan büyük antropolog David Graeber, kimseye faydası dokunmayan pek çok işin, kuşaklar boyunca nasıl katlanarak çoğaldığını gözler önüne seriyor.

Graeber, toplumsal yaşamdaki işlerin yarısından fazlasını oluşturan, tamamen anlamsız beş tür iş olduğunu savunuyor.

  • Üstlerine kendilerini önemli hissettirmeye yarayan işler: örneğin resepsiyon görevlileri, idari asistanlar, kapı görevlileri.
  • İşverenleri adına başkalarına zarar vermek veya onları aldatmak için hareket eden işler: örneğin lobiciler, şirket avukatları, tele-pazarlamacılar, halkla ilişkiler uzmanları.
  • Kalıcı olarak düzeltilebilecek sorunları geçici olarak düzelten işler: örneğin çantaları gelmeyen yolcuları sakinleştiren havayolu büro personeli.
  • Yararlı bir şeyin yapılmadığı zamanlarda yapıldığı izlenimini yaratan işler: örneğin anket yöneticileri, kurum içi dergi gazetecileri, kurumsal uyum görevlileri.
  • Çalışanları yöneten veya onlar için fazladan iş yaratan görev yöneticileri: örneğin orta düzey yönetim ve liderlik uzmanları.

Bu tür işlerin büyük ölçüde özel sektörde olduğunu belirten Graeber, ayrıca toplumsal norm işi adeta bir din olarak algıladığı için pek çok çalışanın anlamsız bulsalar da bu işleri yaptıklarını ortaya koyuyor.

Graeber, saçma ve anlamsız işleri yapmanın yarattığı döngüyü “derin psikolojik şiddet” olarak tanımlıyor ve bu durumun kolektif ruhumuzda büyük bir yara izi bıraktığını söylüyor.

  • Künye: David Graeber – Tırışkadan İşler, çeviren: Burak Esen, Everest Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2021

Zygmunt Bauman – Kültür Teorisinde Eskizler (2021)

Zygmunt Bauman’ın 1968’de ülkesi Polonya’dan sınır dışı edilmesi sürecinde kaybolduğunu sandığı ‘Kültür Teorisinde Eskizler’, düşünürün daha sonraki fikirlerine zemin oluşturan çok önemli bir eser.

Sıkı bir teorik tefekkür olan bu kitabında Bauman, kitle kültürünün durumu, pedagojinin talepleri ve kırsal bölgelerdeki değişimler gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Kitapta,

  • Kültürel antropolojinin krizini,
  • Yapısalcılıkla sibernetiğin potansiyellerini,
  • Göstergebilimsel kültür teorisini,
  • Göstergebilimin kültür teorisindeki araştırma sorunlarını,
  • Toplumun kültürel ve kültür dışı örgütlenmesini,
  • Toplumların ekonomisi ile kültürleri ve tipolojileri arasındaki girift ilişkiyi,
  • Çağdaş eğitimin problemlerini,
  • Ve kültürün sosyolojik işlevi gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

‘Kültür Teorisinde Eskizler’, gerek tarihi gerekse içinde sunulan fikirlerin değeri bakımından, ayrıca 1960’larda sosyal bilimlerde yaşanan dönüşümlerin çok önemli bir incelemesi olarak muhakkak okunmalı.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Kültür Teorisinde Eskizler, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 400 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu ve Loïc Wacquant – Düşünümsel Sosyolojiye Davet (2021)

‘Düşünümsel Sosyolojiye Davet’, Pierre Bourdieu’nün otuz yıllık araştırmaları boyunca geliştirdiği toplumsal dünyalar ve pratik teorisinin epistemolojik ve metodolojik ilkelerini aydınlatan çok önemli bir yapıt.

Kitap, daha önce ‘Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar’ adıyla yayımlanan çalışmanın gözden geçirilmiş ve genişletilmiş versiyonu.

Bourdieu’nün eserlerine harika bir giriş niteliği taşıyan çalışma, üç bölümden oluşuyor.

İlk bölümde Loïc Wacquant, Bourdieu sosyolojisinin yapısını ve mantığını çok yönlü bir biçimde değerlendiriliyor.

İkinci bölümde Bourdieu, Wacquant’la yaptığı mülakatta sosyolog olarak entelektüel serüveninin bir muhasebesini yapıyor.

Bourdieu burada çalışmalarını; yapı, alan, strateji, habitus, kültürel sermaye, çıkar, illusio ve simgesel iktidar gibi kullandığı temel kavramlarını açıkladığı gibi, eserlerine yönelik kimi yanlış anlaşılmaların nedenlerini tartışıyor, ayrıca kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt veriyor.

Kitabın üçüncü bölümü ise, Bourdieu’nün lisansüstü öğrencileriyle yaptığı bir araştırma seminerinde verdiği konferanslardan oluşuyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu ve Loïc Wacquant – Düşünümsel Sosyolojiye Davet, çeviren: Nazlı Ökten, İletişim Yayınları, sosyoloji, 407 sayfa, 2021

Caleb Everett – Sayılar ve Türümüze Katkıları (2021)

Farklı toplumlar sayılarla nasıl ilişki kurar?

Kültürün gelişimi ile sayı sayma arasında nasıl bir ilişki vardır?

Dilbilimci antropolog Caleb Everett bu ödüllü çalışmasında, insanlarla diğer hayvanların sayısal becerileri ve bu becerilerin nörobiyolojik kökenlerini çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Everett, dilbilim ve antropolojinin yanı sıra bilişsel bilimler, nörobiyoloji ve fizyoloji gibi farklı alanlardan birçok araştırmayla zenginleşen çalışmasında, Amazon ormanlarından Avusturalya çöllerine uzanarak farklı kültürlerin sayılarla ilişkisini ve sayıların insan zihnini, davranış ve kültürleri nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

İnsan türünün en önemli bilişsel ve dilsel başarısı olan sayı sayma ve niceliksel kavramları kullanarak muazzam çeşitlilikteki kültürel faaliyetleri zenginleştirip geliştirme yeteneğini daha iyi kavramak açısından önemli veriler barındıran kitap, dilin kültürel bir icat olarak türümüzü şekillendirmekteki hayati işlevini açık bir şekilde göstermesiyle önemli.

  • Künye: Caleb Everett – Sayılar ve Türümüze Katkıları: Sayı Sayma ve Kültürlerin Gelişimi, çeviren: Can Evren Topaktaş, Kolektif Kitap, bilim, 258 sayfa, 2021

Clifford Geertz – Kültürlerin Yorumlanması (2020)

Clifford Geertz’in çoğunu efsaneleşmiş 1960’lı yılların başında kaleme aldığı makaleleri bir araya getiren ‘Kültürlerin Yorumlanması’, kültürel antropoloji alanında bugün çağdaş bir klasiktir.

Kültür kavramının insan kavramı üzerindeki etkisi, kültürün gelişimi ile zihnin evrimi arasındaki ilişki, kültürel birer dizge olarak din ve ideoloji, yeni devletlerde ulusçuluk, anlam siyaseti, yeni devletlerin anlaşılmasında antropolojinin kullanımı gibi önemli konuları ele alan Geertz’in asıl katkısı ise, bunu yaparken din, ideoloji, ritüel, devrim, toplumsal değişim gibi geçtiğimiz yüzyılın büyük problematiklerine yeni bakış açıları getirmesi.

Geertz, Java ve Bali’de yürüttüğü alan çalışmalarının neticelerini de barındıran çalışmasında, Bali’de kişi, zaman ve davranış, Balililerin horoz dövüşü gibi ilgi çekici konuları ele alıyor.

Wittgenstein, Gilbert Ryle ve Claude Lévi-Strauss’un katkılarıyla da derin bir diyaloga giren ‘Kültürlerin Yorumlanması’, alana ilgi duyanların muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Clifford Geertz – Kültürlerin Yorumlanması, çeviren: Hakan Gür, Dergah Yayınları, sosyoloji, 617 sayfa, 2020

Zafer Toprak – Cumhuriyet ve Antropoloji (2021)

Erken Cumhuriyet dönemindeki antropolojik araştırmaların arkasındaki siyasi ve ideolojik saikler nelerdi?

Zafer Toprak’ın yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan bu nitelikli çalışması, 1930’lu yıllarda gerçekleştirilen bilimsel ve kültürel devrimin geri planında yer alan birikime odaklanıyor.

Bir anlamda, Tanzimat sonrası yüz yılı kapsayan bir bilim tarihi olarak da okunabilecek ‘Cumhuriyet ve Antropoloji’de tartışılan kimi ilgi çekici konular şöyle:

  • Erken Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde antropolojinin doğuşu,
  • Cumhuriyet’in Ankara’da tasarladığı ilk fakülte olan 1923 tarihli İçtimaiyyat Fakültesi,
  • Antropoloji ve Türk Tarih Tezi,
  • Şevket Aziz Kansu ve antropolojinin evrimi,
  • Sosyal Darwinist tarih ve Türk Tarih Tezi,
  • Osmanlı proto-antropolojisi ve toplumsal cinsiyet ırkçılığı,
  • Erken Cumhuriyet’in doğa bilimleri,
  • Türkiye’de tarih eğitiminin evrimi,
  • 1939 Beynelmilel XVIII. Antropoloji ve Prehistorik Arkeoloji kongresindeki tartışma konuları,
  • Dil devrimi ve Sadri Maksudi,
  • Antropolojik dilbilim ve Güneş-Dil teorisi,
  • Atatürk ve ezoterik arkeoloji,
  • Toplum mühendisliği ve antropolojik ırk sorunu…

Künye: Zafer Toprak – Cumhuriyet ve Antropoloji, İş Kültür Yayınları, antropoloji, 624 sayfa, 2021

Noriko Nakayama – Köy Kadını, Modernite ve İslam (2020)

Bir Japon sosyal bilimcinin gözünden, 1990’ların Türkiye’si üzerine muazzam bir antropolojik okuma.

90’larda Zonguldak Ereğli’de bir yıl kalmış Noriko Nakayama’nın çalışması, köy kadınının yaşamında gelenek ve modernitenin rolünü ayrıntılı bir bakışla resmediyor.

Sosyolojik, antropolojik çalışmaların büyük çoğunluğu, kadın ve İslam konusunda genellikle şehirli kadınların konumunu merkeze alarak tartışır.

Nakayama’nın incelemesi ise, yaşayan köy geleneğinin içinde İslam’ın, açık veya kapalı olmanın anlamını irdelemesiyle konuya farklı bir yerden bakıyor.

Kitabın asıl katkısı ise, Kemalist, muhafazakâr yahut liberal gibi özünde kutuplaşmaya sebebiyet veren söylemleri dışlayarak ele aldığı coğrafyadaki kadını olduğu gibi aktarabilmiş olması.

Özellikle Zonguldak Ereğli’nin bir köyünde kadınların modern yaşamın içinde Cumhuriyet’in kurumlarını, değişen toplumsal koşulları ve köyün özgün kültürünü nasıl birleştirdiklerini gözler önüne sermesiyle dikkat çeken çalışma, modern toplumsal gerçekliğin tek bir şablondan ziyade çok yönlü bir açıklama gerektirdiğini bir kez daha vurgulamasıyla önemli.

Köy kadınının gelenek ve modernite ile nasıl bir ilişki kurduğuna yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Noriko Nakayama – Köy Kadını, Modernite ve İslam: Bir Antropoloğun Gözünden 1990’ların Türkiyesi, çeviren: Tolga Özşen, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, antropoloji, 208 sayfa, 2021