Eduardo Viveiros de Castro – Yamyam Metafizikler (2022)

Amerika yerlileri ile Avrupalı sömürgeciler ilk kez karşılaştıklarında, birincisi ötekini Tanrı, ikincisi ise ötekini hayvan olarak görmüştü, zira “Öteki’nin ötekisi Aynı’nın ötekisiyle aynı değildi.

Ama insan bilimi olarak antropoloji, ötekiyi hayvan olarak görenin bakış açısından kuruldu.

Şimdi usulca beyaz adamların antropolojisini bir kenara bırakıp bakış açımızı tersine çevirmeye çalışıyoruz: Amerikan yerli düşüncesinin çizgilerinde alter bir antropoloji nasıl kurulur?

Düşünceyi başka bir şekilde düşünmeye davet eden ‘Yamyam Metafizikler’, Batı felsefesinin ve antropolojisinin de mümkün dünyaların içinden yalnızca biri olduğunu keyifli bir yolculukla bize tekrar hatırlatıyor.

  • Künye: Eduardo Viveiros de Castro – Yamyam Metafizikler: Postyapısalcı Antropoloji Çizgileri, çeviren: Arda Varan ve Deniz Dirican, Otonom Yayıncılık, antropoloji, 256 sayfa, 2022

Banu Yılmaz Kolankaya – İstanbul Karaim Cemaati (2022)

Karaimlik azınlık içinde azınlık bir grup.

Öyle ki Yahudi cemaati tarafından da azınlık olarak görülmüşlerdir.

Banu Yılmaz Kolankaya, İstanbul Karaim Cemaati’ni antropolojik açıdan ele alıyor.

Musevilik tarihinin en içe kapalı ve en kadim topluluklarından biri olan Karaim varoluşu, din bilimcilerince geliştirilen Talmudist/Rabbani Yahudiliği reddederek, sadece Tevrat’ı mevcudiyetinin temeline koyan bir inanç topluluğudur.

İstanbul’da yaklaşık iki bin yıllık bir geçmişe sahip olan Karailer, bu kentte hep çok az sayıda mensupla var oldular.

Kolankaya’nın, daha önce antropolojik açıdan ele alınmamış olan İstanbul Karaim Cemaati’ni incelediği kitap, kendilerini Tevrat’ın kadim takipçileri olarak tanımlayan ve bugün İstanbul’da sayısı elli kişiyi geçmeyen bu cemaatin üyeleriyle yaptığı görüşmelere dayanıyor.

Ortadoğu’dan göç edenlerin, Sefarad, Kırım ve Rum kültürlerinin yanında bazı Türk ve İslâm geleneklerinin de izini taşıyorlar.

Kırım ve başka ülkelerdeki Karaim topluluklarıyla arasında dil, âdetler ve tören gelenekleri açısından önemli farklar olan İstanbul Karaileri, geride kalan az sayıda cemaat üyesinin ifade ettiği gibi belki “son demlerini yaşıyor”.

Kitaptan bir alıntı:

“Tıpkı yaşadığı kentin kendisi gibi, İstanbul Karaimliği’ni de tek bir varoluşla, tek bir kimlik ve tek tip bir inançla tanımlamaya çalışmak, bu topluluğa büyük haksızlık olacaktır. İstanbul Karaim Cemaati tüm renkleriyle, İstanbul’un kendisi gibi kadim, çoksesli, değişen ve dönüşen bir kültür grubu olarak son temsilcileriyle karşımızda duruyor.”

  • Künye: Banu Yılmaz Kolankaya – İstanbul Karaim Cemaati: Tevrat’ın Kadim Takipçileri, İletişim Yayınları, antropoloji, 239 sayfa, 2022

Philippe Descola – Ötekilerin Ekolojisi (2022)

Modern düşüncenin inşasında temel bir araç hâline gelen doğa ve kültür ayrımı, bilimlerin iki ayrı alana bölünmesine yol açmakla kalmayıp, dünyayı anlama şeklimizi ve diğer varlıklarla olan ilişkilerimizi de derinden etkiliyor.

Philippe Descola, çevrelerindeki varlıklarla ilişkilerini farklı şekillerde kuran diğer halklarda böylesi bir ayrımın bulunmadığının önemini vurgularken, bu halkların nasıl bizimkinden farklı gerçeklikler yarattıklarını anlamaya çalışan antropolojininse, dünyayı doğal ve kültürel olarak ikiye ayıran kendi kozmolojisinin dışına çıkmak konusunda yaşadığı zorlukları gösteriyor.

Doğanın mı kültürü belirlediği yoksa kültürün mü doğanın ne olduğunu belirlediği sorusundan artık kurtulmak gerekiyor.

“Doğaya yalnızca onu nesnelleştiren kültürel kodlama düzenekleri aracılığıyla erişebildiğimize şüphe yoktur: estetik formlar, bilimsel paradigmalar, teknik aracılıklar, sınıflandırma sistemleri, dinî inançlar…”

Yazar, antropolojiyi insanmerkezciliğinden vazgeçmeye davet ederken, varlıkların birbirlerine atfettikleri nitelikler dolayısıyla sürdürdükleri ilişkilerin incelendiği, doğa ve kültürün ötesinde radikal yeni bir dünya görüşünü savunuyor.

  • Künye: Philippe Descola – Ötekilerin Ekolojisi: Antropoloji ve Doğa Sorunu, çeviren: Arda Varan, İmge Kitabevi, antropoloji, 126 sayfa, 2022

Marshall Sahlins – Thukydides’ten Özür Dileyerek (2022)

‘Thukydides’ten Özür Dileyerek’, kültürel antropolijinin kurucu isimlerinden Marshall Sahlins’in başyapıtlarından biridir.

Sahlins bu eserinde, çok zengin bir tarihsel ve etnografik malzeme eşliğinde antropolojinin tarihyazımına yapabileceği katkıyı araştırıyor.

Sahlins, Thukydides’ten “özür dileyerek”, bu büyük ismin tarihini yazdığı Atina ile Sparta arasındaki Peloponnesos Savaşı’nı, MS 19. yüzyılda Fiji krallıkları Bau ile Rewa arasındaki Polinezya Savaşı’yla karşılaştırıyor.

Batı düşüncesini derinlemesine etkileyen Thukydides, tarihe insanın “güç ve kâr arzusunun” yön verdiğini savunur.

Peki tarih, insan doğasına atfedilen bu evrensel eğilimlerden hareketle okunabilir mi?

Kültürü dışarda bırakarak “insan doğasından” hareket eden Thukydides’in tersine Sahlins, insanın kültürel bir varlık olduğu görüşünde.

Böylece, Atina ile Sparta’yı olduğu kadar Bau ile Rewa’yı da birbirine bağlı bir tarihsellik içinde gelişmiş kültürel-tarihsel oluşumlar olarak analiz ediyor.

Bu oluşumlar içinde eyleme geçen insanlar da motivasyonlarını birbirinden farklı düzenlerden, ilişkiler ve değerler bütününden alırlar.

  • Künye: Marshall Sahlins – Thukydides’ten Özür Dileyerek: Tarihi Kültür ve Kültürü Tarih Olarak Anlamak, çeviren: Ebru Kılıç, Bgst Yayınları, tarih, 315 sayfa, 2022

Immanuel Kant – Pragmatik Bakış Açısından Antropoloji (2022)

Çok güzel haber:

Kant’ın yirmi beş yıl boyunca verdiği Antropoloji dersinin notları, bu kitapta.

“İnsan Nedir?” sorusunu merkezine alan kitap, Kant felsefesine bütünlüklü bir bakış sunmasıyla da önemli.

Felsefe tarihine yön vermiş en önemli düşünürlerden Immanuel Kant, üç büyük eleştiri kaleme aldı: ‘Saf Aklın Eleştirisi’, ‘Pratik Aklın Eleştirisi’ ve ‘Yargıgücünün Eleştirisi’.

Bilgi felsefesi, etik ve estetik anlayışımızda devrim yaratan bu eserler genellikle üç soru ile ilişkilendirildi: “Ne bilebilirim?”, “Ne yapmalıyım?” ve “Ne umabilirim?” Ancak Kant felsefesinin sürekli atlanan ve görmezden gelinen dördüncü bir sorusu daha vardı: “İnsan nedir?”

Kant’ın yaklaşık yirmi beş yıl boyunca verdiği Antropoloji dersinin notlarından oluşan ve hayattayken yayına hazırladığı son yapıtı olan bu kitap, “İnsan nedir?” sorusunu merkezine alıyor.

Antropolojinin görevi olarak insanı, tarih boyu oynadığı roller ve taktığı maskelerle ele alan empirik antropolojiden farklı olarak, insanın neliği ve ne olması gerektiğini araştırıyor; insanın kendi potansiyelini gerçekleştirme sorumluluğunu vurguluyor.

Felsefi antropoloji denilen insana bu yeni bakış, çağdaş felsefenin önemli isimleri Max Scheler, Ernst Cassirer, Martin Heidegger ve Michel Foucault tarafından farklı şekillerle de olsa alımlanarak büyük bir etkide bulundu.

Bu anlamda Antropoloji çağdaş felsefenin köklerine de ışık tutuyor.

Delilik ve dehâ, yatkınlık ve eğilim, haz ve tatmin ile birlikte bilişsel yetilerin ilişkisinin ele alındığı bu kitap, felsefi bir sistem olarak Kant felsefesini bütünlüklü bir bakışla anlama imkânı sunuyor.

  • Künye: Immanuel Kant – Pragmatik Bakış Açısından Antropoloji, çeviren: Mukadder Erkan, Fol Kitap, felsefe, 328 sayfa, 2022

Franz Boas – İlkel İnsanın Zihni (2022)

İlkel insanın zihni nasıl işliyordu?

Franz Boas, “ilkel” ve “uygar” düşünme biçimlerini derinlemesine irdelediği bu enfes çalışması, bireysel özgürlüğün tarihsel gelişimi üzerine harika bir eser.

Entelektüel özgürlüğün sınırlandığı, aceleci genelleme ve spekülasyonların hâkim olduğu bir atmosfer ve antropolojinin mayınlı arazisinde Boas; insanın neliğine dönük kadim meselenin izini sürerek antropolojinin sularına açılıyor.

Politik tavır ve sosyal aktivizmi antropoloji üzerinden hayata geçiren hamlesiyle Boas; “ilkel” ve “uygar” insanın düşünme biçimleri, “ırk” ve kişilik arasındaki bağlantı, ilkel insandaki özgün düşünce ve muhakeme gücü gibi konular etrafında şekillenen tartışmaları bilimsel bir perspektiften incelikli bir işçilikle masaya yatırıyor.

Yaratıcı yıkım salvolarıyla Boas, ‘İlkel İnsanın Zihni’ni kültürel antropolojinin merkezine yerleştiriyor.

İnsan doğasına zemin hazırlayarak kültürel etkileşimlere açık temalara ışık tutan bu çalışma, bireysel özgürlüğün tarihsel gelişimiyle ilgilenen okuru kendi meselesine davet ediyor.

  • Künye: Franz Boas – İlkel İnsanın Zihni, çeviren: Çiğdem Taşkın Geçmen, Akademim Yayıncılık, antropoloji, 272 sayfa, 2022

Mircea Eliade – İnisiyasyon, Ayinler, Gizli Cemiyetler (2022)

Tarihteki farklı inisiyasyon türleri, ayinler ve gizli cemiyetler üzerine harika bir çalışma.

Mircea Eliade, ilkel dinlerde inisiyasyonlardan gizli kültüre, bireysel inisiyasyonlardan askeri inisiyasyonlara, şamanik inisiyasyonlardan büyük dinlerdeki inisiyanik temalara ve genç kadınlarda inisiyasyona pek çok konuyu irdeliyor.

İnisiyasyon kavramı bireyin gelişimi için, doğaüstü varlıklardan ruhsal tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, yöntemli bir eğitim şekli olarak tanımlanır.

İnisiyasyon Latince “bir yere girme, iştirak etme, kabul edilme, başlama” anlamındaki “initium” sözcüğünden gelir.

İnisiyasyon ile genellikle inisiye olacak öznenin dinsel ve sosyal statüsünü kökten değiştirmeyi amaçlayan sözlü öğreti ve ayinlerin tümü anlaşılır.

Felsefi terimle söylenecek olursa, inisiyasyon varoluşsal düzenin ontolojik bir dönüşümüne denk gelir.

Bu sınavların sonunda inisiyasyona aday kişi, önceki durumuna göre bambaşka bir varoluşa sahip olur.

Bu sayede o, yetişkinlerin kurumlarını, tekniklerini, davranışlarını, ayrıca kabilenin kutsal mitlerini ve geleneklerini, tanrıların adını ve bunların eserlerinin hikâyesini, özellikle de zamanın kökeninde kurulduğu şekliyle kabile ile doğaüstü varlıkların kutsal mitlerini ve geleneklerini öğrenir.

Farklı inisiyasyon türlerini açığa çıkarmak için Eliade sırasıyla geleneksel toplumlarda erinlik ayinlerini, gizli cemiyetlere giriş törenlerini, askerî ve şamanik inisiyasyonlarını, Yunan Doğu gizemlerini, Hıristiyan Avrupa’da inisiyatik motiflerin kalıntılarını ve son olarak da bazı inisiyatik motifler ile edebî temalar arasındaki ilişkiyi ele alır.

  • Künye: Mircea Eliade – İnisiyasyon, Ayinler, Gizli Cemiyetler, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 252 sayfa, 2022

Maria Antonina Czaplicka – Sibirya’da Şamanizm (2022)

‘Sibirya’da Şamanizm’, her şeyden önce eşsiz bir sosyal antropoloji araştırması.

Sibiryalı kabilelerin içine giren Maria Antonina Czaplicka, onların sosyo-kültürel hayatlarını, kabileler arasındaki farklılıkları ve onların günlük hayatlarını aydınlatıyor.

Sosyal antropolojinin araştırma araçlarını kullanarak Şamanların gizemli dünyasına yolculuğa hazır mısınız?

Sibirya, Şaman âdetlerinin hâlâ yaşadığı, tarihî inançların günümüze ulaştığı antropolojik bir araştırma sahasıdır.

Bu sahayı derinlemesine inceleyen Czaplicka da Neo-Sibiryalı ve Paleo-Sibiryalı kabilelerin içine girerek sosyo-kültürel hayatlarına dair bu zamana kadar sorulmamış soruları soruyor.

Aynı bölgede yaşayan ancak âdetleri birbirinden çok farklı kabilelerin günlük hayatta neyi, nasıl yaptığına dair bir yaşam kılavuzu gibi yazılan ‘Sibirya’da Şamanizm’, bizi daha önce duymadığımız olgularla tanıştırıyor.

  • Paleo-Sibiryalılardaki “grup evliliği” nedir?
  • Ailede kimlerden sakınılır ve kimlere “neksiyini” denir?
  • Çukçiler, ölülerinin boğazını neden keser?
  • Kamçadallar ikiz bebekleri neden katleder?
  • Sibirya’nın yerlileri kült bir Şamanizm’e mi inanmaktadır yoksa inançları bir büyü-din harmanında kompleks bir olgu mudur?
  • Şamanlığa çağrı nasıl gelir ve Şaman’ın doğası nedir?

Czaplicka bu sorulara kapsamlı yanıtlar veriyor.

Kitap, sadece Sibirya’nın en eski etnik gruplarının sınıflandırılmasının bakımından dahi olsa eşsizdir.

  • Künye: Maria Antonina Czaplicka – Sibirya’da Şamanizm: Sibirya Yerlileri Hakkında Bir Sosyal Antropoloji Çalışması, çeviren: Turhan Acaloğlu, Selenge Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2022

Arnold van Gennep – Geçiş Ritleri (2022)

 

Arnold van Gennep’in antropoloji alanında klasikleşmiş yapıtı ‘Geçiş Ritleri’, Türkçede.

Gennep, bireyin doğumdan ölüme uzanan hayatını kuşatan batıl inançlar ve büyüler gibi geçiş ritlerini sistematik olarak inceliyor.

“Bireyin hayatı, hangi tip toplumda olursa olsun, bir yaştan diğerine, bir uğraştan diğerine başarıyla geçmekten ibarettir.” diyen Arnold van Gennep aynı zamanda âdet ve alışkanlıkların evrendeki düzenle ilişkilendirildiğini gösteriyor.

Yer, durum, meslek, yaş, konum değişimine ve ay, yıl, mevsim döngüsüne eşlik eden ritlerin izini sürüyor.

Antropoloji alanında başvuru kaynağı olan bu kült eser ritlerin, değişimin yarattığı belirsizliğe karşı geliştirilen bir pratik olduğunu anlatıyor.

‘Geçiş Ritleri’, toplumsal hayatın akışını belirleyen kurallar ile doğal hayatın ve kozmik âlemin akışını düzenleyen döngüler arasında kurulan benzerliklerin bir şöleni.

  • Künye: Arnold van Gennep – Geçiş Ritleri, çeviren: Oylum Bülbül, Nora Kitap, antropoloji, 232 sayfa, 2022

Kolektif – Topraktan Sofraya Sakarya Mutfağı (2021)

Sakarya özelinde yemek ve kültür arasındaki ilişkiye, bu ilişkiden doğan çeşitli etkileşimlere tarihsel bir perspektiften bakan dört dörtlük bir yemek antropolojisi.

Kitabın ilk bölümünde Arif Bilgin tarafından yazılan “Osmanlı Döneminde Adapazarı ve çevresinde Gıda Üretimi ve Tüketimi” başlıklı yazıda arşiv belgelerinden, defterlerden, seyyahların notlarından okuyoruz.

Örneğin Adapazarı’nın ilk patatesini, ilk kuşkonmazını, Sapanca Gölü etrafındaki karpuz ve kavun bostanlarını…

İkinci bölümde Suavi Aydın tarafından yazılan “Sakarya İli Kırsalının Kültürel Çeşitliliğine Dair Bir Envanter Çalışması: “Yetmiş İki Buçuk Millet Bir Arada” başlıklı yazıda, Sakarya Mutfağını şekillendiren göçlerin tarihini okuyoruz.

Osmanlı arşivinden, çeşitli derlemelerden faydalanarak desteklediği saha çalışmasından

Sakarya mutfağına biçim veren iskân tarihini öğreniyoruz.

Envanter çalışmasında ise güncel veriler ayrıntılı olarak listelenmiş durumda.

“Sakarya İli Damak Hafızası” başlıklı üçüncü bölümde ise, yeni kuşakların bugün belki hiç tadına varamayacağı yemekler, oturamayacağı sofralar sözlü tarih yöntemiyle aktarılıyor.

Yemek ve mutfak kültürünün bütün belirleyicilerle el ele, değişerek yaşamaya devam ettiğini gösteren örneklerle dolu olan bu çalışma, okurunu, “bereketli topraklar”da, insana bağlı, insanla gelişen, insan emeği ve sevgisiyle kurulmuş “bereketli sofralar”a buyur ediyor.

  • Künye: Kübra Sultan Yüzüncüyıl, Aynülhayat Uybadın, Arif Bilgin ve Suavi Aydın – Topraktan Sofraya Sakarya Mutfağı: Bir Yemek Antropolojisi, Yapı Kredi Yayınları, yemek, 600 saya, 2021