Noriko Nakayama – Köy Kadını, Modernite ve İslam (2020)

Bir Japon sosyal bilimcinin gözünden, 1990’ların Türkiye’si üzerine muazzam bir antropolojik okuma.

90’larda Zonguldak Ereğli’de bir yıl kalmış Noriko Nakayama’nın çalışması, köy kadınının yaşamında gelenek ve modernitenin rolünü ayrıntılı bir bakışla resmediyor.

Sosyolojik, antropolojik çalışmaların büyük çoğunluğu, kadın ve İslam konusunda genellikle şehirli kadınların konumunu merkeze alarak tartışır.

Nakayama’nın incelemesi ise, yaşayan köy geleneğinin içinde İslam’ın, açık veya kapalı olmanın anlamını irdelemesiyle konuya farklı bir yerden bakıyor.

Kitabın asıl katkısı ise, Kemalist, muhafazakâr yahut liberal gibi özünde kutuplaşmaya sebebiyet veren söylemleri dışlayarak ele aldığı coğrafyadaki kadını olduğu gibi aktarabilmiş olması.

Özellikle Zonguldak Ereğli’nin bir köyünde kadınların modern yaşamın içinde Cumhuriyet’in kurumlarını, değişen toplumsal koşulları ve köyün özgün kültürünü nasıl birleştirdiklerini gözler önüne sermesiyle dikkat çeken çalışma, modern toplumsal gerçekliğin tek bir şablondan ziyade çok yönlü bir açıklama gerektirdiğini bir kez daha vurgulamasıyla önemli.

Köy kadınının gelenek ve modernite ile nasıl bir ilişki kurduğuna yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Noriko Nakayama – Köy Kadını, Modernite ve İslam: Bir Antropoloğun Gözünden 1990’ların Türkiyesi, çeviren: Tolga Özşen, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, antropoloji, 208 sayfa, 2021

Alan Macfarlane – İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri (2021)

İngiliz bireyselciliğinin gelişimi kadar, bugünün bireyselleşmiş Anglo-Amerikan yaşam kültürünün kökenlerini daha iyi kavramak için de muhteşem bir eser.

Bizde yıllar önce ‘Kapitalizm Kültürü’ adlı eseri de yayımlanmış Alan Macfarlane, antropoloji ve tarihin çok iyi bir bireşimi olan çalışmasında, geleneksel, kapitalist-öncesi, grup-temelli köylü İngiliz toplumlarını dünyanın farklı toplumlarıyla karşılaştırıyor ve böylece İngiltere’nin ortaçağ feodalizminden Sanayi Devrimine uzanan beş yüzyıllık toplumsal dönüşüm hikâyesini derinlemesine ele alıyor.

Macfarlane, feodal sistemin olgunlaşma çağı olan on üçüncü yüzyıl İngiltere’sinin aile hukuku, toprak rejimi, mülkiyet ilişkileri ve dinsel-toplumsal yapılanma modelinin nasıl olup da uzun vadede Avrupa anakarasından farklılaştığını ve “İngiliz istisnailiği” denen olgunun köklerinin nelere dayandığını araştırıyor.

Bunu yaparken Marx, Weber, Bloch ve Goody gibi birçok tarihsel sosyologla diyaloga giren Macfarlane, İngiliz toplumunda ailenin dönüşümünü, köylülükten kentliliğe geçişi, Aydınlanma ve Sanayi Devrimini hazırlayan koşulları ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Alan Macfarlane – İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri, çeviren: Onur İşci, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2021

Nicholas P. Money – Bencil Maymun (2021)

İnsan, kibrinde boğulacak.

Nicholas P. Money, 100.000 yıldır etrafta kasıla kasıla yürüyen homo sapiens efsanesini baş aşağı ediyor.

Kitabını, modern insana seslendiği bir manifesto olarak tasarlayan Money, insanın korkutucu doğasını ve insana özgü gösterişin bizi nasıl bir felaketin kıyısına getirdiğini ortaya koyuyor.

Homo sapiens’in bugün yerini Homo narcissus’a terk ettiğini belirten yazar, ben hissini veren şeyin “biz” olduğu unutuldukça Bencil Maymun’un kurtuluş umudunu yitirdiğini söylüyor.

İnsanın kötülükleriyle lafı dolandırmadan hesaplaşan Money’e göre, ancak ve ancak doğanın geri kalanına karşı nazik davranırsak bir kurtuluş ümidimiz olabilir.

  • Künye: Nicholas P. Money – Bencil Maymun: İnsan Doğası ve Yokoluşa Giden Yolumuz, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 128 sayfa, 2021

Lydia Pyne – Kitaplık (2019)

Kitaplık, bilgi ve deneyimi nasıl ve nerede kategorilere ayırdığımızla ilgilidir.

Antropolog Lydia Pyne’ın kitap kültürü ve kitap tarihini anlatan bu enfes çalışması ise, kitapla kurduğumuz ilişki üzerine düşünmek için çok iyi fırsat.

Antik Roma dünyasından Ortaçağ katedrallerindeki zincirli kitaplıklara ve oradan günümüzün muazzam halk kütüphanelerine uzanan Pyne, bütün bu konuları aydınlatırken metnini edebiyattan örnekler ve ilginç anekdotlarla da zenginleştiriyor.

Gösterge ve sembol olarak kitaplıklar, kitaplığın yaşam döngüsü ve gelecekte kitaplıkların nasıl olacağı gibi ilgi çekici başka konuların da yer aldığı çalışmayı, kitapların tarihiyle ilgilenenler kadar, kitaplarını evinin hangi yerine koyacağını ve onları neye göre sınıflandıracağını merak edenler de severek okuyacaktır.

  • Künye: Lydia Pyne – Kitaplık, çeviren: Ümid Gurbanov, İthaki Yayınları, inceleme, 120 sayfa, 2019

Amed Gökçen, Bade N. Çayır ve Zeynep Altop – Kaz Dağları’ndan Toroslar’a (2020)

Ali yolunda ilerleyen Tahtacılar, her ne kadar Alevi üst başlığı altında yer alan Türkmen topluluğu olarak değerlendirilse de kültür ve inanç açısından ne sadece Türkmen ne de Alevi tanımları içinde değerlendirilebilecek bir içeriğe sahip.

Amed Gökçen, Bade Çayır ve Zeynep Altop’un özenli antropolojik çalışmalarının sonucu olan bu çalışma da, Tahtacılar tarafından anlatılan Tahtacı gelenek ve göreneklerini sunuyor.

‘Kaz Dağları’ndan Toroslar’a: Tahtacı Türkmen Alevileri’, 2015 yılından itibaren Çanakkale, Balıkesir, İzmir, Aydın, Manisa, Muğla, Denizli, Burdur, Antalya ve Mersin’de sürdürülen antropolojik çalışmanın bulgularına dayanıyor.

Tahtacıların kendi seslerini ve anlatılarını esas alan kitapta, Alevi inancından ziyade, Tahtacı topluluğu merkeze alınmış.

Kitabın ilk kısmında, günümüzde Tahtacılar konusu irdeleniyor.

Çalışmanın devamında ise, Tahtacı olmanın esaslarından Tahtacılarda cem törenlerine ve Tahtacı kültürüne pek çok konu anlatılıyor.

Dijital ses arşiviyle de zenginleşen kitapta, Tahtacı sözlü kültürü, nefesleri ve semahları da kapsamlı bir biçimde açıklanıyor.

  • Künye: Amed Gökçen, Bade N. Çayır ve Zeynep Altop – Kaz Dağları’ndan Toroslar’a: Tahtacı Türkmen Alevileri, Bilgi Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 350 sayfa, 2020

Mircea Eliade – Babil Simyası ve Kozmolojisi (2020)

Kadim Mezopotamya kültüründe simya ve kozmolojinin yeri üzerine usta işi bir antropolojik çalışma.

Mircea Eliade, yeni bir baskıyla yayımlanan kitabında, kozmos ve büyü ilişkisini; Mezopotamya’da kutsal kent algısını; yaşam ağacı anlayışını; büyü ve metalurji arasındaki ilişkiyi; yaratılış ve doğuş mitini; bitkilerin, madenlerin ve taşların cinselliğini; hekimlik ve büyü sanatlarını; Babil simyasında karşıtlıkları; doğumla ilgili kurbanları; simya ve mistisizmi ve bunun gibi pek çok konuyu irdeliyor.

Kitap, ilk uygarlıklarda hayata bakışın, çalışma ve inancın, nesne ve adların bugünden farklı bir karşılığı bulunduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koymasıyla çok önemli.

  • Künye: Mircea Eliade – Babil Simyası ve Kozmolojisi, çeviren: Mehmet Emin Özcan, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 95 sayfa, 2020

Mircea Eliade – Mefisto ile Erdişi (2020)

Önde gelen dinler tarihçisi Mircea Eliade, Avrupalı olmayanların belli sayıda dinsel davranışını ve manevi değerini irdelediği enfes bir kitapla karşımızda.

Eliade’ye göre, eğer bilinçaltının keşfi Batı insanını kendi gizli ve embriyo aşamasındaki “tarihiyle” yüzleşmeye zorladıysa, Batı-dışı kültürlerle karşılaşmak da onu, insan zihninin tarihine çok derinlemesine girmeye ve bu Tarihi kendi varlığının ayrılmaz bir parçası kabul etmeye zorlayacaktır.

Yazara göre Batı insanı sonsuza kadar kendi önemli bir kısmından, anlamını ve işlevini anlayamadığı bir manevi tarihin parçalarının oluşturduğu kısmından soyutlanmış olarak yaşayamayacaktır.

Ve er geç “ötekilerle” -geleneksel, Asyalı ve “ilkel” kültürlerin temsilcileriyle– diyalog başlayacaktır, ama bu diyalog artık günümüzün (toplumsal, ekonomik, siyasal, tıbbi vb. gerçekliklere ulaşamayan) deneyimsel ve faydacı diliyle değil ama insani gerçeklikleri ve manevi değerleri anlatabilen kültürel bir dille olacaktır.

İşte bu kitabın amacı da, Batılı insana gelecekte “öteki” insanla kuracağı ilişki için bir zemin hazırlamak.

Kitapta,

  • Işıklı Tanrı tezahürleri,
  • Işık-insan üzerine Tibet mitosları,
  • Hint gizemli ışık deneyimi,
  • Tanrı-şeytan ortaklığı ve kozmogonik suya dalış,
  • Bütünleşme mitos ve ayinleri,
  • yüzyılda erdişi,
  • Erdişi mitosu,
  • Tantra öğretileri ve teknikleri,
  • Ölüleri bekleme ve ritüel eylemsizlik,
  • Californialılarda yeni yıl ve dünyanın restorasyonu,
  • Yeni yıl ve kozmogoni,
  • Dünyanın belli aralıklarla yenilenmesi inanışı,
  • Yeniden dirilme ve ahiret söylemi,
  • Tibet kozmik ip mitosları,
  • Homeros’un altın zinciri,
  • Ve dinsel simgecilik gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Künye: Mircea Eliade – Mefisto ile Erdişi, çeviren: Hanife Güven, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 232 sayfa, 2020

İsmail Gezgin – Homo Narrans (2020)

Neden hikâye anlatırız?

Daha doğrusu, neden hikâye anlatma ihtiyacı duyarız?

İsmail Gezgin bu güzel çalışmasında, mitler ve masalları merkeze alarak bin yılları bulan hikâye anlatma merakımızın izini sürüyor.

Mitoloji, insanın doğayla kurduğu iletişimin dilsel ifadesidir, yani mitolojinin neden ortaya çıktığı ve nasıl geliştiğini iyi kavrayabilirsek, insanı da daha iyi anlarız.

İşte “İnsan, hem yaşamına hem de katlanamadığı ölüme anlam yükleme çabasıyla dilin ipine sarılarak kendini anlatıların kör kuyularına bırakmıştır,” diyen Gezgin de, mitleri, insanın kendini inşasında kullandığı, kendisi tarafından yaratılan yapı taşları olarak ele alıyor ve mitlerin insanın bedeni, dünyası, yaşamı ve kültürü üzerine bize neler söyleyebileceğini irdeliyor.

Gezgin, hem evren kuran ve kültür kuran mitler gibi konuları detaylı bir şekilde açıklıyor hem de masal, hikâye ve mitolojiyi anlatının ideolojisi ve şiddeti normalleştiren anlatılar gibi eleştirel bir perspektiften tartışıyor.

Homo sapiens’e, hikâye anlatan bir insan, yani Homo narrans olarak yeniden bakan; antropoloji, arkeoloji, doğa tarihi ve evrim gibi konulara dâhil edebileceğimiz, usta işi bir çalışma.

  • Künye: İsmail Gezgin – Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır? (Mit, Masal ve Hikâyenin Arkeolojisi), Redingot Kitap, mitoloji, 232 sayfa, 2020

Claude Lévi-Strauss – Bakmak, Dinlemek, Okumak (2016)

Ünlü antropolog Claude Lévi-Strauss’tan resim, opera, dil ve şiir üzerine düşünceler.

Yazar burada, Poussin ve Ingres’in resimleri, Rameau’nun operası, Diderot ve Rousseau’nun dil ve güzel sanatlar konusundaki düşünceleri ve Amerikan yerlilerinin elişleri gibi konular üzerine derinlikli değerlendirmelerde bulunuyor.

  • Künye: Claude Lévi-Strauss – Bakmak, Dinlemek, Okumak, çeviren: Ömer B. Albayrak, Yapı Kredi Yayınları

Yannis Hamilakis – Ulus ve Harabeleri (2020)

Arkeoloji, tarih, siyaset ve antropolojinin kesiştiği noktada yer alan özgün bir çalışma.

Yannis Hamilakis ‘Ulus Harabeleri’nde, Yunanistan’da klasik antikite, arkeoloji ve ulusal imgelem arasındaki ilişkileri çok yönlü bir bakışla inceliyor.

Bunu yaparken günümüz toplumu ve siyasetiyle geçmişin izleri ve yansımaları arasındaki karmaşık ilişkiyi gözler önüne seren Hamilakis, belirli bir disipline hapsolmadan, uzmanlardan meraklı genel okuyuculara kadar uzanan geniş bir okur kitlesine hitap ediyor.

Ulus tasavvurunun geçmişe ait maddi izlere neden ihtiyacı vardır?

Bu izler, ulusun hayal edilme sürecinde nasıl bir işlev görür?

Batı modernliğinin araçlarından biri olan arkeoloji, ulusun varlığına kanıt oluşturduğu düşünülen eserleri nasıl üretir?

Ulus-devletler, aydınlar ve ulusun “ötekileri” de dâhil olmak üzere farklı gruplar, kendi ulusallık fikirlerini kurgulamada eski eserleri nasıl kullanırlar?

Hamilakis, disiplinlerarası bir bakışla bu ve bunun gibi pek çok ilginç sorunun yanıtını tartışıyor.

  • Künye: Yannis Hamilakis – Ulus ve Harabeleri: Yunanistan’da Antikite, Arkeoloji ve Ulusal İmgelem, çeviren: Ayşe Boren, İletişim Yayınları, arkeoloji, 480 sayfa, 2020