John William Henry Walden – Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları (2022)

Doğaları gereği Yunanlar konuşkan insanlardı ve ilk zamanlardan itibaren hitabet sanatı onlar arasında çok değer görmüştü.

Öte yandan Yunanların zindelik ve ahenk duyguları da oldukça gelişmişti.

Sanat ve edebiyatın en mükemmel olduğu eski günlerde ozan, filozof, tarihçi ya da bir hatip, iletmek istediği mesajı sadece uygun bir biçimde iletmeyi yeğlemez, bunu yaparken kelimelerini ve düşüncelerini de özenle seçerdi.

Söylevin iki kısmının birbirleriyle uyumsuz olmasına izin verilmezdi, kelimelerin ve düşüncelerin özenle seçilmesinde Yunan edebiyatının mükemmelliği yatmaktaydı.

Ancak zaman geçtikçe insanlar dildeki olasılıkları gitgide daha fazla anlamaya, dille yapılabilen birçok ilginç şeyi merak edip gözlemlemeye başladı.

Daha sonra insanlar edebî üsluplarını istedikleri şekilde geliştirmeye başlayınca uyum ve ahenk ortadan kayboldu.

Artık kelimelerin ve düşüncelerin özenle seçiminde, nezaket ve zarafetin dışında mükemmellik aranmıyordu.

Harvard Üniversitesi’nde Eski Yunanca ve Latince dersleri veren John William Henry Walden’ın kaleminden çıkan bu kitap, Antik Yunanistan olarak tanımlanan coğrafyada eğitimin tüm kademelerine odaklanıyor.

Okulun ve üniversitenin müstakil terimler olarak kullanıldığı eserde, giriş niteliğinde de olsa ilk ve ortaöğretim kademeleriyle ilgili bilgiler veriliyor.

Fakat büyük bir kısmında yükseköğretim ya da yazarın kendi ifadesiyle “üniversite” eğitimi üzerinde duruluyor.

Bilindiği üzere bir okulu ya da üniversiteyi oluşturan en önemli figürler öğrenciler ve öğretmenlerdir.

Dolayısıyla kitabın merkezinde bu iki figür bulunuyor.

Serhat Pir Tosun’un çevirdiği ‘Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları’ adlı eserde öğrencilerin aldığı dersler, öğretmenlerin öğretim metotları, öğrenci-öğretmen ilişkisi gibi birçok konu ele alınıyor, bunları aktarırken de dönemin yazarlarından kısa alıntılar sunuluyor.

Bu alıntılarda öğrencilerin pedagogla ilişkisi, öğrencilere yapılan kabul törenleri, mahkemelerdeki davalar gibi birçok ilginç olayın renkli betimlemeleriyle karşılaşıyoruz.

  • Künye: John William Henry Walden – Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları, çeviren: Serhat Pir Tosun, Selenge Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2022

Hasan Şimşek – Devlet Okulu Neden Hedefte? (2022)

Türkiye’de de 12 Eylül askeri darbesini takip eden yıllarda devreye konan ve 1983 yılında başlayan Özal iktidarların resmi ekonomi politikası olan Yeni Liberalizm 2002’den sonra AKP hükümetleri tarafından da benimsendi ve hızla uygulamaya konuldu.

Özellikle 2012 yılından beri, diğer pek çok alanda son hız uygulanan yeni liberal politikalar Türk eğitim sistemine de yaygınlaştırılmaya başlandı.

Ana hatlarıyla sağlıkta uygulanan liberalleştirme taktikleri eğitim için de şablon olarak kullanılıyor.

Bu süreçte devlet okulu büyük bir hasar aldı.

Sık değişen sınav sistemleri, okullar arasındaki uçuruma varan kalite farkları, özel okullara uygulanan devlet desteği ve teşviki, İmam-Hatip okullarının dayatılması gibi uygulamalar velileri hızla devlet okulundan uzaklaştırıyor.

Niteliksiz ve siyasi görüşleri doğrultusunda atanmış yöneticiler tarafından yönetilen devlet okulu ve İmam-Hatip okulu arasında kıskaca alınan veliler hızla ve bilinçli bir şekilde özel okullara yönlendiriliyor.

Dünyada 2 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşan eğitim sektörü özel sektörün iştahını kabartıyor.

Türkiye’de de artık profesyonel yöneticilerce, verimlilik esasına göre yönetilen çok kampüslü zincir okullar yoluyla kısa sürede ABD orijinli Charter Okullara geçiş hazırlığı yapılıyor.

Kısa süre önce AKP hükümeti tarafından çıkarılan bir yasayla devlet okullarının özel vakıflara, kişilere veya şirketlere kiralanması gündemde.

Buraya devam eden öğrenci başına devletin bu kurumlara kaynak aktarması söz konusu.

Bu durum Charter Okula geçişin ilk adımıdır.

Eğitimde kamu kaynaklarının özel sektöre akıtılması temeline dayanan Charter Okul, uygulandığı bütün ülkelerde eğitimde eşitsizliğin artmasına, zengin ve yoksul arasındaki makasın açılmasına ve öğretmenlik mesleğinin büyük zarar görmesine neden oldu.

Bu kitap; demokrasi, hak, eşitlik arayışında devlet okulunun tekrar ayağa kaldırılmasının ülkemizin geleceği için yaşamsal bir konu olduğunun altını çiziyor.

  • Künye: Hasan Şimşek – Devlet Okulu Neden Hedefte?, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 168 sayfa, 2022

Kolektif – Kadın Tarihi Nasıl Öğretilir? (2022)

“Kadınların bu kadar güçlü olması beni çok değerli hissettirdi. Mücadeleci tarafımın olduğunu unutmamama yardımcı oldu.”

Sekizinci sınıfa devam eden bir kız öğrenciye ait bu ifadeler, öncü Türk kadınlarını ve geçmişteki kadın deneyimlerini merkeze alan bir dizi öğretim uygulamasının ürünüdür.

Öğrencinin ifadeleri, kadın geçmişinin görünür kılındığı bir öğretim yaklaşımının toplumsal belleği yapılandırma ve tarihsel bilinç geliştirmedeki dönüştürücü rolünü ortaya koyar.

Kadınların içerilmediği bir tarih öğretimi, eksik ve eril merkezlidir.

Tarihin kadın aktörlerinin ve deneyimlerinin hatırlanmadığı toplumsal bir hafıza kaybına işaret eder.

Bu noktada, kadın tarihini öğretime nasıl entegre edebileceğimiz, üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.

İşte bu kitap “Kadın tarihi nasıl öğretilir?” sorusunu merkeze alıyor ve kadın tarihi öğretimine yönelik çalışmalara bir kapı aralamayı hedefliyor.

Türk tarihi özelinde kadın geçmişine yönelik hazırlanmış materyal örneklerinden kesitler sunarak kadın tarihi, kadın çalışmaları ve tarih öğretimi alanlarındaki yöntem ve yaklaşımların birbirine eklemlendiği bir yapı iskelesi üzerinde kadın tarihi öğretiminin nasıl inşa edilebileceğine dair öneriler getiriyor.

Bu yolla kadın tarihi öğretiminin sürdürülebilir bir çalışma alanı olabilmesi için kuramsal temellerin oluşumuna katkı sunmayı hedefliyor.

  • Künye: Kolektif – Kadın Tarihi Nasıl Öğretilir?, derleyen: Gülçin Dilek, Yeni İnsan Yayınevi, kadın, 192 sayfa, 2022

Kolektif – Üniversitede Direniş ve Dayanışma (2022)

Son 20 yıldır üniversitelere yönelik kapsamlı ve kesintisiz bir saldırı söz konusu.

“Üniversitelerin dönüşümü” söylemiyle başlatılan ve üniversitelerin özerkliğini, akademik özgürlükleri ve demokratik işleyişi tümüyle yok etmeyi hedefleyen bu saldırı, etkisi toplumun tüm kesimlerine uzanan bir yıkım sürecini beraberinde getiriyor.

Tabii bu yıkıma direnen, bu süreçte hedef alınan kişi ve kurumlarla dayanışma içinde olan üniversite bileşenleri de hiç ama hiç eksik olmadı.

‘Üniversitede Direniş ve Dayanışma: Yıkım, Sömürü ve Sivil Ölüm Rejimine Karşı Durmak’ başlıklı bu kitap, son 20 yıl içerisinde üniversitelerde yaşananlara ve verilen mücadelelere ışık tutuyor.

Kitap, hem üniversitelilerin kolektif belleğine, hem de sürmekte olan özgür, özerk, demokratik üniversite mücadelesi bir katkı sunmayı hedefliyor.

Serdar M. Değirmencioğlu, Emine Sevim ve Cem Özatalay tarafından derlenen kitapta; akademik özgürlüklerin çiğnenmesine, kampüslerin talan edilmesine, sömürü ve güvencesizliğe, devlet eliyle işlenen insanlık suçlarına, baskı ve yıldırmaya, gözaltı ve tutuklamalara, entrika ve sivil ölüme karşı çıkan üniversitelilerin direnişleri ve sergiledikleri dayanışma pratikleri bizzat bu sürecin özneleri tarafından kaleme alınarak kayda geçiriliyor.

Ayrıca kitap yalnızca üniversiteleri ve üniversitelileri de ilgilendirmiyor.

Çünkü üniversitelere dönük müdahaleler Türkiye’deki neoliberalleşme ve otoriterleşme süreçlerinden bağımsız değil.

Üniversitelerin geleceğiyle Türkiye’nin geleceği arasında güçlü bir ilişki söz konusu.

Yazıların neredeyse tamamı bu ilişkiyi gözler önüne serecek biçimde kaleme alınmış.

Bu kitap, Türkiye’de üniversiteleri yıkıma uğratan politikaların tüm yurttaşların bugünü ve yarınını etkileyen toplumsal sonuçlarını da tartışmaya açılıyor.

Diğer yandan kitap, üniversitelerin “fil dişi kuleler” değil, toplumsal mücadele alanları olduğunu da gösteriyor.

Bu çerçevede, eski ve köklü üniversitelerde (Ankara, Boğaziçi, İstanbul, İstanbul Teknik, Ortadoğu Teknik Üniversitesi) ve görece yeni üniversitelerde (Akdeniz, Kocaeli, Mersin, Muğla Sıtkı Koçman, Munzur, Namık Kemal, Sinop Üniversitesi gibi) yaşananlar bizzat yaşayanlar tarafından aktarılıyor.

Kitapta aktarılan direniş ve dayanışma deneyimleri, özgür, özerk, demokratik üniversite mücadelesinin tüm üniversiteliler (öğrenciler, akademik kadro, idari kadro ve mezunlar) tarafından nasıl üstlenildiğini de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Üniversitede Direniş ve Dayanışma: derleyen: Serdar M. Değirmencioğlu, Emine Sevim ve Cem Özatalay, Nota Bene Yayınları, siyaset, 448 sayfa, 2022

Michael W. Apple – Öğretmenler ve Metinler (2022)

Kitlesel eğitimin temel özellikleri yıllardır tartışılıyor.

Bu tartışmalar kimi zaman eğitimin devletle ilişkisi kimi zaman da ideoloji ile ilişkisine odaklanıyor.

Göz ardı edilenler arasında ise öğretmenler ve eğitimin ekonomi politiği geliyor.

Michael W. Apple ‘Öğretmenler ve Metinler’ kitabında, öğretmenlerin geçmişten bugüne nasıl kontrol altına alındığına, cinsiyete dayalı iş bölümündeki değişimlerle odaklanıyor.

Kontrolün aktörü olan egemen söylem, artık sadece ekonomik değil aynı zamanda toplumsal cinsiyet kavramlarıyla çevrelenmiştir.

Öğretmenlik bir “kadın işi” hâline gelmiştir.

Bu durum kadınların açık bir şekilde eşit olmayan muameleye maruz kaldığı diğer kadın emeği biçimleriyle de bağlantılıdır.

Apple’ın muhafazakâr restorasyon olarak tanımladığı egemen söylem aynı zamanda öğretmenlerin “metinlerle” kurduğu ilişkinin de belirleyicisidir.

Ders kitapları, öğretim programı ve raporlar gibi metinler özerk değildir. Metinlerden hem öğretmenlerin öğretim yöntemlerini hem de program için meşru kabul edilen bilgileri yeniden tanımlamak amacıyla çoğu muhafazakâr olan çeşitli gruplardan gelen baskılar ve ekonomik beklentiler mevcuttur.

Eğitim raporları ise teknik olarak baştan sorunlu olan verilerini, genellikle kötüye kullanmaktadırlar.

Rapor hazırlayıcıları, iş gücü piyasasına ve yüksek teknolojili işlerin geleceğine ilişkin yanlış bir görüşteler ve okullarda kalıcı değişiklikler yapmak için gerekli olabilecek şeyleri, büyük ölçüde basitleştirerek toplumsal eşitsizliğin artmasına katkı sunuyorlar.

Apple ise bu kitabında kitlesel eğitimin açmazlarını tarihsel olarak ortaya çıkartıyor ve bu sorunların çözümüne dair öneriler sunuyor.

  • Künye: Michael W. Apple – Öğretmenler ve Metinler: Eğitimde Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve İktidar İlişkileri, çeviren: Mediha Sarı ve Ece Yolcu, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 264 sayfa, 2022

Paulo Freire – Öfkenin Pedagojisi (2022)

Yirminci yüzyılın en önemli eleştirel pedagoji kuramcılarından ve filozoflarından biri olan Brezilyalı eğitimci Paulo Freire, bir kez daha otorite ve kadercilik karşısında sessiz kalmayı reddediyor.

Ölümünden önce kaleme aldığı bu son eser, eğitimin, kişinin benliğini inşasındaki rolünü politik-pedagojik bağlamda ele alarak okuyucuya derinden ve doğrudan seslendiği “Pedagojik Mektuplar” dizisinden oluşuyor.

Dünyadaki rolümüzü küçümseyen mekanikçi pratikleri ve neoliberal söylemleri öfke potasında eriterek, sefaletin ve yoksulluğun geleceğin kaçınılmaz gerçeği olduğuna dair uyuşturucu söylemlere karşı direniyor ve daha adil bir dünya yaratmanın yolunun “bireyin sorumluluğu”ndan geçtiğine değiniyor.

Freire’in, Brezilya’nın haiz olduğu olgulardan yola çıkarak eleştirel bir dalgaya dönüşmesini umduğu fikirler, ne yazık ki, her çağa uygun düşecek evrensel bir nitelik taşıyor.

“Ona oy veriyorum. Çalıyor ama yapıyor.”, “Favela’da yaşayanlar kendi sefaletlerinden sorumludur.”, “Ben tek başıma dünyayı kurtaramam.” Değişimin imkânsızlığından dem vuran bu söylemlere meydan okuyan Freire, yirmi birinci yüzyılın sonunda milyonlarca insanın işsiz, aç ve başıboş kalacağı “gerçeğini” önlemenin, bireyin kaderciliği ve özgürlüğün bir hediye olduğu düşüncesini terk ederek, dünyaya müdahale etmesiyle mümkün olacağını savunuyor.

Noam Chomsky, bu kitapla ilgili şöyle diyor:

“Çok az kişi, insani ve duyarlı bir kavrayışın, aynı zamanda da ferasetin sesi olan Paulo Freire ile karşılaştırılabilir. Son eseri olan, ‘Öfkenin Pedagojisi’yle bize bıraktığı mirası genişletiyor ve zenginleştiriyor. Bir kez daha teşvik edici fikirler aşılayarak, daha makul bir dünya yaratmak için gerekli olan düşüncelere ve eylemlere kapı aralıyor.”

  • Künye: Paulo Freire – Öfkenin Pedagojisi, çeviren: Burcu Genç, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 142 sayfa, 2022

Erol Çiydem – Modernleşme Aracı Olarak Eğitim (2022)

Osmanlı modernleşmesi, Batı dışı toplumda başlatılmış bir koşudur.

Bu koşuda ilk adımlar XVIII. yüzyılın başlarında atıldı.

On dokuzuncu yüzyıl ise Osmanlı İmparatorluğu’nda sınırlı bir alanda başlatılmış olan modernleşmenin tüm toplumu içine alacak şekilde genişletildiği bir süreci ifade etmektedir.

Bu yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasi, iktisadi ve askerî açıdan olduğu kadar toplumsal açıdan da ciddi kırılmaları beraberinde getirdi.

Böylesi bir kırılımı başlatan ise yeni bir dönemin kapılarını açan ve bir döneme ismini veren Tanzimat-ı Hayriyye’nin (hayırlı düzenlemeler) ilanıydı.

1839 yılında Gülhane’de Mustafa Reşid Paşa tarafından okunan Hatt-ı Hümâyûn, hedeflenen toplumsal düzen dikkate alındığında eskiden kopuşu niteler.

Bu yönüyle Tanzimat Dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nda her alanda olduğu gibi toplumsal alanda geleneksellikten modernliğe geçiş sürecidir.

Söz konusu sürecin analiz edildiği bu kitapta Tanzimat Dönemi eğitim ıslahatı ile Osmanlı toplumsal modernleşmesi arasındaki ilişki irdeleniyor.

  • Künye: Erol Çiydem – Modernleşme Aracı Olarak Eğitim: Tanzimat Döneminde Ne Değişti?, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 2022

John Dewey – Nasıl Düşünürüz? (2022)

‘Nasıl Düşünürüz?’de John Dewey, düşünme ve düşünce eğitimine ilişkin görüşlerini, eğitimcinin ve eğitim sürecinin rolünü de dikkate alarak paylaşır.

Görüşlerini, bilginin insanın dünyayla etkileşimine sıkı sıkıya bağlı olduğu inancına dayandıran Dewey, düşünce eğitiminin gerekliliği ve okullardaki koşullar; düşünce eğitiminde doğal kaynakların kullanımı; tümevarımsal ve tümdengelimsel akıl yürütme; olguları yorumlama; somut ve soyut düşünme; düşünce eğitiminde etkinlik, dil ve gözlemin işlevleri ve daha birçok konuyu ele alıyor.

Bir asır önce ilk yayımlandığında olduğu gibi bugün de önemli ve ilham verici olan bu kitap, öğretim alanında aktif olan herkes (eğitimciler, öğrenciler, politika yapıcılar, düşünürler …) için kılavuz niteliğindedir.

  • Künye: John Dewey – Nasıl Düşünürüz?, çeviren: Seyithan Ulaş Selvi, Heretik Yayıncılık, eğitim, 280 sayfa, 2022

William Germano ve Kit Nicholls – İzlence (2022)

Doğru izlenceyi hazırlamak için konu bilgisinden daha fazlası lazımdır: Bu, sınıfın ne yapması gerektiğine (ve ne “yapabileceğine”) dair bir kavrayış gerektirir.

İyi bir izlence, bir hapishaneye dönüşmeksizin öğrencinin hocayla birlikte çalışabileceği bir yapı sunar.

Doğası gereği derslerdeki tepkisi “öngörülemez” olan öğrencilerin, onların parlak fikirlerinin ve coşkularının gelişebilmesi için seçenekleri açık tutmayı tercih eden hocalara esnek bir alan sunulmalıdır.

Ders vermek zordur, dersi hazırlamak ise daha zordur.

Bir dönem boyunca bir sınıf dolusu öğrencinin dikkatini canlı tutabilmek, onlara fikirlerinizi, bilgilerinizi aktarabilmek konu hakkında bir uzmanlık kadar çok iyi bir planlama da gerektirir.

İşte bu planın adı izlence.

Ama bu birkaç sayfalık metni basit bir çizelge olarak düşünmek doğru mu?

Yazı ve edebiyat alanında kıdemli iki araştırmacı William Germano ve Kit Nicholls’un beraber kaleme aldıkları bu kitabın, pek ihmal edilen bu önemli belge ile ilgili dikkat çekici fikirleri var.

Ders vermenin ve sınıfın felsefesini izlence şekillendiriyor.

Onlara göre üniversitede bir sınıf aslında bir ulus devlete benziyor; öğretmen buranın hükümdarı, öğrenciler ise halk.

Sınıfın gayesi ise eğitim alabilmek.

Peki bu ulusun bir toplumsal sözleşmesi var mı?

Evet, işte o izlence.

  • Künye: William Germano ve Kit Nicholls – İzlence: Akademik Derse Hazırlık, çeviren: Resul Yüksel, Vakıfbank Kültür Yayınları, eğitim, 256 sayfa, 2022

Charles Homer Haskins – Üniversitelerin Doğuşu (2022)

Charles Homer Haskins (ö. 1937), elinizdeki kitapta bir öğretim kurumu olarak üniversiteyi tarihsel bir perspektiften ele alıyor.

Yazar, ilk üniversitelerin müfredatını, öğretmenlerini ve öğrencilerini mercek altına alıyor, böylece konuya dair genel bir çerçeve çiziyor.

Öğretmenlerin izledikleri metotların yanı sıra öğrenci şiirlerine ve mektuplarına da yer veren kitap, bu yönüyle kronolojik bir çizelgenin de ötesinde okuruna çok yönlü bir bakış açısı sunuyor.

Haskins, Orta Çağ’ın son dönemlerindeki entelektüel aydınlanmanın üniversitelerin kurulmasına zemin hazırladığını ve üniversite yapısının mekâna ve zamana göre farklılaştığını gösteriyor.

Nitekim üniversiteler tarih boyunca gerek kurumsal yapı gerekse müfredat açısından içerisinde bulundukları sosyal koşullar ile aktif bir etkileşim içinde oldu.

‘Üniversitelerin Doğuşu’, bir parçası oldukları kurumların kökenleri hakkında bilgi edinmek isteyen eğitimcilerin ve öğrencilerin başvuracakları temel bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Charles Homer Haskins – Üniversitelerin Doğuşu, çeviren: Salim Korkmaz, Albaraka Yayınları, tarih, 88 sayfa, 2022