Jo Boaler – Konumuz Matematik (2021)

Matematik eğitimindeki yeni yaklaşımlar ve bu yaklaşımların sınıfta nasıl uygulanacağı hakkında çok iyi bir rehber.

‘Konumuz Matematik’, öğretmenlerin olduğu kadar ebeveynlerin de ilgisini çekecek nitelikte.

“Çocuğumun en iyi matematik eğitimini almasını istiyorum”

“Çocuğumun matematik dersinden çok başarılı olmasını istiyorum,” gibi cümleleri neredeyse her veli kurmuştur.

  • “En iyi” matematik eğitimi nedir?”
  • “Böyle bir eğitim mümkün müdür?”
  • “Matematikte nasıl ‘başarılı’ olunur?”
  • “Matematik öğretmenlerinin derslerde yaklaşımları nasıl olmalıdır?”
  • “Her eğitim-öğretim yaklaşımı her çocuk için uygun mudur?”

Bütün bu sorular matematik eğitimi deyince hepimizin aklına gelen sorulardan bazıları…

Boaler, bilimsel araştırmalarına dayandırdığı bu kitabında matematik eğitimindeki yeni yaklaşımlardan ve bu yaklaşımların sınıflarda nasıl etkisi olabileceğinden bahsediyor.

Kitap bu yönüyle öğretmenlere ve velilere ve onların matematik eğitimi anlayışına yeni bir bakış açısı kazandıracak türden.

  • Künye: Jo Boaler – Konumuz Matematik, çeviren: Boğaç Karçıka, Ezgi Kantarcı Oğuz, Merve Atasay Sunay ve Emrah Sercan Yılmaz, Nika Yayınevi, eğitim, 265 sayfa, 2021

James Paul Gee – Gelecek Kaygısı (2021)

Çocuklar ve gençler için ayakları üzerinde durmak, dünyanın bugünkü durumunda çok ama çok zor.

James Paul Gee, risk dolu bu dünyada eğitim sistemi, öğrenme ve insani gelişimin devrimci yönde dönüşmesi konusunda çarpıcı öneriler sunuyor.

Arizona Eyalet Üniversitesi’nde Profesör ve Ulusal Eğitim Akademisi üyesi olan Gee, bu ufuk açıcı çalışmasında çocukların ve gençlerin içinde yaşadıkları son derece karmaşık ve öngörülemeyen dünyada geleceklerini inşa etmeleri için yaratıcı, umutlu ve bilinçli bireyler olmaları gerektiğini savunuyor.

Çalışma, öğrencileri sürdürülebilirlik yolunda işbirlikçi olmaya hazırlamak adına eğitim sistemini yeniden kavramsallaştırmak için kullanılabilecek ilkeler öneriyor.

Nefrete, şiddete ve savaşa yol açan çelişkili ideolojilerle çevrili bir dünyada Gee, uygulanabilir bir eğitim vizyonu için disiplinlerarası bir düşünce kümesine bakmamızı istiyor.

‘Gelecek Kaygısı’, risk yüklü dijital dünyada eğitim sistemi, öğrenme ve insani gelişim hakkında yeni bir dizi fikir sunuyor.

Beyinler, bedenler, toplum, kimlik ve okul içinde ve dışında öğretme ve öğrenme konularına odaklanarak daha barışçıl ve adil bir dünya için insani gelişimin önemini vurguluyor.

İçgörü ve iyimserlik odaklı oyun teorisi konusunda önde gelen bir akademisyen olan Gee, bu kitabında teknolojinin eğitim sistemi ve öğrenme üzerindeki etkisini araştırıyor.

  • Künye: James Paul Gee – Gelecek Kaygısı, çeviren: Demet Kılınç, Sander Yayınları, eğitim, 2021

Bell Hooks – Sınırları Aşmayı Öğretmek (2021)

Eşitsiz ve baskıcı eğitim, sistemi ve sistem sorunlarını beslemekten başka bir işe yaramaz.

Bell Hooks, hasta ruhlu eğitime çözüm sunmak amacıyla, öğretmen ve öğrencilerin yeni bir kolektif çalışmayı nasıl yaratabileceklerini açıklıyor.

Ülkeyi ve dünyayı yöneten propagandaları, telkinleri, incelikli tiranlık biçimlerini açığa çıkararak, alışılmış ve içselleştirilmiş olanı ortadan kaldırma çabasını eleştirel biçimde ele alan Hooks, bilginin, eğitimin, kültürün, kimliğin, farklılığın ve sosyal ilişkilerin tarihsel inşasında iktidar ve ideolojinin rolünü belirleyerek, gerçekliğin politik doğasını ortaya koyarak, tahakkümün nasıl işlediğini aydınlatarak geçmişi kurtarmaktan bahsediyor.

‘Sınırları Aşmayı Öğretmek’, eğitimi bir özgürlük pratiği olarak görüyor.

Paulo Freire’nin çalışmalarından ilham alan Bell Hooks, ders ortamının öğrencilere baskıdan uzak birtakım yöntemler sunması gerektiğini söylüyor, feminist teoriye ilişkin görüşlerini bu çalışmayla birleştiriyor.

Hooks, önerilerini sunarken hayattan ve tecrübeden besleniyor.

Okulla hayatı ayıran duvarları yıkıyor böylece. bell hooks’a göre eğitim doğası gereği politik bir eylem.

Statükoya meydan okurken tarafsız kalmak, egemenin yani “bankacılık modeli”nin tarafını tutmaktır.

Bell Hooks bunun yerine sistemin sorunlarını, sosyal adaleti öğrenmeyi, sesini duyurmayı savunan bir öğrenme topluluğundan yana.

Bu süreci “suça ortak olma” şeklinde değerlendiren yazar, karmaşık kavramları ve durumları sorunsallaştırıyor.

Eğitimcilerin bunalmadan, saldırıya uğramış hissetmeden zihniyet değişikliğini benimsemesinin yollarını araştırıyor, onları bu zorlu yolu birlikte yürümeye çağırıyor.

Her geçen gün biraz daha parçalanmış, şiddete yönelen ve öğrencilere korkunç derecede kötü davranan bir ülkede, haklılık için savaşmaktan daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu anımsatıyor.

Şefkati, anlamayı ve sevgiyi büyütmeye…

Hooks, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve sınıf ayrımcılığına batmış eğitim sisteminin, üstünlükçü beyaz feministlerin dışlayıcı yaklaşımının içinden sesleniyorsa da, homofobik davranışların, bedeni unutan zihni alkışlayanların tüm dünyada farklı biçimlerde görünen ayrımcı, eşitsiz ve baskıcı eğitimin, sistemi ve sistem sorunlarını nasıl beslediğinin altını çiziyor.

Bedeni unutmayan zihinsel bir çalışmayla her birimizi, kendini aşmanın, karşılıklı dayanışmanın önemine yönlendiriyor.

Pedagojiyi sıkıcı, müstakil bir kavram olmaktan çıkarıyor.

Çalışmayı benzerlerinden ayıransa eğitim alanında dilsel düzeni ve erotizmin etkisini ihmal etmeyen iki önemli makale içermesi…

  • Künye: Bell Hooks – Sınırları Aşmayı Öğretmek: Özgürlük Pratiği Olarak Eğitim, çeviren: Arzu Eylem, Nota Bene Yayınları, eğitim, 191 sayfa, 2021

Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe (2021)

En iyi eğitim, çocuklarımıza eleştirel düşünmeyi ve sorgulamayı öğretebilen eğitimdir.

Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz, 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alarak çocuklar için felsefe çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Çocukların hayata dair soruları ve mantık yürütmeleri, anlamlandırma çabaları sonsuzdur.

Dikkatli zihinlerin radarına takıldığında yetişkin dünyasına yeni kapılar açan çabalardır bunlar.

Öte yandan son yıllarda oldukça ilgi gören çocuklar için felsefe çalışmaları, çocukların bu yaratıcı anlamlandırma çalışmalarına değerli katkılar sunarak, soruların ve akıl yürütmelerin çocuk zihninde kalıcı ve zevkli bir işleme girmesini sağlıyor.

Bilican ve Yılmaz’ın hazırladığı ‘Çocuk Edebiyatı ve Felsefe’ başlıklı bu çalışma, içinde barındırdığı 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alıyor ve alanda çalışma yapan P4C eğitmenlerine ve uzmanlarına değerli bir kaynak sunuyor.

Çalışma, birlikte düşünmeye, sorgulamaya ve eleştirel düşünmeye alan açacak, bu ortamı besleyecek bir kaynak.

  • Künye: Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe: Öğretmen ve Veliler İçin P4C Uygulama Örnekleri, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2021

Walter Benjamin – Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine (2021)

Walter Benjamin, gençlik hareketi, burjuva ve proleter çocuk eğitimi, oyun ve oyuncak, pedagoji ve gençlikle deneyim arasındaki zıtlığı sıklıkla irdelemişti.

Bu derleme ise, Benjamin’in bu konularda yazdığı çok değerli makalelerini bir araya getiriyor.

Düşünür burada, çocukların öğrenme becerilerinden çeşitli eğitim yöntemlerinin çocuklar üzerinde yarattığı etkilere, oyuncakla kurdukları ilişkiden oynama biçimlerine dek çocukların gençliğe ulaşırken izlediği yolu adım adım takip ediyor.

Bunun yanı sıra, gençlik hareketlerini, üniversiteleri ve üniversitelilerin hayatlarını, gençliğin deneyimle etkileşimini ve toplumun gençlikte yarattığı yeni yönelimleri de sıklıkla irdeliyor.

Çalışma, yazarın koleksiyonundan seçilmiş fotoğraflarla da zenginleştirilmiş.

  • Künye: Walter Benjamin – Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine, çeviren: Mustafa Tüzel, Alfa Yayınları, eğitim, 152 sayfa, 2021

Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap (2021)

Köy Enstitülerine “enstitü nostaljisi”ni aşarak bakan çalışmaların sayısı azdır.

Ahmet Emre Ateş’in bunu başarabilen bu incelemesi, Köy Enstitüleri’nin köylü eğitimi ve ulus-devlet inşasındaki yeri ve önemini yeniden değerlendiriyor.

Günümüze kadar az tartışılan bir kavram olarak romantik milliyetçilik, Köy Enstitüleri’nin üzerinden incelenmiş bir konu da değil.

Dolayısıyla, Köy Enstitüleri’nde romantik milliyetçi söylemi araştırmak ilk defa bu çalışmayla gerçekleşmiş.

Ateş’in sözlü tarih çalışmasıyla hazırladığı kitabın ilk bölümünde milliyetçilik kuramları inceleniyor.

İkinci bölümde, Türkiye’de köylü eğitimine tarihsel açıdan değiniliyor ve ardından, bu süreçleri izleyen siyasal mobilizasyon ve seküler din tartışmaları ele alınıyor.

Yazar böylelikle, Köy Enstitüleri’nin kuruluşundan önceki süreçte köylü eğitimi düşüncesinin modernleşme ve köy mobilizasyonu açısından önemini ortaya koyuyor.

Üçüncü bölümde, Köy Enstitüleri’nin tarihçesi inceleniyor ve Köy Enstitüleri’nin faaliyet ve süreçleri, yaşanan toplumsal ve siyasal olaylar ile dönemin hükümetleri ve siyasi partileri (CHP-DP) ekseninde inceleniyor.

Dördüncü bölümde ise, Köy Enstitüleri’nin eğitim programlarında ve mezunlarının anı, söyleşi ve romanlarındaki ulus-devlet inşasına ve modernleşmesine yönelik yorumlar irdeleniyor.

  • Künye: Ahmet Emre Ateş – Kazma-Kürek, Defter-Kitap: Köy Enstitüleri, Sekülarizm ve Romantik Milliyetçilik, İletişim Yayınları, inceleme, 270 sayfa, 2021

Paulo Freire – Eleştirel Bilinç İçin Eğitim (2021)

Paulo Freire’nin şaheseri ‘Ezilenlerin Pedagojisi’ni tamamlayıcı nitelikte bir kitap.

Freire ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’de, eğitimin nasıl devrimci bir güce dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.

Kitapta, Freire’nin biri ‘Ezilenlerin Pedagojisi’nden önce diğeri sonra yazdığı iki makalesi yer alıyor.

“Özgürlük Pratiği Olarak Eğitim” ile “Verme mi İletişim mi?”

İlk makalede Freire, eğitim denmeyi hak eden bir eğitimin, evcilleştirmeye, kitleleştirmeye nasıl karşıt olduğunu Brezilya ve Şili’deki deneyimlerinden örneklerle ortaya koyuyor.

Bu sadece pratikten örneklerle desteklenmiş teorik bir açıklama değil.

Tam tersine, Brezilya tarihinde sınıfların ve diğer eşitsizliklerin şekillenişi zemininde, “demokratik deneyimsizliğin” nasıl “kapalı toplum”ların temel bir özelliği olduğunu ve eğer demokratik deneyim sağlayacak bir faaliyet olarak tasarlanabilirse, eğitimin nasıl devrimci, dönüştürücü bir güce dönüşebileceğini gösteriyor.

Brezilya’nın bazı bölgelerinde yaptıkları çalışmalarda ortaya çıkardıkları eğitim faaliyetinin materyallerini tanıtarak, konuyu son derece başarılı bir biçimde somutlaştırıyor.

Ve benzer bir faaliyet örgütlemek isteyebilecek olanlar için gayet ilham verici bir materyal seti sunmuş oluyor.

Fakat bunların sadece örnek olduğunun da altı çizilmeli: Freire’ye göre, her bir yerelde, her bir spesifik durumda oraya özgü “üretken/doğurgan konuların” ortaya çıkarılması için çalışma yürütülmelidir ve eğitim materyali bu doğurgan konulara göre biçimlendirilmelidir.

Ancak böylelikle, çalışmaya katılanların birlikte özgürleştiği, daha tam insan olduğu bir süreç olarak eğitim gerçekleştirilebilir.

Dünyada Freire pedagojisini rehber alarak örgütlenen pek çok örgüt var; biri de ülkemizde: Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen). Sendikanın Genel Başkanı Gülsüm Nazlıoğlu, ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’le ilgili yorumu şöyle:

“’Ezilenlerin Pedagojisi’nde kendimizi örgütlemeyi, kendimizi özgürleştirmeyi, hem öğrenip hem öğretmeyi öğrendik ve içselleştirdik. ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’ ise devamında özgürleşmenin karşılıklı bir süreç olduğunu, eşit ilişkiler kurarak, tahakküm kurmadan, veren-alan ilişkisi oluşturmadan, yerinden etmeden, yerinde güçlendirerek ve güçlenerek eleştirel düşünülebileceğini, ancak eleştirel düşünüldüğünde dönüşüm sağlanabileceğini anlatıyor. Sürecin ne kadar zor, uzun soluklu olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden de bazen alanda mücadele edenler olarak, bıkkınlık duyduğumuz zamanlarda dönüp okuyacağımız, el kitabı gibi kullanacağımız bir eser.”

  • Künye: Paulo Freire – Eleştirel Bilinç İçin Eğitim, çeviren: Dilek Hattatoğlu, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 189 sayfa, 2021

Esra Kaya Erdoğan – “Bayağı Kalabalığız” (2021)

Diplomalı işsizlik korkunç seviyelerde, fakat bunun toplumsal ve politik sorumluluğu sürekli görmezden geliniyor.

Esra Kaya da bu önemli incelemesinde, diplomalı işsizliğini bir toplumsal deneyim olarak bütün yönleriyle mercek altına alıyor.

Derinlemesine görüşme ve gözlemlere dayanan çalışma, diplomalı işsizliğin yaşa ve toplumsal cinsiyete göre nasıl yapılandığına da bakarak, geçim sorununun ötesinde çok yönlü bir tahribata yol açtığını gözler önüne seriyor.

Diplomalı işsizliğin en çarpıcı ve yakıcı yönü, özellikle diplomalı işsizlerin, kendi işsiz oluşlarının sorumlusu olarak görülmesi ve onların da kimi zaman kendilerini öyle hissetmeleri.

Oysa bu çalışma, sorunun bireysel olmaktan çok, daha köklü ve yapısal bir sorun olduğunu ayrıntılı bir şekilde gösteriyor.

Diplomalıların deneyimleri ve anlatılarının yol göstericiliğinde üniversite yaşamından işsiz günlere uzanan izlekte işsizliğin çeperlerini, diplomalı işsizliğinin ayırt edici yanlarını, nüanslarını arayan Erdoğan, şöyle diyor:

“Diplomalı işsizliğin küresel bir sorun olduğu ve hatta gelecekte dünyanın gündemini daha fazla meşgul edeceği aşikâr. Ancak diplomalı işsizliğini bir politik kavrayış olarak sadece ‘küresel’ ve ‘kaçınılmaz’ sorun alanları torbasına atmak, yaşanan tahribatın toplumsal ve politik sorumluluğunu örtmek anlamına da gelir. Meselenin sadece yapısallığını ve ölçeğini öne çıkaran bu nevi yaklaşımlar sonuç olarak işsizliğin tekil olarak diplomalıların sorunu olduğu kanaatini yeniden üretir.”

  • Künye: Esra Kaya Erdoğan – “Bayağı Kalabalığız”: Üniversiteli İşsizliği, İletişim Yayınları, sosyoloji, 263 sayfa, 2021

Özge Demir – Laiklik İlkesi Bağlamında Türkiye’de Zorunlu Din Dersi ve Muafiyet Sistemi (2021)

Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet, fakat paradoksal biçimde din dersleri zorunludur.

Avukat Özge Demir, laiklik ilkesine aykırı olarak verilen ve insan haklarını ihlal eden zorunlu din dersinin neden müfredattan kaldırılması gerektiğini tane tane açıklıyor.

Zorunlu din dersi, cumhuriyetin kuruluşundan beri laiklik ilkesi bağlamında en çok tartışılan konulardan biri oldu.

Söz konusu ders 1939 yılından 1980 yılına kadar kimi zaman zorunlu olarak kimi zaman seçmeli olarak müfredatta yer aldı, kimi zaman ise müfredattan kaldırıldı.

Nihayetinde, anayasada başka hiçbir dersin zorunlu olarak müfredatta yer alacağı belirtilmezken, din kültürü ve ahlak bilgisi 1982 Anayasası’nın 24. maddesi uyarınca ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu derslerden olacağı belirtiliyor.

Demir’in çalışması, tüm bu sürece odaklanırken, ilk bölümde laiklik ilkesi bağlamında zorunlu din dersine nasıl yaklaşılması gerektiğini, ikinci bölümde zorunlu din dersinin tarihsel sürecini, yasal dayanaklarını, içeriğini ve uygulanışını, üçüncü bölümde ise, çocuğun bu dersten muaf tutulması için ebeveynlerin yapması gerekenleri ve zorunlu din dersinden muafiyet hakkında mahkemelerin kararlarını içeriyor.

Çalışma sonuç olarak, laiklik ilkesine aykırı olarak verilen ve insan haklarını ihlal eden zorunlu din dersinin müfredattan kaldırılması gerektiğini savunuyor.

Zorunlu din dersinin müfredattan kaldırılmaması halinde ise, dinlerini açıklamaya mecbur bırakılmadan ebeveynlerin talepleri doğrultusunda çocuğun tamamen ve uygun bir şekilde dersten muaf tutulması gerekir.

Bununla birlikte, din dersinden muaf tutulan çocuğun, ayrımcılığa maruz kalmaması konusunda devletin gerekli önlemleri de doğal olarak alması gerekiyor.

  • Künye: Özge Demir – Laiklik İlkesi Bağlamında Türkiye’de Zorunlu Din Dersi ve Muafiyet Sistemi, On İki Levha Yayınları, hukuk, 146 sayfa, 2021

Süleyman İnan – Siyaset Okuryazarlığı (2021)

Siyaset okuryazarlığı, bize tümden kayıtsızlığın dayatıldığı bugün, dünya sorunlarına duyarlılık geliştirmemize olanak tanır.

Süleyman İnan bu çalışmasında, siyaset okuryazarlığının ne olduğunu açıkladığı gibi, okullarda siyaset eğitiminin neden gerekli olduğunu da tartışıyor.

Kitap, “Yöneten birey olmak ve okullarda siyaset eğitimi mümkün mü?” sorusuna yanıt arıyor.

İnan, siyasete ilişkin açıklayıcı ve sade bir girişten sonra; literatürün yoklandığı, siyasetin gündelik dildeki kullanımlarının tartışıldığı ve algı ile izlenimlerin ortaya konduğu bir siyaset okuryazarlığını ayrıntılı şekilde açıklıyor.

Yazar bu bağlamda, siyaset okuryazarlığının başlıca becerileri olarak siyasi biliş, yönetime katılım, kamusal tartışmalara girme ve dünya sorunlarına duyarlılık geliştirme konularını açıklıyor.

İnan bununla da yetinmeyerek, siyaset eğitiminin korkmadan okullara taşınarak bunun eğitim basamaklarında nasıl olması gerektiğini, başka bir deyişle siyasetin pedagojisinin nasıl olabileceğini tartışıyor.

  • Künye: Süleyman İnan – Siyaset Okuryazarlığı: Yöneten Birey Olmak ve Okullarda Siyaset Eğitimi Mümkün mü?, Yeni İnsan Yayınevi, siyaset, 184 sayfa, 2021