Catherine Chabert – Melankolik Kadınsı (2022)

Kadınsı ve melankolik…

Kadınlığın kayıp ve mazoşizmle bağını dolayımsızmışçasına sunan bu kışkırtıcı başlığın ardında Catherine Chabert aktarım kliniğinin sunduğu zengin malzemeden yola çıkarak kadınsının farklı figürlerini inceliyor.

Freud’un eserine durmaksızın geri dönen bu çalışmada psikanalizin temel kavramlarını Oedipus karmaşası ile aşkı yitirme kaygısının kavşağında yeniden işliyor.

Freud’a göre sağlıklı bir ruhsal işleyişin belirtileri sevebilmek ve çalışabilmektir.

Chabert bunlara ayrılabilmeyi ekliyor çünkü insan ruhsallığı doğumdan itibaren kayıplarla sınanıyor.

Öyleyse belki de tüm analizlerde melankolik uğraklardan geçilecektir.

Kaybın acısı aktarımda işlenirken canlı ve iyileştirici güçleriyle psikanalizi anımsatan kadınsının öteki yüzü, yinelemeden yeniye geçişte bize eşlik edecektir.

  • Künye: Catherine Chabert – Melankolik Kadınsı, çeviren: Kıvılcım İlbaşı, Bağlam Yayınları, psikanaliz, 200 sayfa, 2022

Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm (2022)

Kadınların aile yapısının neredeyse evrensel bir parçası olan annelikleri, bütün toplumlarda bildiğimiz şekliyle toplumsal cinsiyetin örgütlenmesine ve değer biçilmesine belirli özellikler kazandırdı, ebeveynlik düzenlemeleri kadar toplumsal cinsiyet sistemimiz de bize kapitalizm öncesi geçmişimizden miras kaldı.

Aynı zamanda toplumsal cinsiyetin örgütlenmesinin ve değerlendirilmesinin belli özellikleri kendi toplumumuzda da önem kazanmış durumda.

Yaşadığımız şekliyle toplumsal cinsiyetin düzenlenmesi ve erkek egemenliği tarihin ürünleridir ve bunların tarihsel olarak anlaşılması gerekir.

Kadınların annelikleri kadınların hayatlarının ve aile örgütlenmesinin temelini oluşturmaya devam ediyor ve kadınlara dair ideoloji bu temelden doğdu.

Ancak endüstriyel kapitalizmin gelişimi bunu değiştirdi, kadınların anneliğine ve erkek egemenliğine özel anlamlar yükledi, bunların önemlerini kendilerine özgü yollarla arttırdı.

Aynı baskılar, duygulanımların ve bağlanmanın inkârı, kadınların ve dişil şeylerin dünyasının reddi, erkeklerin dünyasının sahiplenilmesi, idealize edilmiş evde olmayan babayla özdeşleşme -hepsi de kadınların anneliğinin ürünü- toplumsal cinsiyet sistemi içinde erilliği ve erkek egemenliğini yaratır ve aynı zamanda erkekleri kapitalist iş dünyasının katılımcıları olarak var eder. Dolayısıyla, aile yapısının ve erkek egemenliğinin temelini oluşturan kadınların anneliğiyle kapitalizmin yeniden üretimi arasında içsel bir bağlantı gelişmiştir.

İşte bu usta işi derleme, patriyarka ile kapitalizm arasındaki sıkı ilişkiyi ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması ve buna karşı çözüm önerileri sunmasıyla dikkat çekiyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle. Ellen DuBois, Heidi Hartmann, Linda Gordon, Margery Davies, Nancy Chodorow, Nancy Hartstock ve Zillah Eisenstein.

  • Künye: Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm, Kalkedon Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2022

Bonnie G. Smith – Kadın Çalışmaları: Temeller (2022)

‘Kadın Çalışmaları: Temeller’, geçmişte ve günümüzde toplumsal cinsiyet konusunda yapılan disiplinlerarası çalışmalara bir giriş niteliğinde.

Bonnie G. Smith, Kadın Çalışmaları’nın doğuşunu ve gelişimini, eleştirmenlerin yaklaşımlarını da hesaba katarak ele alıyor, alanın temel meselelerini anlaşılır bir dille aktarıyor, günümüzdeki durumunu inceleyerek yeni tartışmalara genişçe yer veriyor.

Kadın Çalışmaları’nın disiplinlerarası doğasını, temel feminist teorileri, toplumsal cinsiyet konusuna eleştiri ve yaklaşımları; ırk, sınıf, toplumsal cinsiyet, etnik köken ve dinin Kadın Çalışmaları’na etkilerini kesişimsellik bakış açısıyla yorumluyor.

Smith, farklı cinsel kimlikler, askerileşme, şiddet, neoliberalizm, göç ve emek gibi günümüzün can alıcı sorunlarının Kadın Çalışmaları’yla ilgisini araştırıyor.

Kitap, konuya yeni başlayanlar için mükemmel bir temel sağlarken özellikle Kadın Çalışmaları ve toplumsal cinsiyet konusuna odaklanan lisans ve yüksek lisans öğrencilerine rehberlik etmeyi amaçlıyor.

Kitapta ayrıca, daha ileri çalışmalarda, sunumlarda ve araştırmalarda yardımcı olabilecek okuma önerileri de sunuluyor.

  • Künye: Bonnie G. Smith – Kadın Çalışmaları: Temeller, çeviren: Özde Çakmak, İletişim Yayınları, kadın çalışmaları, 224 sayfa, 2022

Pınar Eke – Tercihen Çocuksuz (2022)

Annelik dokunulmaz bir alan.

Bu dokunulmazlığın üstü fedakârlık, kutsallık, karşılıksız sevgi ve sabırla süslü bir örtüyle kapatılmış.

Eke, cesaretle aralıyor onu.

Kadın olmanın koşulunu annelik olarak, çocuksuzluğu seçmeyi ise bir anomali olarak kuran kültürümüzün riyakarlığını açığa çıkarıyor.

Çocuksuzluğu seçen kadınlarla yaptığı derinlemesine mülakatların analizleri; görünmeyen, görmezden ve duymazdan gelinen kadınlık deneyimini kadınların sesinden, dilinden, gözünden yansıttığı için çok kıymetli.

Seçme özgürlüğüne sahip olmak, temel bir insan hakkı…

Oysa kadınlar bedenleri ve tercihleri yüzünden hep yargılandılar.

Annelik mefhumu da bu yargılanmadan azade değil elbette.

Çocuksuz bir kadınsanız meyvesiz bir ağaca benzetilebilir, bencillikle suçlanabilirsiniz ya da üreme sorununuz olduğu varsayılarak elinize bir tüp bebek uzmanının kartı tutuşturulabilir…

Bir çocuğunuz varsa ‘bir çocuk hiç çocuktur’ derler size…

İki çocuk yapmışsanız, idealdir!

Üç çocuğunuz varsa cehaletle suçlanabilir; dört çocukta ‘Kezban’ olarak adlandırılabilirsiniz.

Ve Eke’nin de bu kitapta gösterdiği gibi bu tenkitler yine en çok kadınlardan işitilir.

Baskı uzaklardan değil, en yakından arkadaşlarınızdan, tanıdıklardan gelir.

Ve gittikçe genişleyerek tüm toplumu biçimlendirir.

Zira mitler, gelenek-görenekler, inançlar, sosyal kurumlar ya da medya… alternatif bir söylem üretmez.

Daima her kadının, kaçınılmaz biçimde anne olmayı arzuladığını duyarız.

Eke, kitabında bu söylemin izine düşüyor ve bize de sorgulayabilmemiz için kapılar açıyor.

Kadınların üstüne yıkılan eril söylemin sözcülüğünü üstlenenlere, “kendi deneyiminizi gerçek ve geçerli olan diye bize dayatmayın” çağrısında bulunuyor.

Aktarılmasına aracılık ettiği kadın hikayeleriyle başka türlü hayatlar, bambaşka seçimler de olabileceğini hatırlatıyor.

Çocuksuzluk tercihini çocuğa ya da anne olmaya değil; annelik ideolojisine yönelik eleştirel bir okumaya tabi tutan çalışma, “çocuk yapmıyorum” diyen ya da demek isteyen kadınlara cesaret verecek nitelikte.

Çocuksuzluk tercihini bir eksik bir kusur gibi gören, anneliği kadınlar için zorunluluk olarak tahsis eden erke ve baskıya karşı seçeneklerden söz edebilmekte, toplumsal sağlığımız açısından fayda var.

  • Künye: Pınar Eke – Tercihen Çocuksuz: Kadınlık Arzuları Değişirken, Nota Bene Yayınları, kadın, 296 sayfa, 2022

Zafer Toprak – Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (2022)

Türkiye’de feminizmin yüz yılı aşkın görkemli bir geçmişi var.

Zafer Toprak’ın bu kapsamlı incelemesi ise, kadınların 1908-1935 arasındaki özgürlük mücadelesini aydınlatıyor.

Kadın özgürlüğü 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye’de toplumsal dönüşümün ana eksenini oluşturdu.

1908 Jön Türk Devrimi’yle birlikte gündeme gelen uluslaşmadan laikliğe, temel dönüşümlerin çoğu kadını doğrudan ilgilendiriyordu.

“Hürriyetin İlânı” kadına özgürlük mücadelesinin yolunu açmıştı.

Böylece Cihan Harbi ertesi, feminizm sözcüğü kadın-erkek eşitliği özleminin simgesine dönüştü.

Kamusal alanda görünür hale gelen kadın “özneleşiyor”, kendine özgü bir kimlik kazanıyordu.

Ancak geleneksel hiyerarşiler ve dünün kültür kodları sorgulanırken, on yılı aşkın savaş ortamında yoksullaşan kadın özel yaşamında köklü sarsıntılar geçirdi.

Fuhuş ve intihar baş edilmesi gereken temel sorunlardı.

Cumhuriyet’in laik düzeni ve Medeni Kanun kadına özlemini duyduğu eşit statüyü sağladı.

Türk kadınının birçok Batı ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkını elde etmesi dış dünyada da yankı buldu.

Nitekim 1935 Uluslararası Kadınlar Kongresi’nin İstanbul’da toplanması bunun kanıtıydı.

Prof. Dr. Zafer Toprak, ‘Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm’de özgün kaynaklara dayanarak kadının 1908-1935 arasındaki ilk dönem özgürlük mücadelesini ve kazanımlarını anlatırken, “Sonuç” bölümünde de 1965 sonrası ülkede etkinleşen ikinci dalga feminizmi ele alıyor.

  • Künye: Zafer Toprak – Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm (1908-1935), İş Kültür Yayınları, tarih, 592 sayfa, 2022

Merve Fidan – İngiliz, Fransız ve Amerikan Devrimlerinde Demokrasi Mücadelesi Veren Kadınlar (2022)

Tarihin büyük devrimci kadınları olmasaydı, bugünkü kadın hareketi de bu denli güçlü olmazdı.

Merve Fidan, dünya tarihine yön vermiş üç büyük devriminde kadınların üstlendiği rolü adım adım izliyor.

Tüm devrimci kadınların, ülkeleri ve milletleri uğruna verdikleri onurlu mücadelelerinin her birinin kayda değer olduğunu vurgulayan Fidan, kitabında İngiliz, Fransız ve Amerikan devrimlerine odaklanıyor.

Kitapta, bu büyük devrimler sırasında isimlerini tarihe yazdıran cesur kadınlar ve onların mücadeleleri anlatılıyor.

Kitap, tarihe, bizzat onu yapanların gözünden bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Merve Fidan – İngiliz, Fransız ve Amerikan Devrimlerinde Demokrasi Mücadelesi Veren Kadınlar, Kule Kitap, inceleme, 160 sayfa, 2022

Gül Yaşartürk – Sinema ve Toplumsal Cinsiyet (2022)

Sinema kadına, dişil kimliğiyle farklı bir birey olma hakkı tanımaz.

Gül Yaşartürk, 2010-2020 arasında çekilmiş on filme odaklanarak sinemada patriyarkanın ve kadına dair verili kodların nasıl yeniden ve yeniden üretildiğini ortaya koyuyor.

‘Sinema ve Toplumsal Cinsiyet’in ana temaları patriyarka, kadının özne olarak varlığı, kadın emeği, anne kız ve kız kardeş ilişkileri.

Söz konusu filmlerin bazılarında görünür ve somut, bazılarındaysa görünmeyen ve anlatı dışında bırakılan bir babaya duyulan özlem, baba eksikliğinden kaynaklanan sorunlar söz konusu.

Babayı kamusal alan ve özgürlükle, anneyi ise çocukla yakın ilişkiden sorumlu kılan yapı, anneye “kadın” olarak dişil kimliği ile farklı bir birey olma hakkı tanımaz.

Kitapta, kadın karakterlerin bakış, ses ve taşra özelinde mekânda varoluşları üzerinden özne olma olasılıkları tartışılıyor, patriyarkal yapı, emek gücü içerisindeki konumları, anne-kız ilişkileri göz önüne alınarak filmlere dair bütünlüklü bir çerçeve oluşturuluyor.

  • Künye: Gül Yaşartürk – Sinema ve Toplumsal Cinsiyet: Türk Sinemasında Ev, Emek, Cinsiyet ve İktidar İlişkileri, Nika Yayınevi, sinema, 176 sayfa, 2022

Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın (2022)

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler hepimizi korkutmalı.

Serpil Sancar, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alarak kadınların hayatta kalma mücadelesinin neden özünde bütün bir toplumun varlık mücadelesi olduğunu ortaya koyuyor.

Günümüzde, din, siyaset ve kadın, kamusal tartışmaların en çok yoğunlaştığı başlıklar arasında.

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de kamusal alanda din, laikliğin aldığı yeni biçimler, kadınların toplumsal yaşama katılımı ve dinsel şiddet gibi konular pek çok toplumsal ve siyasal çatışmanın ana belirleyeni durumunda.

Son yıllarda tüm dünyada dinin artan etkisi, bu tartışmalarda daha belirgin bir konum kazanmasına neden oluyor.

Kadınlar, bu tartışmalarda ve çatışmalarda ya pasif bir “nesne” olarak ele alınıyor ya da erkek egemen bu tartışmaların ve çatışmaların mağduru oluyor.

Özellikle İslam toplumlarında kadınlar üzerinden yürüyen laiklik tartışması, erkek egemen sistemin tüm baskıcı unsurlarını taşıyor.

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler, toplumun bütününün yaşamının her alanını ilgilendiren bir hal almış durumda.

Sancar, ‘Din, Siyaset ve Kadın’ kitabında, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alıyor.

Sancar’ın temel tartışma noktası, içeriği ve biçimi değişen erkek egemen siyasi yapılanmalar ve din arasında kalan kadınların varlık mücadelesi.

Kadınların hayatta kalma mücadelesi elbette tüm toplumun varlık mücadelesi halini alıyor.

Din ve siyaset ilişkisi, toplumsal yaşamın belirlenmesi bağlamında eski dönemlerden bu yana tartışmalı ve çatışmalı bir biçimde sürerken, günümüzde laiklik ve din ilişkisi daha karmaşık ve demokratik mekanizmaları korumak için yoğun bir mücadele gerektiren bir hal alıyor.

Sancar, İran İslam Devrimi öncesi ve sonrasında kadınların, toplumsal ve siyasal yaşama katılımı, ortaya çıkardıkları örgütlenmeler, yayınlar ve yaptıkları eylemleri incelerken, dinin kamusal alandaki yeri konusunda tartışmaların yaşandığı pek çok ülkedeki sorunlar konusunda da ufuk açıcı örnekler sunuyor.

Sancar’ın İran üzerinden yürüttüğü tartışma, Türkiye gibi günümüzde bu sorunları her yönüyle daha yoğun bir şekilde yaşamaya başlayan ülkelerdeki tartışmalara ışık tutuyor.

Sancar, kadınların özgürlük mücadelesinin, bütün bir halkın özgürlükler dünyası için nasıl kilit bir role sahip olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın: İran Devrimi, Nika Yayınevi, inceleme, 284 sayfa, 2022

Saba Mahmood – Dindarlığın Siyaseti (2022)

‘Dindarlığın Siyaseti’, İslam, feminizm ve postmodernite tartışmalarına çok değerli bir katkı.

Antropolog Saba Mahmood, toplumsal cinsiyet, inanç ve siyasetin ilişkisini 90’lı yıllarda Kahire’de yapmış olduğu Kadın Camii Hareketi üzerinden inceliyor.

Türkiye’de bu kesişim etrafında üretilen söylemler, tartışmanın öznesi konumundaki dindar kadınları dışarıda bırakma eğilimindeler.

Mahmood çalışmasında sözü dindar kadınlara vererek yepyeni bir çığır açılmasına vesile oluyor.

Etnografik saha çalışmasını bir başlangıç noktası olarak alan araştırma, Mısırlı kadınların içinde yaşadıkları ataerkil toplumla olan ilişkilerini nasıl müzakere ettiklerini, siyasal islam ile nasıl ilişkilendiklerini ve inançları üzerinden nasıl toplumsal faallik alanları yaratıklarını inceliyor.

Türkiye de halen son derece kutuplaştırıcı olmaya devam eden başörtüsü tartışmalarına yepyeni bir perspektif katan kitap, toplumsal alanda kısırlaşmış tartışmaları çözümleyebilmek için temel bir metin niteliğinde.

  • Künye: Saba Mahmood – Dindarlığın Siyaseti: İslami Uyanış ve Feminist Özne, çeviren: Aslı Altınışık, Islık Yayınları, feminizm, 320 sayfa, 2022

Evren Şar İşbilen – Zeus’un Kadınları (2021)

Zeus, kadın düşmanlığının feriştahıydı.

Evren Şar İşbilen de bu özenli çalışmasında, binlerce yıllık ana tanrıça kültünün toplumda nasıl sistematik olarak değersizleştirildiğini ve eril erkin toplumu şekillendirmede mitlerden nasıl faydalandığını ortaya sererek Zeus ve birlikte olduğu kadınların hikâyelerini feminist bir çerçeveden okuyor.

Mitolojik öyküler, içinde yeşerdikleri toplumun görüş, düşünüş ve duyuş şekillerini, toplumun siyasi ve sosyal yapılanmasını dışa vuran hatta yorumlanma biçimleri üzerinden düşünce tarihinin izdüşümlerini yansıtan karmaşık yapılardır.

Böylece bu hikâyelerin ardındaki toplumsal dinamiklerin ortaya çıkarılmasında kalıplaşmış yorumların ötesine geçilebilmesi için tarih, sosyoloji ve antropoloji bilimleri adeta birbirine muhtaçtır.

Tüm bunların paralelinde eldeki çalışma, alışılagelen klasik alegorik değerlendirmelerin dışına çıkarak ilk kez, Zeus’un hayatına giren kadınları Zeus’un varlığı ile birlikte bir bütün olarak değerlendirmiş ve gerek mitoloji gerekse Yunan kültür tarihi açısından önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitap bu yönüyle Zeus ile kadınlarını, eğlenceli birer anekdot olmanın ötesine taşıyor ve Yunan dünyasında tohumları atılarak günümüze kadar ulaşan cinsiyet ayrımcılığının, Yunan dini yapısındaki köklerine ışık tutuyor.

  • Künye: Evren Şar İşbilen – Zeus’un Kadınları: Antik Yunan Toplumunda Kadın Konumlanmasına Zeus Merkezli Bir Bakış, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 112 sayfa, 2021