Harun Karadeniz – Yaşamımdan Acı Dilimler (2022)

1968-69 gibi alabildiğine hareketli bir dönemde İTÜ Öğrenci Birliği başkanlığı yapan Harun Karadeniz, hem kuşağı tarafından hem de çeşitli defalar basılan ‘Olaylı Yıllar ve Gençlik’ kitabından ötürü bir gençlik lideri olarak anılır.

Öğrenci Birliği başkanlığı sırasında NATO’ya Hayır, 6. Filo’ya karşı gibi gösterilerin yanı sıra doğrudan öğrenci gençliğin alanında gözükmeyen Gerze Tütün Mitingi, Ortak Pazara Hayır Yürüyüşü gibi eylemlerin düzenlenmesinde de önemli katkıda bulunmuştu.

‘Kapitalsiz Kapitalistler’ (1968) kitapçığıyla popüler bir dille sömürüyü açıklamaya çalışmış ve “Yeter ki sömürü mekanizması ve iktisadi gerçekler halka halk diliyle anlatılsın” diyerek kendi arayışının yörüngesini çizmeye başlamış, fakat siyasal yaşamının en önemli deneyimi gölgede kalmıştı.

Harun Karadeniz 1968 üniversite işgallerinin hemen ardından başlayan fabrika işgallerinin ilki olan Derby fabrikasında grevin işgale dönüştürülmesi için kendisinden destek istenmesinden başlayarak işçi hareketi ile organik bir ilişki kurmanın yollarını aramıştı.

Bu tür eylemlere ağırlıklı olarak İTÜ’den olmak üzere en az 100 kişi katılmaktaydı.

Karadeniz için bir not düşmek gerekirse yakın dostu, hocası İdris Küçükömer’den bir alıntı yapmak yerinde olur:

“Düşünen, düşünmesini bilen bir insandı. Somut gözlemleri, çocukluğundan beri olan yaşamı, onu önceden öğretilen bazı kavramlardan şüphe etmeye, sonra düşünmeye yöneltti. Yoksul ve kızgın köylü çocuğu mühendis olacaktı. Matematik, bir lojik yöntem olarak onu pusatlandıracaktı. Üniversitelerdeki öğreti ile hayattaki toplumsal ilişkilerin uyuşmazlığını anladı. Somut önerilerini lider olarak uygulamaya geçti. … Giderek öğrenci eylemlerinden işçiler içine karışmanın yeğ olduğunu kabul etti ve öyle eyledi.”

  • Künye: Harun Karadeniz – Yaşamımdan Acı Dilimler, Ayrıntı Yayınları, anı, 208 sayfa, 2022

Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu (2022)

‘SS Subayının Koltuğu’, sıradan bir vatandaşın nasıl acımasız bir faşiste döndüğünün hikâyesi.

Bir koltuktan çıkan belgelerin izini süren Daniel Lee, bir Nazinin hikâyesini gün yüzüne çıkarıyor.

“Sıradan” bir Alman’ın nasıl bir Naziye dönüşebildiğini, bu dönüşümün arka planındaki motivasyonların, ailenin geçmişinin ve zihniyetinin yanı sıra Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın içinde bulunduğu durumu da ihmal etmeden inceliyor.

Robert Griesinger isimli düşük rütbeli bir SS subayının peşine düşerken, isimleri tarih kitaplarının sayfalarında yer almamış, unutulmuş yüzlerce, binlerce Nazinin, Nazizmi nasıl beslediklerini, yaşatılan vahşette aslında ne kadar ciddi bir payları olduğunu hatırlatıyor.

‘SS Subayının Koltuğu – Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde’, adı duyulmamış bir Nazinin hayat hikâyesiyle Nazi Almanyası’nın gözden kaçırılan bir kesimine dikkat çekiyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Düşük rütbeli görevlilerin, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda neler yaşadığına dair hâlâ çok az şey biliyoruz. Griesinger’in hayatı, Nazi yönetimini mümkün kılan şeyi anlamamızı sağlayacak. Ünlü fanatikler ve katiller, eğer hükümeti ayakta tutan, evrak işlerini yapan, korku ve şiddet tehdidi içlerine işlenmiş, rejimin potansiyel kurbanlarıyla yan yana yaşayan sayısız destekçileri olmasaydı var olamazlardı.”

  • Künye: Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu: Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde, çeviren: Büke Temizler, İletişim Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2022

Hüseyin Kırmızı – Ölüm ve Kutsal (2022)

Siyasal bir sorun olarak ölüm nasıl kavranabilir?

Topluluk ile kurucu kökeni arasındaki fark üzerinden yaklaştığımızda sorun kutsal ile ilgili bir soruna dönüşür.

Din ile ölüm arasındaki bağ nerede düğümlenir?

Devletin kutsal ile topluluk ve bununla ilişkili olarak topluluk ile ölüleri arasına girdiği ya da ölülerin işlevine devletin el koyduğu topluluklarda şehitlikten veya kurbandan söz edilebilir mi?

Ya da şehitlik ve kurban bu topluluklarda ölülere savaş açmanın, ölümü anlamsızlaştırmanın araçlarına mı dönüşmüştür?

Bu kitap, ölümü ölümden ibaret kılan bir eğilimi açıklamaya çalışıyor.

Ölümün üzerinden çekip alınan tüm kutsallığı öldürmeye yükleyen bir eğilim.

Hüseyin Kırmızı ölüm ile toplumsal kuruluş arasındaki bağı ve bu bağın IŞİD’in somutlaştırdığı üst- Müslümanlık eğilimi için yarattığı gerilimi ele alıyor.

IŞİD’in bu gerilime karşı geliştirdiği ölüm kurgularını sosyoloji, siyaset felsefesi ve siyasal antropolojinin verimini kullanarak analiz ediyor.

  • Künye: Hüseyin Kırmızı – Ölüm ve Kutsal, Dipnot Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2022

Yıldırım Kaya – Laik Eğitim Mücadelemiz (2022)

AKP’nin iktidar olduğu son 20 yılda laik, bilimsel ve kamusal eğitime yapılan saldırıların Cumhuriyetin temellerini sarsacak boyutta olduğu bir döneme tanıklık ediyoruz.

Bu süreçte özellikle tüm dünyada 1990’lardan sonra hız kazanan neoliberal dönüşüm ve buna eşlik eden neomuhafazakâr politikalar etkili olmakla birlikte Türkiye’de iktidara egemen olan İslamcı hegemonyanın kendine özgü politikaları belirleyici oldu.

Neoliberal dönüşümün eğitime yansımaları eğitimde piyasalaşma ve özelleşme süreçleri olarak ortaya çıkmış, neomuhafazakâr dönüşümün eğitime yansımaları ise müfredatın dinselleşmesi, dini cemaat ve vakıfların devlet okullarında yayın dağıtması ve eğitim etkinlikleri gerçekleştirmesinin yollarının açılması, İmam Hatip Liseleri’nin toplumun ihtiyaçları gözetilmeksizin sayılarının artırılması gibi süreçlerle gerçekleşmiş sonuçta kamusal, nitelikli, bilimsel ve laik eğitim Cumhuriyetin hiçbir döneminde olmadığı kadar aşındı.

CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya tarafından kaleme alınan ‘Laik Eğitim Mücadelemiz’ adlı bu kitap 2018 yılından bu yana Kaya’nın yukarıda söz ettiğimiz süreçlerle ilgili olarak yaptığı açıklamaları, çeşitli panel ve toplantılarda yaptığı konuşmaları, Meclis önergelerini kapsayan kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor; eğitim çok yönlü sorunlarına dikkat çekmekle kalmayıp, aynı zamanda ne yapılması gerektiğine ilişkin politika ve önerileri de kapsıyor.

  • Künye: Yıldırım Kaya – Laik Eğitim Mücadelemiz, Kalkedon Yayınları, eğitim, 354 sayfa, 2022

Ahmet Tarık Çelenk – Türk Sağı (2022)

Türk sağı bu ülkenin başına gelmiş en büyük beladır.

Ahmet Tarık Çelenk bu kitabında, Türk sağının üç ana bileşeni olan muhafazakâr, milliyetçi ve İslamcı dünya görüşlerinin ve yaşam tarzlarının sosyo-kültürel ve politik bir analizini sunuyor.

Çelenk, bugünün Türkiye’sine dair zamanın ruhunu yansıtan birçok kritik konuda Türk sağının kriz(ler)ine dikkat çekerken, bir yandan da krizlere yol açan nedenleri sorguluyor ve onların kritiğini yapıyor.

Türkiye’nin 1960’lı yıllardan bu yana geçirdiği büyük değişime şahitlik eden yazar, eleştirel akla muhtaç olduğunu söylediği Türk sağının “mahalle” kompleksini aşamayışından bugünün gençlerinin inanç krizine, İttihatçılığın mirasından Kürt ve Ermeni meselesine, muhafazakâr burjuvazinin vizyon sorunundan tarikat ve cemaatlerin dünyevi dönüşümlerine dek birçok konuda cesur ve özgün değerlendirmelerde bulunuyor.

‘Türk Sağı: Mahalle, Kriz ve Kritik’, Osmanlı’dan günümüze Türk modernleşmesinin sosyal ve kültürel boyutlarına ilişkin pek çok ince detayı dile getiren, kapsamlı ve samimi bir eser.

  • Künye: Ahmet Tarık Çelenk – Türk Sağı: Mahalle, Kriz ve Kritik, Beyoğlu Kitabevi, siyaset, 312 sayfa, 2022

Éric Toussaint – Borç Sistemi (2022)

Ülkeler arasındaki ekonomik farklar var olmaya devam ettiği sürece borç, bu ülkeler arasındaki eşitsizliği devam ettirmek için güçlü bir araç olageldi.

Kutsal, değişmez ve ebediyen birbirine bağlayıcı kabul edilen bu sistem, sömürgecilik sonrası dünyada, emperyalist güçlerin Küresel Güney ülkerini boyunduruk altına alma yöntemi haline geldi.

Bu önemli eserde ekonomist Éric Toussaint, devlet borçlarının reddedilmesi yoluyla borç sisteminin radikal bir şekilde tersine çevrilmesi gerektiğini savunuyor.

Yazar, kamu borçlarının izini sabırla sürerken ulusların olaylarla dolu tarihine, aralarındaki karmaşık ilişkilere ve hepsinden önemlisi bunların altında yatan mantığa yeni bir ışık tutuyor.

Kuzey-Güney ilişkileri kapitalist sistemle, onun gelişmek, yayılmak ve tahakküm altına almaktaki kararlılığıyla tözdeş (consubstantial) bir süreci örneklendiriyor.

  • Künye: Éric Toussaint – Borç Sistemi: Devlet Borçlarının ve Reddedilmelerinin Bir Tarihi, çeviren: Osman S. Binatlı, Ayrıntı Yayınları, 224 sayfa, 2022

Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri (2022)

‘Sermayenin Yaşayan Ölüleri’nde Raul Zelik, siyaset teorisine ve ekonomi-politik analize tamamen vakıf olarak, aynı zamanda bütün dünyaya gözü acık bir ilgiyle ve politik öfkeyle, kapitalizmin insanlığı sürüklediği felaketi mesele ediyor.

Yoksulluğun, eşitsizliklerin, aşağılamaların nasıl derinleştiğinin ve ekolojik krizin canlı bir resmini çiziyor.

Zelik, gözünü bu “siyasi canavarlara” dikip kalmıyor, şunlar gibi sorularla da ilgileniyor:

  • Felakete gidişten nasıl dönülür?
  • Walter Benjamin’den ilhamla “insanlığın imdat freni” olarak gördüğü bir devrim, nasıl mümkün olur?
  • Dönüştürücü bir iktidarın kaynağı ne olabilir?
  • Geçmiş sosyalizm deneyimlerinden de ders çıkartan “yeşil bir sosyalizmi” nasıl tasarlayabiliriz?

Taze, heyecanlı, hem de soğukkanlı, gerçekçi bir sistem eleştirisi ve alternatif arayışı.

Kitaptan bir alıntı:

“George A. Romero’nun aptallaşmış, beceriksiz ve dışarıdan yönetilen yaşayan ölüleri gibi dolanıyoruz dünyada ve malların satılmasına katkıda bulunuyoruz. İnsani ihtiyaçlar ise sadece bu görevle bağdaştıkları oranda göz önüne alınıyor. Ve böylece gitgide kendimizi ruhsuz Avatarlar olarak hissediyoruz; bize sürekli eşsiz başrol oyuncuları olduğumuz anlatılan, ancak senaryosu yine de bizim tarafımızdan yazılmayacak olan bir filmin aktörleri gibi.”

  • Künye: Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri: Siyasi Canavarlar ve Yeşil Bir Sosyalizm Üzerine, çeviren: Dilek Çınar, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Georgiy Plehanov – Tarihte Bireyin Rolü Üzerine (2022)

‘Tarihte Bireyin Rolü Üzerine’, tarihi rollerini arayanlar için yazılmış bir makaledir.

Devrimciler için yazılmıştı.

Plehanov, bu müthiş polemiği boyunca, devrimci bireyi arar.

Plehanov, devrimcinin, tarihi yasalarla ifade edilebileceğini savunurken, Aydınlanmanın başlattığı işi ileri götürme çabasındadır.

Bu yasalar açığa çıktığında, devrimci birey somutlaşacak, tarihte bireyin rolü görünür olacaktır.

  • Künye: Georgiy Plehanov – Tarihte Bireyin Rolü Üzerine, çeviren: Nahide Özkan, Yazılama Yayınları, siyaset, 74 sayfa, 2022

Zeynep Şarlak – Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti (2022)

Ulus-devletlerin kurumsallaşmasıyla beraber “milli güvenlik” diye adlandırılan ve hiçbir zaman yalnızca dış politikanın konusu olmamış siyasi ajanda, hem siyaset biliminde hem de uluslararası ilişkiler disiplinlerinde en önemli tartışma başlıklarından birisi oldu.

‘Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti’nde Zeynep Şarlak, “milli güvenlik devleti” kavramını, bilhassa karşılaştırmalı siyaset bilimi perspektifini kullanarak, Türkiye’de Soğuk Savaş döneminden itibaren tedricen tesis edilmiş bir rejimi tanımlamak üzere ele alıyor ve Soğuk Savaş döneminden itibaren Türkiye tarihine bu kavram üzerinden bakmayı öneriyor.

Milli güvenlik devletinin özellikle iç siyaseti tasarlayıcı ve düzenleyici boyutuyla ilgilenen çalışma, asker-sivil ilişkileri, sosyal ve siyasi haklara dair kırmızı çizgiler, iç düşmanlar, güvenlik aygıtlarının tesisi gibi başlıklar üzerinden bugünün siyasi rejimi üzerine de yeniden düşünmeye davet ediyor.

Gündelik hayata da ziyadesiyle sirayet etmiş siyasi paranoya ve korkuların temellerini aramaya girişiyor.

Şarlak, Türkiye’nin Soğuk Savaş’la birlikte kademeli şekilde bir milli güvenlik devletine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

  • Künye: Zeynep Şarlak – Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti: Kökeni, Gelişimi, Dönüşümü, İletişim Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2022

Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm (2022)

Kadınların aile yapısının neredeyse evrensel bir parçası olan annelikleri, bütün toplumlarda bildiğimiz şekliyle toplumsal cinsiyetin örgütlenmesine ve değer biçilmesine belirli özellikler kazandırdı, ebeveynlik düzenlemeleri kadar toplumsal cinsiyet sistemimiz de bize kapitalizm öncesi geçmişimizden miras kaldı.

Aynı zamanda toplumsal cinsiyetin örgütlenmesinin ve değerlendirilmesinin belli özellikleri kendi toplumumuzda da önem kazanmış durumda.

Yaşadığımız şekliyle toplumsal cinsiyetin düzenlenmesi ve erkek egemenliği tarihin ürünleridir ve bunların tarihsel olarak anlaşılması gerekir.

Kadınların annelikleri kadınların hayatlarının ve aile örgütlenmesinin temelini oluşturmaya devam ediyor ve kadınlara dair ideoloji bu temelden doğdu.

Ancak endüstriyel kapitalizmin gelişimi bunu değiştirdi, kadınların anneliğine ve erkek egemenliğine özel anlamlar yükledi, bunların önemlerini kendilerine özgü yollarla arttırdı.

Aynı baskılar, duygulanımların ve bağlanmanın inkârı, kadınların ve dişil şeylerin dünyasının reddi, erkeklerin dünyasının sahiplenilmesi, idealize edilmiş evde olmayan babayla özdeşleşme -hepsi de kadınların anneliğinin ürünü- toplumsal cinsiyet sistemi içinde erilliği ve erkek egemenliğini yaratır ve aynı zamanda erkekleri kapitalist iş dünyasının katılımcıları olarak var eder. Dolayısıyla, aile yapısının ve erkek egemenliğinin temelini oluşturan kadınların anneliğiyle kapitalizmin yeniden üretimi arasında içsel bir bağlantı gelişmiştir.

İşte bu usta işi derleme, patriyarka ile kapitalizm arasındaki sıkı ilişkiyi ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması ve buna karşı çözüm önerileri sunmasıyla dikkat çekiyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle. Ellen DuBois, Heidi Hartmann, Linda Gordon, Margery Davies, Nancy Chodorow, Nancy Hartstock ve Zillah Eisenstein.

  • Künye: Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm, Kalkedon Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2022