John Keane – Yeni Despotizm (2021)

Yeni despotizmin asıl tehlikesi, bugün “demokrasi” sınıfında anılan rejimlere sızma kabiliyetidir, bu yüzden sahneyi kendiliğinden terk etmesi mümkün değildir.

John Keane, bu yepyeni tahakküm biçimlerini derinlemesine tasvir ediyor, buna karşı nasıl mücadele edebileceğimizi tartışıyor.

Dünyanın her yerinde sistemli gözetleme, polisin askerî bir güç gibi hareket etmesi, hapse atma oranlarının ve halkın toplanma hakkı üzerindeki devlet baskısının artması demokrasileri pençesine aldı.

Hukuk, demokrasi, yargı, medya, iktidar, muhalefet, rejim…

Bütün bu kavramların “bildiğimiz” anlamlarıyla toplumsal gelişmeler arasındaki makas açılıyor.

Demokratik usullerde ve prensiplerde ısrar eden kesimler, toplumsal normların dönüşümünü anlamakla normları köklü dönüşümlerle sarsan iktidar biçimleriyle mücadeleyi birlikte yürütme çabası içinde.

Keane ‘Yeni Despotizm’de bu ikili mücadeleyi verebilmenin koşulunun günümüzdeki rejimlerin ve tahakküm biçimlerinin işleyişini, kapasitesini ve mantığını anlamaktan geçtiğini öne sürüyor.

Keane, yeni despotizmin otoriterlik, totalitarizm, faşizm ve gönüllü kulluk gibi kavramlara sığmayan, “yediği şokların ardından hızla kendini toparlayabilecek kabiliyette bir hâkimiyet” türü olduğunu, bugün “demokrasi” sınıfında anılan rejimlere sızma kabiliyetiyle sahneyi kendiliğinden terk etmesinin de mümkün olmadığını hatırlatıyor.

Kitap bu yönüyle, direniş biçimleri üzerine yeniden düşünmeye de bir çağrı niteliği taşıyor.

  • Künye: John Keane – Yeni Despotizm, çeviren: İsmail Ferhat Çekem, İletişim Yayınları, siyaset, 309 sayfa, 2021

Slavoj Žižek – Evrensel İstisna (2021)

“Bugün tanık olduğumuz şey, ‘postmodern’ kapitalizme tanımını veren özellik, deneyimimizin doğrudan metalaşmasıdır.”

‘Evrensel İstisna’, güncel siyasi olaylar üzerine ufuk açıcı bir tartışma sunuyor.

Slavoj Žižek, burada, 3. Yol olarak da adlandırılan siyasi-felsefi tavrı genişletiyor ve böylece kapitalizm karşıtlığını farklı bir boyuta getiriyor.

Žižek, kapitalizm karşısında konumlanırken her kapitalizm-karşıtlığının da iyi olmadığı noktasında ısrar ediyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bugün tanık olduğumuz şey, ‘postmodern’ kapitalizme tanımını veren özellik, deneyimimizin doğrudan metalaşmasıdır: pazarda satın aldığımız şey sahip olmak istediğimiz ürünler (maddi nesneler) olmaktan çıkıp hayat deneyimleri haline geliyor gitgide –cinsellik, yemek, iletişim, kültürel tüketim, belli bir hayat tarzına katılım deneyimleri. Bu tür deneyimler için aksesuar görevi gören maddi nesneler bizi esas ‘deneyim metası’nı satın almaya ayartmak için bedavaya sunuluyor gitgide (bir yıllık taahhüt verdiğimiz takdirde bedava verilen cep telefonları örneğin.)”

“Piyasa mübadelesinin mantığı kendi kendisiyle ilişki kuran bir tür Hegelci özdeşlik noktasına ulaşıyor burada: artık nesne değil en nihayetinde hayatımızı (hayat zamanı) satın alıyoruz. Michel Foucault’nun kendi benliğini sanat eserine dönüştürme anlayışı beklenmedik bir onay almış oluyor böylece: spor salonlarına giderek “bedenimi” satın alıyorum; transandantal meditasyon derslerine kaydolarak manevi aydınlanmamı satın alıyorum; birlikte anılmak istediğim insanların gittiği lokantalara giderek kamusal şahsiyetimi satın alıyorum vb. Bu değişim kapitalist piyasa ekonomisinden kopuş gibi görünebilir, ama onun mantığını son noktasına götürdüğünü savunmak mümkündür.”

“Sanayiye dayalı piyasa ekonomisinde metanın alımı ile tüketilmesi arasında zamansal bir mesafe söz konusudur: satıcı açısından bakıldığında meta satıldığı anda ilişki bitmiştir –sonrasında ne olduğu (alıcının o metayla ne yaptığı, metanın doğrudan tüketimi) onu ilgilendirmez. Oysa deneyimin metalaşmasında bu mesafe kapanır ve satın alınan meta tüketimin ta kendisidir…”

  • Künye: Slavoj Žižek – Evrensel İstisna, çeviren: Barış Engin Aksoy, MonoKL Yayınları, siyaset, 416 sayfa, 2021

Kolektif – Yaralı Hafıza (2021)

“Oğlumun mahallede oynadığı, birlikte koştuğu çocuklara rastlıyorum bazen. (…) Berkin’i de böyle hayal etmek istiyorum, edemiyorum. Büyüdüğünde yüzünün alacağı şekli gözümde canlandıramıyorum. Hayalimde bile büyümüyor. Çocuk olarak kaldı o. (…) Oğlum öldürülmeseydi bugün nasıl bir hayatımız olurdu merak ediyorum ve bunu hiç bilemeyeceğim. Geleceği kaybettim.” –Gülsüm Elvan

‘Yaralı Hafıza’, kayıp yakınlarının çarpıcı, iç acıtıcı tanıklıklarına yer veriyor.

Gökçer Tahincioğlu’nun derlediği kitapta,

  • Mehtap Ceyran, Gezi protestolarında 15 yaşında öldürülen Berkin Elvan’ın annesini ziyaretini,
  • Pınar Öğünç, Muş’un Vartinis köyünde anne babası ve yedi kardeşi eve hapsedilerek yakılmış Aysel Öğüt’le konuşmalarını.
  • Sevilay Çelenk, Silopi’de 6 ve 7 yaşında öldürülen iki çocuğun babasıyla mektuplaşmalarında konuştuklarını ve konuşamadıklarını,
  • Özlem Akcan, Liceli Şiyar Kaymaz’ın sağ kurtulduğu katliamla ilgili adalet mücadelesini,
  • Sibel Oral, 2006’da Diyarbakır’da gaz fişeğiyle vurularak yaşamını kaybeden iki çocuğun ailesiyle buluşmalarını,
  • Mehveş Evin, Dargeçit’te “kaybedilen” yakınlarının önce haberini, sonra mezarlarını ve adaleti arayan aileleri,
  • Hanife Kardelen Işık, 12 Eylül davasını,
  • Ve Pelin Buzluk da, Hrant Dink’in katledilmesinin hafızadaki izini anlatı

‘Yaralı Hafıza’, yakın tarihteki katliamların, cinayetlerin, kayıpların hafızadaki izini sürerken, o hafızanın, adalet talebinin bir kaynağı olması gerektiğini bize bir kez daha hatırlatıyor.

  • Künye: Kolektif – Yaralı Hafıza: Kayıpları ve Kıyımları Hatırlamak, derleyen: Gökçer Tahincioğlu, İletişim Yayınları, anlatı, 192 sayfa, 2021

Gençay Gürsoy – Bir Hayat Üç Dönem (2021)

İstanbul Tabip Odası ve Türk Tabipleri Birliği başkanlığını yapan Gençay Gürsoy’un bu kitaptaki anıları, Türkiye’nin son altmış yılından önemli kesitler sunan, altın değerinde bir tanıklık.

‘Bir Hayat Üç Dönem, yalnızca bir nöroloji profesörünün anılarını değil, sosyalist siyaset içinde üniversite yıllarından beri yer almış bir mücadele insanının Oltu’da başlayıp, Kars’ta, İstanbul’da ve bir dönem Avrupa’da devam eden yaşamından gözlemlerini canlı bir dille aktarıyor.

Gürsoy, toplumsal gelişmelerin darbelerle kesintiye uğrayan dönemlerini ele alıyor, yanı sıra yakından tanıma fırsatını bulduğu bazı şahsiyetlerle ilgili tanıklıklarını sunuyor.

Kitapta, sağlık politikalarında kamu yararını sürekli önde tutan duruşu ve tercihlerinin yanında eşitlik, özgürlük ve barış hedefiyle katıldığı toplumsal mücadelelerin inişli çıkışlı, çoğu zaman ağır bir şiddetle bastırılan serüvenini izliyoruz.

Siyasal mücadeleyle bilimsel faaliyetleri birlikte götürmeyi başarmış, sosyalizm idealini hiç kaybetmemiş Gürsoy’a kulak veriyoruz.

Kitaptan bir alıntı:

“Çıplak bir gerçek var karşımızda, gezegenimizde yaşamın sürdürülebilmesi ve insan sağlığının barbar piyasa ahlâkına teslim edilmemesi için, eşitlikçi, katılımcı, çevreci, dayanışmacı, barışçı bir iradi müdahale kaçınılmazdır. Bu, artık sosyalistlerin siyasi mücadele perspektifi olmasının çok ötesinde, insanlık için bir varoluş sorunu haline gelmiştir.”

  • Künye: Gençay Gürsoy – Bir Hayat Üç Dönem: Anılar, Tanıklıklar (2021), İletişim Yayınları, anı, 526 sayfa, 2021

Kolektif – Eleştirel Uluslararası Politik Ekonomi (2021)

Uluslararası eleştirel politik ekonomi, tarihsel değişime odaklı daha radikal yaklaşımlar ortaya koymasıyla, anaakım uluslararası ilişkilere muazzam bir alternatiftir.

Bu özenli çalışma ise, alanın kuramsal yapısı ve temel konuları hakkında usta işi bir derleme.

Uluslararası Politik Ekonomi, Uluslararası İlişkiler disiplininin bir alt kolu olarak 1970’li yıllarda gelişti.

Uluslararası Politik Ekonomi, uluslararası ilişkilerin siyasal sorunlarına odaklanan Uluslararası İlişkiler disiplinine ekonomik bir boyut katmayı hedeflemişti, ancak bunu yaparken anaakım pozitivist Uluslararası İlişkiler disiplininin devlet merkezli tarih dışı varsayımlarından kurtulamamıştı.

Uluslararası Eleştirel Politik Ekonomi ise, Uluslararası Politik Ekonomi’nin anaakım Uluslararası İlişkiler disiplinine endeksli kuramsal yapısı ve gündemine alternatif, tarihsel değişime odaklı daha radikal yaklaşımlara verilen isimdir.

Uluslararası Eleştirel Politik Ekonomi, onların görüşleriyle sınırlı olmasa da, esas olarak Karl Marx ve Antonio Gramsci’nin görüşleri çerçevesinde, son yıllarda büyük bir ivme kazandı.

İşte iki cilt olarak tasarlanan bu çalışmanın elimizdeki cildi de, UEPE’nin kuramsal yapısını ve temel konularını ele alıyor.

Çalışmanın ikinci cildi ise, UEPE’nin bölgesel boyutunu eleştirel bir yaklaşımla inceleyecek.

Künye: Kolektif – Eleştirel Uluslararası Politik Ekonomi 1: Kuram ve Sorunlar, derleyen: Faruk Yalvaç ve Yelda Erçandırlı, Nika Yayınevi, iktisat, 408 sayfa, 2021

Feroz Ahmad ve Bedia Turgay Ahmad – Türkiye’de Çok Partili Politikanın Açıklamalı Kronolojisi (2021)

Türkiye yakın tarihi üzerine her kitaplıkta bulunması gereken 624 sayfalık bir başvuru kitabı.

Feroz Ahmad ve Bedia Turgay Ahmad, Türkiye’de 1945-1971 arasında yaşanmış önemli toplumsal, ekonomik ve siyasi gelişmelerin çetelesini tutuyor.

Yüzlerce dergi, gazete ve kitabı taranarak hazırlanan ‘Türkiye’de Çok Partili Demokrasi Politikanın Açıklamalı Kronolojisi’nde, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 71 Muhtırası’na kadarki 26 yıllık süreçte Türkiye’nin siyasal atmosferinde gerçekleşen olaylar yer alıyor.

Kitapta seçimler, kurulan kabineler, darbeler, idamlar, öğrenci hareketleri, ekonomik sorunlar, grevler, uluslararası politikaların yansımaları, tek tek ve oluş sıralarıyla aktarılıyor.

Bu kronolojide dönemin önde gelen ve sonuçları itibariyle demokrasi tarihimizi kökünden şekillendirmiş, bugüne bile etkisi olan tüm olaylar yer alıyor.

Yakın tarihimizi öğrenmek ve anlamak isteyenlerin kitaplıklarından eksik etmemeleri gereken eşsiz bir başvuru kitabı.

  • Künye: Feroz Ahmad ve Bedia Turgay Ahmad – Türkiye’de Çok Partili Politikanın Açıklamalı Kronolojisi (1945-1971), Kırmızı Kedi Yayınevi, siyaset, 624 sayfa, 2021

Hikmet Kuran – Şehir Hakkı (2021)

Kentler bugün, sermayenin yeniden üretiminin bir aracına dönüştü.

Hikmet Kuran da, Henri Lefebvre’in özgün kent hakkı kavramından yola çıkarak kentlere yeniden sahip çıkmamıza olanak sağlayacak devrimci bir perspektifin olanakları üzerine düşünüyor.

Kapitalist üretim tarzında sermaye-mekân etkileşiminin işleyişine yönelik çarpıcı çözümlemeleri ve isabetli öngörüleri Lefebvre’i özgün bir noktaya taşıdı.

Örneğin şehir ve kent arasında tanımladığı ve çözümlediği ayrım, kapitalizmin kent sorunsalına tüm boyutlarıyla temas eder.

Kullanım değeri ve sahiplenmeye endeksli, belirlenim, tahakküm ve sömürü süreçlerinden bağımsız bir nitelik arz eden ‘şehir’ ile söz konusu süreçlerin küresel ölçekte somutlaştığı ve özgün nitelikleri yok ettiği, tüm unsurlarıyla sermayenin yeniden üretiminin bir aracına dönüşen ‘kent’ arasındaki bu ayrım, bu anlamda dikkat çekicidir.

İşte Lefebvre’in şehir hakkı olarak kavramsallaştırdığı çözüm arayışı, tam da bu ayrım üzerinden somutluk kazanmasıyla çok önemli.

Bu bağlamda şehir hakkı kavramsallaştırması, hem üretim ilişkilerinin ürettiği/yeniden ürettiği ve ekonomik, toplumsal, siyasal ve mekânsal düzlemde gözlemlenen sorunları anlamlandırma hem de bunları ve bir bütün olarak kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldıracak devrimci dönüşümü formüle etme açısından kilit bir unsur olarak ön plana çıkar.

Kuran da bu çalışmasında, şehir hakkı kavramının kapitalizmi aşmaya koşullu bir devrimin kuramsal yol haritasına karşılık geldiğini savunuyor.

Bu iddiasını da Lefebvre’in mekân-sermaye, gündelik hayat ve toplumsal mücadele pratiklerine yönelik öne sürdüğü argüman ve kavramsallaştırmalara dayandırıyor.

Kuran bunu yaparken de, özellikle neoliberal politikalarla daha da görünür hâle gelen, Lefebvre tarafından başarıyla öngörülen ve çözümlenen, şehrin özgün nitelikleri ile kapitalizme içkin temel yasalar arasındaki çatışma noktalarını aydınlatıyor ve şehir hakkının gerçekleşmesinin kapitalist üretim ilişkilerinin ortadan kalkması anlamına geldiğine yönelik iddiayı kuramsal ve pratik boyutlarıyla gerekçelendiriyor.

  • Künye: Hikmet Kuran – Şehir Hakkı: Neoliberal Kentleşme ve Sınıf Mücadelesi, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 296 sayfa, 2021

Brian Thill – Atık (2021)

Dünyayı ve hayatımızı işgal eden çöp ve atıklar üzerine felsefi/siyasi bir soruşturma.

Brian Thill, tasnif çabamıza güçlü bir şekilde karşı koyan atık olgusunu ve bunun ardında yönetmekte zorlandığımız “arzu ekonomisi”ni irdeliyor.

Thill, çöplerin kaderimizi nasıl etkileyeceği konusunda kimi öngörülerde de bulunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Etrafa saçılmış tüm bu nesneler arasında, görkemli antik anıtların harap olmuş kalıntılarından çok, çağımızda onların yerini almış diğer atık sınıflarına ilgi duyuyorum: toprağa gömülü video oyunları, yeryüzünün kilometrelerce altında bozunmakta olan plutonyumun yavaş sızıntısı, ağaca takılmış naylon torba; tavan aralarımızda, ambarlarımızda ve oturma odalarımızda biriken çerçöp, uzayda savrulan uydu enkazları. Bunlar gelecek ile tutuştuğumuz bahse koyulmuş fişler. Sonunda su şişelerimiz, web sitelerimiz, çocuk menülerinden çıkan oyuncaklarımız, ve bombalarımız, zaman ve insanlık hakkında tıpkı Özgürlük Anıtı, Çin Seddi ve Kolezyum’un kaderleri kadar çok şey söyleyecek.”

  • Künye: Brian Thill – Atık, çeviren: Gökçe Çiçek, İthaki Yayınları, inceleme, 112 sayfa, 2021

Jacques Rancière – Anlaşmazlık (2021)

 

Jacques Rancière, siyasetin ve felsefenin doğası ve özgüllüğü üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Anlaşmazlık’, Aristoteles’ten yola çıkıp demokrasinin çağdaş görünümlerine uzanıyor ve bu esnada “politik felsefe”nin temelini ve başat biçimlerini tanımlıyor.

Rancière çalışmasına, Aristoteles’in politikaya özgü logos’u tanımladığı, temellendirici sayılan damarları tartışmaya açarak başlıyor.

Daha sonra, mantıksal-politik hayvan kavramsallaştırması içerisinde, felsefenin

Platon’la beraber reddettiği, ama Aristoteles’le beraber kendi bünyesine maletmeye çalıştığı noktayı açımlamaya girişiyor.

Düşünür ayrıca, demokrasi teriminden ne anlaşılabileceğini ve onun konsensus sisteminin pratiklerinden ve meşrulaştırmalarından ne bakımdan farklı olduğunu açıklayacak bir takım düşünme önerileri de sunuyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Siyasete özgü olan şey yarattığı kopuştur; halkın ihtilaflı “özgürlüğü” olarak ortaya çıktığı vakit eşitliğin yarattığı etkidir… Siyaset, paydan yoksun bir paydanın kayda geçmesi sonucu toplumun pay ve paydalarının hesabının altüst edildiği yerde varolur. Herhangi bir kimsenin herhangi bir başkasıyla olan eşitliği, halkın özgürlüğünde kayda geçtiği zaman siyaset başlar.”

“Demokrasinin biçimleri, üç ilkeye dayanan bu düzeneğin tezahür biçimlerinden başka birşey değildir. Halkın görünür olabileceği belli bir alan varsa, demokrasi vardır. Ne devlet düzeneğine ne de toplumun kesimlerinden herhangi birine ait olan siyasi aktörler her nerede mevcutsa, Devleti ya da toplumu oluşturan kesimlerle özdeşleşimi altüst edecek topluluklar her nerede mevcutsa, işte orada demokrasi vardır. Son olarak, nerede kendiyle özdeş olmayan bir aktör tarafından halkın belirdiği sahnede ortaya konan bir ihtilaf mevcutsa, orada demokrasi vardır.”

“Demokrasinin biçimleri, bu görünüşün ortaya çıkış biçimidir; kimlik temelli olmayan bu özneleşmenin ve bu ihtilafın ortaya konuş biçimleridir… Bireyleri demokrasiye yatkın kılan şey onların ethos’u veya ‘varoluş tarzı’ değil, fakat bu ethos’tan kopuş, konuşan bir varlık olma yetisi ile yapıp-etme, varolma ve söyleme arasındaki her tür “etik” uyum arasında deneyimlenen bir gediktir.”

  • Künye: Jacques Rancière – Anlaşmazlık: Siyaset ve Felsefe, çeviren: Ayşe Deniz Temiz, MonoKL Yayınları, felsefe, 168 sayfa, 2021

Selman Saç – Jean Jaurès (2021)

Fransız sosyalizminin kurucularından Jean Jaurès, bugünkü toplumsal mücadeleler için bize nasıl yol gösterebilir?

Selman Saç bu özgün çalışmasında, bizde pek bilinmeyen büyük militan ve entelektüel Jaurès’in fikirlerini güncel bir bakışla yorumluyor.

1859-1914 yılları arasında yaşamış Jaurès, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında yürütülen toplumsal mücadeleler ve teorik tartışmalar söz konusu olunca ilk akla gelen isimlerdendir.

Selman Saç da çalışmasında, Jaurès’in fikirleri ve yaşadığı dönemi çok yönlü bir biçimde ele alıyor, dönemin sosyalist dünyasının (Marksist ve Revizyonist) belli başlı tartışmalarını pratik meseleler etrafında ortaya koyuyor.

Kitabın en önemli katkılarından biri ise, Jaurès ve yaşadığı dönemdeki tartışmalardan yola çıkarak insan hakları, adalet, laiklik ve sosyal haklar gibi, günümüzdeki belli mücadele alanlarını sorunsallaştırması.

  • Künye: Selman Saç – Jean Jaurès: Cumhuriyetçi Sosyalizmin İmkânı, Nika Yayınevi, siyaset, 280 sayfa, 2021