Kiraz Özdoğan – Longo Maï (2022)

Longo Maï’nin kuruluş kararı, neoliberalizmin hâkim olmaya başladığı bir dönemde 18-20 Aralık 1972 tarihlerinde, on farklı Avrupa ülkesinden gelen aktivistlerin, Bâle’da yaptıkları kongrede alındı.

Fransa’da kurulan, üyelerinin tarımla ve çeşitli zanaatsal etkinliklerle uğraştığı politik ve kolektif bir eko-tarım deneyimidir.

Kitap bu topluluktaki insanların kendi aralarındaki hiyerarşiyi en aza indirme çabalarını ve tarım için seferber edilen canlılarla olan ilişkilerini, özgürlük pratiği açısından ele alıyor.

Kitabın temel sonucu, insanların bu özyönetim deneyimlerinin, diğer canlıların yönetimine dayandığıdır.

Komünü, tarım ve zanaatkârlık yaparak politik mücadeleye devam edebilecekleri ve hiyerarşik ilişkilerin olmadığı bir yapılanma şeklinde tasavvur etmişlerdi.

Bu karardan sadece altı ay sonra, Güney Fransa’da, içinde ormanın ve yerleşim yerlerinin olduğu, iki yüz yetmiş hektarlık bir araziyi satın alarak yerleşmişlerdi.

Kiraz Özdoğan, Güney Fransa’daki komünde, bizzat yaşayarak bu pratiği deneyimlemiş.

Kurucularıyla görüşmüş, yaşamını komünde sürdürenlerle birlikte yaşamış ve gelip gidenlerin görüşlerini alarak bu özgün eseri yazmış.

Çalışma, Türkiye’deki deneyimlere büyük katkı sağlayacak ve tartışmalara geniş bir açı kazandıracak türden.

  • Künye: Kiraz Özdoğan – Longo Maï: Bir Komün Deneyimi, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 272 sayfa, 2022

Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri (2022)

‘Sermayenin Yaşayan Ölüleri’nde Raul Zelik, siyaset teorisine ve ekonomi-politik analize tamamen vakıf olarak, aynı zamanda bütün dünyaya gözü acık bir ilgiyle ve politik öfkeyle, kapitalizmin insanlığı sürüklediği felaketi mesele ediyor.

Yoksulluğun, eşitsizliklerin, aşağılamaların nasıl derinleştiğinin ve ekolojik krizin canlı bir resmini çiziyor.

Zelik, gözünü bu “siyasi canavarlara” dikip kalmıyor, şunlar gibi sorularla da ilgileniyor:

  • Felakete gidişten nasıl dönülür?
  • Walter Benjamin’den ilhamla “insanlığın imdat freni” olarak gördüğü bir devrim, nasıl mümkün olur?
  • Dönüştürücü bir iktidarın kaynağı ne olabilir?
  • Geçmiş sosyalizm deneyimlerinden de ders çıkartan “yeşil bir sosyalizmi” nasıl tasarlayabiliriz?

Taze, heyecanlı, hem de soğukkanlı, gerçekçi bir sistem eleştirisi ve alternatif arayışı.

Kitaptan bir alıntı:

“George A. Romero’nun aptallaşmış, beceriksiz ve dışarıdan yönetilen yaşayan ölüleri gibi dolanıyoruz dünyada ve malların satılmasına katkıda bulunuyoruz. İnsani ihtiyaçlar ise sadece bu görevle bağdaştıkları oranda göz önüne alınıyor. Ve böylece gitgide kendimizi ruhsuz Avatarlar olarak hissediyoruz; bize sürekli eşsiz başrol oyuncuları olduğumuz anlatılan, ancak senaryosu yine de bizim tarafımızdan yazılmayacak olan bir filmin aktörleri gibi.”

  • Künye: Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri: Siyasi Canavarlar ve Yeşil Bir Sosyalizm Üzerine, çeviren: Dilek Çınar, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Yücel Çağlar – Yana Yakıla Tükenecek miyiz? (2022)

“Dün” on beş gün içinde en az yüz elli bin hektar orman ve maki ekosistemi yanmışken “bugün” yalnızca Marmaris’te üç gün içinde en az beş bin hektar orman ekosistemi cayır cayır yanabiliyor.

Yücel Çağlar, bu yıkımın kaydını tutuyor ve ciğerlerimizin yanışına karşı neler yapabileceğimizi anlatıyor.

Ormanlarda ne bağı, bahçesi, köşkü ne de villası olan kimi yurttaşlarımız gözyaşlarını tutamıyor.

Kimi, gencecik yaşında söndürme işçilerine su taşırken canını yitiriyor; bir yıl bile geçmeden unutulup gidiyor.

Kimileri yüzeysel bilgileriyle yalnızca uçak, helikopter ve benzeri araçların yetersizliğinden yakınırken gerçekte kimlerin değirmenine su taşıdığını ayırt edemiyor.

Kimileriyse ülkemizde orman yangınları ile yol açtığı yıkımların neden en aza indirilemediğini, dahası giderek neden ve nasıl büyüdüğünü tüm boyutlarıyla sorgulamak yerine siyasal iktidarın “küresel ısınma”, “şiddetli rüzgâr”, “çok düşük nem oranı” gibi açıklamalarıyla yetiniyor.

Ama doğal ortamları, varlıkları gerçekten de içtenlikle seven, onları sayan yurttaşlarımız da var; üstelik hem giderek bilgilenip bilinçleniyor hem sayıları artıyor hem de daha etkin çabalara giriyor.

İyi ki varlar.

  • Künye: Yücel Çağlar – Yana Yakıla Tükenecek miyiz?, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 200 sayfa, 2022

Henry David Thoreau – Walden (2022)

‘Walden’, doğaya ve sade yaşama övgü niteliğinde bir başyapıttır.

Henry David Thoreau bu klasikleşmiş yapıtında, Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük kulübesindeki deneyimlerini paylaşıyor.

Thoreau, 1845 yılında Concord, Massachusetts’teki evinden ayrılarak Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük bir kulübeye yerleşir.

Bu ormanda iki sene boyunca tek başına yaşar, başka insanlara muhtaç olmadan hayatta kalmayı, yaratıcı ve ahlaki ilhamlarını doğrudan doğadan almayı öğrenir.

Günlük olarak tuttuğu bu eser, yalnızca bir anı değil, aynı zamanda felsefi bir tez ve ekolojik bir manifesto niteliğindedir.

Walden, Thoreau’nun iç dünyasını yansıtmakla kalmaz, dünyaya, sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerle ilişkimize, gerçekten özgür bir birey olmanın anlamına ve insanın Doğa ile olan iletişiminin özüne dair en etkileyici eserlerden biridir.

Kitaptan bir alıntı:

“Ormana gitmemin nedeni, bilerek yaşamak, yaşamın sadece temel gerçekleriyle yüzleşmek, bana öğreteceği şeyleri öğrenip öğrenemeyeceklerimi görmek ve yaşamamış olduğumu ancak ölüm geldiği zaman fark etmemek içindi.”

  • Künye: Henry David Thoreau – Walden: Yahut Ormanda Bir Yaşam, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 336 sayfa, 2022

Mehmet Emin Birpınar – İklim Krizi ve Türkiye (2022)

Bu kitap, iklim krizi hakkında, konunun merkezinde yer almış bir uzmandan değerlendirmeler barındırmasıyla önemli.

Türkiye adına iklim değişikliği müzakerelerini yürütmek üzere Başmüzakereci olarak görevlendirilen Mehmet Emin Birpınar, bizzat yürüttüğü zorlu iklim değişikliği müzakerelerinin yansımalarını paylaşıyor.

İklim değişikliği üzerine uluslararası alanda tartışmalar 1970’lerin sonunda başladı.

1992 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin kabul edilmesiyle ile de yasal bir zemine kavuştu.

Tartışmaların başında iklim değişikliğini dünyanın doğal iklim döngüsü içinde normal bir durum gibi görenler ve bunu sadece bilim insanlarının uğraşması gereken bir konu olarak değerlendirenler bile vardı.

İnsanlar raporlardan, bilim insanlarının söylediklerinden çok günlük yaşantılarında iklim değişikliğinin etkilerini görmeye başladığında bu gerçeği kabul ettiler.

Bir yanda tarihsel sorumluluğa sahip gelişmiş ülkeler, bir yanda iklim değişikliğinden en fazla etkilenen gelişmekte olan ülkeler…

Kimsenin kalkınma süreçlerinden ve yaşama biçimlerinden ödün vermediği uzun yıllar, iklim değişikliğiyle mücadelede mavi gezegene çok şey kaybettirdi.

Öyle ki, bilimsel raporlar ekosistemler üzerindeki bazı insan etkilerinin artık geri döndürülemez olduğunu söylüyor.

Mehmet Emin Birpınar 9 Nisan 2015’te resmi olarak Türkiye adına iklim değişikliği müzakerelerini yürütmek üzere Başmüzakereci olarak görevlendirilmesinden sonra yüzlerce toplantıya, zirveye katıldı, ikili görüşmelerde bulundu.

Kapılar kapandığında Türkiye’nin öncelikleri, dünü, bugünü ve geleceği için müzakere değil mücadele etti.

‘İklim Krizi ve Türkiye’, İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Birpınar’ın şahit olduğu süreçlerin ve bizzat yürüttüğü zorlu iklim değişikliği müzakerelerinin yansımalarının bir derlemesi.

  • Künye: Mehmet Emin Birpınar – İklim Krizi ve Türkiye, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 280 sayfa, 2022

Philippe Descola – Ötekilerin Ekolojisi (2022)

Modern düşüncenin inşasında temel bir araç hâline gelen doğa ve kültür ayrımı, bilimlerin iki ayrı alana bölünmesine yol açmakla kalmayıp, dünyayı anlama şeklimizi ve diğer varlıklarla olan ilişkilerimizi de derinden etkiliyor.

Philippe Descola, çevrelerindeki varlıklarla ilişkilerini farklı şekillerde kuran diğer halklarda böylesi bir ayrımın bulunmadığının önemini vurgularken, bu halkların nasıl bizimkinden farklı gerçeklikler yarattıklarını anlamaya çalışan antropolojininse, dünyayı doğal ve kültürel olarak ikiye ayıran kendi kozmolojisinin dışına çıkmak konusunda yaşadığı zorlukları gösteriyor.

Doğanın mı kültürü belirlediği yoksa kültürün mü doğanın ne olduğunu belirlediği sorusundan artık kurtulmak gerekiyor.

“Doğaya yalnızca onu nesnelleştiren kültürel kodlama düzenekleri aracılığıyla erişebildiğimize şüphe yoktur: estetik formlar, bilimsel paradigmalar, teknik aracılıklar, sınıflandırma sistemleri, dinî inançlar…”

Yazar, antropolojiyi insanmerkezciliğinden vazgeçmeye davet ederken, varlıkların birbirlerine atfettikleri nitelikler dolayısıyla sürdürdükleri ilişkilerin incelendiği, doğa ve kültürün ötesinde radikal yeni bir dünya görüşünü savunuyor.

  • Künye: Philippe Descola – Ötekilerin Ekolojisi: Antropoloji ve Doğa Sorunu, çeviren: Arda Varan, İmge Kitabevi, antropoloji, 126 sayfa, 2022

Kolektif – Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş (2022)

‘Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş’, iklim krizine karşı alternatif yaklaşımlar, mücadele pratikleri ve örgütlenme deneyimleri sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, konuyu feminist iktisattan yeşil ekonomiye ve alternatif gıda topluluklarına geniş bir perspektiften irdeliyor.

Türkiye ve dünya önemli bir değişim döneminden geçiyor.

Doğal olarak böyle bir dönem pek çok alandaki tartışmaların yeniden ele alınmasına yol açıyor.

Günümüzün en önde gelen tartışma başlıklarını kapsayan ‘Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş’ akademik faaliyetlerini, daha yaşanabilir, özgür ve adil bir dünya ve ülke yaratma mücadelesiyle birleştiren Şemsa Özar’a öğrencileri, yol arkadaşları ve meslektaşları tarafından armağan olarak hazırlandı.

Bu kitapta, kapitalizme, erkek egemenliğine, ana akım iktisat yaklaşımına ve tüm bunların elbirliği ile yol açtığı iklim krizine ilişkin eleştirel analizlere ve daha iyi bir dünya idealiyle oluşturulan alternatif yaklaşımlara mücadele pratikleri ve örgütlenme deneyimleriyle ilgili ufuk açıcı örnekler eşlik ediyor.

Her biri kendi alanında yetkin yazarlarca kaleme alınan metinler ve söyleşiler, dünyanın ve ülkenin güncel meselelerine ilişkin entelektüel tartışmaları yansıtmakla yetinmiyor; entelektüel faaliyeti, hayatı dönüştürmeye yönelik pratikle bütünlüğü içinde ele alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Aylin Vartanyan Dilaver, Ayşe Damla Pinçe, Begüm Özkaynak, Ceren Özselçuk, Ebru Kongar, Emel Memiş, Feryal Saygılıgil, Gülay Günlük-Şenesen, Gülay Toksöz, Handan Çağlayan, İlke Ercan, Serap Güre, Murat Koyuncu, Mustafa Şahin, Nurcan Baysal, Tülin Arman, Yahya Mete Madra, Zeynep Gambetti, Zeynep Kadirbeyoğlu ve Kaner Atakan Türker.

  • Künye: Kolektif – Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş, editör: Handan Çağlayan ve Kaner Atakan Türker, Nota Bene Yayınları, ekoloji, 328 sayfa, 2022

Sabriye Ak Kuran – Gıdanın Ekolojisi (2022)

Gıda sektöründen kaynaklı ekolojik sorunlar üzerine çok değerli bir çalışma.

Sabriye Ak Kuran, hem endüstriyel tarım uygulamalarının olumsuz sonuçlarını hem de bunların nasıl aşılacağını ayrıntılı şekilde açıklıyor.

Gıda sektörü bir taraftan kullanılan girdiler yoluyla doğal kaynakları ciddi düzeylerde etkileme gücüne sahipken diğer taraftan, etkilediği doğal kaynaklarda meydana gelen değişimlerden nihai olarak kendisi etkileniyor, buna bağlı olarak da gıda güvensizliği sorunu yaşanıyor.

Dolayısıyla gıda sistemleri faaliyetleri ve doğal kaynaklar arasındaki etkileşimin bütünsel bir yaklaşımla ele alınması ve gıdanın üretilmesinden tüketilmesine kadar geçen tüm sürecin gezegenin ekolojik sınırlarını da gözeterek planlanması ve yürütülmesi gerekiyor.

Bu kitabın temel iddiası tam da bu noktada önem kazanıyor.

Kitapta gıda sektöründen kaynaklı ekolojik sorunların gıda üretiminin ötesinde gıda işleme, depolama, ambalajlama, taşıma ve tüketim aşamalarını da içerecek şekilde incelenmesinin daha uygun olacağı belirtiliyor.

Yaklaşık 100 yıllık Türkiye tarımının yaşadığı kapitalist dönüşüm sürecinin farklı boyutlarda etkileri oldu.

Özellikle tarımsal faaliyetlerin dayandığı doğal kaynaklar bakımından bu sürecin etkileri dikkat çekici düzeylere ulaştı.

Türkiye tarımının yarattığı ekolojik etkileri değerlendirmek amacıyla yazılmış olan kitapta, hem üretim ve tüketim ilişkilerini doğrudan ilgilendiren temel bileşenler hem de bu ilişkileri yönlendiren çeşitli aktörler ekonomi-politik bir bağlam içerisinde ele alınıyor ve benimsenen endüstriyel tarım uygulamaları sonucunda ortaya çıkan ekolojik etkiler tartışılmaktadır.

  • Künye: Sabriye Ak Kuran – Gıdanın Ekolojisi: Türkiye’de Gıda Sistemlerinin Dönüşümü, Nika Yayınevi, ekoloji, 336 sayfa, 2022

Larry Korn – Fukuoka Üstat (2022)

Masanobu Fukuoka’nın Zen benzeri tarım yaklaşımı organik tarım ve bahçecilikte devrim yarattı.

O’na göre, insan doğaya hâkim olmak yerine, onunla yaşamayı öğrenmelidir.

Larry Korn, Fukuoka ile otuz beş yıldan fazla süren çalışma ve deneyimlerini burada sunuyor.

Doğa kendi hâlinde kusursuz bir denge içindeyken insanlığın doğaya ilk müdahalesi olan “tarım” faaliyetlerinin başlaması ile bu denge altüst olmuştur.

Tarımın keşfiyle toprağı işleyen ve üretime geçen insan, zamanla toprak üzerinde hâkimiyet kurmaya başlar; doğayı kendisine köle yapar.

İnsanın doğa üzerindeki etkisi ilk zamanlar şu anki gibi tehlike arz etmiyordu.

Gün geçtikçe artan nüfus yoğunluğu ile insanın icat ettiği her şey (tarım aletleri, ilaçları, vb.) doğanın tahrip olmasına neden oldu.

Bir kez müdahale edince eskisi gibi olmayan her şey gibi doğa da ona karışılmasına, özünün değiştirilmesine tepki göstermiştir.

Bu tepkiyi duyan ve muhatap alan tek insan belki de doğanın ve tarımın babası diyeceğimiz Masanobu Fukuoka’dır.

Onun felsefesinde, her şey doğanın akışına bırakılmalıdır.

Geleneksel tarım uygulamalarının aksine o, deneme yanılma yoluyla, toprağı dinleyerek ve gözlemleyerek hareket etmiştir.

Çünkü aniden hiçbir şey değiştirilemez; zamanla, doğanın sesine kulak vererek, doğayla beraber hareket ederek bu değişiminin faydalı olacağını düşünmüştür.

İnsan doğaya hâkim olmak yerine, onunla yaşamayı öğrenmelidir.

Doğanın, insanlara ihtiyacı yoktur.

Biz olsak da olmasak da “doğa” kendini yeniler.

Doğanın bize ne anlatmak istediğini anladığımız an bizler de özgürlüğümüze kavuşmuş olacağız.

  • Künye: Larry Korn – Fukuoka Üstat: Ekin Sapı Devrimcisi ve Doğal Tarımın Mucidi, çeviren: Ezgi Yıldız, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 256 sayfa, 2022

Amitav Ghosh – Büyük Kaos (2022)

Ünlü Hintli romancı Amitav Ghosh’tan iklim krizi üzerine çok boyutlu, çarpıcı bir metin.

Ghosh, küreselleşmenin, imparatorluğun ve burjuva edebiyatının karbon tarihi ve çağdaş iklim krizimizle iç içe geçen karmaşık ilişkilerinin izini sürüyor.

Aklımızı mı kaçırdık?

Ghosh, gelecek nesillerin pekâlâ böyle düşünebileceğini savunuyor.

Küresel ısınma karşısında başarısızlığımızı başka nasıl açıklayabiliriz?

Ghosh, ‘Büyük Kaos’ta edebiyat, tarih ve politika düzeyinde iklim değişikliğinin ölçeğini ve şiddetini kavrama konusundaki yetersizliğimizi inceliyor.

İlk bölümde edebiyat-iklim krizi arasındaki ilişkiye odaklanırken bunu ‘Madame Bovary’den, ‘Solaris’e edebiyattan örneklerle açıklıyor.

Tür olarak bilimkurgu eserlerin ve fantastik evrenlerin mekân ve zaman bağlamında edebiyatın sınırlarını genişlettiğini vurgulayarak iklim değişikliği gibi global problemlerin gelecek senaryolarına karşılık nasıl yankılandığına değiniyor.

Tarih bölümünde kapitalizm ve iklim krizi ilişkisi, karbon ekonomisi çerçevesinde ele alınıyor.

Asya’daki kömürün petrol endüstrisiyle ilişkisinden sömürgecilikten sanayileşmeye uzanan süreçte gelişen yeni uygarlık üzerinden bir tarih okuması gerçekleştiriyor.

Politika kısmındaysa, iklim politikaları etrafında kuruluşları, hükümetleri, Batı toplumlarının üretim araçlarını, diplomatik adımlarını ve politikalarını ele alıyor. İklim kriziyle mücadelenin bireysel tedbirlerin kolektif hale gelmesiyle başlayacağının altını ısrarla çiziyor.

‘Büyük Kaos’, zamanımızın en önemli gerçeğiyle yüzleşmek için büyük bir yazardan derinlikli bir çağrı.

  • Künye: Amitav Ghosh – Büyük Kaos: İklim Değişikliği ve Hiç Düşünülmeyenler, çeviren: İrem Uzunhasanoğlu, Timaş Yayınları, ekoloji, 208 sayfa, 2022