Hayati Beşirli — İslam Öncesi Dönem Türk Yemek Sosyolojisi (2026)

Hayati Beşirli’nin ‘İslam Öncesi Dönem Türk Yemek Sosyolojisi’ adlı çalışması, yemeği yalnızca insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılayan bir pratik olmaktan çıkarıp toplumun örgütlenme biçimini, değerlerini, inançlarını, iktidar ilişkilerini ve kültürel hafızasını görünür kılan bir sosyolojik alan olarak ele alıyor. Kitabın temel sorusu, basitçe “İslam öncesi Türkler ne yiyordu?” değil; ne yedikleri, nasıl ürettikleri, nasıl pişirdikleri ve kimlerle paylaştıkları üzerinden nasıl bir toplumsal dünya kurdukları sorusu.

Bu bakış açısında sofra, toplumsal ilişkilerin kurulduğu sembolik bir mekâna dönüşüyor. Yemek kimi zaman bir iktidar göstergesi, kimi zaman ritüelin parçası, kimi zaman statünün işareti, kimi zaman da kimliği ve aidiyeti güçlendiren bir unsur olarak karşımıza çıkar. Böylece beslenme pratikleri, toplumsal hiyerarşilerden kutsallık anlayışına, dayanışmadan siyasal ilişkilere kadar uzanan daha geniş bir yapının parçası hâline geliyor. Kitap, özellikle yemek ile kimlik arasındaki ilişkiye odaklanarak mutfağın kültürel hafızanın taşıyıcılarından biri olduğunu vurguluyor.

Çalışmanın tarihsel çerçevesi oldukça geniş. Afanasiyevo ve Andronova kültürlerinden başlayarak Orta Asya’nın ekolojik koşulları, bozkır yaşamı, yerleşiklik, göçebelik ve yarı göçebelik arasındaki ilişkiler inceleniyor. Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar üzerinden farklı dönemlerin yemek ve mutfak pratikleri ele alınırken, Göktürk Yazıtları da toplumun beslenme anlayışını ve siyasal düşüncesini anlamak için değerlendiriliyor. “Açları doyurmak, az milleti çok kılmak” ifadesi etrafında doymak, çoğalmak ve sadakat arasındaki ilişki tartışılıyor; yiyeceğin yalnızca tüketilen bir nesne değil, toplumsal düzenin sürdürülmesinde rol oynayan bir araç olduğu gösteriliyor. Seyyahların anlatıları da 10. ve 13. yüzyıllar arasındaki Türklerin yiyeceklerine ilişkin farklı gözlemler sunuyor.

Kitabın önemli yönlerinden biri de Türk mutfak kültürünü tek ve değişmez bir yapı olarak görmemesi. Farklı coğrafyalar, ekonomik faaliyetler, savaşlar, göçler, iklim ve kültürel karşılaşmalar mutfak pratiklerinin biçimlenmesinde etkili oldu. Bu nedenle çalışma, İslam öncesi Türk mutfağını farklı mutfak tipolojileri üzerinden değerlendiriyor; doğal, kutsal, politik ve folklorik/kültürel boyutları birbirinden ayırarak yemek kültürünün taşıdığı farklı anlam katmanlarını ortaya koyuyor. Bozkır kültüründeki pişirme teknikleri de bu çerçevede ele alınarak çevresel koşullar ile mutfak teknolojisi arasındaki ilişkiye dikkat çekiliyor.

Çalışmanın son bölümünde Dede Korkut Hikâyeleri üzerinden yemek ve simgesellik meselesine yönelinmesi, kitabın tarihsel verilerle kültürel anlatılar arasındaki bağlantıyı da araştırdığını gösteriyor. Böylece yemek, yalnızca geçmişte insanların ne tükettiğini gösteren bir veri olmaktan çıkıyor; toplumsal hafızanın, sembollerin ve kültürel sürekliliğin okunabileceği bir kaynak hâline geliyor.

Beşirli’nin disiplinlerarası yaklaşımı tarih, sosyoloji, antropoloji, kültürel çalışmalar, ekonomi ve tarım bilimlerini bir araya getiriyor. Yazılı kaynaklar, seyahatnameler, tarihsel kayıtlar ve kuramsal çalışmalar birlikte değerlendirilerek Türk yemek kültürünün hem süreklilikleri hem de dönüşümleri izleniyor. Sonuçta kitap, mutfağı geçmişin gündelik hayatına açılan tali bir kapı değil, toplumun nasıl yaşadığını, nasıl örgütlendiğini, neye değer verdiğini ve kendisini nasıl tanımladığını anlamaya yarayan temel bir kültürel alan olarak konumlandırıyor.

Hayati Beşirli — İslam Öncesi Dönem Türk Yemek Sosyolojisi
• Phoenix Yayınları
Sosyoloji • 272 sayfa • 2026

Gülsüm Hekimoğlu — Tabaktaki Toplum (2026)

‘Tabaktaki Toplum’, yemeği yalnızca beslenme ihtiyacını karşılayan gündelik bir pratik olarak değil, toplumun tarihini, kültürünü, iktidar ilişkilerini ve dönüşümünü görünür kılan güçlü bir toplumsal gösterge olarak ele alıyor. Gülsüm Hekimoğlu, okuru sofraya farklı bir gözle bakmaya davet ederek, en sıradan görünen yiyeceklerin bile ardında ekonomik yapıları, siyasal tercihleri, sınıfsal ayrımları, toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve kültürel hafızayı barındırdığını gösteriyor. Böylece yemek, toplumun kendisini okumaya imkân veren kapsamlı bir sosyolojik merceğe dönüşüyor.

Kitap, yemeğin tarihsel serüvenini insanlık tarihinin büyük dönüşümleriyle birlikte izleyerek tarımın ortaya çıkışından küresel gıda sistemlerine uzanan geniş bir çerçeve kuruyor. Gıda üretimi, tüketimi ve dolaşımının yalnızca ekonomik süreçler olmadığı; aynı zamanda iktidar mücadeleleri, çevresel değişimler ve küresel eşitsizliklerle iç içe geliştiği ortaya konuyor. Küresel gıda rejiminin işleyişi, üretim biçimlerindeki dönüşümler ve modern tüketim alışkanlıkları üzerinden günümüz dünyasının yapısal sorunları tartışmaya açılıyor.

Eser, sofrayı aynı zamanda iktidarın, beden politikalarının ve toplumsal denetimin kurulduğu bir alan olarak inceliyor. Yemek tercihleri, beslenme alışkanlıkları ve beden algıları; biyopolitika, kültürel normlar ve toplumsal değerlerle birlikte değerlendiriliyor. Bunun yanında yemeklerin taşıdığı sembolik anlamlar, ritüeller, kimlik inşası, aidiyet duygusu ve kültürel belleğin oluşumundaki rolleri de sosyolojik bir perspektifle ele alınıyor. Geleneksel mutfaklardan yeni beslenme eğilimlerine uzanan değişim, toplumsal değerlerde yaşanan dönüşümün de bir göstergesi olarak okunuyor.

Kitabın son bölümünde ise Türkiye, adeta sosyolojik bir menü gibi yeniden yorumlanıyor. Bir lokma ekmekten dönere, çaydan sofradaki gündelik alışkanlıklara kadar uzanan örnekler üzerinden tarım politikalarının, göçün, kentleşmenin, küreselleşmenin, emek süreçlerinin ve ekonomik dönüşümlerin gündelik yaşama nasıl yansıdığı gösteriliyor. Böylece ‘Tabaktaki Toplum’, yemeğin ardındaki görünmeyen toplumsal hikâyeleri görünür kılan; Türkiye’yi tarih, ekonomi, kültür ve gündelik hayatın kesişiminde yeniden düşünmeye çağıran disiplinler arası bir sosyoloji çalışması olarak öne çıkıyor.

Gülsüm Hekimoğlu — Tabaktaki Toplum: Sosyolojik Bir Menü Olarak Türkiye
• Nika Yayınevi
Sosyoloji • 255 sayfa • 2026

Carol Helstosky — Pizza (2026)

Bu kitap, bugün dünyanın en yaygın yiyeceklerinden biri olan pizzanın sıradan bir yoksul yemeğinden küresel bir kültürel simgeye dönüşme öyküsünü anlatıyor. Carol Helstosky, pizzayı yalnızca bir yemek olarak değil; göç, kentleşme, sanayileşme, küreselleşme ve tüketim kültürünün kesişiminde yer alan tarihsel bir olgu olarak ele alıyor. ‘Pizza: Küresel Lezzetlerin Tarihi’ (‘Pizza: A Global History’), 18. yüzyıl Napoli’sinin dar sokaklarından başlayarak pizzanın ulusal kimliğin bir parçasına, ardından da dünyanın en tanınan fast food ürünlerinden birine dönüşmesini tarihsel ve toplumsal bağlamıyla açıklıyor.

Helstosky, pizzanın ilk ortaya çıktığı dönemde Napoli’nin yoksul halkı ve sokak gençleri tarafından tüketilen, üzerine birkaç basit malzeme eklenmiş yassı bir ekmek olduğunu gösteriyor. Uzun süre alt sınıfların yiyeceği olarak küçümsenen pizza, domatesin yaygınlaşması ve mozzarella gibi yerel ürünlerle zenginleşmesi sayesinde giderek Napoli’nin simgelerinden biri hâline geldi. İtalya’nın ulusal birliğinin ardından ise pizza, yalnızca bölgesel bir lezzet olmaktan çıkarak İtalyan mutfağının ulusal gurur kaynaklarından biri olarak kabul edildi. Bu süreçte Margherita pizzası etrafında oluşan anlatılar da ulusal kimliğin inşasına katkıda bulundu.

Kitap, pizzanın gerçek küresel yükselişinin İtalyan göçmenler sayesinde Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştiğini vurguluyor. Göçmen mahallelerinde başlayan üretim, zamanla Amerikan damak tadına uyarlanarak farklı hamur, sos ve malzemelerle çeşitlendi. Pizza Hut, Domino’s ve benzeri zincirlerin yükselişiyle pizza standartlaştırılmış, seri üretime uygun bir ürüne dönüşmüş; eve servis ve dondurulmuş gıda teknolojileri sayesinde dünyanın hemen her köşesine ulaşmıştır. Böylece pizza, İtalyan kökenini korurken aynı zamanda Amerikan tüketim kültürünün de simgelerinden biri hâline geldi ve kültürel alışverişin en görünür örneklerinden birini oluşturdu.

Helstosky, pizzanın küreselleşme sürecinde geçirdiği dönüşümleri de ayrıntılı biçimde inceliyor. Balık ezmesinden ananasa, ıstakozdan havyara, yenebilir altından geyik etine kadar uzanan sıra dışı malzemelerle hazırlanan pizzalar, bu yiyeceğin farklı toplumlarda nasıl yeniden yorumlandığını gösteriyor. Bir yanda milyonlarca insanın kolayca ulaşabildiği ekonomik pizzalar, diğer yanda binlerce dolara satılan lüks örnekler aynı kültürel mirasın farklı yüzlerini temsil ediyor. Kitapta ayrıca evde uygulanabilecek tariflere de yer verilerek pizzanın yalnızca tarihsel değil, pratik yönü de okura sunuluyor. Sonuç olarak eser, bugün ABD’de saniyede yüzlerce dilimi tüketilen pizzanın başarısını yalnızca lezzetiyle değil, farklı kültürlere uyum sağlayabilme yeteneğiyle açıklıyor; bu basit Napoli ekmeğinin nasıl küresel bir ortak dile dönüştüğünü gösteriyor.

Carol Helstosky — Pizza: Küresel Lezzetlerin Tarihi
Çeviren: Öykü Toros Irvana • Everest Yayınları
Yemek • 160 sayfa • 2026

Carol J. Adams — Burger (2026)

Carol J. Adams, sıradan bir fast food ürünü gibi görünen hamburgeri modern kapitalizmin, sömürü, hayvancılık endüstrisinin, tüketim kültürünün ve toplumsal kimliklerin kesiştiği güçlü bir kültürel simge olarak inceliyor. Kitap, hamburgerin yalnızca bir yiyecek olmadığını; ulusal kimlikten cinsiyet rollerine, çevre krizinden teknolojiye kadar uzanan geniş bir ilişkiler ağı içinde sürekli yeniden tanımlandığını savunuyor. Böylece burger, Amerikan yaşam tarzının ve küresel tüketim kültürünün dönüşümünü okumaya imkân veren bir merceğe dönüşüyor.

‘Etin Cinsel Politikası’ adlı kitabıyla bildiğimiz Adams, hamburgerin “özbeöz Amerikan yemeği” olarak yükselişini tarihsel bağlamına yerleştirirken, sanayileşmiş et üretimi, kitlesel tüketim alışkanlıkları ve fast food zincirlerinin yayılmasıyla kurduğu ilişkiyi ayrıntılı biçimde ele alıyor. Başlangıçta ilerleme, refah ve demokratik erişilebilirlik fikrini temsil eden burger, zamanla endüstriyel hayvancılığın yol açtığı hayvan sömürüsü, emek ilişkileri, halk sağlığı sorunları ve ekolojik yıkımla birlikte daha tartışmalı bir simgeye dönüşüyor. Böylece kitabın odağı yalnızca yiyeceğin kendisi değil, onu mümkün kılan ekonomik ve toplumsal sistemdir.

Kitabın dikkat çekici yönlerinden biri, burgeri farklı kimlikler ve temalar üzerinden yeniden düşünmeye davet eden kavramsal yaklaşımıdır. “Vatandaş Burger”, “Kadın Burger” ve “Creutzfeldt-Jakob Burger” gibi başlıklar aracılığıyla Adams, milliyetçilikten toplumsal cinsiyete, gıda güvenliğinden salgın hastalık korkularına kadar uzanan farklı tartışmaları aynı simge etrafında buluşturuyor. Böylece hamburger, tüketim tercihlerinin ötesinde ideolojik, ekonomik ve etik mücadelelerin düğümlendiği bir nesne hâline gelir.

Adams ayrıca vejetaryen burgerlerden bitki bazlı et ürünlerine, laboratuvarda geliştirilen kültür eti girişimlerinden hayvansız protein teknolojilerine kadar uzanan dönüşümü de değerlendiriyor. Bu yenilikleri yalnızca teknolojik gelişmeler olarak değil, insanların hayvanlarla kurduğu ilişkinin ve geleceğin gıda sistemlerinin yeniden şekillenmesi açısından ele alıyor. Ancak yazar, yeni teknolojilerin tek başına sömürü düzenini ortadan kaldırmayacağını; üretim, tüketim ve doğayla kurulan ilişkinin bütünsel biçimde sorgulanması gerektiğini vurguluyor.

Kitap, tek bir yiyeceğin hikâyesi üzerinden kapitalizm, tüketim kültürü, etik, çevre ve toplumsal kimlikler üzerine kapsamlı bir eleştiri sunuyor. Adams, hamburgerin geçirdiği dönüşümü izleyerek insanların ne yediği kadar, neden ve hangi toplumsal koşullar içinde yediği sorusunu da gündeme taşıyor. Böylece burger, modern dünyanın çelişkilerini, umutlarını ve krizlerini aynı anda yansıtan güçlü bir kültürel metafora dönüşüyor.

Carol J. Adams — Burger
Çeviren: Zerin Dirihan • Ayrıntı Yayınları
İnceleme • 160 sayfa • 2026

Kutsi Akıllı — Türkiye’de Yemekçe Konuşulur (2026)

Kutsi Akıllı’nın ‘Türkiye’de Yemekçe Konuşulur’ adlı eseri, Türkçede yeme içme kültürünün yalnızca sofralarda değil, gündelik dilin ve düşünme biçimlerinin de merkezinde yer aldığını ortaya koyuyor. Ekmekten çorbaya, baldan soğana, bakladan kavuna kadar sayısız yiyecek; atasözlerinde, deyimlerde ve argo ifadelerde toplumsal deneyimleri, değer yargılarını ve yaşam anlayışını yansıtan güçlü simgelere dönüşüyor.

Kapsamlı bir kaynak taramasına dayanan çalışma, yemekle ilgili söz varlığını sistemli biçimde bir araya getirirken, bu ifadelerin kültürel arka planını da görünür kılıyor. Böylece mutfak kültürü ile dil arasındaki etkileşimin, yalnızca beslenme alışkanlıklarını değil; mizahı, inançları, gelenekleri ve toplumsal hafızayı da nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.

Yemek kültürü, dil tarihi ve folkloru ortak bir zeminde buluşturan eser, Türkçenin yüzyıllar boyunca sofradan beslenen anlatım zenginliğini kayıt altına alıyor. Dilin gündelik yaşamla kurduğu ilişkiyi yeme içme ekseninde inceleyen bu çalışma, kültürel mirasın sözlü ve yazılı izlerini takip etmek isteyen okurlar için özgün ve kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Kutsi Akıllı — Türkiye’de Yemekçe Konuşulur: Türkiye Türkçesinden Yeme İçmeyle İlgili Atasözleri, Deyimler ve Argo İfadeleri
• Everest Yayınları
Yemek • 384 sayfa • 2026

Judson Brewer — Yeme Döngüsünü Kırmak (2026)

Judson Brewer’ın bu eseri, açlıkla değil alışkanlıklarla yönlendirilen yeme davranışlarını çözümlemeye odaklanıyor. Brewer, insanların çoğu zaman fiziksel açlıktan ziyade stres, sıkıntı ya da ödül arayışıyla yemek yediğini vurguluyor ve bu davranışların beynin ödül sistemine dayalı otomatik döngüler tarafından şekillendiğini gösteriyor.

Kitabın merkezinde “alışkanlık döngüsü” yer alıyor: tetikleyici, davranış ve ödül. Brewer, bu döngünün özellikle duygusal yeme davranışında nasıl işlediğini açıklıyor. Örneğin stres bir tetikleyici oluyor, kişi yemek yiyor ve kısa süreli rahatlama bir ödül gibi algılanıyor. Bu tekrarlandıkça beyin bu davranışı öğreniyor ve otomatik hale getiriyor. Böylece açlık hissi olmasa bile yeme isteği ortaya çıkıyor.

‘Yeme Döngüsünü Kırmak’ (‘Hunger Habits’), bu döngüyü kırmanın yolunun irade gücünden değil, farkındalıktan geçtiğini savunuyor. Mindfulness temelli yaklaşım sayesinde kişi, yeme dürtüsünü bastırmak yerine onu gözlemlemeyi öğreniyor. Bu gözlem süreci, dürtünün doğasını anlamayı ve onunla otomatik şekilde hareket etmeden ilişki kurmayı mümkün kılıyor. Böylece davranış ile tepki arasına bilinçli bir boşluk yerleşiyor.

Kitapta sunulan 21 günlük uygulama planı, okuyucunun kendi yeme alışkanlıklarını adım adım fark etmesini sağlıyor. Bu süreçte tetikleyiciler tanımlanıyor, duygularla yeme arasındaki bağ çözülüyor ve alternatif tepkiler geliştiriliyor. Brewer, bu yöntemle yeme davranışının bir zorunluluk olmaktan çıkıp bilinçli bir tercihe dönüşebileceğini gösteriyor.

Sonuç olarak eser, yeme alışkanlıklarını değiştirmeyi bir disiplin meselesi değil, bir farkındalık pratiği olarak ele alıyor. Nörobilim ve psikolojiyi bir araya getirerek, bireyin kendi davranış kalıplarını anlamasını ve dönüştürmesini sağlayan pratik bir yol haritası sunuyor.

Judson Brewer — Yeme Döngüsünü Kırmak: Aç Olmadığım Halde Neden Yemek İstiyorum?
Çeviren: Alp Levi • Okuyanus Yayınları
Psikoloji • 356 sayfa • 2026

Rob Dunn, Monica Sanchez — Leziz (2026)

Rob Dunn ve Monica Sanchez’in bu kitabı, insanlık tarihini mutfaktan ve tat alma duyusundan hareketle yeniden düşünmeye çağırıyor. Yazarlar, “lezzet”in yalnızca keyif veren bir ayrıntı değil, biyolojik evrimimizi, toplumsal örgütlenmemizi ve kültürel yaratıcılığımızı şekillendiren temel bir güç olduğunu savunuyor.

‘Leziz: Lezzetin Evrimi Bizi Nasıl İnsan Yaptı?’ (‘Delicious: The Evolution of Flavor and How It Made Us Human’), tat alma duyusunun kökenlerini insan öncesi canlılara kadar izliyor ve acı, tatlı, tuzlu, ekşi ve umami gibi tatların hayatta kalma stratejileriyle nasıl bağlantılı olduğunu gösteriyor. Zehirden kaçınma, besin değeri yüksek gıdaları ayırt etme ve çevreye uyum sağlama gibi biyolojik ihtiyaçlar, zamanla damak zevkine ve kültürel tercihlere dönüşüyor. Ateşin kontrol altına alınması, fermantasyon, baharat kullanımı ve pişirme teknikleri ise yalnızca yiyecekleri değil, insan bedenini, beyin gelişimini ve sosyal ilişkileri de dönüştürüyor.

Dunn ve Sanchez, lezzetin aynı zamanda ortak yaşamın dili olduğunu vurguluyor. Paylaşılan yemekler, topluluk bağlarını güçlendiriyor; tarifler ve mutfak alışkanlıkları kuşaktan kuşağa aktarılarak kültürel hafızanın parçası haline geliyor. Modern dünyada endüstriyel gıda, şeker ve tuz fazlalığı gibi olgular ise evrimsel mirasımızla çelişen yeni sorunlar yaratıyor.

‘Lezzet’, insanı “düşünen bir varlık” olmanın yanı sıra “tadan, pişiren ve paylaşan” bir canlı olarak ele alıyor. Lezzetin evrimsel geçmişini anlamanın, bugün nasıl beslendiğimizi ve gelecekte nasıl bir gıda dünyası kurabileceğimizi yeniden düşünmek için güçlü bir anahtar sunduğunu gösteriyor.

Rob Dunn, Monica Sanchez — Leziz: Lezzetin Evrimi Bizi Nasıl İnsan Yaptı?
Çeviren: Doğuş Çakan • Minotor Kitap
İnceleme • 328 sayfa • 2026

Bengi Başaran, Umur Talu – Devrim Mutfağı (2025)

Tarihin yönünü değiştiren devrimcilerin fikirleri, eylemleri ve idealleri sık sık anlatılıyor ama sofralarındaki ayrıntılar çoğu zaman göz ardı ediliyor. Oysa düşünce ile beslenme, mücadele ile yeme kültürü arasındaki bağ, sanılandan çok daha derin izler taşıyor. ‘Devrim Mutfağı’, bu eksik kalan alanı dolduruyor ve tarihe damgasını vurmuş devrimcilerin tabaklarına eğiliyor. Kitap, okuru yalnızca politik bir yolculuğa değil, aynı zamanda tarihsel bir sofra serüvenine davet ediyor.

Bengi Başaran ve Umur Talu’nun özenli çalışması, devrimcilerin yemek alışkanlıklarını belgelerle, tanıklıklarla ve tarihsel anlatılarla bir araya getiriyor. Bolşeviklerin kıtlık içindeki lokmalarıyla Fransız devrimcilerin kalabalık sofraları, Latin Amerika’nın tropik lezzetleriyle Anadolu’nun mütevazı yemekleri bu eserde buluşuyor. Her bir sofra, dönemin ruhunu, mücadelenin doğasını ve bireylerin iç dünyasını da yansıtıyor.

Marx’ın sade alışkanlıklarından Napolyon’un askeri menülerine, Fidel Castro’nun mutfağından Deniz Gezmiş’in cezaevi yemeklerine kadar birçok ayrıntı tarihsel bir derinlikle sunuluyor. Bu tarifler sadece damak zevkini değil, aynı zamanda bir dönemin ideallerini ve yaşanmışlıklarını da taşıyor. Kitap, devrimlerin sadece meydanlarda değil, kimi zaman mutfakta da sürdüğünü hissettiriyor.

Eşitlik, özgürlük ve dayanışma ruhunun sofralara nasıl yansıdığını merak edenler için ‘Devrim Mutfağı’, alışılmışın dışında bir anlatı sunuyor. Bu kitapla birlikte devrimcilerin yaşamlarına hem tat hem anlam katılıyor.

  • Künye: Bengi Başaran, Umur Talu – Devrim Mutfağı, Kafka Kitap, yemek, 236 sayfa, 2025

Zeki Tez – Lezzetin Tarihi (2025)

 

Zeki Tez, sofralarımızdaki sıradan görünen yiyecek ve içeceklerin ardındaki olağanüstü yolculuğa ışık tutuyor. Patatesten kahveye, makarnadan zeytinyağına uzanan bu serüven, sadece bir damak zevki değil, aynı zamanda insanlığın tarih boyunca kurduğu bağların ve anlamların da izlerini taşıyor. Her lokma, kültürel bir şifre gibi geçmişin derinliklerinden günümüze ulaşan bir anlatıya dönüşüyor.

Bu yolculukta yalnızca damak tadının değil, kültürlerin, inançların, ritüellerin ve tabuların da izlerine rastlıyoruz. Tereyağını kutsal sayan uygarlıklardan, lahana yemeyen Yezidîlere; aşure ile Nuh Tufanı arasındaki gizemli bağlantı, Vikinglerin “kafatası” diyerek kadeh tokuşturmasına uzanan ilginç bilgiler, şaşırtıcı detaylar ve unutulmuş geleneklerle dolu bir anlatı…

Tez’in kitabı, basit sorularla büyük cevapların peşine düşüyor:

  • İlk yemek nasıl pişirildi?
  • Yoğurt neden sağlığın ve uzun ömrün sembolüydü?
  • Halil İbrahim sofrası neyi temsil eder?
  • Kahveyi ilk kim içti?
  • Patatesin “uğursuz” sayılmasının ardında ne vardı?
  • Ve tütün içmenin casuslukla ilişkilendirildiği o ilginç ülke hangisiydi?

Bu eser, yalnızca tarih meraklılarına değil, gündelik yaşantının arka planını anlamak isteyen herkese sesleniyor. Yemek aracılığıyla insanlık tarihinin izlerini sürmek, hem bilgiyle hem de şaşkınlıkla dolu bir deneyim sunuyor. Her lokmanın ardındaki hikâyeye kulak vermek isteyenler için bu kitap, keşfe değer bir lezzet arşivi.

  • Künye: Zeki Tez – Lezzetin Tarihi, Doruk Yayınları, yemek, 470 sayfa, 2025

İrem Erdoğan Türen, Seyit Yöre – Burgerin Müziği (2025)

Ev dışında yeme-içme sektörüne yönelik ilginin artışı paralelinde modern yaşamın yükselen yıldızı “Gastronomi”…

Ve küresel dünyanın bu yeni yıldızının eşlikçisi “Müzik”…

‘Burgerin Müziği’, özellikle sokak yiyeceklerinin de katılımıyla nicelik ve niteliksel açıdan sınırsız sayılabilecek çeşitlilikte tüketime sunulan gastronomik ürünleri -açık ya da kapalı ortam fark etmeksizin- bu sunumun gerçekleştiği mekânsal atmosferin en önemli eşlikçilerinden müzik ile birlikte irdeliyor…

Müziğin gastronomik mekânlarda bilinçli seçilip seçilmediği ve sunulan ürünlerle ilişkisi başlı başına bir araştırma konusu olup, söz konusu bu ilişkinin incelenmesi de Gastromüzikoloji alanının temel taşlarından birini oluşturuyor.

Bu kitabın içeriği; butik burgere özgü müzik veya müzikler olup olmadığı, doğrudan saha çalışmasıyla, İstanbul’un Kadıköy ilçesi Caferağa Mahallesi’ndeki 8 işletmede yapılan derinlikli araştırmalar ve her bir işletmede yazarlar tarafından tadılan butik burgerlerin üretimi, lezzeti, mekânsal özellikleri ve müzikleri, üretenler ve tüketenlerin görüşleri ve yazarların gözlemleriyle şekillendi.

Henüz üzerinde çok az özgün araştırma yapılan Gastromüzikoloji dalına farklı bir içerik ve araştırma modeli de sunan bu kitap, Gastronomi ve müzik ilişkisini özgün bir araştırmayla incelemesi açısından Dünya’da bir ilk olup, gerek Gastronomi gerekse Gastromüzikoloji dallarının ilgililerine hitap ediyor…

  • Künye: İrem Erdoğan Türen, Seyit Yöre – Burgerin Müziği: Bir Gastromüzikoloji Çalışması, Bağlam Yayınları, müzik, 111 sayfa, 2025