Kolektif – Psikanalizin Kara Kitabı (2022)

Günümüzde Fransa ve dünyanın en Freudyen ülkesi olan Arjantin dışında psikanaliz hemen her yerde kısmen marjinalize olmuş durumda.

Bu çerçevede psikanalizin “resmî tarihi” de ortaya çıkarılan yeni bulgular eşliğinde sorgulanıyor.

Birçok klinisyen, psikanalizin terapötik etkililiğinin oldukça düşük olduğunu savunuyor.

Psikanalizin bir felsefe olarak meşruiyeti de aynı şekilde giderek daha tartışılır hâle geldi.

Bu kitap, psikanalize (bir diğer ifade ile Freudyen psikolojiye) ilgi duyan herkes için erişilebilir ve içinde çeşitli görüşler barındıran, kapsamlı bir araştırma sunuyor.

Dünyanın en iyi psikanaliz uzmanları arasında yer alan kırk yazar, zamanı çoktan gelmiş bir tartışmayı başlatıyor: Freud yalan mı söyledi?

Psikanaliz gerçekten iyileştirir mi?

Ne olduğumuzu anlamanın en iyi yolu psikanaliz midir?

Bu ve benzeri daha birçok soru için bu kitap vazgeçilmez bir referans kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Catherine Mayer, Mikkel Borch-Jacobsen, Jean Cottraux, Didier Pleux ve Jacques Van Rillaer – Psikanalizin Kara Kitabı, çeviren: Ece Ergin, Albaraka Yayınları, psikoloji, 526 sayfa, 2022

Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu – Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri (2022)

Sanat ve akıl hastalığı arasındaki ilişki üzerine bizi derin derin düşünmeye sevk edecek türden bir çalışma.

Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu, ilk olarak 1962’de yayımlanan ‘Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri’nde, genç bir hastanın resimlerinden hareketle sanatın psikopatolojiyle ilişkisini analiz ediyor.

Velioğlu ve Dağyolu, 1957’de İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Kliniği bünyesinde kurdukları Psikopatolojik Sanat Laboratuvarı’nda hastalarla yaptıkları çalışmaların ürünlerini 1960’lardan itibaren kamuyla paylaşmaya başladılar.

1960 ile 1962 arasında kurumdaki hastaların ürünlerinin teşhis ve tedavi amacıyla nasıl kullanıldığını anlatan ve sanatın psikopatolojiyle ilişkisini o dönemin bütün teorik birikimini de seferber ederek analiz eden üç kitap yayımladılar.

Ayrıca hastaların eserlerinden oluşan, önce İstanbul’da sonra da Ankara’da açılan iki sergi 350 binden fazla kişi tarafından ziyaret edildi.

1962’de yayımlanan ‘Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri’nde tek bir hastanın ürünleri yer alıyor: “35 yaşında erkek. Beden yapısı astenik, bakışları canlı, giyimi itinasız. Nazik, bazen teatral jestlerle konuşuyor,” diye tanımlanan ve “entelektüel, aristokrat, pederşahi, mistik ve müreffeh” bir aile çevresinden gelen bu hastanın kitapta geniş yer verilen resimleri, şiirleri, bir piyesi, fıkraları ve bir “beste”si etrafında psikopatolojik sanatın nitelikleri ayrıntılı olarak tartışılıyor.

Bu öncü niteliğindeki kitaba ayrıca kendisi de çok başarılı bir ressam olan Velioğlu’nun akıl hastalarıyla sanatçıların eserleri arasındaki benzerlik ve ayrımların mantığını daha sistematik olarak analiz eden ‘Akıl Hastası ve Sanatçı’ (1978) adlı eserinden aynı başlıklı bölüm de eklendi. Bu yazıda ilk kitaptaki hasta ile bir başka hastanın eserleri, bir aşamada kendilerini özdeşleştirdikleri Van Gogh’un eserleriyle kıyaslanarak tartışılıyor.

Saffet Murat Tura kitaba yazdığı sunuşta nöroloji ve nöropsikiyatri alanındaki yeni çalışmalardan yola çıkarak sanat ve akıl hastalığı ilişkisi konusunda kendi görüşünü aktarıyor, Velioğlu düşüncesinin beslendiği düşünür ve düşünce akımlarını tartışıyor ve Velioğlu’yla aralarındaki hoca-öğrenci ilişkisinin sıcaklığını ve sahiciliğini biz okurların da hissetmesini sağlıyor.

  • Künye: Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu – Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri, hazırlayan: Tuncay Birkan, Can Yayınları, psikoloji, 272 sayfa, 2022

Joshua Foer – Einstein ile Ay Yürüyüşü (2022)

‘Einstein ile Ay Yürüyüşü’, belleğin ilginç toplumsal tarihi, anımsamanın çalışma biçimi ve hileleri konusunda muhakkak okunması gereken bir kitap.

Joshua Foer, antik çağlardan kalma ezber teknikleri gibi önemli bilgileri de açıklıyor.

İnsanlar her yıl ortalama kırk günlerini unuttukları şeyleri telafi etmeye harcıyor.

Foer da bu insanlardan biriydi.

Ama bir yıl süren eğitimden sonra kendini ABD Bellek Şampiyonası’nın finalinde buldu.

Hepimizin sıklıkla unuttuğu bir gerçeği, aslında anılarımızın toplamı olduğumuz fikrini keşfetmesi daha da önemliydi.

‘Einstein ile Ay Yürüyüşü’, zihin açıcı bir araştırmayı, belleğin şaşırtıcı toplumsal tarihini ve insanların anımsama biçimini algılayışımızı değiştirecek hileleri irdeliyor.

Kitap, üst düzey “zihin sporcuları”nın verdiği eğitimleri, Cicero’nun uzun konuşmalarını ve ortaçağ düşünürlerinin kitapları ezberlerken kullandığı, antik çağlardan kalma teknikleri bir araya getiriyor.

Foer, araştırmasını zihin sporcularının dünyasından öteye, ülkenin dört bir köşesine ve kendi aklının derinliklerine taşıyarak hepimizin sahip olduğu ama sıklıkla unuttuğu bir yeteneğe derin saygı duymayı öğretiyor.

  • Künye: Joshua Foer – Einstein ile Ay Yürüyüşü: Her Şeyi Hatırlama Sanatı, çeviren: Füsun Doruker, Epsilon Yayıncılık, psikoloji, 320 sayfa, 2022

David Robson – Zekâ Tuzağı (2022)

Bakıyoruz koskoca bilim insanları, telefon dolandırıcılarının bildik tuzaklarına anında düşüyor.

David Robson, zeki olduğu düşünülen insanların nasıl mantıksız kararlar alabildiklerini açıklıyor ve bizlere de benzer tuzaklardan kaçınmak için basit ve uygulanabilir yöntemler sunuyor.

Çok zeki insanlar çok mantıksız kararlar alabiliyor.

Nobelli bir fizikçi Arjantin sınırından iki kilo eroin geçirmek üzere kandırılabiliyor, Sherlock gibi bir zihni yaratan Arthur Conan Doyle iki ergen tarafından oyuna getirilebiliyor.

Bilgi ve uzmanlık, insanları önyargılarına hapsederek yanlış düşüncelerin kök salmasına neden olabiliyor.

Robson’ın sözünü ettiği “Zekâ Tuzağı” tam da bu.

Thomas Edison’dan NASA’ya, Nokia’dan İngiltere milli futbol takımına kadar zekâsına güvendiğimiz pek çok isim ve kurum bu tuzağa düşmüş, düşmeye de devam ediyor.

Peki, bu kadar zeki olduğunu düşündüğümüz insanlar böyle yanlışlara düşebiliyorsa bizim de düşmemiz kaçınılmaz değil mi?

Pek değil.

Robson, zekâ ve deneyim konusunda yakın dönemlerde ortaya atılmış stratejik cehalet, meta-unutkanlık ya da işlevsel aptallık gibi yaklaşımlardan yola çıkarak, bir yandan zekâsına çok güvendiğimiz insanların nasıl ve neden mantıksız kararlar alabildiklerini irdeliyor, bir yandan da bizlere de benzer tuzaklardan kaçınmak için basit ve uygulanabilir yöntemler sunuyor.

  • Künye: David Robson – Zekâ Tuzağı: Zeki İnsanlar Neden Aptalca Hatalar Yapar ve Nasıl Daha Akıllı Kararlar Verebiliriz?, çeviren: Ezgi Başer, Domingo Kitap, psikoloji, 384 sayfa, 2022

Resmaa Menakem – Büyükannemin Elleri (2022)

Nesiller üstü travmalar bizi nasıl etkiler?

Resmaa Menakem, toplumsal ve bireysel olayların yol açtığı tahribatı travma ve beden merkezli psikoloji perspektifinden irdeliyor.

Türkiye’de birçok insan travma yaşıyor.

Travma kişisel bir başarısızlık değildir.

Her birimiz farklı travmaları yaşar ve kabul ederiz.

Kimi hediyedir kimi ise hediyeye dönüşmek üzere bekler.

Beden, içgüdülerimizin barındığı, savaştığımız, kaçtığımız veya donup kaldığımız yerdir ve bireysel/toplumsal baskıların yol açtığı travmaya karşı dayanmaya çalışır.

‘Büyükannemin Elleri’, nesiller üstü travmaların bizde oluşturabileceği etkileri analiz ediyor.

Çığır açan bu kitapta terapist Menakem, toplumsal ve bireysel olayların yol açtığı tahribatı travma ve beden merkezli psikoloji perspektifinden inceliyor.

Menakem, şu anda Minneapolis’te, özel muayenehanesinde çalışmalarına devam eden onlarca yıllık deneyime sahip bir terapisttir; travma, vücut merkezli psikoterapi ve şiddeti önleme konusunda uzmanlaşmıştır.

  • Künye: Resmaa Menakem – Büyükannemin Elleri: Travmalarımızı, Kalplerimizi ve Bedenlerimizi İyileştirmenin Yolu, çeviren: Defne Yazıcıoğlu, Sola Unitas Yayınları, psikoloji, 376 sayfa, 2022

R. D. Laing – Benlik ve Ötekiler (2022)

Herkes bir ötekinin tamamlanmasına ya da yok edilmesine katkı sunar.

Ronald David Laing psikanaliz ve varoluş felsefesini ustaca harmanladığı ‘Benlik ve Ötekiler’de kişilik sorununa ve “kendiliğin” sosyal ve psikolojik olarak nasıl üretildiğine ilişkin ufuk açıcı bir tartışma sunuyor.

Ronald David Laing ‘Benlik ve Ötekiler’de, her bir kişinin, birinin kendine dair yaşantısını nasıl etkilediğinin yollarını ve [aralarındaki] etkileşimin nasıl meydana geldiğini anlamak için bir sosyal sistem ya da insanlar “grubu” içindeki kişileri resmetmeye çalışıyor.

Ona göre, herkes bir ötekinin tamamlanmasına ya da yok edilmesine katkı sunar.

Kitap, özellikle evlilik ve aile içlerindeki etkileşim süreçleri üzerine yapılan araştırmaların bir çıktısı niteliğinde.

Bu çerçevede kitap boyunca, Laing’in klinik deneyimleri temelinde çoğunlukla psikoza referans yapılmış.

Kitabın bir diğer amacı, yaşantı ve davranışı tutarlı bir teoride birleştirmektir; zira yazara göre yaşantı ve davranış gerçek hayatta iç içedir.

Ne var ki bu ikisini ayrıştırmaya çalışan kuramsal görüş bu kitabın yazılmasından bu yana devam ediyor.

Laing bu durumu kişiler arasındaki ilişkiyi kişisel açıdan anlamak için kendi döneminde gösterilen nispeten az sayıdaki çabayla tutarlı olmaya çalışmak olarak değerlendiriyor.

  • Künye: R. D. Laing – Benlik ve Ötekiler, çeviren: Beyza Konuk, Albaraka Yayınları, psikoloji, 200 sayfa, 2022

Lev Vygotsky – Toplum İçindeki Zihin (2022)

Zihin yapılarının ve işleyişinin toplumsal ve kültürel çevre ile nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu gözler önüne muazzam bir inceleme.

Marksist psikolojinin kurucusu Lev Vygotsky, tarihsel materyalizmin temelinde yeni bir psikoloji inşa ediyor.

Vygotsky’nin en önemli yapıtlarından biri olan ‘Toplum İçindeki Zihin’, bireyi, içinde yaşadığı toplumdan ayrı, yalnızca biyolojik dürtüleri ve öznel düşünce dünyasıyla ele alan bireysel-idealist psikolojinin yerine tarihsel materyalizm temelinde irdeliyor.

Psikoloji ve eğitime dair kuramsal açıklamalarının yanı sıra bu çıkarımlara ulaşmasını sağlayan deneysel çalışmalara da kitapta yer veriliyor.

Gelişim çağındaki çocuklarla gerçekleştirdiği çalışmalarla algı, dikkat, bellek, çocuklukta alet ve sembol kullanımı gibi süreçlerin doğasını keşfedişine tanık oluyoruz.

Yirminci yüzyıl başlarında, Sovyet Rusya’da yaşanan büyük dönüşümün en hızlı olduğu dönemlerde gerçekleştirilen bu çalışmalar sadece Rus coğrafyasında değil, batı bilim dünyasında da büyük bir coşku ve takdir ile karşılanmış; gelişim ve eğitim psikolojisi alanının temellerini atmıştı.

Vygotsky, günümüzde de psikoloji biliminin en çok atıf alan kuramcılarından olmaya devam ediyor.

  • Künye: Lev Vygotsky – Toplum İçindeki Zihin: Yüksek Zihinsel İşlevlerin Gelişimi, çeviren: Bahri Akın, Doruk Yayınları, psikoloji, 176 sayfa, 2022

Joe Pera – Bir Sığınak Olarak Tuvalet (2021)

Her tuvaletin olmazsa olmazı bir kitap.

Joe Pera’nın mizahi dili ve Joe Bennett’in eğlenceli illüstrasyonlarıyla zenginleşmiş bu çalışma, birazcık huzur bulmak için tuvalete kaçan herkesin vazgeçilmezi olacak.

  • Sessizlik anlarından nefret ediyor, herhangi bir sohbeti kibarca sonlandıramıyor ya da işe ara vermek zorunda kaldığında ne yapacağını bilemiyor musun?
  • Kalabalık bir bayram ziyaretinde “Bence biraz ara vermeliyiz” mesajı mı aldın?
  • Az evvel ücretsiz izne çıkarıldığını mı öğrendin?
  • Yoksa mesanen mi küçük?

Tüm bu nedenlerden ötürü sık sık tuvalete kaçıp nefes almak için klozete tünüyor ya da deterjanların üzerindeki yazıları okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsan bu kitap tam sana göre!

Mustarip olduğun sosyal kaygıyla başa çıkmaya çalışırken, rehber niteliğindeki bu çizgi roman tuvalet dışındaki dünyaya yeniden katılabilmen için sana yardımcı olacak.

‘Bir Sığınak Olarak Tuvalet’, dil ve uzunluk bakımından bir tuvalet molası süresinde bitirilebilecek, akıllı telefonla tuvalete girmeye son verecek ve en önemlisi bulunduğu tuvalette eline alan herkesi kaygılarından arındırabilecek bir çalışma.

  • Künye: Joe Pera – Bir Sığınak Olarak Tuvalet, illüstrasyon: Joe Bennett, çeviren: Erkam Evlice, Okuyan Us Yayınları, psikoloji, 116 sayfa, 2021

Roy Richard Grinker – Kimse Normal Değil (2021)

Yüzyıllar boyunca bilim insanları ve toplum akıl sağlı konusunda ahlaki yargılarda bulundu.

Antropolog Roy Richard Grinker de, 18. yüzyıldan bugüne uzanarak akıl hastalığı damgasına karşı verilen mücadeleyi izliyor.

Kitap, tarih boyunca akıl hastalığına karşı gelişen tutumların ve damgalanmayı sona erdirme mücadelesinin şefkatli ve büyüleyici bir incelemesi olarak okunabilir.

‘Kimse Normal Değil’de Grinker, on sekizinci yüzyıldan Amerika’nın büyük savaşlarına ve günümüzün yüksek teknoloji ekonomisine kadar akıl hastalığı damgasına karşı mücadeledeki ilerlemeyi ve gerilemeleri anlatıyor.

Damgalanmanın kültürel tarihle açıklanabilecek, akıl hastalığını tanımladığımız anda başlayan, toplumdan öğrendiğimiz ve nihayetinde değişme gücüne sahip olduğumuz, sosyal bir süreç olduğunu savunuyor.

Utanç ve gizliliğin mirası bugün hâlâ bizimle olsa da Grinker, akıl hastalarının marjinalleştirilmesine son vermenin eşiğinde olduğumuzu yazıyor.

Yirmi birinci yüzyılda, akıl hastalıkları hızla insan çeşitliliğinin daha kabul gören ve görünür bir parçası haline geliyor.

Grinker, kitabı büyükbabasının Sigmund Freud ile yaptığı analiz, kendi kızının otizm deneyimi ve nöroçeşitlilik üzerine yaptığı araştırmayla sonuçlanan da dahil olmak üzere, ailesinin psikiyatriye dahil olduğu dört neslin kişisel tarihiyle besliyor.

Afrika ve Asya’daki en son bilim, tarihi arşivler ve kültürlerarası araştırmalardan yararlanan Grinker, nöroçeşitliliğe kültürel tepkimizin kökenlerini ve farklılıklarını keşfetmek için hepimizi uluslararası bir yolculuğa çıkarıyor.

Akıl hastalığı etrafında damgalanmanın nasıl birleştiğini araştıran ve depresif veya psikotik hastaların aşağılanma duygusunun verdiği kümülatif zararı değerlendiren ‘Kimse Normal Değil’, akıl hastalığını nasıl dönüştürdüğümüzü açıklıyor ve damgalanmanın gölgesini sona erdirmek için bir yol sunuyor.

  • Künye: Roy Richard Grinker – Kimse Normal Değil: Zihinsel Rahatsızlıkları Damgalayan Kültür, çeviren: Nalan Uysal, Okuyan Us Yayınları, antropoloji, 492 sayfa, 2021

Daryl Van Tongeren ve Sara Showalter Van Tongeren – Acı Çekme Cesareti (2021)

Amacımız hep mutlu kalmaktır, oysa biliriz ki acıdan da çok şey öğreniriz…

Acının kötü değil, varoluşsal bir mesele olduğunu düşünen Daryl Van Tongeren ve Sara Showalter Van Tongeren de, okurunu acının doğasına vakıf olmaya davet ediyor.

Acı, yerinden kımıldamayan bir kaya değil; üzerinde yürünmesi gereken, ancak yüründükçe aydınlanan bir yol.

Bu kitap, okuyucusunu acı çekme kavramına farklı bir gözle bakmaya davet ediyor.

Birbirine kenetli beş adımda acının doğasına vakıf olmanın mümkün olduğunu öne sürüyor: Günbatımı, alacakaranlık, gece yarısı, şafak ve gün ışığı…

‘Acı Çekme Cesareti’, başta Viktor Frankl, Rollo May ve Irvin Yalom’dan bildiğimiz ve razı olduğumuz varoluşsal psikolojinin omuzları üzerinde yükselen; okuyucusunu eksiklerine göre değil, elde avuçtakilerle oluşturulan bir yol haritası için yüreklendiren bir kılavuz.

Belki derinlerde bir yerde farkında olduğumuz ama bir türlü kabullenemediğimiz gerçekleri hatırlatan bir işaret fişeği: Acı kötü bir şey değildir, acı varoluşsal bir meseledir, acı ve gelişim birbirini dışlamaz, acı yoluyla gelişimde anlam üretimi hayati önemdedir.

Kitap, “Mutluluğun olmadığı bir hayat yaşanmaya değer mi?” ve “Cesaret, acının üstesinden gelebilir mi?” sorularına çarpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Daryl R. Van Tongeren ve Sara A. Showalter Van Tongeren – Acı Çekme Cesareti: Hayatın En Büyük Krizlerine Yeni Bir Yaklaşım, çeviren: Damla Atamer, Okuyan Us Yayınları, psikoloji, 196 sayfa, 2021