Mustafa Doğanoğlu – Ulus, Mekân, Beden (2022)

 

Erken Cumhuriyet döneminde ulus inşası ile kent arasında nasıl bir ilişki vardı?

Mustafa Doğanoğlu bu önemli çalışmasında, o dönemde belediyelerin, ulus inşa sürecinde gündelik hayata, mekâna ve bedene nasıl müdahale ettiğini kapsamlı bir bakışla tartışıyor.

“Medeniyet ve terakkinin şehirlerin mahsulü” olduğunu söyleyen dönemin Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, aslında yeni medeniyetin, örgütleneceği yer olarak şehirleri işaret ediyor.

Bu noktada gerek mekânsal gerekse toplumsal pratik olarak kentin nasıl tasavvur edildiği ve kentten nasıl bir beklentinin olduğu sorusu önem kazanıyor.

Bunun izlerini süren ‘Ulus, Mekân, Beden’, erken Cumhuriyet döneminde ulus inşası ile kent arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

Kitap, kentin toplumsal ve mekânsal örgütlenmesinde temel aktör olan belediyelerin, ulus inşa sürecinde gündelik hayata, mekâna ve bedene nasıl müdahale ettiğini, kapsamlı bir kuramsal tartışma ışığında mercek altına alıyor.

  • Künye: Mustafa Doğanoğlu – Ulus, Mekân, Beden: Erken Cumhuriyet Döneminde Kentin Toplumsal ve Mekânsal Örgütlenişi, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 179 sayfa, 2022

İlker Özdemir – Kişisel Gelişim (2022)

Neoliberalizm olarak adlandırılan süreçte kapitalizmin en temeldeki mantığının rekabet ve girişimcilik değerleri üzerine kurulu olduğu söylenebilir.

Bu anlayışın öne çıkardığı girişimci özneden beklenen azami performans ile diğer insanlarla rekabet ederek başarılı ve mutlu olmaya çalışması.

Neoliberal anlayış insanları birer ekonomik kaynağa indirgiyor ve insanların “doğru iletişim” teknikleriyle kendi kendilerini denetlemelerini talep ediyor.

Burada kendinde bir amaç olan insan yerine rekabetin aracı ve performansın taşıyıcısı bir insan anlayışı öne çıkıyor.

Kişisel gelişim kitapları yaratılmak istenen sözde “cesur” ve “başarılı” öznelerden ayrı düşünülemez.

Bu türün yazarları tam da burada neoliberal insan ve toplum anlayışının sözcüleri olarak devreye giriyor.

Bireysel sorumluluk vurgularıyla birlikte insanların yaşadığı bütün olumsuzlukları bireysel başarısızlıklar olarak tanımlarlar.

Kişisel gelişim kitaplarını inceleyen bu kitap günümüzün egemen sisteminin insanların davranışlarını ve duygularını nasıl şekillendirmeye ve denetim altına almaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Yazar, politikadan ve her tür ortaklık fikrinden tutkulu bir nefretle söz eden kişisel gelişim yazarlarının neoliberal zihniyetin ve onun inşa etmeye çalıştığı insan ve iletişim anlayışının sözcülüğünü üstlenmiş olduklarını gösteriyor.

  • Künye: İlker Özdemir – Kişisel Gelişim: Neoliberal İletişim ve İnsan Anlayışı, Doğu Batı Yayınları, inceleme, 424 sayfa, 2022

Paulo Freire – Öfkenin Pedagojisi (2022)

Yirminci yüzyılın en önemli eleştirel pedagoji kuramcılarından ve filozoflarından biri olan Brezilyalı eğitimci Paulo Freire, bir kez daha otorite ve kadercilik karşısında sessiz kalmayı reddediyor.

Ölümünden önce kaleme aldığı bu son eser, eğitimin, kişinin benliğini inşasındaki rolünü politik-pedagojik bağlamda ele alarak okuyucuya derinden ve doğrudan seslendiği “Pedagojik Mektuplar” dizisinden oluşuyor.

Dünyadaki rolümüzü küçümseyen mekanikçi pratikleri ve neoliberal söylemleri öfke potasında eriterek, sefaletin ve yoksulluğun geleceğin kaçınılmaz gerçeği olduğuna dair uyuşturucu söylemlere karşı direniyor ve daha adil bir dünya yaratmanın yolunun “bireyin sorumluluğu”ndan geçtiğine değiniyor.

Freire’in, Brezilya’nın haiz olduğu olgulardan yola çıkarak eleştirel bir dalgaya dönüşmesini umduğu fikirler, ne yazık ki, her çağa uygun düşecek evrensel bir nitelik taşıyor.

“Ona oy veriyorum. Çalıyor ama yapıyor.”, “Favela’da yaşayanlar kendi sefaletlerinden sorumludur.”, “Ben tek başıma dünyayı kurtaramam.” Değişimin imkânsızlığından dem vuran bu söylemlere meydan okuyan Freire, yirmi birinci yüzyılın sonunda milyonlarca insanın işsiz, aç ve başıboş kalacağı “gerçeğini” önlemenin, bireyin kaderciliği ve özgürlüğün bir hediye olduğu düşüncesini terk ederek, dünyaya müdahale etmesiyle mümkün olacağını savunuyor.

Noam Chomsky, bu kitapla ilgili şöyle diyor:

“Çok az kişi, insani ve duyarlı bir kavrayışın, aynı zamanda da ferasetin sesi olan Paulo Freire ile karşılaştırılabilir. Son eseri olan, ‘Öfkenin Pedagojisi’yle bize bıraktığı mirası genişletiyor ve zenginleştiriyor. Bir kez daha teşvik edici fikirler aşılayarak, daha makul bir dünya yaratmak için gerekli olan düşüncelere ve eylemlere kapı aralıyor.”

  • Künye: Paulo Freire – Öfkenin Pedagojisi, çeviren: Burcu Genç, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 142 sayfa, 2022

Kolektif – Bağlantının Bedelleri (2022)

Sömürgecilik sıklıkla geçmişte kalmış bir şey olarak algılanıyor ancak ‘Bağlantının Bedelleri’, toprağın, bedenlerin ve doğal kaynakların tarihsel olarak temellük edilme biçiminin, bu yeni “veri çağı”na da aksettirildiğini gösteriyor.

Akıllı telefon uygulamaları, platformlar ve akıllı nesneler, yaşamlarımızı farklı şekillerde yakalayıp verilere dönüştürüyorlar ve ardından kapitalist işletmelerin açgözlülüğünü besleyen enformasyonlar olarak çıkarılan bu veriler bize geri satılıyorlar.

Bu kitapta yazarlar, bu yeni sömürgecilik biçiminin küresel olarak ortaya çıkan yeni bir sosyal düzenin habercisi olduğunu ve buna kuvvetli bir biçimde karşı çıkılması gerektiğini savunuyorlar.

Hâlihazırda tolere edilen veya yeterince dikkate alınmayan gözetimin endişe verici derecesi ile karşı karşıya kalarak, interneti sömürgecilikten kurtarmak ve bağlantı kurma arzumuzu özgürleştirmek için heyecan verici bir çağrı sunuyorlar.

Çalışma, dijitalin derinliklerine inerek mekânlarını, katmanlarını, mevzilerini araştırıyor.

  • Künye: Kolektif – Bağlantının Bedelleri: Veri Sömürgeciliği Tartışmalarına Bir Giriş, editör: Nick Couldry ve Ulises A. Mejias, çeviren: Gamze Boztepe, Nota Bene Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2022

Erol Çiydem – Modernleşme Aracı Olarak Eğitim (2022)

Osmanlı modernleşmesi, Batı dışı toplumda başlatılmış bir koşudur.

Bu koşuda ilk adımlar XVIII. yüzyılın başlarında atıldı.

On dokuzuncu yüzyıl ise Osmanlı İmparatorluğu’nda sınırlı bir alanda başlatılmış olan modernleşmenin tüm toplumu içine alacak şekilde genişletildiği bir süreci ifade etmektedir.

Bu yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasi, iktisadi ve askerî açıdan olduğu kadar toplumsal açıdan da ciddi kırılmaları beraberinde getirdi.

Böylesi bir kırılımı başlatan ise yeni bir dönemin kapılarını açan ve bir döneme ismini veren Tanzimat-ı Hayriyye’nin (hayırlı düzenlemeler) ilanıydı.

1839 yılında Gülhane’de Mustafa Reşid Paşa tarafından okunan Hatt-ı Hümâyûn, hedeflenen toplumsal düzen dikkate alındığında eskiden kopuşu niteler.

Bu yönüyle Tanzimat Dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nda her alanda olduğu gibi toplumsal alanda geleneksellikten modernliğe geçiş sürecidir.

Söz konusu sürecin analiz edildiği bu kitapta Tanzimat Dönemi eğitim ıslahatı ile Osmanlı toplumsal modernleşmesi arasındaki ilişki irdeleniyor.

  • Künye: Erol Çiydem – Modernleşme Aracı Olarak Eğitim: Tanzimat Döneminde Ne Değişti?, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 2022

Joseph Addison – Hayal Gücünün Zevkleri (2022)

Yüce, yeni, güzel veya bilinmez olandan neden zevk alırız?

Joseph Addison burada, bize zevk verdiği kadar acı da veren hayal gücü üzerine derinlemesine düşünüyor.

Metaller, mineraller, bitkiler ve meteorların incelenmesinde aklımız için olduğu gibi düşlem için de oldukça merak uyandıran bir şey vardır.

Fakat tüm dünyayı ve civarındaki gezegenleri bir çırpıda gözden geçirdiğimizde çok sayıda dünyayı birbiri üstünde asılı hâlde görmek ve şaşırtıcı bir azamet ve ihtişamla kendi eksenleri etrafında döndüklerini izlemek bizde keyifli bir hayrete neden olur.

Bundan sonra ta Satürn’den duran yıldızlara dek uzanan ve neredeyse sonsuza doğru yol alan geniş̧ eter alanlarını seyredersek hayal gücümüz böylesine muazzam bir manzarayla kapasitesini doldurur ve onu kavramak için sınırlarını zorlar.

Yine de daha öteye gidip duran yıldızları çok sayıda engin alevden okyanuslar olarak kabul edersek, her birine farklı bir gezegen dizisinin eşlik ettiğini fark edip eterin dipsiz derinliklerinde teleskoplarımızın en güçlüsüyle bile görünmemek adına daha da dibe batan yeni semalar ve yeni ışıklar keşfetmeye devam edersek güneşler ve dünyaların bu labirentinde kaybolup gider, Doğanın uçsuz bucaksızlığı ve ihtişamıyla suskuna döneriz.

Joseph Addison 1712’de yayımlanan bu kitabında, hayal gücüne yakından bakıyor.

Yazara göre, doğru bir şekilde kullanılırsa, hayal gücü, kişinin tembel veya yasadışı yollara düşmekten kaçınması için bir araç bile olabilir.

Kitapta,

  • Genel olarak güzel olanın hayal gücüne nasıl zevk verdiği,
  • Yüce, yeni, güzel veya bilinmez olandan neden zevk aldığımız,
  • Hayal gücünü etkileyen bir unsur olarak mimari,
  • Kelimelerin hayal gücü̈ üzerindeki gücü,
  • Homeros’un yüce olanı hayal etmede, Vergilius’un güzel olanı hayal etmede ve Ovidius’un ise yeni olanı hayal etmede diğerlerini nasıl gölgede bıraktığı,
  • Tarihin hayal gücüne nasıl zevk verdiği,
  • Ve hayal gücünün zevk verdiği gibi acı da verebildiği gibi ilginç konular ele alınıyor.

Künye: Joseph Addison – Hayal Gücünün Zevkleri, çeviren: Atakan Karaduman, Ganzer Kitap, felsefe, 80 sayfa, 2022

Oded Galor – İnsanlığın Serüveni (2022)

Ülkelerin yoksulluk tuzağından kurtulup zenginleşmesini sağlayan kültürel, teknolojik ve eğitimsel güçlere kapsamlı bir bakış.

  • İnsanlar neden asgari geçim tuzağından günümüze çok yakın bir zamanda kurtulup diğer tüm canlılardan çok daha yüksek bir yaşam standardına sahip olabilen tek canlı türüdür?
  • İnsanlığın ilerlemesi neden dünya çapında böylesi adaletsiz bir şekilde gerçekleşti?
  • Geçmişte elverişli coğrafi özelliklerden yararlanan ve zengin çeşitliliğe sahip olan kimi topluluklar nasıl oldu da refaha giden yolda ilerlerken dezavantajlı konuma düştüler?
  • Uluslar arasında bugün var olan büyük eşitsizlikler neden ortaya çıktı?
  • Hepimizi zengin ve başarılı kılacak bir yol var mı?

İnsanlığın ortaya çıkışından günümüze dek uzanan büyüleyici bir serüveni anlatan ekonomist ve düşünür Oded Galor insanlığın iki büyük gizemi olan zenginlik ve eşitsizliğe ilgi çekici bir çözüm sunuyor.

Galor’un muazzam ve şaşırtıcı bağlantılarla dolu bu sürükleyici anlatımı teknoloji, nüfus büyüklüğü ve adaptasyonun sadece iki yüz yıl önce insanın hikâyesinde nasıl çarpıcı bir hâl değişimine yol açtığını gösteriyor.

Galor aynı serüven boyunca zamanda geriye doğru giderek bizi eşitsizliğin nihai nedenlerine dair bir açıklamaya da götürüyor.

Kolonicilik, siyasal kurumlar, toplumsal yapı, kültür gibi etki katmanlarını birer birer açığa çıkarıyor.

Dünyanın dört bir yanında ekonomik, sistemik ve ekolojik krizle yüz yüze olduğumuz bu günlerde hem umut verici hem de derinlikli dersler içeren ve önemli hakikatleri sunan ‘İnsanlığın Serüveni: Zenginliğin ve Eşitsizliğin Tarihi’, geçmişten hareketle ileriye dönük kalıcı bir reçete sunuyor.

  • Künye: Oded Galor – İnsanlığın Serüveni: Zenginliğin ve Eşitsizliğin Tarihi, çeviren: Mehmet Arif Taşkıran, Kronik Kitap, tarih, 288 sayfa, 2022

Pierre Nora – Hafıza Mekânları (2022)

  • Bir ulusun hafızası hangi öğelerden oluşur?
  • Alışılmış ve tekrar edilegelen yıldönümleri, bayram ve kutlamalar, şenlikler, anma törenleri ve övgü sözleri bir halkın hafızasında hangi büyük boşlukları doldurur?
  • Hafızanın somutlaştığı yapılar, kentin mimarisi, anıt ve müzeler, arşiv ve mezarlıklar, tarihsel anlamı olan ve sonsuzluğu çağrıştıran her türden mekân, hafıza içinde ne tür bir sürekliliğe kavuşur?
  • Bir ülkenin ortak mirası, mitleri, sembolleri ve dili nasıl çözümlenmelidir?

Pierre Nora, Fransa örneğinden hareketle bir ulusun geçmişten günümüze çatışmalarını ve sürekliliğini inceliyor.

“Hafıza mekânları” kavramı aracılığıyla “tarih”in geçmişten farklı olarak bugün hangi koşullarda yeniden üretildiğini büyük bir ustalıkla ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ulus, aynı zamanda hem kendi içindedir hem de dışında: Manevidir ama zaman içindedir, tarihseldir ama coğrafya içindedir, ideolojiktir ama tenseldir, belirsizdir ama sınırları vardır, evrenseldir ama tekillik içindedir, ebedidir ama kronoloji içindedir.”

  • Künye: Pierre Nora – Hafıza Mekânları, çeviren: Mehmet Emin Özcan, Doğu Batı Yayınları, tarih, 334 sayfa, 2022

David Vincent – Mahremiyetin Kısa Tarihi (2022)

‘Mahremiyetin Kısa Tarihi’, Ortaçağın sonlarından başlayıp Snowden’in ifşaatıyla ortaya saçılan şeylere uzanan enfes bir mahremiyet tarihi.

İnsanın yalnız kalma hakkı nerede başlar, nerede biter?

Karşı komşunun yatak odasına bakan penceresinden kaçıyoruz.

Peki ya yoldan geçen yabancının kamera kadrajından kaçabilir miyiz?

Büyük caddelerden sokaklara, evin avlusundan çalışma odasına görülme veya görülmeme seçme şansımız var mı?

1300’lü yıllardan beri insanların birbiriyle ve devletle ilişkisinde mahrem sınırları sürekli aşınmış ve yeniden örülmüştür.

David Vincent bu eserinde, geçmişten günümüze gözetlenme tedirginliği ile kendini ifşa etme arzusunun iki yakasında insanların değişen mahremiyet algılarını gözler önüne seriyor.

  • Künye: David Vincent – Mahremiyetin Kısa Tarihi, çeviren: Orhan Düz, Fol Kitap, tarih, 248 sayfa, 2022

Mahmut Davulcu – Halk Mimarisi Terimleri Sözlüğü (2020)

Somut kültürel mirasımızın olduğu kadar somut olmayan kültürel mirasımızın da önemli bir parçasını oluşturan halk mimarisi, geleneksel kalıpların hâkim olduğu, aşırı ölçeklerde yapılar ile radikal tasarım ve biçimlerin yapı ustalarınca hiçbir zaman için denenmediği bir olgudur.

Halk mimarisi ile ilgili yöresel sözcük ve terimlerin derlenerek kayıt altına alınması folklor ya da dilbilim açısından önemli olduğu kadar mimarlık tarihi açısından da oldukça önem taşır.

Konuyla ilgili kapsamlı bir yayının henüz gerçekleştirilmediği ülkemizde sanat tarihçi ve halk kültürü araştırmacısı Mahmut Davulcu tarafından hazırlanan bu sözlük çalışması öncü bir eser olması açısından önem taşıyor.

  • Künye: Mahmut Davulcu – Halk Mimarisi Terimleri Sözlüğü, Pegem Akademi Yayıncılık, sözlük, 378 sayfa, 2020