Duygu Güles Kökek ve Fuat Kökek’in ‘Beşiktaş’ın Gizli Tarihi: Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Izdırap’ adlı kitabı, İstanbul’un hızla değişen çehresinin ardında kalan bir semtin geçmişini kişisel anılar, unutulmuş mekânlar ve mahalle insanlarının hikâyeleri üzerinden yeniden kuruyor. Fuat Kökek’in çocukluk hatıralarından beslenen eser, resmî tarih anlatılarının dışında kalan gündelik yaşamı merkeze alarak Beşiktaş’ın yalnızca fiziksel dönüşümünü değil, o dönüşümle birlikte kaybolan toplumsal ilişkileri ve yaşam biçimlerini de kayda geçiriyor.
Kitabın hafızasında özellikle 1950’lerin Ihlamur ve Beşiktaş’ı önemli bir yer tutuyor. Bugün yoğun yapılaşmanın gölgesinde kalan bu bölgeler, bir zamanlar geniş bostanların, dere yataklarının ve toprağa dayalı bir yaşamın parçasıydı. Balkan Harbi sırasında Arnavutluk’tan İstanbul’a göç eden bahçıvan bir ailenin çocuğu olan Fuat Kökek, Mısırlıbahçe’deki bostanlarda geçen çocukluğunu, Ihlamur Deresi’nin çevresindeki kulübeleri ve henüz betonla kapatılmamış doğal alanları anımsıyor. Ihlamur Kasrı’nın çevresinde şekillenen bu dünya, İstanbul’un geçmişinde doğayla iç içe bir kent yaşamının mümkün olduğunu gösteriyor.
Ancak Beşiktaş’ın tarihi, yalnızca sokaklardan, bahçelerden ve eski yapılardan oluşmuyor. Semtin asıl dokusunu, birbirinden farklı karakterleri ve gündelik hayatın içinde üstlendikleri rollerle insanları oluşturuyor. At arabacıları, ustalar, bakkallar, esnaflar, mahalle kabadayıları ve herkesçe tanınan sıra dışı kişiler, anlatının canlı figürlerine dönüşüyor. Merdivenci Artin’in ustalığı, Bakkal İshak Amca’nın kendine özgü görünümü ve Hafız Amca’nın tuhaf mizahı gibi ayrıntılar, bir dönemin insan manzarasını gözler önüne seriyor. Bu portreler, mahalle kültürünün kendiliğinden gelişen ilişkilerini, alışkanlıklarını ve kendine özgü mizahını da görünür kılıyor.
Semtin ortak yaşamını biçimlendiren kültürel mekânlar da kitabın anlatısında önemli bir yer tutuyor. Kambur, Gürel ve Suat Park sinemaları, Çırağan’ın geçmişin izlerini taşıyan harabeleri, açık hava bira bahçeleri ve çay bahçeleri, Beşiktaş’ın toplumsal belleğini oluşturan duraklar olarak beliriyor. Zeki Müren’in çocukların isteği üzerine şarkı söylediği günler ve Orhan Doğu’nun öğrencilerine aşıladığı klasik Batı müziği sevgisi, sanatın mahalle hayatına nasıl karıştığını hatırlatıyor. Böylece semtin tarihi, büyük olaylardan çok gündelik karşılaşmaların, küçük sevinçlerin ve ortak deneyimlerin içinden anlatılıyor.
Kitabın görsel dünyasını Fuat Kökek’in kendi çizimleri tamamlıyor. Eski sokaklar, yapılar, esnaflar ve yazarın kişisel dünyasında özel bir yere sahip olan balık motifleri, anlatıya görsel bir hafıza katmanı ekliyor. Bu çizimler, geçmişi yalnızca sözcüklerle aktarmakla kalmayıp kaybolan çevrenin biçimlerini ve ayrıntılarını da yeniden canlandırıyor.
‘Beşiktaş’ın Gizli Tarihi’, modernleşmenin ve betonlaşmanın dönüştürdüğü İstanbul’a bir semtin belleğinden bakıyor. Yitirilen bostanlar, değişen sokaklar ve artık aramızda olmayan insanlar üzerinden şehirlerin yalnızca binalardan ibaret olmadığını hatırlatıyor. Bir kenti yaşanır kılanın mekânlarla birlikte o mekânlarda kurulan bağlar, paylaşılan alışkanlıklar ve ortak hatıralar olduğunu vurguluyor. Beşiktaş’ın geçmişini kişisel bir tanıklığın içinden anlatan eser, aynı zamanda şu soruyu gündeme getiriyor: Bir şehir değişirken, onu şehir yapan hangi değerler geride kalıyor?
Duygu Güles Kökek, Fuat Kökek — Beşiktaş’ın Gizli Tarihi: Bu Sevgi Ah, Bu Ne Izdırap
• Everest. Yayınları
Anı • 320 sayfa • 2026










