Kolektif — Van Tebliğleri (2026)

‘Van Tebliğleri: Van ve Çevresi’, Van Gölü havzasını yalnızca bir coğrafya olarak değil, çok katmanlı bir tarih sahnesi olarak ele alan kapsamlı bir derleme. Konferans sunumlarından oluşan bu seçki, Van ve çevresinin toplumsal, ekonomik ve kültürel geçmişini, çok uluslu bir imparatorluğun çözülme süreciyle birlikte düşünüyor. Merkezde, büyük siyasal kırılmaların yerel dinamikler üzerindeki etkisi yer alıyor.

Kitabın ilk bölümü 1915’e ve tarihyazımının yeniden değerlendirilmesine odaklanıyor. Çarlık Rusyası ile Van Ermenileri arasındaki ilişkiler, İttihat ve Terakki’nin bölgedeki temsilcileri ve Nisan 1915 Van Direnişi farklı perspektiflerle ele alınıyor. Böylece resmi anlatıların ötesine geçerek, olayların çok aktörlü ve çatışmalı doğası görünür kılınıyor.

İkinci bölüm, kurtulanların anlatıları ve maddi kalıntılar üzerinden hafızayı merkeze alıyor. Sözlü tarih çalışmaları, Van Gölü çevresinde dolaşan kolektif hatıraları kayıt altına alırken; harabeler, taş yapılar ve görünmez izler mekânın hafızasını taşıyan tanıklar olarak okunuyor. Hatırlama ile unutma arasındaki gerilim, bölgenin geçmişine dair yeni sorular üretiyor.

Dönüşüm ve çatışma başlığı altında 19. yüzyıl aşiret hareketleri, yerleşim örüntüleri ve güç ilişkileri inceleniyor; Hamidiye katliamlarının demografik ve sosyoekonomik sonuçları tartışılıyor. Ermeniler, Süryaniler ve Kürtler arasındaki ilişkiler; etnik temizlik, yerel beyler, tımar düzeni ve az bilinen topluluklar üzerinden analiz ediliyor. Misyoner faaliyetleri ise eğitim, yardım ve kültürel etkileşim bağlamında ele alınıyor.

Afetler, kıtlıklar ve yoksulluk temsilleri, bölgenin kırılgan yapısını gösterirken; Ahtamar’ın son Katolikosu gibi figürler tarihyazımını yeniden düşünmeye davet ediyor. Son bölümde mekân ve hafıza ilişkisi, Fılıstan’dan Gola Fıraqa’ya uzanan örneklerle tartışılıyor; Van ile Yerevan arasında kurulan müşterek mağduriyet bağları empati kavramı üzerinden sorgulanıyor.

Bu derleme, Van’ı yalnızca trajedilerle değil, çok kültürlü bir geçmişin karmaşık dokusuyla anlamaya çağırıyor; tarihyazımını yerel hafıza ve maddi kültürle buluşturarak yeni araştırma alanlarına kapı aralıyor.

Kolektif — Van Tebliğleri: Van ve Çevresi (Toplumsal, Ekonomik ve Kültürel Tarihi Konferansı)
Yayına hazırlayan: Altuğ Yılmaz, Orhun Yalçın • Hrant Dink Vakfı Yayınları
Tarih • 306 sayfa • 2026

Walter Benjamin — Esrar Üzerine (2026)

Walter Benjamin’in bu kitabı, 1927 ile 1934 yılları arasında Berlin, Marsilya ve İbiza’da gerçekleştirilen uyuşturucu deneylerinin tutanaklarını, notlarını ve edebi parçalarını bir araya getiriyor. Metnin omurgasını, Benjamin’in ve yakın çevresinin –Ernst Bloch, Jean Selz ve bazı doktor dostlarıyla birlikte– kontrollü biçimde yürüttüğü esrar ve afyon deneyleri sırasında ya da hemen sonrasında kaleme aldığı kayıtlar oluşturuyor. Bu deneyler, onun için yalnızca kişisel bir merak değil, duyusal ve zihinsel bir laboratuvar işlevi görüyor.

Benjamin, uyuşturucu deneyimini basit bir bilinç kaybı olarak değil, algının yoğunlaşması olarak tasvir ediyor. “Afyonkeşin ya da esrarkeşin deneyimi, tek bir yerden yüz farklı yeri emecek güçte bir bakışın yaşattığı deneyimdir” ifadesi, bu genişlemiş algı halini betimliyor. Mekân parçalanıyor, zaman esniyor, nesneler yeni çağrışımlarla parlıyor. Bu durum, Benjamin’in estetik ve düşünsel kavramlarını besleyen bir eşik deneyimi haline geliyor.

Kitapta merkezi bir kavram olarak öne çıkan “Rausch” (sarhoşluk), yalnızca bedensel bir taşkınlığı değil, yaratıcı bir yoğunluğu ve varoluşsal genişlemeyi ifade ediyor. Benjamin için Rausch, hem estetik sezginin hem de toplumsal özgürleşmenin enerjik koşulu olarak beliriyor. “Aura”, “flanör”, “benzerlik”, “taklit” ve “empati” gibi kavramları anlamak için bu sarhoşluk halinin sunduğu algı dönüşümünü dikkate almak gerekiyor.

‘Esrar Üzerine’ (Über Haschisch: Novellistisches, Berichte, Materialien’), felsefi gözlem ile poetik anlatım arasında gidip geliyor. Benjamin, deneyime içkin bilgiyi kavramlaştırmaya çalışırken düşünceyi edebi bir duyarlılıkla işliyor. Böylece uyuşturucu deneyleri, yalnızca bireysel bir bilinç macerası değil, modern algının sınırlarını araştıran bir düşünce pratiği olarak şekilleniyor.

Kitap, Benjamin’in düşünsel evrenine açılan baş döndürücü bir pencere sunuyor. Sarhoşluğun aydınlığında, aklın ve duyunun yeni bileşimlerini araştıran sıra dışı bir metin olarak öne çıkıyor.

Walter Benjamin — Esrar Üzerine
Çeviren: Suat Kemal Angı • İmge Kitabevi
Deneme • 206 sayfa • 2026

Masud Khan — Düşkün Bir Psikanalistin Günlüğü (2026)

Bu kitap, Masud Khan’ın 1967–1972 yılları arasında tuttuğu defterlerinden oluşuyor ve psikanalizin yalnızca hastayı değil, analistin kendisini de nasıl açığa çıkardığını gösteriyor. Bu metinlerde okur, sıradan klinik notlardan fazlasıyla karşılaşıyor; bastırılmış arzular, kör noktalar, otorite sarhoşluğu ve giderek belirginleşen bir içsel çözülme tabloyu belirliyor.

Khan, bir dönem D. W. Winnicott’un en yakın çevresinde yer alan, İngiliz psikanaliz geleneğinin parlak fakat tartışmalı figürlerinden biri olarak beliriyor. Günlükler, onun hem yaratıcı sezgilerini hem de etik sınırları zorlayan davranışlarını yan yana sunuyor. Aktarım ve karşı-aktarım süreçlerini kaydederken, analist koltuğunun sağladığı iktidarın nasıl baş döndürücü bir etki yaratabildiğini gösteriyor. Böylece psikanalitik pratiğin steril, tarafsız ve ahlaki açıdan dokunulmaz bir alan olmadığı açığa çıkıyor.

Metinler, bir savunma ya da itiraf olarak kurgulanmıyor; daha çok filtresiz bir iç bakış niteliği taşıyor. Khan başkalarını analiz ederken kendisini nasıl gözden kaçırabildiğini, narsisizmin ve kişisel istikrarsızlığın mesleki konumunu nasıl aşındırdığını fark ettiriyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca bireysel bir düşüş hikâyesi değil, bir mesleğin kör noktalarına dair rahatsız edici bir belge olarak okunuyor.

Yer yer sivri, saldırgan ve öfke dolu bir üslup taşıyan günlükler, aynı zamanda zekâ parıltıları ve keskin içgörüler barındırıyor. Psikanalizi idealize eden anlatılara karşı güçlü bir itiraz geliştiriyor ve onu iktidar ilişkileriyle, zaaflarla ve etik gerilimlerle örülü insani bir alan olarak konumlandırıyor.

‘Düşkün Bir Psikanalistin Günlüğü: Masud Khan’ın Not Defterleri 1967-1972’ (‘Diary of a Fallen Psychoanalyst: The Work Books of Masud Khan 1967–1972′), psikanalizin aynaya bakmaya cesaret ettiği nadir anlardan birini temsil ediyor. Khan’ı aklamıyor ya da mahkûm etmiyor; onu çelişkileriyle birlikte gösteriyor ve okuru hem analistle hem de psikanalizin kendisiyle yüzleşmeye çağırıyor.

Masud Khan — Düşkün Bir Psikanalistin Günlüğü: Masud Khan’ın Not Defterleri 1967-1972
Editör: Steven Kuchuck, Linda B. Hopkins
Çeviren: Sibel Eraltan • Okuyanus Yayınları
Psikanaliz • 548 sayfa • 2026

Georg Lukács — Genç Hegel (2026)

Georg Lukács’ın ‘Genç Hegel’i, Hegel’in gençlik dönemini merkeze alarak diyalektik ile ekonomi arasındaki bağı tarihsel-materyalist bir perspektifle yeniden kuruyor. Lukács, Hegel’i soyut bir idealist sistem kurucusu olarak değil, Fransız Devrimi’nin özgürlük ufkuyla biçimlenmiş, toplumsal gerçeklikle hesaplaşan bir düşünür olarak konumlandırıyor. Böylece Hegel’in erken dönem yazılarında beliren özgürlük, emek, yabancılaşma ve sivil toplum temalarını Marx’ın düşüncesine uzanan bir hat üzerinde okuyor.

‘Genç Hegel’ (‘Der junge Hegel: Über die Beziehungen von Dialektik und Ökonomie’), Hegel’in gençlik metinlerinden başlayarak ‘Tinin Fenomenolojisi’ne giden yolu izliyor ve diyalektiğin yalnızca mantıksal bir yöntem olmadığını, toplumsal ve ekonomik ilişkilerle iç içe geliştiğini savunuyor. Lukács’a göre Hegel, feodal mülkiyet ilişkilerinin çözülüşünü ve burjuva toplumunun yükselişini kavramsal düzeyde ifade ediyor. Bu bağlamda sivil toplum, işbölümü ve yabancılaşma gibi kavramlar, tarihsel dönüşümlerin felsefi karşılığı olarak değerlendiriliyor.

‘Tinin Fenomenolojisi’ne dair yazılmış en iyi eserlerden biri olan kitap, aynı zamanda 20. yüzyıldaki Hegel yorumlarına müdahale ediyor. Lukács, Hegel’i irrasyonalizmin öncüsü gibi sunan eğilimlere karşı çıkıyor ve onu akıl ve özgürlük filozofu olarak savunuyor. Bu yönüyle eser, daha sonra yazdığı ‘Aklın Yıkımı’nın olumlu karşı yüzünü oluşturuyor. Hegel’i Marx’ın felsefi kaynağı olarak sistematik biçimde temellendirirken, kendi erken dönem düşüncesiyle de eleştirel bir hesaplaşma yürütüyor.

‘Genç Hegel’ hem Hegel’in alımlanma tarihini dönüştüren hem de Marksist felsefenin temellerini yeniden tartışmaya açan bir klasik olarak öne çıkıyor. Lukács, diyalektiği tarihsel ve toplumsal zemine yerleştirerek özgür bir insanlığın düşünsel imkânını savunuyor.

Georg Lukács — Genç Hegel
Çeviren: Doğan Barış Kılınç • Nota Bene Yayınları
Felsefe • 512 sayfa • 2026

Suzie Sheehy — Evrenin Hammaddesi (2026)

Suzie Sheehy’nin bu kitabı, modern fiziğin temelini atan on iki deney üzerinden bilimin dünyayı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Sheehy, soyut teorilerden çok, laboratuvarlarda yapılan somut deneylere odaklanıyor ve bu deneylerin yalnızca fizik bilgisini değil, gündelik hayatı da kökten değiştirdiğini gösteriyor.

‘Evrenin Hammaddesi’ (‘The Matter of Everything: Twelve Experiments That Changed Our World’), J. J. Thomson’ın elektronu keşfetmesinden Rutherford’un atom çekirdeğini ortaya koymasına, kuantum mekaniğinin deneysel doğrulamalarından CERN’deki parçacık çarpıştırmalarına kadar uzanan bir seçki sunuyor. Bu deneyler sayesinde atomun bölünmez olmadığı anlaşılıyor, radyoaktivite keşfediliyor ve maddenin en küçük yapı taşlarına dair yeni bir evren tasavvuru kuruluyor. Sheehy, her deneyin arkasındaki insan hikâyelerini, rekabetleri ve tesadüfleri de görünür kılıyor.

Eser, atom fiziği ve parçacık araştırmalarının yalnızca akademik bir merak olmadığını vurguluyor. Bu çalışmaların nükleer enerjiye, tıbbi görüntüleme tekniklerine, internetin doğuşuna ve hatta akıllı telefonlara kadar uzanan teknolojik sonuçları olduğunu anlatıyor. Böylece temel bilim ile günlük yaşam arasındaki bağ netleşiyor.

Sheehy, deneysel fiziğin riskli ve çoğu zaman politik sonuçlar doğuran bir alan olduğunu da tartışıyor. Nükleer silahların geliştirilmesi gibi karanlık mirasları göz ardı etmiyor; bilimin etik sorumluluğunu gündeme getiriyor.

‘Evrenin Hammaddesi’, maddenin sırlarını çözmeye yönelik cesur deneylerin insanlık tarihini nasıl yeniden şekillendirdiğini anlaşılır ve sürükleyici bir dille aktarıyor. Bilimi soyut bir teori değil, dünyayı değiştiren bir pratik olarak konumlandırıyor.

Suzie Sheehy — Evrenin Hammaddesi: Dünyamızı Değiştiren On İki Deney
Çeviren: Uğur Gülsün • Minotor Kitap
Bilim • 372 sayfa • 2026

James Kinross — Mikrobiyom (2026)

James Kinross’un bu kitabı, insan bedeninde yaşayan trilyonlarca mikroorganizmayı modern tıbbın yeni keşif alanı olarak ele alıyor. Kinross, mikrobiyomu evrendeki “karanlık madde” benzetmesiyle açıklıyor; uzun süre fark edilmeyen ama sağlığımız üzerinde belirleyici etkiler yaratan görünmez bir sistem olduğunu vurguluyor.

‘Mikrobiyom’ (‘Dark Matter’), bağırsak bakterilerinin sindirimden bağışıklık sistemine, ruh hâlinden metabolizmaya kadar pek çok süreci nasıl etkilediğini anlatıyor. Özellikle bağırsak-beyin ekseni, obezite, kanser ve otoimmün hastalıklar gibi alanlarda yapılan güncel araştırmalar üzerinden mikrobiyomun rolünü tartışıyor. Kinross, hastalıkların yalnızca genetik ya da bireysel faktörlerle açıklanamayacağını, mikrobiyal ekosistemin de hesaba katılması gerektiğini savunuyor.

Eser, modern yaşam tarzının –işlenmiş gıdalar, aşırı antibiyotik kullanımı, steril çevreler– mikrobiyal çeşitliliği azalttığını ve bunun uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açtığını ileri sürüyor. Mikrobiyomu bir “organ” gibi düşünmeyi öneriyor ve beslenme alışkanlıklarının, çevresel koşulların ve tıbbi müdahalelerin bu ekosistemi nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor.

Kinross aynı zamanda mikrobiyom araştırmalarının etik ve toplumsal boyutlarına da değiniyor. Kişiselleştirilmiş tıp, dışkı nakli gibi yenilikçi uygulamalar ve veri temelli sağlık modelleri üzerinden geleceğin tıbbının nasıl şekillenebileceğini tartışıyor.

‘Mikrobiyom’, insan bedenini tek başına bir organizma değil, çok katmanlı bir canlılar topluluğu olarak düşünmeye çağırıyor. Kitap, sağlığı bireysel değil ekolojik bir denge olarak kavramayı önererek tıp anlayışımızı yeniden çerçeveliyor.

James Kinross — Mikrobiyom: Canlılığın Karanlık Maddesi
Çeviren: Sevkan Uzel • Metis Yayınları
Bilim • 376 sayfa • 2026

Diane Fortenberry, Tom Melick — Tarih Boyunca Sanat (2026)

Diane Fortenberry ve Tom Melick’in bu çalışması, sanat tarihini doğrusal ve Batı merkezli bir ilerleme anlatısı yerine küresel ve eşzamanlı bir perspektifle ele alıyor. Kitap, mağara resimlerinden çağdaş enstalasyonlara uzanan geniş bir zaman aralığında farklı coğrafyalardaki sanat üretimlerini yan yana getirerek, tarihin tek merkezli değil çok odaklı olduğunu gösteriyor.

Eserin esas katkısı, sanat akımlarını yalnızca kronolojik bir sırayla dizmek değil, aynı dönemlerde dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkan estetik arayışları karşılaştırmalı biçimde sunması. Böylece Rönesans Avrupa’sındaki gelişmeler ile aynı yüzyılda Asya, Afrika ya da Amerika kıtasındaki üretimler arasında paralellikler ve farklar görünür hâle geliyor. Bu yöntem, “merkez–çevre” hiyerarşisini sorguluyor.

‘Tarih Boyunca Sanat: Dünya Sanat Tarihinde Üsluplar ve Akımlar’ (‘Art in Time: A World History of Art and Movements’), sanat hareketlerini toplumsal, politik ve kültürel bağlamlarıyla birlikte değerlendiriyor. Sömürgecilik, ticaret ağları, dinî dönüşümler ve teknolojik yenilikler sanat üretimini şekillendiren dinamikler olarak ele alınıyor. Böylece sanat tarihi, yalnızca üslup değişimlerinin değil, küresel etkileşimlerin ve güç ilişkilerinin de tarihi olarak okunuyor.

Zengin görsel malzemeyle desteklenen anlatı, okuyucuyu farklı dönemler arasında düşünsel sıçramalar yapmaya davet ediyor. Aynı zaman diliminde farklı kıtalarda üretilmiş eserleri yan yana görmek, sanatın evrensel sorulara yerel cevaplar verdiğini ortaya koyuyor.

Kitap, sanat tarihini daha kapsayıcı ve bağlantısal bir çerçevede düşünmek isteyenler için kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Fortenberry ve Melick, sanatı tek bir çizgi üzerinde ilerleyen bir hikâye olarak değil, zaman içinde birbirine temas eden çoklu anlatılar bütünü olarak konumlandırıyor.

Diane Fortenberry, Tom Melick — Tarih Boyunca Sanat: Dünya Sanat Tarihinde Üsluplar ve Akımlar
Çeviren: Dilek Şendil, Süreyyya Evren • Yapı Kredi Yayınları
Sanat Tarihi • 368 sayfa • 2026

Marcus Popplow — Orta Çağ Teknolojisi (2026)

Marcus Popplow’un bu çalışması, Orta Çağ’ın teknoloji açısından “karanlık” bir dönem olduğu yönündeki yaygın kanaati sorguluyor. Popplow, 500 ile 1500 yılları arasındaki Avrupa’yı durağan değil, teknik yeniliklerin ve üretim pratiklerinin sürekli geliştiği bir laboratuvar olarak ele alıyor. Böylece Orta Çağ’ı modernliğin pasif bir öncesi değil, teknik dönüşümlerin aktif bir evresi olarak yeniden konumlandırıyor.

Kitap, tarım tekniklerinden su ve yel değirmenlerine, madencilikten metal işçiliğine, inşaat teknolojilerinden savaş araçlarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Özellikle su gücünün mekanik üretimde kullanılması, ağır sabanın yaygınlaşması ve şehirleşmeyle birlikte zanaat örgütlenmelerinin gelişmesi gibi süreçler ayrıntılı biçimde inceleniyor. Popplow, teknik yeniliklerin yalnızca icatlarla değil, toplumsal ihtiyaçlar ve ekonomik yapılarla birlikte şekillendiğini gösteriyor.

‘Orta Çağ Teknolojisi’ (‘Technik im Mittelalter’) , teknolojiyi yalnızca araçsal bir ilerleme hikâyesi olarak sunmuyor; bilgi aktarımı, ustalık geleneği ve pratik deneyimin rolünü vurguluyor. Manastırlar, şehir loncaları ve saray çevreleri teknik bilginin dolaşımında önemli merkezler olarak değerlendiriliyor. Böylece teknoloji, toplumsal ağlar ve kültürel değerlerle iç içe bir olgu olarak kavranıyor.

Popplow ayrıca Orta Çağ teknolojisinin Rönesans ve erken modern döneme nasıl zemin hazırladığını tartışıyor. Süreklilik ve kopuş noktalarını birlikte ele alarak, modern teknolojinin köklerinin Orta Çağ’daki deneyimlerde bulunduğunu savunuyor.

Technik im Mittelalter, Orta Çağ’ı teknik yaratıcılık ve üretim kapasitesi açısından yeniden düşünmeye çağıran, tarih yazımındaki basmakalıp yargıları eleştiren kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor.

Marcus Popplow — Orta Çağ Teknolojisi
Çeviren: Özden Ayşegül Karaçam • Runik Kitap
Tarih • 130 sayfa • 2026

William M. Hamlin — Montaigne (2026)

William M. Hamlin’in bu çalışması, Michel de Montaigne’in düşünce dünyasını hem tarihsel bağlamı hem de felsefi etkisi içinde yalın fakat derinlikli bir çerçevede ele alıyor. Hamlin, Montaigne’i yalnızca deneme türünün kurucusu olarak değil, modern öznenin ve kuşkucu düşüncenin şekillenmesinde belirleyici bir aktör olarak konumlandırıyor.

‘Montaigne Kısa: Merak Dolu Bir Hayat’ (‘Montaigne: A Very Short Introduction’), 16. yüzyıl Fransası’nın din savaşları, siyasal çalkantılar ve entelektüel dönüşümlerle dolu atmosferini arka plan olarak kuruyor. Bu ortamda Montaigne’in Denemeler’i yazarken hem Antikçağ düşüncesiyle hem de çağının krizleriyle diyalog kurduğunu gösteriyor. Özellikle Pyrrhoncu kuşkuculuk, Stoacılık ve Hümanizm’in Montaigne üzerindeki etkisi ayrıntılı biçimde açıklanıyor.

Hamlin, Montaigne’in “Kendimi anlatıyorum” iddiasının basit bir otobiyografik jest olmadığını vurguluyor. Kendi deneyimini merkeze alırken aslında insan doğasının değişkenliğini, bilginin sınırlılığını ve kesinliğin imkânsızlığını tartıştığını ortaya koyuyor. “Ne biliyorum?” sorusu, bu düşüncenin temelini oluşturuyor. Montaigne’in kuşkuculuğu nihilist değil; dogmatizme karşı temkinli ve ölçülü bir tutum olarak değerlendiriliyor.

Eser ayrıca Montaigne’in siyasal düşüncesine, din hoşgörüsüne ve gündelik yaşam felsefesine de değiniyor. Ölüm, dostluk, eğitim, beden, alışkanlık gibi temaların onun yazısında nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Böylece Montaigne’in felsefeyi akademik bir sistem kurmak yerine yaşama dair bir pratik olarak ele aldığını belirginleştiriyor.

Kitap, hem düşünürün yaşamını hem de fikirlerinin kalıcı etkisini anlaşılır bir dille sunuyor. Hamlin, Montaigne’i modern bireyselliğin, entelektüel özgürlüğün ve eleştirel öz-düşünümün öncülerinden biri olarak konumlandırıyor.

William M. Hamlin — Montaigne Kısa: Merak Dolu Bir Hayat
Çeviren: Aybars Arda Kılıçer • Koç Üniversitesi Yayınları
Biyografi • 160 sayfa • 2026

Aykut Günel — Grev Kırıcılar (2026)

Aykut Günel’in ‘Grev Kırıcılar’ adlı çalışması, sınıf mücadelesinin en sert cephelerinden birine odaklanıyor: grev kırıcılık pratiğine. Grev, işçi sınıfının üretimi durdurarak pazarlık gücü yarattığı en etkili araçlardan biri olarak beliriyor; grev kırıcılık ise bu kolektif gücü parçalamayı hedefleyen sistematik bir müdahale biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Günel, grev kırıcıların yalnızca “hain” ya da “dönek” sıfatlarıyla anılan figürler olmadığını, aynı zamanda tarihsel, hukuki ve siyasal bağlam içinde şekillenen bir toplumsal aktör tipi olduğunu gösteriyor.

Kitabın içeriği, grev kırıcılığın tarihsel kökenlerinden başlayarak dünyadaki ve Türkiye’deki örneklerine uzanıyor. İşçi casusluğu, özel grev kırıcı örgütler, kara listelerle kurulan tehdit mekanizmaları, sarı sendikalar ve “hayalet” sendikalar gibi yöntemler ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Böylece grev kırıcılığın yalnızca bireysel bir tercih değil, çoğu zaman sermaye ve devlet tarafından örgütlenen çok katmanlı bir strateji olduğu açığa çıkıyor.

Günel, yalnızca işveren cephesini değil, işçilerin geliştirdiği karşı stratejileri de görünür kılıyor. Dayanışma ağları, teşhir kampanyaları, hukuki mücadeleler ve alternatif örgütlenme biçimleri, grev kırıcılığa karşı geliştirilen direniş repertuarının parçaları olarak analiz ediliyor. Bu karşılaşma, sınıf mücadelesinin dinamik ve karşılıklı bir süreç olduğunu hatırlatıyor.

Eser, 2000’li yıllarda Türkiye’de yaşanan Türk Telekom ve Türk Hava Yolları grevleri üzerinden somut örnekler sunarak teorik çerçeveyi güncel deneyimlerle birleştiriyor. Böylece grev kırıcılığın yalnızca geçmişe ait bir olgu olmadığını, neoliberal dönemde yeni biçimler kazanarak sürdüğünü ortaya koyuyor.

‘Grev Kırıcılar’, emeğin kolektif eylem kapasitesini hedef alan müdahaleleri tarihsel ve sosyolojik bir perspektifle inceleyen kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Günel, grev kırıcılığı anlamanın, sınıf mücadelesinin gerçek dinamiklerini kavramak için vazgeçilmez olduğunu gösteriyor.

Aykut Günel — Grev Kırıcılar
• İletişim Yayınları
Siyaset • 304 sayfa • 2026