Sinan Niyazioğlu – Alfabe ve Matbuat (2021)

Türkiye’de 1 Kasım 1928’de kabul edilen Latin alfabesi, modern ulus inşa etme yolunda atılmış en büyük adımdı.

Sinan Niyazioğlu da bu özgün çalışmasında, ulus inşa söyleminin kitlelere aşılanmasının on yıllık siyasetini izliyor.

Alfabe Devrimi, Arap harfli Türkçe yazı sistemine oranla okumayı ve yazmayı kolaylaştırmasının yanı sıra, siyasal retoriğini Osmanlı geçmişinden kopuş üzerinden tanımlayan Erken Cumhuriyet modernleşmesinin yeni yüzünü oluşturdu.

Yeni alfabeyle okuma yazma eğitimi seferberliğinde Millet Mektepleri, ülkede milli matbuat kültürünün oluşturulmasında ise Matbuat Umum Müdürlüğü idaresinde 1934’te yapılandırılan matbuat rejimi etkin rol oynadı.

Erken Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde matbuat rejimi, 1930’larda Avrupa, ABD ve Sovyetler Birliği’nde yürütülen matbuat rejimlerindeki gibi siyasal iktidarların denetimine giren resmi ve hususi yayımcılığı merkezi politikalarla şekillendirmesi ve kırsal bölgelere ulaşabilen yayın faaliyetleriyle resmi modernleşme ideolojisini kitlelere benimsetmesi açısından etkili bir kültür yönetimiydi.

1930’lardaki matbuat rejimlerinin ortak hedefi, resmi modernleşme ideolojisini toplumsal kültüre dönüştürebilmekti.

İşte Niyazioğlu’nun bu çalışması, 1928-1938 zaman aralığında, Erken Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde ulusun inşası söyleminin, alfabe kitaplarından resmi propaganda yayınlarına uzanan geniş ölçekteki matbuat ürünleriyle somutlaştırılmasının ve kitlelere aşılanmasının on yıllık siyasetini inceliyor.

Kitap, Türkiye’de milli yazılı kültürü belirleyen Alfabe Devrimi’nin ve milli matbuat kültürünü biçimlendiren matbuat rejiminin gelişimini, Türkiye’nin komşusu ve müttefiki olan siyasal rejimlerle 1920’li ve 1930’lu yıllarda kurduğu kültürel ilişkiler üzerinden karşılaştırarak ele almasıyla özellikle dikkat çekiyor.

İki dünya savaşı arasında Türkiye’deki uluslaşma siyasetinde öne çıkan milli matbuat kültürüne daha yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: M. Sinan Niyazioğlu – Alfabe ve Matbuat: Türkiye’de Alfabe Devrimi ve Matbuat Rejimi 1928-1939, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 300 sayfa, 2021

Franz-Michael Konrad – Okulun Tarihi (2021)

Antik Çağ’ın liselerinden bugün dünyanın pek çok ülkesinin eğitim sistemlerini karşılaştıran ve test eden PISA projesine, okulun evrimi üzerine çok iyi bir çalışma.

Franz-Michael Konrad, okurunu, Eski Mısır’dan ve Orta Çağ’ın manastır okullarına ve oradan günümüze uzanan aydınlatıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Yirminci yüzyılda Almanya’daki genel zorunlu eğitimin dinamikleri, eğitimin devlet yönetimine geçmesi, eğitimin sürekli yeni reformlarla şekillenme süreci ve PISA çalışmasının okulların geleceği için ne anlama geldiği, kitapta irdelenen kimi dikkat çekici konular.

  • Künye: Franz-Michael Konrad – Okulun Tarihi: Antik Çağ’dan Günümüze, çeviren: Eda Kulaksız, Runik Kitap, tarih, 119 sayfa, 2021

Erhan Demircioğlu – Makinedeki Hayalet (2021)

Felsefe tarihinde kadim yeri olan zihin tartışmaları üzerine iyi bir giriş.

Erhan Demircioğlu’nun çalışması, iki açıdan önemli.

Birincisi, zihnin felsefi olarak neden önemli bir konu olduğunu, neden ilginç ve üzerine çalışmaya ya da düşünmeye değer olduğunu açıklaması.

İkincisi ise, zihne dair geliştirilmiş felsefi teorileri ve yapılmış tartışmaları aktarması.

Bu amaçla “Zihni neden tartışalım?” ve “Zihin nasıl tartışılıyor?” sorularını merkeze alan çalışma, hem yüzeyselliğe düşmeden hem de teknik ayrıntılarda boğulmadan konuyu derli toplu bir şekilde açıklıyor.

Zihnin gizemlerinden zihnimizin ne taşıdığına, varlık ile açıklama arasındaki bağdan zihni açıklamanın mümkün olup olmadığına pek çok konuyu ele alan kitabın her bölümünün sonunda da okurun daha ileri düzeyde aydınlanmasına olanak sağlayacak okuma önerileri yer alıyor.

  • Künye: Erhan Demircioğlu – Makinedeki Hayalet: Zihin Felsefesine Giriş, Fol Kitap, felsefe, 160 sayfa, 2021

Gaston Bachelard – Sürenin Diyalektiği (2021)

Yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden Fransız filozof Gaston Bachelard’dan zamanın ve fiziksel dünyanın doğası üzerine derinlemesine bir düşünme.

‘Sürenin Diyalektiği’, Henri Bergson ve onun “yaşanmış zaman” kavramıyla sıkı bir tartışmaya girmesiyle önemli.

Kitabın diğer bir dikkat çekici yanı, felsefe yapmanın en ilginç biçimlerinden biri olan “durma felsefesi”ne giriş niteliğinde bir eser olması.

Çalışma, Bachelard’ın bilim felsefesi ile doğa ve nedensellik kavrayışını anlamak konusunda da önemli ipuçları barındırıyor.

  • Künye: Gaston Bachelard – Sürenin Diyalektiği, çeviren: Emine Sarıkartal, Fol Kitap, felsefe, 168 sayfa, 2021

Suat Taşkesen – Aidiyet Siyaseti (2021)

Aidiyet siyaseti “biz ve onlar” sınırlarını inşa eder, fakat asıl mahareti bu sınırları sürekli biçimde yeniden üretmesidir.

Suat Taşkesen, aidiyet ve sosyal dışlanma süreçlerinin yanı sıra aidiyet siyasetinin kapsamlı bir analizini ortaya koyuyor.

Söz konusu sınırları koruma ve yeniden üretme arzusu ve zorunluluğunun aidiyet siyasetinin varlık koşulu olduğunu belirten Taşkesen, aidiyet siyasetinin modern dünyadaki sosyal ve siyasal yaşantımızı nasıl derinden etkilediği üzerine çok yönlü bir şekilde düşünüyor.

Taşkesen’e göre aidiyet siyaseti, birey ve gruplar olarak ortaya koyduğumuz siyasal tutumlarımız, eğilimlerimiz ve davranışlarımız, insan doğasındaki aidiyet ihtiyacıyla sıkı ilişki içindedir.

  • Künye: Suat Taşkesen – Aidiyet Siyaseti: İçerilme, Dışlanma, Siyasal Tercihlerimiz, Nika Yayınevi, siyaset, 232 sayfa, 2021

Göksel Aymaz – Militan İyimserlik (2021)

Harekete geçirmeyen, hamlesiz, kötürüm bir iyimserlik yerine, militan bir iyimserliği nasıl inşa edebiliriz?

Ernst Bloch’un “Gelecek kısmet olarak gelmez insanın ayağına” sözünden yola çıkan Göksel Aymaz da, sosyal bilimlerde bugün esamisi dahi okunmayan değiştirme arzusuyla yüklü bir epistemoloji öneriyor.

Sosyal bilimlerin iyi ve güzel olanı ne yaratmaya ne de ayırt etmeye yarayacak araçlara sahip olmadığını, sadece doğru olanı ayırt edebilecek araçlara sahip olduğunu iddia ettiğini ve sosyal teoride umudun bugün çok nadir bulunduğunu belirten Aymaz, bu sorunu aşmak, başka bir deyişle iyi ve güzel olanı gelecekte yaratma uğraşına Bloch’un mucidi olduğu “Militan İyimserlik” yaklaşımının nasıl eşlik edebileceğini tartışıyor.

  • Künye: Göksel Aymaz – Militan İyimserlik: Sosyal Bilimler İçin Bir Epistemoloji, Yordam Kitap, siyaset, 192 sayfa, 2021

Anna Reid – Leningrad (2021)

Nazilerin 1941’de kuşattığı Leningrad, modern tarihin en uzun süreli ve en yıkıcı kent kuşatmalarından biridir ve Stalingrad Muharebesi ile Berlin Muharebesi’yle birlikte en ağır kayıplarla sonuçlanmış üçüncü kuşatmasıdır.

Anna Reid, neredeyse bir milyon insanın açlıktan can verdiği bu kuşatmadan sağ kurtulmayı başaranlarla da röportaj yaparak kuşatmanın çarpıcı bir fotoğrafını çekiyor.

8 Eylül 1941’de, Hitler’in orduları Sovyetler Birliğine saldırdıktan on bir hafta sonra, Leningrad kuşatma altına alınmıştı.

Alman kuşatması iki buçuk sene boyunca devam etti.

İkinci Dünya Savaşı’nın, tarihçilerin dikkatinden kaçan bu cephesinde, neredeyse bir milyon Leningradlı açlığın pençesinde can verdi.

Yazar, gün yüzüne yeni çıkmış günlükleri, kuşatmayı bizzat yaşamış tanıklarla yapılan mülâkatları, Sovyet devlet belgelerini ve daha birçok çeşitli kaynağı bir araya getirerek okuyucusuna kuşatmanın her bir anını tüm gerçekliğiyle resmeden, etkileyici bir eser sunuyor.

Kitap, savaşı, askeri ya da siyasi tarih dilinden ziyade, insan gözünden göstermesiyle de ayrıca dikkat çekiyor.

  • Künye: Anna Reid – Leningrad: Kuşatılmış Bir Şehrin Trajedisi 1941-1944, çeviren: Özgür Atılım Turan, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 568 sayfa, 2021

Arthur Schopenhauer – İstemenin Özgürlüğü Üzerine (2021)

“Özbilinçten yola çıkarak insan istemesinin özgürlüğü kanıtlanabilir mi?”

Arthur Schopenhauer, Norveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nin ilan ettiği bu yarışma sorusuna, elimizdeki ödüllü denemesiyle yanıt vermiş.

Schopenhauer, felsefe tarihinin bu en zorlu sorularından biri olan insan istemesinin özgürlüğü sorusuna yanıt verirken aynı zamanda kendine özgü düşünme biçiminin iyi örneklerinden birini veriyor.

Burada özgürlüğü hem sistematik bir biçimde farklı kavramsal katmanlar boyunca analiz eder hem de felsefe tarihinin büyük düşünürlerinin tanıklığına başvuran Schopenhauer, özgürlük gerçekten de bir muamma mıdır sorusuna çarpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – İstemenin Özgürlüğü Üzerine, çeviren: Adnan Esenyel, Fol Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2021

Berthe Georges-Gaulis – Berthe Georges-Gaulis’den Mektuplar (2021)

Birinci Dünya Savaşı öncesinde İstanbul’da yaşamış ve gazeteci kimliğiyle Kurtuluş Savaşı’nı Anadolu’yu pek çok kez gezerek yakından izlemiş Berthe Georges-Gaulis’in 1919-1928 arasını kapsayan mektupları ilk kez yayımlandı.

Gaulis’nin doğrudan tanıklıklar içeren mektupları, hem o dönemde Fransa’nın Ortadoğu ve Türkiye siyasetine ışık tutması hem de 1920’lerde bir Fransız kadının siyasi hayattaki etkin rolüne ilişkin fikir vermesiyle büyük dikkat çekiyor.

Georges-Gaulis’nin Fransa’nın Fas Valisi Mareşal Hubert Lyautey’ye yazdığı mektupları, Cumhuriyet’in ilk mühendislerinden Fuat Pekin’in özel arşivinden kızı Aliye Pekin Çelik tarafından gün yüzüne çıkarılmış ve ilk defa yayımlanıyor.

Mektuplara, yazışmaların tarafları hakkında Zeynep Kocabıyıkoğlu Çeçen’in kaleme aldığı ayrıntılı biyografiler eşlik ediyor ve Cemil Koçak’ın sunuş metni dönemin kapsamlı bir panoramasını çiziyor.

  • Künye: Berthe Georges-Gaulis – Berthe Georges-Gaulis’den Mektuplar: Bir Fransız Gazetecinin Türkiye ve Ortadoğu İzlenimleri, derleyen: Aliye Pekin Çelik ve Zeynep Kocabıyıkoğlu Çeçen, Koç Üniversitesi Yayınları, mektup, 200 sayfa, 2021

Susan Sontag – Yeniden Doğan ve Bilinç Tene Kuşanınca (2021)

‘Yeniden Doğan’ ve ‘Bilinç Tene Kuşanınca’, Susan Sontag’ın 1947 ve 1980 yılları arasındaki günlükleri ve defterlerini bir araya getiriyor.

Ayrı ayrı ciltler olarak yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan çalışmanın ilk kitabı, Sontag’ın 1947-1963 yılları arasında tuttuğu günlükleri içeriyor.

Burada, Sontag’ın Berkeley, Harvard ve Oxford’da başarılı bir eğitim hayatının ardından akademik dünyayı ardında bırakıp deneme ve romanlar yazarı, kuramcı, eleştirmen, insan hakları savunucusu olarak yaşadığı döneme dair izlenimleri yer alıyor.

‘Bilinç Tene Kuşanınca’ ise, yazarlığı ve insan hakları için verdiği mücadeleyle bellekte duran Susan Sontag’ın 1964-80 yılları arasında, otuzlu-kırklı yaşları boyunca tuttuğu günlükleri içeriyor.

Sontag’ın özgün dünyasına daha yakından bakmamıza vesile olacak bu çalışma, Sontag’ın ölümünden sonra oğlu David Reiff tarafından yayına hazırlandı.

  • Künye: Susan Sontag – Yeniden Doğan ve Bilinç Tene Kuşanınca, yayına hazırlayan: David Reiff, çeviren: Begüm Kovulmaz, Everest Yayınları, günlük, 2 cilt, 834 sayfa, 2021