Erhan Özşeker ve Toygar Sinan Baykan’ın ‘Türkiye’de Felaketlerin Politikası’ adlı kitabı, depremden sele, yangınlardan tren facialarına, iş cinayetlerinden maden katliamlarına kadar Türkiye’de tekrar tekrar yaşanan felaketlere alışılmışın dışında bir mercekten bakıyor. Kitap, bu olayları yalnızca teknik yetersizlikler, bireysel hatalar, denetimsizlik ya da tekil yolsuzluk vakaları üzerinden açıklamak yerine, onları üreten toplumsal ve siyasal ilişkilerin nasıl kurulduğunu ve nasıl sürdürüldüğünü sorguluyor.
Yazarların temel sorusu şu: İnsanların ölümüne ve ağır toplumsal kayıplara yol açan bu felaketler neden tekrar tekrar yaşanıyor? Onlara göre cevap yalnızca mevzuatın uygulanmaması veya kamu kurumlarının görevlerini yerine getirmemesinde aranamayacağı gibi, yolsuzluk, patronaj ve klientalizm kavramlarıyla da sınırlı kalmıyor. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, siyasal iktidar ile toplumun farklı kesimleri arasında zaman içinde oluşan “enformel toplumsal sözleşmeler”. Bu sözleşmeler, hukuki kuralların ve kamusal denetimin etrafından dolaşılmasını mümkün kılan karşılıklı çıkar ilişkileri yaratıyor.
Kitabın birinci bölümünde anlatılan emniyet binası örneği, bu mekanizmayı gündelik ve çarpıcı bir olay üzerinden görünür kılıyor. 2000’li yıllarda bir şehrimizde emniyetin ek bina ihtiyacı doğar, yasal izinler alınır ancak merkezi bütçeden inşaat ödeneği bir türlü gelmez. Sorunu çözmek isteyen il emniyet müdürü, trafik şube müdürüne bir liste (tuğla, çimento, demir vb.) vererek bunu trafik polisleri aracılığıyla denetimdeki inşaat kamyonu şirketlerinden toplamalarını ister. Böylece kamu kurumunun ihtiyacı olan inşaat malzemeleri, resmi bütçe yerine inşaat şirketlerinden “gönüllü” biçimde sağlanıyor; bunun karşılığında şirketlerin usulsüz yük taşıyan kamyonları denetimden ve yaptırımdan korunuyor. İlk bakışta herkesin kazandığı pratik bir çözüm gibi görünen bu ilişki, aslında kamu denetimini aşındırıyor, hukukun işleyişini bozuyor ve toplumun can güvenliğini tehdit eden koşullar yaratıyor. Böylece kitap, felaketlerin bir anda ortaya çıkan olağanüstü olaylar değil, gündelik hayatta “normalleşen” ilişkilerin birikimli sonucu olabileceğini gösteriyor.
Bu çerçevede yazarlar “popülist yönetimsellik” kavramını da merkeze yerleştiriyor. Popülist yönetimsellik, yalnızca seçim dönemlerinde kullanılan söylemlerden ibaret değil; taktikler, stratejik ihmaller ve cezasızlık üzerinden işleyen belirli bir yönetme biçimi olarak ele alınıyor. Kısa vadede farklı toplumsal kesimlerin çıkarlarını uzlaştırıyor görünen bu mekanizmalar, uzun vadede kamusal kaynakların ve güvenliğin aşınmasına neden oluyor. Özellikle “stratejik ihmal”, gerekli tedbirlerin alınmamasının basit bir beceriksizlik değil, belirli ilişkilerin sürdürülmesine hizmet eden yapısal bir işleyiş olabileceğine işaret ediyor. Cezasızlık ise bu düzenin devamlılığını sağlayan temel mekanizmalardan biri olarak öne çıkıyor.
Yazarlar bu teorik çerçeveyi 6 Şubat 2023 depremlerinden 2009 Marmara ve 2021 Batı Karadeniz sellerine, Aladağ öğrenci yurdu, Beşiktaş gece kulübü ve Kartalkaya otel yangınlarından Pamukova ve Çorlu tren facialarına, Davutpaşa patlaması ve Soma maden faciasına uzanan ayrıntılı vakalar üzerinden sınıyor. Her vakada vatandaş, müteahhit, işveren, bürokrasi ve siyaset arasındaki ilişkiler; denetim mekanizmaları, ihmal, sorumluluk ve yargılama süreçleri birlikte ele alınıyor.
Kitabın Önsözünde yazarların da belirttiği gibi, bu çalışma felaketlerin nedenlerini basit teknik sorunlara indirgememeye ve onları yaratan iktidar ilişkilerini anlamaya yönelik bir çaba. Sonuçta ‘Türkiye’de Felaketlerin Politikası’, felaketleri yalnızca gerçekleştiği anda ortaya çıkan trajediler olarak değil, gündelik yaşamda üretilen ve zamanla “normal” kabul edilen toplumsal-siyasal ilişkilerin sonucu olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.
Erhan Özşeker, Toygar Sinan Baykan — Türkiye’de Felaketlerin Politikası: Enformel Toplumsal Sözleşmeler ve Popülizm
• İletişim Yayınları
Siyaset • 272 sayfa • 2026










