Kolektif— TKP’nin Kuruluş Süreci (2026)

Erol Ülker’in derlediği TKP’nin Kuruluş Süreci: Birleşik Parti Meselesi ve Akaretler Kongresi, Türkiye Komünist Partisi’nin ortaya çıkışını tekil bir örgütlenme hikâyesi olarak değil, çok parçalı bir siyasal ve düşünsel birleşme süreci olarak ele alan kolektif bir tarih çalışması sunuyor. Kitap, 15 Şubat 1925’te toplanan Akaretler Kongresi’ni, TKP’nin kurumsal doğuş anlarından biri olarak merkeze alırken, bu kongreyi mümkün kılan ideolojik, örgütsel ve uluslararası bağlamları da birlikte düşünmeye davet ediyor.

Derlemenin temel meselesi, “birleşik parti” fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve hangi koşullar altında somut bir siyasal projeye dönüştüğü. Farklı devrimci ve komünist çevrelerden gelen genç kadroların, Komintern’in yönelimleri doğrultusunda Türkiye’deki dağınık komünist yapıları tek bir örgütsel çatı altında toplama iradesi, kitabın ana eksenini oluşturuyor. Bu süreç, yalnızca bir örgütsel birleşme olarak değil, aynı zamanda ortak bir siyasal dil, strateji ve gelecek tahayyülü üretme çabası olarak ele alınıyor.

Kitapta yer alan çalışmalar, TKP’nin kuruluşunu dar bir parti tarihi anlatısına indirgemez. İstanbul Komünist Grubu’ndan TKP’ye geçiş, işgal dönemi İstanbul’undaki sınıf hareketleri, Akaretler Kongresi’nde işçi-aydın gerilimi, Komintern çizgisiyle kurulan ilişkiler, erken dönem program tartışmaları, Dr. Şefik Hüsnü figürü üzerinden şekillenen aydınlık ve siyasal yönelimler gibi başlıklar, kuruluş sürecinin çok katmanlı yapısını ortaya koyuyor. Böylece TKP’nin doğuşu, yalnızca siyasal bir kararın sonucu değil, ideolojik çatışmaların, birlik arayışlarının, ayrışmaların ve yeniden birleşmelerin iç içe geçtiği tarihsel bir süreç olarak görünür hale geliyor.

Derleme, Türkiye komünist hareketinin kuruluşunu sadece bölünmeler ve kopuşlar üzerinden değil, çoğulculuk, ortak mücadele kültürü ve birlikte siyaset üretme geleneği üzerinden de okuyor. Akaretler Kongresi bu bağlamda, yalnızca bir kongre değil, farklı siyasal geleneklerin ortak bir yapı kurma iradesini somutlaştırdığı tarihsel bir eşik olarak ele alınıyor. TKP’nin ortaya çıkışı, bu perspektifte, Cumhuriyet tarihinin en köklü siyasal aktörlerinden birinin kurumsal doğuşu kadar, Türkiye’de emek mücadelesinin ve sol siyasal geleneğin şekillenme anlarından biri olarak anlam kazanıyor.

Bu yönüyle kitap, yalnızca TKP tarihine değil, Türkiye’de sol hareketlerin oluşumuna, örgütlenme biçimlerine ve siyasal kültürüne dair daha geniş bir tarihsel okuma sunuyor. Erol Ülker’in derlediği bu çalışma, TKP’nin kuruluşunu tek merkezli bir anlatı yerine çok sesli, çok aktörlü ve çatışmalı bir süreç olarak ele alarak, erken Cumhuriyet dönemi siyasal tarihine derinlikli ve eleştirel bir perspektif kazandırıyor.

Kolektif— TKP’nin Kuruluş Süreci: Birleşik Parti Meselesi ve Akaretler Kongresi
Derleyen: Erol Ülker • Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Tarih • 138 sayfa • 2026

Günther Anders — İnsanın Eskimişliği (2026)

‘İnsanın Eskimişliği’ (‘Die Antiquiertheit des Menschen’) modern teknolojik uygarlığın insanı nasıl aşındırdığını, dönüştürdüğünü ve varoluşsal olarak geride bıraktığını analiz eden radikal bir uygarlık eleştirisi sunuyor. Anders, bu çalışmalarda insanın artık kendi ürettiği dünyaya yabancılaştığını ve teknolojik sistemlerin hızına, ölçeğine ve mantığına ayak uyduramaz hale geldiğini söylüyor. İnsan, yarattığı araçların gölgesinde kalıyor ve kendi ürünleri karşısında küçülüyor. Üretim gücü artıyor, fakat anlam üretme kapasitesi zayıflıyor.

Birinci ciltte teknoloji ile insanın etik ve duygusal dünyası arasındaki kopuş merkeze alınıyor. Anders, modern insanın yapabildiği şeyleri ahlaken kavrayamadığını, sorumluluk bilincinin üretim süreçlerinde parçalandığını gösteriyor. İnsan üretmeye devam ediyor ama sonuçları içselleştiremiyor, böylece fail oluyor fakat özne olamıyor. Ruh, vicdan ve hayal gücü teknik rasyonalite karşısında geri çekiliyor.

İkinci ciltte analiz daha karanlık bir düzleme geçiyor. Nükleer silahlar, kitlesel imha teknolojileri ve ekolojik yıkım üzerinden yaşamın doğrudan yok edilme kapasitesi tartışılıyor. Anders, insanlığın dünyayı yok etme gücüne sahip olduğunu ama bu yıkımı zihinsel ve etik olarak kavrayamadığını söylüyor. Felaket bilgisi sıradanlaşıyor, yıkım ihtimali normalleşiyor, sorumluluk duygusu silikleşiyor.

Eser, modernliği ilerleme hikâyesi olarak değil, etik bir kriz olarak okuyor. Anders, teknolojinin insanı özgürleştirmediğini, onu psikolojik, ahlaki ve varoluşsal olarak zayıflattığını ortaya koyuyor. Bu yönüyle çalışma, modern uygarlık eleştirisinin en radikal metinlerinden biri olarak insanın eskimişliğini felsefi ve toplumsal bir problem olarak temellendiriyor.

Heidegger, Husserl ve Cassirer’in öğrencisi, Hannah Arendt’in eşi, Walter Benjamin’in kuzeni olan Günther Anders, modern dünyaya dair keskin eleştirileriyle bugün yeniden keşfedilen bir filozof. Hans Jonas, Bertolt Brecht, Ernst Bloch ve Herbert Marcuse gibi isimlerle de yolları kesişti.

Günther Anders — İnsanın Eskimişliği
Çeviren: Herdem Belen, Hüseyin Ertürk • Alfa Yayınları
Felsefe • 440 sayfa • 2026

David Harvey — Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz (2026)

David Harvey’nin bu kitabı, Marx’ın en zor ve en karmaşık metinlerinden biri olan ‘Grundrisse’yi okur için anlaşılır kılan kapsamlı bir düşünsel rehber. Harvey, bu eseri yalnızca açıklayan bir yorum kitabı olarak değil, Marx’ın düşünme biçimine açılan bir kapı olarak kurguluyor. Amaç, Marx’ın siyasal iktisat eleştirisini sadeleştirmek değil, onun kavramsal derinliğini kaybetmeden erişilebilir hale getiriyor. Grundrisse, kapalı bir teorik metin olmaktan çıkıyor, günümüz dünyasının ekonomik, toplumsal, siyasal ve ekolojik krizlerini anlamaya imkân veren bir düşünme alanına dönüşüyor.

‘Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz’ (A Companion to Marx’s Grundrisse’), Marx’ın sermaye, emek, değer, doğa ve toplum ilişkisini nasıl birlikte düşündüğünü görünür kılıyor. Harvey, Marx’ın temel derdinin yalnızca sömürü ilişkilerini çözümlemek olmadığını, aynı zamanda sermayenin insan ihtiyaçlarını karşılamada ve doğayı tahrip etmeyi durdurmada neden yapısal olarak başarısız kaldığını anlamak olduğunu vurguluyor. ‘Grundrisse’, kapitalizmi teknik bir ekonomik sistem olarak değil, bütünlüklü bir toplumsal düzen olarak ele alıyor ve bu düzenin uzun vadede kendi krizlerini nasıl ürettiğini gösteriyor.

Harvey’nin yaklaşımı, tek bir “doğru Marx yorumu” dayatmıyor. Okuru metinle doğrudan ilişkiye sokuyor, düşünsel bağlantılar kurmaya teşvik ediyor ve ‘Grundrisse’yi bir keşif alanı olarak okumayı öneriyor. Kitap, Marx’ın notlar halinde yazdığı bu metni bir sistematik doktrin olarak değil, düşüncenin hareket halindeki biçimi olarak ele alıyor.

Bu çalışma, Marx okumalarını akademik sınırların dışına taşıyan, öğrenciler ve araştırmacılar için temel bir kaynak. Harvey, ‘Grundrisse’yi bugünün dünyasını anlamaya yarayan kurucu bir düşünsel araç olarak konumlandırıyor ve Marx’ın düşüncesinin neden hâlâ güncel olduğunu gösteriyor.

David Harvey — Marx’ın Grundrisse’si İçin Kılavuz
Çeviren: Onur Orhangazi • Metis Yayınları
Siyaset • 440 sayfa • 2026

Burak Aslanmirza — İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kızıl Konak Evrakı (2026)

‘İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kızıl Konak Evrakı: Toplantı Zabıtları, Genelgeler ve Siyasi Program (1916–1917)’, İttihat ve Terakki tarihinin en karanlıkta kalmış alanlarından birine doğrudan ışık tutan özgün bir kaynak olarak öne çıkıyor. Cemiyetin resmen dağıtılmasından sonra arşivlerinin büyük ölçüde yok edildiği, merkez binası Kızıl Konak’ın bile fiziksel olarak ortadan kalktığı bir tarihsel bağlamda, bu eser neredeyse “imkânsız” sayılabilecek bir belge dünyasını gün yüzüne çıkarıyor. Hacı Adil Arda’nın ailesi tarafından Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri’ne bağışlanan evrak üzerinden hazırlanan bu çalışma, İttihat ve Terakki’nin iç dünyasını, karar mekanizmalarını ve gelecek tasavvurunu doğrudan kendi metinleri aracılığıyla görünür kılıyor.

Burak Aslanmirza, İttihat ve Terakki’yi yalnızca ideolojik bir hareket olarak değil, uzun vadeli bir devlet projesi üreten siyasal bir organizasyon olarak ele alıyor. Kızıl Konak’ta tutulan toplantı zabıtları, yayımlanan genelgeler ve 1916 Umumi Kongresi’nde kabul edilen siyasi program, cemiyetin yalnızca savaş koşullarına değil, “gelecek yüzyıllara” dönük bir düzen tasavvuru kurduğunu gösteriyor. Osmanlı’yı modern, merkeziyetçi ve disiplinli bir imparatorluk yapısına dönüştürme hedefi; Türkçülük, İslamcılık, eğitim politikaları, iskân, nüfus mühendisliği ve kültürel dönüşüm gibi alanlarda somut stratejilerle şekilleniyor. Devlet, burada soyut bir ideal değil, bilinçli biçimde yeniden inşa edilmesi gereken bir organizma olarak kurgulanıyor.

Eser aynı zamanda İttihat ve Terakki algısındaki kutuplaşmayı da dolaylı biçimde sorguluyor. Cemiyetin ne yalnızca “yıkıcı” bir darbe hareketi ne de romantize edilen bir “kurucu mit” olduğu fikrini, belgeler üzerinden ortaya koyuyor. Gizli örgüt yapısı, sınırlı kaynaklar ve ideolojik okuma biçimleri nedeniyle bugüne kadar zor yazılan İttihatçı tarih, bu evrak sayesinde somut bir zemine oturuyor. Kızıl Konak belgeleri, imparatorluğu ihya etme düşüncesinden vazgeçilip ulus-devlet inşasına yönelen zihinsel kırılmayı da açık biçimde görünür kılıyor.

Bu yönüyle kitap, yalnızca bir belge yayını değil, aynı zamanda bir zihniyet tarihidir. İttihat ve Terakki’nin iktidar aklını, devlet tahayyülünü ve toplumu yeniden biçimlendirme projelerini içeriden okuma imkânı sunar. İmparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinin nasıl planlandığını, hangi kavramlarla meşrulaştırıldığını ve hangi araçlarla hayata geçirilmeye çalışıldığını anlamak isteyenler için, bu çalışma yalnızca tamamlayıcı değil, kurucu bir referans niteliği taşır. Kızıl Konak evrakı, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan siyasal sürekliliğin en çıplak ve doğrudan izlerini barındıran nadir kaynaklardan biri olarak tarih yazımında özel bir yer edinir.

Burak Aslanmirza — İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kızıl Konak Evrakı: Toplantı Zabıtları, Genelgeler ve Siyasi Program (1916-1917)
• Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Tarih • 224 sayfa • 2026

Alain Sauteraud — Yas Psikolojisi (2026)

Alain Sauteraud’un bu kitabı, yas deneyimini yalnızca bir kayıp tepkisi olarak değil, insanın varoluşunu yeniden kurma süreci olarak ele alıyor. Yazar, ölümü izleyen dönemi psikolojik bir boşluk, yön kaybı ve kimlik kırılması üzerinden okuyor. Yas, burada sadece acı değil, anlamın çözülmesi ve yeniden örgütlenmesi süreci olarak görülüyor. Kayıp, bireyin zaman algısını, ilişkilerini ve benlik anlatısını dönüştürüyor, kişi dünyayla bağını yeniden kurmaya çalışıyor.

Eserde yas, evrensel ve katı aşamalarla açıklanmıyor; her yas deneyiminin özgünlüğü vurgulanıyor. Sauteraud, suçluluk, öfke, inkâr, özlem ve çaresizlik gibi duyguları patolojik tepkiler olarak değil, insan olmanın doğal parçaları olarak yorumluyor. Yas süreci doğrusal bir iyileşme çizgisi gibi ilerlemiyor, inişli çıkışlı, kırılgan ve süreksiz bir iç yolculuk olarak şekilleniyor. Bu yaklaşım, bireyin acıyı bastırmak yerine anlamlandırmasına alan açıyor.

‘Yas Psikolojisi’ (‘Vivre après ta mort’), yas psikolojisini klinik tanımların ötesine taşıyor ve onu varoluşsal bir deneyim olarak konumlandırıyor. Sauteraud, yasın insanı hem kırılganlaştırdığını hem de daha duyarlı ve dikkatli bir varoluşa açtığını gösteriyor. Yas, bu çerçevede yalnızca geçmişteki bir kayba değil, geleceğe dair kurulan anlamlara da dokunuyor. Birey, kayıpla birlikte dünyaya bakışını, değerlerini ve yaşam yönünü yeniden düşünmeye başlıyor. Bu yönüyle eser, modern psikoloji literatüründe yasın insani, etik ve varoluşsal boyutlarını birlikte düşünen önemli bir kaynak ve alanında temel bir düşünsel referans niteliği taşıyor. Kitap, yasın insan hayatındaki dönüştürücü gücünü kavramak isteyenler için güçlü bir düşünsel zemin sunuyor. Bu yaklaşım, yasın insanı daha derin, daha bilinçli ve daha sorumlu bir yaşama taşıdığını gösterir.

Alain Sauteraud — Yas Psikolojisi: Sevilen Bir Yakının Ölümüyle Baş Etmek
Çeviren: Z. Hazal Louze • İletişim Yayınları
Psikoloji • 240 sayfa • 2026

Paul Goalby Cressey — Taksi-Dans Salonu (2026)

Paul Goalby Cressey’nin bu eseri, modern kent yaşamında eğlence, cinsellik, sınıf ve yabancılaşma ilişkilerini sosyolojik bir bakışla inceleyen öncü bir çalışmadır. Cressey, 1920’ler Amerika’sında yaygın olan “taxi-dance hall”ları (erkeklerin dans başına para ödediği salonlar) yalnızca bir eğlence mekânı olarak değil, kentsel yaşamın yarattığı toplumsal ihtiyaçların ve gerilimlerin yoğunlaştığı sosyal alanlar olarak ele alıyor. Bu mekânlar, göç, yalnızlık, yoksulluk ve duygusal yoksunluk gibi kent deneyimlerinin somutlaştığı birer karşılaşma noktası olarak okunuyor.

Kitapta dans salonları, ticarileşmiş boş zaman pratiklerinin bir ürünü olarak analiz ediliyor. Kadın bedeni, duygusal yakınlık ve eğlence, piyasa ilişkileri içinde metalaşıyor; ilişkiler samimiyet değil, değişim ve ücret üzerinden kuruluyor. Cressey, bu yapının hem erkek müşteriler hem de kadın dansçılar için yarattığı psikolojik ve toplumsal etkileri inceliyor. Yalnızlık, geçici bağlar, kırılganlık ve aidiyetsizlik, kent yaşamının tipik duyguları olarak bu mekânlarda görünür hale geliyor.

‘Taksi-Dans Salonu’ (‘The Taxi-Dance Hall’), Chicago Okulu sosyolojisinin klasiklerinden biri olarak kent sosyolojisi, kültürel çalışmalar ve modernlik eleştirisi açısından büyük önem taşıyor. Cressey, eğlence mekânlarını yüzeysel alanlar olarak değil, modern toplumun sınıf ilişkilerini, cinsiyet rejimlerini ve duygusal yapısını anlamak için anahtar sosyal alanlar olarak konumlandırıyor. Bu yönüyle kitap, modern şehir hayatının görünmeyen sosyolojisini çözümleyen kurucu metinlerden biri olarak kabul ediliyor.

Paul Goalby Cressey — Taksi-Dans Salonu: Ticarileşmiş Eğlence ve Şehir Hayatı Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme
Çeviren: Cemre Su Kavalalı • Heretik Yayıncılık
Sosyoloji • 391 sayfa • 2026

Nurdan Bürüngüz — Türkiye’de Sosyal Hizmetlerin Tarihi (2026)

Nurdan Bürüngüz’ün ‘Türkiye’de Sosyal Hizmetlerin Tarihi (1950–1980)’ adlı kitabı, sosyal hizmetleri yalnızca kurumsal bir alan olarak değil, Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve ekonomik dönüşümüyle iç içe geçmiş bir tarihsel süreç olarak ele alıyor. Çalışma, sosyal hizmetlerin nasıl tanımlandığını, hangi alanları kapsadığını ve bu çerçevenin Türkiye’de nasıl şekillendiğini ekonomi politik bir bakışla analiz ediyor. Böylece sosyal hizmetler, soyut bir yardım pratiği olarak değil, belirli üretim ilişkileri, sınıfsal yapılar ve siyasal tercihler içinde oluşan bir alan olarak okunuyor.

Kitabın merkezinde emek kavramı yer alıyor. Bürüngüz, sosyal hizmetleri çalışma yaşamından kopuk bir alan olarak değil, emeğin örgütlenişi ve değersizleştirilmesi süreçleriyle bağlantılı bir yapı olarak yorumluyor. Çalışma yaşamının dışında kalan kesimler de bu emek merkezli perspektiften değerlendiriliyor ve sosyal hizmetlerle emek arasındaki ilişkinin tarihsel olarak nasıl kurulduğu görünür kılınıyor. Bu yaklaşım, sosyal hizmetlerin “yardım” eksenli dar bir tanımın ötesine geçmesini sağlıyor.

Eser aynı zamanda sosyal hizmetleri siyaset ve sosyal politika alanından bağımsız düşünmenin mümkün olmadığını vurguluyor. Türkiye’de sosyal hizmetlerin gelişimi, devlet politikaları, iktisadi yönelimler ve toplumsal güç ilişkileriyle birlikte ele alınıyor. Böylece kitap, sosyal hizmetleri durağan bir kurumlar bütünü olarak değil, sürekli değişen toplumsal, ekonomik ve siyasal bağlam içinde şekillenen dinamik bir alan olarak konumlandırıyor. Bu yönüyle çalışma, Türkiye’de sosyal hizmet tarihine yalnızca kronolojik değil, yapısal ve eleştirel bir perspektif kazandırıyor.

Nurdan Bürüngüz — Türkiye’de Sosyal Hizmetlerin Tarihi (1950-1980)

  • Nika Yayınevi

İnceleme • 218 sayfa • 2026

Christiane Czygan — Devletin Nizamı (2026)

Christiane Czygan’ın bu eseri, Türk-Osmanlı entelektüellerinin düşüncesini “devlet düzeni” kavramı etrafında derinlemesine inceliyor. Kitap, Londra’da Türk-Osmanlı entelektüellerinin yayımladığı Hürriyet gazetesini yalnızca bir muhalif yayın organı olarak değil, modern Osmanlı siyasal düşüncesinin üretildiği entelektüel bir laboratuvar olarak ele alıyor. Czygan, bu metinlerde devletin kutsal ve değişmez bir yapı olarak değil, akıl, hukuk, meşruiyet ve toplumsal rıza üzerinden yeniden kurulan bir düzen olarak tasarlandığını gösteriyor. Devlet fikri, geleneksel iktidar anlayışından kopuyor, anayasal düşünce, temsil, hukuk devleti ve kamusal tartışma kavramlarıyla birlikte yeniden şekilleniyor.

‘Devletin Nizamı’ (‘Zur Ordnung Des Staates’), Hürriyet çevresindeki yazarları tek sesli bir yapı olarak değil, çok katmanlı ve dinamik bir entelektüel ağ olarak okuyor. Metinlerarası ilişkiler, üslup farklılıkları ve içerik değişimleri üzerinden Jön Osmanlı düşüncesinin iç tartışmalarını görünür kılıyor. Yazılar, yalnızca Tanzimat yönetimine yönelik polemikler üretmiyor; aynı zamanda “Osmanlı nasıl bir devlet olmalı” sorusuna farklı cevaplar geliştiriyor. Batı siyasal düşüncesinden beslenen kavramlar, İslami ve Osmanlı siyasal geleneğiyle birlikte düşünülüyor ve özgün bir sentez oluşturuyor.

Eser, Osmanlı modernleşmesini reform tarihinin ötesine taşıyor ve düşünsel dönüşüm süreci olarak yeniden yorumluyor. Czygan, modern Türk siyasal düşüncesinin entelektüel köklerini basın, dil ve kavram üretimi üzerinden analiz ediyor. Bu yönüyle kitap, Jön Osmanlı hareketini, Osmanlı basın tarihini ve modern devlet fikrinin Osmanlı’daki doğuşunu anlamak için alanında temel ve kurucu bir akademik çalışma olarak öne çıkıyor.

Christiane Czygan — Devletin Nizamı: Yeni Osmanlılar, Fikirleri ve Hürriyet Gazetesi (1868-1870)
Çeviren: Umut Döner • Tarih Vakfı Yurt Yayınları
Tarih • 234 sayfa • 2026

Jonathan Lear — Sonun Tahayyülü (2026)

Jonathan Lear, bu çalışmasında bireysel ve kolektif yas deneyimini etik hayatın merkezine yerleştiriyor. Lear, yalnızca bir kaybın ardından yaşanan duygusal süreci değil, anlam dünyasının çöküşünü ve yeniden kurulmasını da inceliyor.

Yas, burada pasif bir acı hali değil, insanın dünyayla ilişkisini yeniden düşünmesini sağlayan yaratıcı bir kırılma olarak ele alınıyor. İnsan, kayıpla birlikte yalnız sevdiklerini değil, değerlerini, yön duygusunu ve yaşam anlatısını da yitiriyor, sonra bunları yeniden kurmaya çalışıyor.

‘Sonun Tahayyülü’nde (‘Imagining the End’), etik yaşam, soyut ilkelerden çok, kırılganlık, belirsizlik ve hayal gücüyle kurulan bir pratik olarak düşünülüyor. Lear, psikanaliz, felsefe ve antropolojiyi birleştirerek yasın, insanı daha derin bir sorumluluk duygusuna açtığını savunuyor. “Sonu hayal etmek”, yalnızca ölüm fikriyle değil, bir dünyanın sona ermesiyle yüzleşmek anlamına geliyor. Bu yüzleşme, insanı ya kapanmaya ya da daha açık, daha duyarlı bir etik tutuma yönlendiriyor.

Eser, yas, etik ve anlam ilişkisini birlikte düşünen çağdaş felsefi literatürde önemli bir yere sahip. Lear, etik hayatın kriz anlarında kurulduğunu, kayıp deneyiminin insanı daha insani, daha dikkatli ve daha sorumlu bir varoluşa taşıyabildiğini gösteriyor. Bu yönüyle kitap, etik teoriyi soyut kurallardan çıkarıp yaşanan hayata bağlayan güçlü bir düşünsel çerçeve sunuyor.

‘Sonun Tahayyülü’, kaygı çağında yas, umut ve minnettarlık üzerinden ayakta kalmak ve anlam üretmek üzerine kuvvetli bir tefekkür.

Jonathan Lear — Sonun Tahayyülü: Yas ve Etik Yaşam
Çeviren: Aslı Önal • Axis Yayınları
Psikanaliz • 224 sayfa • 2026

Ferhat Sarı — Termodinamik Tarihine Kısa Bir Bakış (2026)

Ferhat Sarı’nın ‘Termodinamik Tarihine Kısa Bir Bakış’ adlı kitabı, termodinamiği yalnızca fiziksel yasaların toplamı olarak değil, modern bilimin düşünme biçimini dönüştüren tarihsel bir kırılma alanı olarak ele alıyor. Sanayi Devrimi’nden buhar makinelerine, Carnot’nun verimlilik problemlerinden Clausius’un entropi kavramına, Kelvin’in mutlak sıcaklık ölçeğinden Boltzmann’ın istatistiksel fiziğine uzanan süreç, bilimin nasıl ilerlediğini gösteren canlı bir hikâye olarak kurgulanıyor.

Kitap, termodinamiğin temel yasalarını soyut formüller üzerinden değil, bu yasaları ortaya çıkaran bilim insanlarının yaşam öyküleri, düşünsel çatışmaları ve tarihsel bağlamları üzerinden anlatıyor. Enerjinin korunumu ilkesinin, sanayi toplumunun üretim mantığıyla nasıl iç içe geçtiği; entropi kavramının ise yalnızca fiziksel bir büyüklük değil, zaman, düzen ve düzensizlik üzerine felsefi bir düşünme biçimi haline nasıl geldiği gösteriliyor. Termodinamik, böylece sadece laboratuvarlarda değil, fabrikalarda, şehirlerde ve gündelik hayatın ritminde karşılığı olan bir bilim olarak konumlanıyor.

Ferhat Sarı’nın anlatımı, termodinamiği kuantum, görelilik ve evrim kuramlarıyla aynı düşünsel düzlemde ele alarak, modern dünyayı anlamanın anahtar disiplinlerinden biri olarak sunuyor. Kitap, bilimi soyut bir bilgi alanı olmaktan çıkarıp, insanlık tarihinin maddi, toplumsal ve kültürel dönüşümleriyle birlikte okuyan bir perspektif kuruyor. Bu yönüyle eser, termodinamik tarihini sadece bir bilim tarihi anlatısı olarak değil, modern uygarlığın düşünsel omurgasını açıklayan bir çerçeve olarak yeniden yorumluyor.

Ferhat Sarı — Termodinamik Tarihine Kısa Bir Bakış
• Ginko Bilim Yayınları
Bilim • 64 sayfa • 2026