Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri (2026)

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı filmlerden çok seyir pratiği, salonlardan çok hatırlama biçimi üzerinden ele alan özgün bir kültürel tarih anlatısı. Aynülhayat Uybadın, 1960’lar ve 1970’lerde Türkiye’de sinemaya gitmenin ne anlama geldiğini, izleyiciyi pasif bir tüketici olmaktan çıkararak tarihsel özne konumuna yerleştiriyor.

Uybadın, sözlü tarih yöntemine yaslanan araştırmasında sinemayı bir eğlence alanından ziyade toplumsal bir olay, bir buluşma ve sosyalleşme mekânı olarak okuyor. Yazlık sinemalarla kapalı salonlar, matinelerle suareler, mahalle aralarıyla kent merkezleri arasında dolaşan anlatılar; sinemanın gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Perdede akan hikâyeler kadar, o hikâyeleri birlikte izleme biçimleri de kitabın merkezinde yer alıyor.

Çalışma, “sinema eğlence değildir” diyen estetik bilinçle, “başka ne eğlencemiz var ki?” diyen kolektif deneyimi yan yana getirerek, izleyiciliğin sınıfsal, kültürel ve duygusal boyutlarını görünür kılıyor. Yıldızlarla kurulan özdeşlikler, filmlerden öğrenilen davranış kalıpları, utanma, denetim, aidiyet ve arzu gibi duygular; sinemanın toplumsal hayatı nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Uybadın sinema tarihini yalnızca yapım ve film merkezli okumalarla sınırlamıyor; izleyici araştırmaları, bellek çalışmaları ve yeni sinema tarihi yaklaşımlarını bir araya getirerek “tarihsel izleyici” kavramını derinleştiriyor. Aile, mahalle, taşra, kent, toplumsal cinsiyet, nostalji ve “altın çağ” anlatıları, bireysel anılardan süzülen kolektif bir sinema hafızası içinde yeniden kuruluyor.

‘Evvel Zaman İzleyicileri’, sinemayı bir zamanlar “bir filmden çok bir olay” olarak yaşayanların sesine kulak veren; kişisel hatıraları Türkiye’nin kültürel ve toplumsal tarihine bağlayan güçlü bir bellek çalışması olarak, sinema tarihine içeriden ve çoksesli bir kapı aralıyor. Işıklar sönüyor, perde açılıyor; hikâye ve hatırlama işte tam da o esnada başlıyor.

Aynülhayat Uybadın — Evvel Zaman İzleyicileri: 1960’lar ve 1970’ler Türkiye’sinde Sinemaya Gitme Deneyimi
• Heretik Yayıncılık
İnceleme • 360 sayfa • 2026

Deirdre Bair — Paris Yaşamları (2025)

Deirdre Bair’in bu kitabı, yazarın Paris’te geçirdiği yılları merkezine alan, edebiyat, felsefe ve kişisel hafızayı iç içe geçiren özgün bir anı anlatısı sunuyor. Bair, bu eserde yalnızca Samuel Beckett ve Simone de Beauvoir gibi 20. yüzyıl düşünce ve edebiyatının iki büyük figürüyle kurduğu yakın ilişkileri değil, aynı zamanda onların dünyasına içeriden tanıklık eden bir araştırmacı ve yazar olarak kendi konumunu da sorguluyor.

‘Paris Yaşamları’ (‘Parisian Lives’), Bair’in Beckett ve Beauvoir üzerine yürüttüğü biyografi çalışmalarının perde arkasını açarken, Paris’in entelektüel ortamını gündelik ayrıntılar üzerinden görünür kılıyor. Okur, büyük metinlerin ve fikirlerin ardındaki insanî kırılganlıkları, dostlukları, gerilimleri ve suskunlukları Bair’in birebir temaslarından süzülen anlatılar aracılığıyla izliyor. Beckett’in içine kapanık, mesafeli dünyası ile Beauvoir’ın politik, kamusal ve mücadeleci kişiliği arasındaki karşıtlık, kitabın temel gerilimlerinden birini oluşturuyor.

Bair, anılarını idealize edici bir hayranlık tonuyla değil, mesafeli ve eleştirel bir bakışla kaleme alıyor. Bu sayede Beckett ve Beauvoir, ikonlaşmış figürler olmaktan çıkarak çelişkileri, zaafları ve insani yönleriyle ele alınıyor. Aynı zamanda yazar, kadın bir biyografi yazarı olarak akademik ve entelektüel dünyada karşılaştığı güçlükleri, dışlanma biçimlerini ve kendi yazarlık serüvenini de dürüstçe aktarıyor.

‘Paris Yaşamları’, Paris’i yalnızca bir arka plan olarak değil, düşüncenin, yazının ve ilişkilerin biçimlendiği canlı bir mekân olarak sunuyor. Kitap, edebiyat ve felsefe tarihinin önemli isimlerini yakından tanımak isteyen okurlar için olduğu kadar, entelektüel üretimin gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiğini görmek isteyenler için de güçlü ve samimi bir anlatı niteliği taşıyor.

Deirdre Bair — Paris Yaşamları: Samuel Beckett, Simone de Beauvoir ve Ben
Çeviren: Ayşen Tekşen • Payel Yayınevi
Anı • 379 sayfa • 2025

Enno Maessen — Modern İstanbul’un Yeniden Temsili (2026)

Enno Maessen’in bu çalışması, İstanbul’un modernleşme sürecini kentin en kozmopolit ve sembolik alanlarından biri olan Beyoğlu üzerinden inceliyor. Çalışma, Beyoğlu’nu yalnızca bir semt olarak değil, 20. yüzyıl boyunca İstanbul’un dünyayla kurduğu ilişkinin mekânsal ve kurumsal bir temsili olarak ele alıyor.

Maessen, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’e uzanan süreçte Beyoğlu’nun geçirdiği dönüşümü, özellikle uluslararası kurumlar, yabancı misyonlar, kültürel kuruluşlar ve diplomatik yapılar üzerinden analiz ediyor. Bu kurumların kentsel mekânın düzenlenmesinde, mimarinin biçimlenmesinde ve “modern İstanbul” imgesinin üretilmesinde oynadığı rol kitabın temel odak noktalarından biri.

‘Modern İstanbul’un Yeniden Temsili’ (‘Representing Modern Istanbul’), modernleşmeyi tek yönlü bir Batılılaşma hikâyesi olarak anlatmak yerine, müzakere, çatışma ve yeniden temsil süreçleri üzerinden okuyor. Beyoğlu’nda faaliyet gösteren yabancı okullar, hastaneler, kültür merkezleri ve uluslararası örgütler; yerel yönetimler, merkezi devlet ve kent sakinleriyle kurdukları ilişkiler bağlamında ele alınıyor. Bu etkileşimler, modern kentsel kimliğin nasıl inşa edildiğini ve sürekli yeniden tanımlandığını gösteriyor.

Maessen ayrıca Beyoğlu’nun imgesel boyutuna da odaklanıyor. Seyahat yazıları, planlama raporları, mimari projeler ve kurumsal belgeler aracılığıyla Beyoğlu’nun nasıl “Avrupai”, “kozmopolit” ya da “uluslararası” bir mekân olarak temsil edildiğini inceliyor. Bu temsillerin, İstanbul’un küresel kent olarak algılanmasında belirleyici olduğunu vurguluyor.

Eser, kentsel tarih, mimarlık, uluslararası ilişkiler ve kültürel çalışmalar alanlarını bir araya getiren disiplinlerarası bir yaklaşım sunuyor. ‘Modern İstanbul’un Yeniden Temsili’, Beyoğlu üzerinden İstanbul’un modernleşme deneyimini, uluslararası kurumların kent üzerindeki etkisini ve modernlik söyleminin mekânsal üretimini anlamak isteyen okurlar için önemli ve özgün bir kaynak niteliği taşıyor.

Enno Maessen — Modern İstanbul’un Yeniden Temsili
Çeviren: Tevabil Alkaç • Alfa Yayınları
Tarih • 288 sayfa • 2026

Mehmet Altun — İletişim Tarihi (2026)

‘İletişim Tarihi: Neolitik Yukarı Mezopotamya’da Kültürel Etkileşim’, iletişimi modern araçlara indirgemeyen, insanlık tarihinin en erken toplumsal deneyimlerine yerleştiren kapsamlı bir düşünce denemesi. Mehmet Altun, iletişimi yalnızca konuşma ya da işaretleşme olarak değil; beden, mekân, nesne ve imgeler üzerinden kurulan çok katmanlı bir ilişki alanı olarak ele alıyor ve onu insanın hayatta kalma mücadelesiyle, birlikte yaşama pratikleriyle ve kültürel belleğin oluşumuyla birlikte düşünüyor.

Yukarı Mezopotamya’yı merkezine alan kitap, Paleolitik dönemden Çanak Çömleksiz Neolitik’e uzanan geniş bir zaman aralığında, iletişimin nasıl giderek toplumsal düzenin kurucu unsurlarından biri hâline geldiğini arkeolojik bulgular eşliğinde tartışıyor. Ritüeller, semboller, mimari düzenlemeler, heykeller ve işlevi henüz tam çözülememiş maddi kültür öğeleri; bu coğrafyada iletişimin yalnızca anlam paylaşımı değil, aynı zamanda iktidar ilişkilerinin, hiyerarşinin ve kolektif sürekliliğin taşıyıcısı olduğunu ortaya koyuyor.

Altun’un en güçlü itirazlarından biri, iletişim tarihinin yazıyla başlatılmasına yöneliktir. Yazı öncesi toplumların “sessiz” olmadığına dikkat çeken yazar, maddi kültürün kendisinin yoğun, karmaşık ve süreklilik taşıyan bir iletişim alanı yarattığını söylüyor. Bu yaklaşım, iletişim tarihine dair yerleşik çizgisel anlatıları sorgularken, arkeoloji, antropoloji, sosyoloji ve kültürel tarih arasında üretken bir bağ kuruyor.

Bu yönüyle kitap, yalnızca erken dönem iletişim pratiklerini inceleyen bir akademik çalışma değil; insanlığın en eski anlatılarını, örgütlenme biçimlerini ve anlam üretme yollarını kavramak isteyen okurlar için ufuk açıcı bir rehber niteliğinde.

Mehmet Altun — İletişim Tarihi: Neolitik Yukarı Mezopotamya’da Kültürel Etkileşim
• Minotor Kitap
İnceleme • 360 sayfa • 2026

Robert Wicks — Modern Fransız Felsefesi (2025)

Çağdaş Fransız felsefesini tek bir okul ya da doğrusal bir ilerleme olarak değil, ortak sorunlar etrafında gelişen çatışmalı bir düşünce alanı olarak ele alan bir kitap. Robert Wicks, 20. yüzyıl boyunca Fransa’da ortaya çıkan başlıca felsefi yönelimleri tarihsel, kavramsal ve kültürel bağlamlarıyla birlikte inceliyor. Varoluşçuluktan yapısalcılığa, oradan postyapısalcılık ve postmodernizme uzanan düşünsel dönüşüm kitabın ana eksenini oluşturuyor.

Wicks, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus ile özdeşleşen varoluşçuluğu, özgürlük, sorumluluk ve anlam sorunları üzerinden tartışıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı etik ve politik krizlerin, bu düşünce tarzını nasıl beslediğini gösteriyor. Ardından Claude Lévi-Strauss, Louis Althusser ve Roland Barthes gibi isimlerle temsil edilen yapısalcı yaklaşımın, özne merkezli felsefeye getirdiği eleştiriler ele alınıyor. Dil, yapı ve sistem kavramları bu bölümde öne çıkıyor.

‘Modern Fransız Felsefesi’ (‘Modern French Philosophy’) Michel Foucault, Jacques Derrida, Gilles Deleuze, Jean-François Lyotard ve Jean Baudrillard gibi düşünürlerle birlikte postyapısalcı ve postmodern yönelimleri inceliyor. Bilgi, iktidar, söylem, fark ve metin kavramları üzerinden modernliğin evrensellik ve akıl iddiaları sorgulanıyor. Wicks, bu düşünürlerin ortak bir programa sahip olmadıklarını, ancak modern öznenin ve büyük anlatıların eleştirisinde kesiştiklerini vurguluyor.

Eser, felsefi tartışmaları sanat, edebiyat, psikanaliz ve siyasetle ilişkilendirerek Fransız düşüncesinin kültürel etkisini de görünür kılıyor. Wicks, modern Fransız felsefesini anlaşılır bir dille sunarken, kavramsal derinlikten ödün vermiyor. Kitap, hem bu geleneğe giriş yapmak isteyenler için kapsamlı bir rehber hem de varoluş, dil, iktidar ve anlam üzerine düşünenler için güçlü bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Robert Wicks — Modern Fransız Felsefesi: Varoluşçuluktan Postmodernizme
Çeviren: Doğan Aydoğan • Beyaz Baykuş Yayınları
Felsefe • 472 sayfa • 2025

Nuria Triana-Toribio — İspanyol Ulusal Sineması (2026)

Pedro Almodóvar, Luis Buñuel, Carlos Saura, Álex de la Iglesia…

Nuria Triana-Toribio, İspanya sinemasını tekil ve sabit bir “ulusal sinema” olarak değil, tarihsel, siyasal ve kültürel çatışmalar içinde sürekli yeniden tanımlanan bir alan olarak ele alıyor. Kitap, sinemayı İspanya’da ulusal kimlik tartışmalarının, iktidar ilişkilerinin ve kültürel müzakerelerin önemli bir parçası olarak konumlandırıyor. Ulusal sinema kavramının kendisi, kitap boyunca sorgulanan temel bir mesele haline geliyor.

‘İspanyol Ulusal Sineması’ (‘Spanish National Cinema’), Franco diktatörlüğü döneminden demokrasiye geçiş sürecine, oradan da küreselleşme çağındaki sinema endüstrisine uzanan geniş bir tarihsel çerçeve çiziyor. Sansür, devlet desteği, kültürel politika ve endüstriyel yapılar, film üretimini belirleyen başlıca unsurlar olarak inceleniyor. Triana-Toribio, sinemanın yalnızca estetik bir alan değil, aynı zamanda ideolojik bir mücadele zemini olduğunu vurguluyor.

Kitapta bölgesel kimlikler ve merkez-çevre ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Katalan, Bask ve Galiçya sinemaları gibi yerel üretimler, “İspanyol sineması” başlığı altında nasıl temsil edildikleri ve çoğu zaman nasıl dışarıda bırakıldıkları üzerinden tartışılıyor. Bu yaklaşım, ulusal sinemanın homojen bir yapı olmadığı fikrini güçlendiriyor.

Triana-Toribio ayrıca popüler türler, yıldız sistemi, auteur sinema ve uluslararası dolaşım gibi başlıklar üzerinden İspanya sinemasının küresel bağlamla ilişkisini ele alıyor. Pedro Almodóvar gibi figürler, ulusal sinemanın uluslararası alanda nasıl temsil edildiğini anlamak için örnekleniyor. Kitap, İspanya sinemasını yalnızca filmler üzerinden değil, söylemler, kurumlar ve politikalar üzerinden okuyan eleştirel bir çerçeve sunuyor. Bu yönüyle eser, hem İspanyol sinemasına giriş niteliği taşıyor hem de ulusal sinema kavramını yeniden düşünmek isteyenler için güçlü bir kaynak.

Nuria Triana-Toribio — İspanyol Ulusal Sineması
Çeviren: Fatma Büşra Çalış • Vakıfbank Kültür Yayınları
Sinema • 352 sayfa • 2026

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya (2026)

Tezcan Durna’nın derlediği bu kitap, hak ihlallerinin sıradanlaştığı bir dönemde, medyanın bu sürece nasıl eklemlendiğini ve kimi zaman nasıl doğrudan bir araca dönüştüğünü görünür kılıyor. ‘Hak, Hukuk, Medya’, güncel medya düzenini yalnızca teknik ya da mesleki sorunlar üzerinden değil, haklar, özgürlükler ve toplumsal mücadeleler bağlamında ele alıyor. Kitap, bugünün medya ortamının hangi tarihsel ve siyasal koşullar içinde biçimlendiğini tartışmaya açıyor.

Makaleler, sendikasızlaştırmadan ifade özgürlüğünün daraltılmasına, eğitim ve barınma hakkı ihlallerinden kadın ve çevre haklarına kadar geniş bir alana yayılıyor. Medya, bu başlıkların her birinde ya görünmez kılma ya da meşrulaştırma işleviyle sorgulanıyor. Yazarlar, medyanın şiddeti temsil ediş biçimlerinden denetim ve gözetim mekanizmalarına uzanan bir çizgide, hak ihlallerinin nasıl normalleştirildiğini analiz ediyor.

Kitabın ayırt edici yönlerinden biri, metinlerin yalnızca akademik bir mesafeden yazılmamış olması. Yazarların büyük bir kısmı, KHK’lerle ihraç edilmiş ya da sistematik baskıya maruz kalmış kişilerden oluşuyor. Bu durum, makalelere çift katmanlı bir nitelik kazandırıyor: Metinler hem bilimsel çözümlemeler sunuyor hem de doğrudan deneyimlerden beslenen özdüşünümsel anlatılar içeriyor.

‘Hak, Hukuk, Medya’, sansür, otosansür ve baskı rejimlerinin bugüne nasıl taşındığını tarihsel bir perspektifle ele alırken, okuru da bu sürecin parçası olan medya-siyaset ilişkisini yeniden düşünmeye çağırıyor. Kitap, yalnızca yaşananları kayda geçirmekle yetinmiyor; bu çoraklaşmış ortamın nasıl aşılabileceğine dair eleştirel bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve geniş bir okur kitlesini bu ortak düşünme çabasına davet ediyor.

Kolektif — Hak, Hukuk, Medya
Derleyen: Tezcan Durna • Heretik Yayıncılık
Siyaset • 555 sayfa • 2026

Archibald Henry Sayce — Asur ve Babil’de Günlük Hayat (2025)

Archibald Henry Sayce bu eserinde, Asur ve Babil uygarlıklarını krallar, savaşlar ve anıtlar üzerinden değil, gündelik hayatın içinden anlatıyor. İlk kez 1893 yılında yayımlanan bu kitap, çivi yazılı tabletler, hukuk metinleri, mektuplar ve ticari belgelerden hareketle Mezopotamya toplumunun sosyal yapısını ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

‘Asur ve Babil’de Günlük Hayat’ (‘Social Life Among the Assyrians and Babylonians’), aile yapısı, evlilik, miras, kölelik ve sınıf ilişkileri gibi temel toplumsal kurumlara odaklanıyor. Sayce, kadınların hukuki statüsünü, evlilik sözleşmelerini ve boşanma pratiklerini inceleyerek, bu toplumların sanılandan daha karmaşık ve düzenli bir hukuk anlayışına sahip olduğunu gösteriyor. Günlük yaşamın, katı gelenekler kadar yazılı kurallarla da belirlendiğini vurguluyor.

Ekonomik hayat kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Ticaret, borç ilişkileri, faiz uygulamaları ve tapınak ekonomisi üzerinden Asur ve Babil toplumlarının işleyişi açıklanıyor. Tapınaklar yalnızca dinsel merkezler değil, aynı zamanda ekonomik ve idari kurumlar olarak ele alınıyor. Bu yapı, devlet, din ve ekonomi arasındaki sıkı ilişkiyi görünür kılıyor.

Sayce ayrıca dinî inançların, ahlak anlayışının ve eğitim pratiklerinin gündelik hayata nasıl nüfuz ettiğini inceliyor. Tanrılarla kurulan ilişkinin korkuya dayalı olduğu kadar sözleşmeye ve ritüele dayandığını, suç ve ceza anlayışının da bu kozmik düzenle bağlantılı olduğunu savunuyor.

Bu çalışma, Asuroloji ve Mezopotamya tarihinin erken dönem klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor. Sayce, eski Yakın Doğu toplumlarını “ilkel” olarak gören yaklaşımlara karşı çıkarak, Asur ve Babil dünyasının toplumsal karmaşıklığını ve kurumsal derinliğini ortaya koyuyor. Kitap, antik uygarlıkları gündelik yaşam üzerinden anlamak isteyenler için hâlâ temel ve öğretici bir kaynak niteliği taşıyor.

Archibald Henry Sayce — Asur ve Babil’de Günlük Hayat: Uygarlığın Şafağında İlk Kentliler
Çeviren: Sayat Müller • Kanon Kitap
Tarih • 105 sayfa • 2025

Julian Young — Schopenhauer (2026)

Julian Young bu kitapta, Schopenhauer’un düşüncesini yaşamı, dönemi ve etkileriyle birlikte ele alıyor. Amaç, onu yalnızca karamsar bir filozof olarak değil, modern felsefenin temel sorunlarına özgün yanıtlar geliştiren bir düşünür olarak konumlandırıyor. İrade, temsil, acı ve kurtuluş kavramları merkeze alınıyor.

Kitap, Schopenhauer’un Kant’tan devraldığı mirası nasıl dönüştürdüğünü açıklıyor. Dünya, bize göründüğü haliyle temsil olarak kuruluyor; asıl gerçeklik ise kör, amaçsız ve doyumsuz bir irade olarak işliyor. Young, bu ontolojinin bilgi kuramı ve etik sonuçlarını sade ama derinlikli biçimde çözümlüyor.

Estetik, etik ve metafizik bölümler kitapta özel bir yer tutuyor. Sanat, özellikle müzik, iradenin baskısından geçici bir kurtuluş imkânı sunuyor. Merhamet temelli ahlak anlayışı ise bireysel çıkarın ötesine geçmenin yolunu gösteriyor. Asketizm ve istemeden vazgeçme düşüncesi bu çerçevede ele alınıyor.

Young ayrıca, Schopenhauer’un Budizm ve Hinduizm ile kurduğu ilişkiyi, çağdaşlarıyla yaşadığı gerilimleri ve Nietzsche üzerindeki etkisini tartışıyor. Bu çalışma, Schopenhauer’u modern varoluş düşüncesinin kurucu figürlerinden biri olarak okumayı mümkün kılıyor ve felsefe tarihinde neden hâlâ merkezi bir yerde durduğunu gösteriyor.

Kitap, Schopenhauer’un kötümserliğinin yüzeysel bir hayata küskünlük olmadığını vurguluyor. Aksine bu düşünce, modern öznenin tatminsizliğini teşhis eden radikal bir analiz sunuyor. Young, Schopenhauer’un din, ahlak ve modern kültür eleştirisini güncel tartışmalarla ilişkilendiriyor ve düşünürün bugünkü önemini temellendiriyor. Bu yönüyle eser, hem Schopenhauer’a sağlam bir giriş sunuyor hem de onun modern düşünce üzerindeki kalıcı etkisini kavramak isteyenler için güvenilir ve derinlikli bir rehber niteliği taşıyor. Felsefeyle acı, anlam ve kurtuluş ilişkisini sorgulayanlar için yol açıyor. Çok önemli.

Julian Young — Schopenhauer
Çeviren: Abdullah Onur Aktaş • Alfa Yayınları
Felsefe • 344 sayfa • 2026

Kıvanç Eliaçık — Küresel Sendikalar Kılavuzu (2025)

Kıvanç Eliaçık, uluslararası sendikal hareketin tarihsel mücadeleleri ve somut örgütlenmeleri hakkında bir rehber kitapla karşımızda. ‘Küresel Sendikalar Kılavuzu’, emeğin sınırları aşan dayanışma arayışını tarihsel kökenleriyle birlikte açıklarken, günümüzde küresel sendikaların nasıl çalıştığını anlaşılır bir çerçeveye oturtuyor. Kitap, sendikal mücadelenin ulusal düzeyle sınırlı kalmadığını, küresel kapitalizm karşısında uluslararası örgütlenmenin zorunluluğunu görünür kılıyor.

İlk bölüm, 1. Enternasyonal’den başlayarak Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’na uzanan çizgide, uluslararası sendikal yapının nasıl şekillendiğini özetliyor. Meslek sekreterliklerinden küresel sendika federasyonlarına, küresel çerçeve sözleşmelerden çokuluslu şirketlerle yürütülen mücadelelere kadar uzanan bu tarih, sendikal hareketin değişen koşullara nasıl uyum sağladığını gösteriyor. Okur, sendikaların yalnızca ulusal pazarlık aktörleri değil, küresel emek siyasetinin öznesi haline gelişini izliyor.

İkinci bölümde günümüzde faaliyet gösteren tüm küresel sendika federasyonları ayrıntılı biçimde ele alınıyor. IndustriALL’dan PSI’ya, UNI’den ITF ve IUF’a kadar farklı sektörlerde örgütlenen federasyonların tarihçeleri, örgütlenme yapıları ve yürüttükleri kampanyalar tanıtılıyor. Türkiye ile ilişkiler, üyelik biçimleri ve iletişim bilgileriyle birlikte aktarılıyor. Bu bölüm, kitabı yalnızca teorik bir çalışma olmaktan çıkarıp pratik bir başvuru kaynağına dönüştürüyor.

Son bölümde ise ‘Uluslararası Çalışma Örgütü’ ve diğer uluslararası kurumlar değerlendirilerek, küresel emek rejiminin hukuki ve kurumsal çerçevesi tartışılıyor. “Üretimin, ticaretin ve hizmetlerin küreselleştiği dünyada çok uluslu şirketler, sermaye yanlısı hükümetler ve küresel baskı araçları karşısında uluslararası sendikalara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var” diyen Eliaçık, sendikal mücadelenin bu kurumlarla kurduğu gerilimli ilişkiyi eleştirel bir bakışla ele alıyor. Kitap, sendika eğitimlerinde kullanılabilecek bir kılavuz olmanın yanı sıra, küresel emek hareketini anlamak isteyen araştırmacılar ve öğrenciler için de temel bir kaynak.

Kıvanç Eliaçık — Küresel Sendikalar Kılavuzu: Uluslararası Sendikal Hareket ve Küresel Sendikalar
• Epos Yayınları
Siyaset • 88 sayfa • 2026