Erdem Göktürk — Ofsayt Bilen Kadınlar (2026)

Erdem Göktürk’ün ‘Ofsayt Bilen Kadınlar: Türkiye’de Kadın Futbolu Tarihi’ adlı bu kitabı, Türkiye’de kadın futbolunun uzun yıllar görmezden gelinen geçmişini kapsamlı bir tarih çalışmasıyla görünür kılıyor. Kitap, kadınların futbolda yalnızca önyargılarla değil, kurumsal engeller, toplumsal kalıplar ve ilgisizlikle de mücadele ederek oluşturdukları birikimi kronolojik bir anlatı içinde ele alıyor. Erdem Göktürk, arşiv belgeleri, basın taramaları ve sözlü tarih çalışmalarıyla kadın futbolunun gelişimini yalnızca sportif başarılar üzerinden değil, toplumsal dönüşümün bir parçası olarak değerlendiriyor.

Anlatı, dünyada kadın futbolunun ilk örneklerinden başlayarak Türkiye’deki ilk gösteri maçlarına, öncü futbolculara ve ilk resmî girişimlere uzanıyor. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren kadınların futbol sahasına çıkışına yönelik tepkiler, basının değişen yaklaşımı ve zamanla oluşan kulüp yapılanmaları ayrıntılı biçimde inceleniyor. Kınalıada, Dostlukspor, Dinarsu ve daha sonra belediye ile okul takımlarının öncülüğünde gelişen örgütlenmeler, kadın futbolunun kurumsallaşma sürecinin kilometre taşları olarak ele alınıyor.

Kitap, yalnızca kulüplerin ve liglerin tarihini aktarmakla yetinmiyor; millî takımın kuruluşu, kadın hakemlerin yükselişi, eğitim kurumlarının katkısı, yerel yönetimlerin desteği ve büyük spor kulüplerinin kadın futboluna yönelişi gibi gelişmeleri de geniş bir çerçevede değerlendiriyor. Futbolun yalnızca saha içindeki rekabetten ibaret olmadığını; medya, siyaset, eğitim, yerel yönetimler ve toplumsal cinsiyet algısıyla sürekli etkileşim içinde geliştiğini gösteriyor. Böylece kadın futbolunun yükseliş ve duraklama dönemlerini belirleyen yapısal etkenleri görünür kılıyor.

Göktürk, bu tarihi oluştururken yalnızca yazılı kaynaklara dayanmıyor; eski futbolcular, yöneticiler, hakemler ve tanıklarla yaptığı görüşmeler sayesinde eksik kalan halkaları tamamlıyor. Arşivlerdeki boşlukları sözlü tarih yöntemiyle doldurarak farklı dönemlere ait parçaları bir araya getiriyor. Böylece resmî kayıtların ötesine geçen çok sesli bir anlatı kuruyor ve kadın futbolunun unutulmuş öncülerini yeniden gün yüzüne çıkarıyor.

‘Ofsayt Bilen Kadınlar’, Türkiye’de kadın futbolunun yalnızca spor tarihi açısından değil, toplumsal cinsiyet, kültürel değişim ve modernleşme tarihi açısından da neden önemli olduğunu ortaya koyuyor. Kadınların futbol sahasında görünür olabilmek için verdikleri uzun mücadeleyi belgelerle destekleyerek anlatırken, bugünkü gelişmelerin ardında onlarca yıllık emek, direnç ve kararlılık bulunduğunu gösteriyor. Bu yönüyle eser, Türkiye spor tarihinin ihmal edilmiş bir alanını ayrıntılı biçimde aydınlatan temel başvuru kaynaklarından biri olma niteliği taşıyor.

Erdem Göktürk — Ofsayt Bilen Kadınlar: Türkiye’de Kadın Futbolu Tarihi
• İletişim Yayınları
Futbol • 208 sayfa • 2026

Suat Gezgin — Skorun Ötesinde (2026)

Bu kitap, Türkiye’de spor yazarlığının yalnızca maç sonuçlarını aktaran bir alan olmadığını, aynı zamanda toplumsal belleği, medya kültürünü ve gazetecilik anlayışını biçimlendiren önemli bir düşünce geleneği olduğunu ortaya koyuyor. Suat Gezgin, farklı kuşaklardan spor yazarlarını bir araya getirerek spor basınının tarihsel gelişimini, değişen yayıncılık anlayışını ve sporun toplumsal yaşamla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi görünür kılıyor. Böylece eser, spor haberciliğinin geçirdiği dönüşümü bireysel tanıklıklar ve mesleki deneyimler üzerinden yeniden değerlendiriyor.

Kitapta yer alan Ahmet Çakır, Atilla Gökçe, Şansal Büyüka, Güntekin Onay, Gülengül Altınsay, Arif Kızılyalın, Bilal Meşe, Orhan Ayhan ve daha birçok deneyimli spor yazarının mesleki yaklaşımları ve yazın anlayışları ele alınıyor. Bu portreler aracılığıyla spor gazeteciliğinin farklı dönemlerde üstlendiği roller, etik ilkeleri, anlatım biçimleri ve medyanın değişen yapısına nasıl uyum sağladığı inceleniyor. Aynı zamanda spor basınının yalnızca futbolu değil, toplumsal olayları, kültürel dönüşümleri ve kamuoyunu etkileyen gelişmeleri yorumlayan bir alan olduğu vurgulanıyor.

Eser, dijitalleşmeyle birlikte hızın ön plana çıktığı günümüz medya düzenini geçmişin araştırmacı, sorgulayıcı ve derinlikli gazetecilik anlayışıyla karşılaştırıyor. Spor yazarlığının yalnızca anlık yorumlardan ibaret olmadığı; olayları tarihsel bağlamına oturtan, eleştirel düşünceyi besleyen ve okurla kalıcı bir ilişki kuran bir meslek olduğu savunuluyor. Bu yönüyle kitap, spor medyasında yaşanan dönüşümü değerlendirirken gazeteciliğin temel değerleri olan doğruluk, etik sorumluluk ve toplumsal hafıza kavramlarını da merkeze alıyor.

‘Skorun Ötesinde’, sporun yalnızca rekabet ve eğlence alanı olmadığını; eğitim, kültür, iletişim ve toplumsal dayanışmayla iç içe geçen çok yönlü bir olgu olduğunu gösteriyor. Spor kulüplerinin, eğitim kurumlarının ve medya kuruluşlarının bilgi üretimindeki rolüne dikkat çeken eser, spor kültürünün gelişebilmesi için yazılı kaynakların ve araştırmaların önemini vurguluyor. Böylece kitap, spor gazeteciliğinin geçmişini belgeleyen kapsamlı bir başvuru kaynağı olmanın yanı sıra, Türkiye’de spor medyasının düşünsel mirasını geleceğe aktaran önemli bir çalışma niteliği taşıyor.

Suat Gezgin — Skorun Ötesinde
• Doruk Yayınları
Spor • 186 sayfa • 2026

Vahap Coşkun — Sahadaki Kimlik: Amedspor (2026)

‘Sahadaki Kimlik: Amedspor’, Amedspor’u bir futbol kulübünün ötesinde, Türkiye’de kimlik, aidiyet ve siyaset ekseninde şekillenen toplumsal gerilimlerin sahadaki yansıması olarak ele alıyor. Vahap Coşkun, futbolun sadece spor olmadığını; hafızayı, dışlanmayı, dayanışmayı ve temsil arzusunu taşıyan güçlü bir toplumsal alan olduğunu gösteriyor. Amedspor’un etrafında oluşan destek, tepki ve kutuplaşma üzerinden Türkiye’de Kürt meselesinin geçirdiği dönüşüm okunuyor.

Çalışma, Amedspor’u Diyarbakırspor’un mirasını devralan ama aynı zamanda ondan ayrışan bir yapı olarak değerlendiriyor. Diyarbakırspor uzun yıllar boyunca “Kürtlerin takımı” olarak algılansa da devlet politikalarıyla halkın aidiyet duygusu arasında sıkışmış bir kulüp görünümü taşıyordu. Amedspor ise daha açık biçimde “halkın takımı” olma iddiasıyla ortaya çıkıyor; Kürt kimliğini görünmezleştirmeden, onu doğrudan kamusal alana taşıyan bir temsil biçimi geliştiriyor. Bu nedenle kulüp, yalnızca sportif başarılarıyla değil, adıyla, renkleriyle, taraftar profiliyle ve uğradığı muameleyle de politik bir anlam kazanıyor.

Kitap boyunca futbol ile etnik kimlik arasındaki tarihsel ilişki de inceleniyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, 12 Eylül sonrasından günümüz endüstriyel futboluna kadar uzanan süreçte futbolun nasıl bir “milli kimlik üretim alanı” hâline geldiği tartışılıyor. Bu bağlamda Amedspor, merkezi milliyetçi futbol kültürünün dışında kalan bir kimlik alanı açıyor. Deplasmanlarda karşılaştığı ırkçı söylemler, cezalar, medya dili ve hukuki baskılar da bu çatışmalı zeminin parçaları olarak değerlendiriliyor.

Coşkun’un saha araştırmasına dayanan çalışması, taraftarların Amedspor’u nasıl hissettiğine özel önem veriyor. Kulüp, birçok insan için yalnızca bir takım değil; görünür olmanın, birlikte konuşmanın ve temsil edilmenin simgesi hâline geliyor. Taraftarların farklı kuşaklardan gelen anlatıları, Amedspor’un bir şehir kulübünün ötesine geçerek kolektif bir hafıza ve dayanışma alanına dönüştüğünü gösteriyor. Bunun yanında kitap, kulübe yönelik eleştirileri de dışarıda bırakmıyor; profesyonelleşme baskısı, yerli oyuncu meselesi, futbol dışındaki branşlardan uzaklaşılması ve başarı odaklı dönüşüm gibi başlıklar da tartışılıyor.

‘Sahadaki Kimlik: Amedspor’, özetle futbolun toplumsal gerçeklikten bağımsız düşünülemeyeceğini savunuyor. Amedspor’u bir nevi “sahalardaki kimlik” olarak okuyarak Türkiye’de aidiyet, dışlanma, temsil ve kültürel mücadele meselelerini görünür kılıyor. Kulübün hikâyesi, yalnızca bir spor tarihini değil; aynı zamanda tanınma talebinin, kolektif hafızanın ve kamusal var olma mücadelesinin hikâyesini anlatıyor.

Vahap Coşkun — Sahadaki Kimlik: Amedspor
• İletişim Yayınları
İnceleme • 199 sayfa • 2026

Tuğrul Akşar – Futbolda Eşitsizliğin Bedeli (2025)

Futbol, sadece sahada oynanan bir oyun değil; ekonomik, sosyal ve politik boyutlarıyla karmaşık bir endüstri haline geliyor. Ancak bu büyük oyunun ekonomik yüzü çoğu zaman göz ardı ediliyor. ‘Futbolda Eşitsizliğin Bedeli’, bu göz ardı edilen yapının tam kalbine iniyor. Tuğrul Akşar, yıllara dayanan birikimiyle futbol ekonomisinin karanlıkta kalan dinamiklerini gün ışığına çıkarıyor. Kitap, özellikle gelir dağılımı eşitsizliğine odaklanarak, hem Türkiye Süper Ligi hem de Avrupa futbolunda derinleşen dengesizlikleri analiz ediyor.

Futbolun finansal yapısındaki eşitsizlik, sahadaki rekabeti doğrudan etkiliyor. Büyük kulüplerle küçükler arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor. Bu durum sadece sportif adaleti değil, taraftar psikolojisini, medya ilişkilerini ve futbolun geleceğini de şekillendiriyor. Kitap, bu gerçekleri saklamadan, rakamlarla, verilerle, tarihsel örneklerle ve açık analizlerle sunuyor. Yalnızca eleştirmekle kalmıyor; bu eşitsizliğin nasıl giderilebileceğine dair kapsamlı öneriler de getiriyor.

Ekonomi, siyaset, sosyoloji ve sporun nasıl iç içe geçtiğini gösteren bu çalışma, futbolun sadece skor tabelasında bitmediğini hatırlatıyor. Futbolu yönetenlerin sorumluluklarını, karar alıcıların tercihlerinin sonuçlarını ve taraftarların içinde yaşadığı endüstriyel sistemin gerçek yüzünü sorgulatıyor. ‘Futbolda Eşitsizliğin Bedeli’, futbola tutkuyla bağlı olan ama oyunun arka planını da anlamak isteyen herkes için kaçırılmayacak bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Tuğrul Akşar – Futbolda Eşitsizliğin Bedeli, Literatür Yayınları, futbol, 524 sayfa, 2025

Şevket Furkan Erbay – Zeki ve Çevik (2025)

Şevket Furkan Erbay’ın ‘Zeki ve Çevik’ adlı eseri, Türkiye’de sporun serüvenine yalnızca sonuçlar ve istatistikler üzerinden değil, o sonuçların ardındaki kültürel, siyasal ve toplumsal bağlamlara odaklanarak yaklaşıyor. Yazar, spor tarihini kuru skor tablosundan çıkarıp canlı bir insan hikâyeleri ağına dönüştürüyor.

Her on yıla özgü bir spor dalını mercek altına alarak, bu alanların tarihsel gelişimini hem geçmişle bağ kurarak hem de geleceğe uzanan çizgilerle aktarıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında atletizmle başlayan bu yolculuk, 1930’larda binicilik, 1940’larda tenis, 1950’lerde güreş, 1960’larda bisiklet ve yüzme gibi branşlarla devam ediyor.

1970’lerin boks tutkusu, 1980’lerin Uzakdoğu sporları ve halter merakı, 1990’ların yükselen basketbol ilgisi, 2000’lerde futbolun merkezdeki yeri ve 2010’ların voleybol başarısı detaylıca işleniyor. Son bölümde ise parlayan yeni alanlar olan okçuluk, jimnastik ve atıcılığa yer veriliyor.

Erbay’ın yaklaşımı, sporu yalnızca rekabet ya da eğlence olarak görmeyip, toplumu yansıtan ve dönüştüren bir araç olarak değerlendirmesiyle öne çıkıyor. ‘Zeki ve Çevik’, “spor hayattır” sözünü ciddiyetle ele alan, spor üzerinden Türkiye’nin toplumsal dönüşümünü okumamıza olanak sağlayan özgün bir sosyal tarih çalışması.

Kitaptan iki alıntı:

“Hakkı Koşar’ın binlerce öğrencisi arasında (…) hocalık yaptığı bir isim de, Uzakdoğu sporlarının beyazperdedeki bir numaralı yüzü, siyah kuşak sahibi karateci Cüneyt Arkın’dı. Hakkı Koşar, Arkın’la çalışırken Yeşilçam’da bazı filmlerin (Tarkan filmindeki Wang Yu’yu hatırlayın) dövüş sahnelerinde bile rol almıştı.”

“Sırım gibi bir fiziğe sahip İsmail Ogan’ı Antalya’da izlediği bir yağlı güreş müsabakasında çok beğenen ama babasını ikna edemeyen Yaşar Doğu, Antalya valisinden yardım istedi. Valinin telefonuyla köye gönderilen iki jandarmayı görünce korkan baba Ogan, oğlunun güreş kampına katılmasına mecburen izin vermişti.”

  • Künye: Şevket Furkan Erbay – Zeki ve Çevik: Türkiye’de Sporun Bir Asırlık Kültürel Muhasebesi, İletişim Yayınları, spor, 232 sayfa, 2025

Jürgen Martschukat – Fitness Çağı (2024)

Fitness çağında yaşıyoruz.

Dünya çapında milyonlarca insan düzenli olarak akşamları parkta yürüyüşe çıkıyor, spor salonunda ağırlık çalışıyor, yüzmeye gidiyor, pilates ya da yoga yapıyor.

Fit olmak ve formda kalmak her zamankinden daha revaçta.

Kitlelerin gündelik hayatını bu derece belirleyen bu ilginin kaynağı ne?

Tarihçi Jürgen Martschukat fitness düşüncesinin doğuşunu 18. yüzyılda modern toplumların ortaya çıkmasına kadar geri götürerek, bu kavramın modernitenin sürekli optimizasyon ve yenilenmeye verdiği önemle nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor.

Yazara göre gerçek anlamda fitness çağı 1970’lerden itibaren gelişmeye başladı ve neoliberalizmin bireylere kendilerini hem bedenen hem zihnen geliştirmelerini telkin etmesiyle sosyal yaşamın yol gösterici bir ilkesi haline geldi.

Böylece fitness beden çalışmasının ötesinde kişisel sorumluluk, performans, piyasa, rekabet, başarı konularında belirleyici bir araca dönüştü.

‘Fitness Çağı’, sadece spor ve fitness ile ilgilenenler için değil, aynı zamanda günümüzün kültürel söyleminde kabul ve dışlanma, başarı ve başarısızlık koşullarına merak duyan herkes için ufuk açıcı bir kaynak.

  • Künye: Jürgen Martschukat – Fitness Çağı: Beden Nasıl Başarı ve Performansın Simgesi Haline Geldi?, çeviren: Erol Özbek, İletişim Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2024

Jules Boykoff – Olimpiyata Hayırcılar (2024)

‘Olimpiyata Hayırcılar’, Olimpiyat karşıtı aktivizmin küresel yükselişiyle Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapmanın azalan popülaritesinin kesişimini araştırıyor.

Olimpiyatlar bir zamanlar göz alıcı bir refah, turizm ve istihdamda artış efsaneleriyle pohpohlanıyordu ama son yıllarda bu “güvenceler”in foyası meydana çıktı.

Olimpiyatların yerinden edilme, genişletilmiş polislik faaliyeti ve kapalı kapılar ardında yapılan anti-demokratik anlaşmalarla birlikte gelen siyasi-ekonomik bir ezici güce dönüştüğü şimdi her zamankinden daha bariz.

ABD Olimpiyat Futbol Takımını temsil etmiş eski bir profesyonel futbolcu olan Jules Boykoff bu kitabında, Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nin (ADS) 2028 Yaz Oyunları’na yönelik NOlympics LA (Olimpiyata Hayır LA) kampanyasını başlattığı Los Angeles’a odaklanıyor.

Boykoff, ADS-LA’in Olimpiyat karşıtı aktivizminin ABD’de ve ötesinde sosyalizmin yeniden uyanışıyla nasıl örtüştüğünü gösteriyor.

Boykoff’un Olimpiyat karşıtı aktivistlerle yaptığı 100’den fazla görüşmeye, Los Angeles, Rio de Janeiro, Londra ve Tokyo’daki protestolarda edindiği kişisel deneyimlere, akademik araştırmalara, kitlesel ve alternatif medya haberlerine ve Olimpiyat arşivlerine dayanan bu araştırması, tüm zorluklara rağmen mücadele eden ve demokratik sosyalizmin dönüştürücü siyasetini benimseyen aktivistlerin elinizdeki hikâyesinin belkemiğini oluşturuyor.

  • Künye: Jules Boykoff – Olimpiyata Hayırcılar: Kapitalist Mega Sporlara Karşı Mücadele, çeviren: Mithat Fabian Sözmen, Kor Kitap, spor, 232 sayfa, 2024

Elizabeth Pike, Jay Coakley – Spor Sosyolojisi (2024)

İlk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlandığı 1978 yılından bugüne yeni basımlarının yanı sıra farklı dillere çevrilen ve dünyanın farklı bölgelerine yönelik baskıları yapılan ‘Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar’ın Türkçedeki bu ilk basımı Birleşik Krallık ve Avrupa baskısının çevirisi.

Bu baskı, öncekilerin mirasını sürdürmekle birlikte spor sosyolojisi alanındaki güncel araştırmaları ve kuramsal yaklaşımları referans alarak, yeni tartışmalar ve örneklerle genişletilmiş bir içerik sunuyor.

Sosyolojinin toplumda sporu incelemek için kullanılabileceği yolları göstermek üzere tasarlanan bu kitap, sporu yalnızca daha iyi anlaşılmak istenen bir konu olarak ele almıyor, aynı zamanda onu, içinde yaşadığımız toplum ve kültür hakkında daha fazla bilgi edinebileceğimiz bir pencere olarak kullanıyor.

Sporun toplumsal cinsiyet, sınıf, ırk ve etnisite, yaş, yeterlik ve engellilik, şiddet ve sapma ile ilişkileri çerçevesinde toplumdaki güç ilişkilerine odaklanıyor; spor ve kültürel ideolojiler arasındaki bağlantıları inceleyerek bu ilişkileri anlamaya çalışıyor.

Spor ile ekonomi, siyaset, eğitim ve medya gibi toplumsal hayatın önemli alanları arasındaki bağlantıları ele alarak spora ve topluma bütünsel bir bakış açısı sunuyor.

Aynı zamanda toplumsal bir inşa olarak incelediği sporun içinde ve etrafında oluşturulan, sürdürülen ve değişen sosyal dünyaları inceleyerek, insanların parçası oldukları sosyal dünyalardaki aktif rollerine vurgu yapıyor.

Böylece okurların kendi hayatlarında, ailelerinde, okullarında, topluluklarında, toplumlarında, bir bütün olarak dünyada sporla ilgili sorunları belirlemelerine ve keşfetmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.

Bu bağlamda ‘Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar’, toplumsal ve kültürel dünyanın bir parçası haline gelen sporla ilişkili “daha derin oyuna” odaklanarak, toplumda spora ve onu çevreleyen sorunlara ve çatışmalara eleştirel bir gözle bakıyor.

Bunu yaparken sporun daha demokratik ve insancıl hale getirilmesinin ve spora katılımın herkes için daha erişilebilir olmasının önemi üzerinde duruyor.

Okurları da toplumda sporun nasıl tanımlandığı, nasıl organize edildiği, nereye doğru gittiği, gelecekte nasıl olması gerektiği hakkında sorular sormaya ve eleştirel düşünmeye teşvik ediyor.

‘Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar’; sosyoloji ya da spor bilimleri öğrenimi görenlerin yanı sıra, sporun içindeki tüm öznelerin ve spora ilgi duyan, onu daha iyi anlamak isteyen genel okurun da bilgilenmesini ve derinlemesine düşünmesini sağlayacak önemli bir temel kaynak olma özelliği taşıyor.

  • Künye: Elizabeth Pike, Jay Coakley – Spor Sosyolojisi: Sorunlar ve Çatışmalar, çeviren: Funda Akcan, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 720 sayfa, 2024

İsmail Sarp Aykurt – Sporun Alternatif Tarihi (2023)

Bu özgün inceleme, çok dile getirilmese de önemli bir sportif, toplumsal ve tarihsel kesiti konu ediniyor ve o “pek bahsedilmeyen” dünyadan bakarak bir tarih yazımı denemesine girişiyor.

Öte yandan, kitap boyunca bu anlatıya eşlik eden, ondan beslenen pek çok özgün spor makalesi de egemen kapitalist sporun “popüler” kısmına eleştirel bir müdahalede bulunuyor.

Çalışma, sporun bilinenin aksi yönde de bir tarih, birikim ve deneyime sahip olduğunun altını çizerken bunu rutin olan ile ritüele dönüşeni aktararak ve fakat bu ikisinin reddiyesini vurgulayarak yapmayı deniyor.

İçerisinde özgün bir tarih anlatısı, klasik spor içeriklerinin dışına taşan makaleler ve özel bir söyleşinin de bulunduğu kitap, sporun alışılmış teamüllerinin ötesine geçiyor.

Kitap en kısa haliyle, egemen spor ideolojisinde “rutin” olanın, yine egemenlerce “ritüele” dönüştürülenin, sınıfsal bir “reddiyeye” ihtiyaç duyduğunu işaret ediyor; sporun alternatif, toplumsal ve “gölgede bırakılan” sınıfsal izlerini merak edenleri birlikte sorgulamaya çağırıyor.

  • Künye: İsmail Sarp Aykurt – Sporun Alternatif Tarihi: Rutin, Ritüel, Reddiye, Doruk Yayınları, spor, 528 sayfa, 2023

Annabel Streets – Yürümenin 52 Yolu (2023)

Yürümek sıkıcı değildir, hiçbir zaman da sıkıcı olmamıştır.

Tümüyle hareketsizliğe mahkûm edildiğimiz bugün yürümek için yüzlerce yol ve yüzlerce sebep olduğunu belirten Annabel Streets, bizi yürümek üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.

Nasıl yürüneceğini bildiğimizi düşünürüz.

Ne de olsa yürümek, kazandığımız ilk becerilerden biridir.

Ancak çoğumuz bu konuda rutinlere takılıp kalırız; hep aynı yerde, aynı şekilde, aynı süre boyunca ve aynı insanlarla yürürüz.

Bilimsel çalışmalarla ve anekdotlarla donatılan, bir yürüyüş rutininin nasıl oluşturulacağına dair ipuçlarıyla desteklenen ‘Yürümenin 52 Yolu’ bizi yeni yerlerde, yeni yürüyüş arkadaşlarıyla, gündüz ya da gece fark etmeksizin yeni zaman aralıklarında yürümeye, yürürken yeni beceriler edinmeye teşvik ediyor.

Kitap, her adımımızda hayattan daha fazlasını elde edebileceğimiz gerçeğini gözler önüne serecek bir rehber niteliğinde.

Yürümenin faydalarını anlatan kitap, yıl boyunca dışarı çıkmamız ve hareket etmemiz konusunda bizi motive edecek.

Streets, dışarı çıkıp hareket etmenin ‘içinde yaşadığımız karmaşık dünyayı takdir etmemize’ yardımcı olabileceğine dair kayda değer örnekler sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitap, yürümeye yazdığım aşk mektubumdur. Umarım sizi oturduğunuz yerden kalkıp yola koyulmak, sık sık yürümek ve çoğu zaman açık havada yaşanan bir hayatın büyük ayrıcalığının tadını çıkarmak için harekete geçirir.”

  • Künye: Annabel Streets – Yürümenin 52 Yolu: Sağlıklı ve Mutlu Olmak İçin Yürüyüş Yapmanın Şaşırtıcı Bilimi, çeviren: Türkan Çolak, The Kitap Yayınları, spor, 336 sayfa, 2023