Kolektif – Her Yönüyle Ekmek (2022)

Ekmek sadece ekmek değildir.

Bir besinden çok daha fazlası, bir evren algısı, uygarlık formudur.

İçinde yaşadığımız dünya bütün kültürel kodlarıyla ekmek uygarlığıdır.

İnsanlık tarihinin her anında ekmeğin biçim vermediği bir iş birliği, dönüşüm ve her şeyi içine alan bir yaşama biçimine rastlamamak mümkün değildir.

Bir toplumun mayasında ne varsa onu yansıtır ekmek.

Onu sadece besin kaynağı olarak görmek yeterli değildir.

Bazıları için kişisel bir değer bazıları için de ortak bir geleneği temsil eden sofraların vazgeçilmezidir.

Onunla birlikteliği hatırlarız, aynı lokmayı bölüşmeyi, paylaşmayı, saygının ve sabrın zahmetini.

Bazen de ekmeğin kavgasına tutuşuruz, haksızlıklara uğrasak bile ekmeğimize sahip çıkarak ona atıfta bulunuruz.

İnsanca yaşamanın, yaşam mücadelesinin, emeğin ve dostluğun sembolüdür ekmek.

‘Her Yönüyle Ekmek’, mitolojiden başlayarak ekmeğin tarihteki yerini günümüze kadar derinlemesine ele alıyor.

Ve bunların dışına çıkıyor; sosyoloji, felsefe, sanat ve edebiyattaki yansımalarını okuyucuya sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Agah Özgüç, Barışcan Ersöz, Berrin Bal Onur, Ergun Kocabıyık, Gültekin Emre, İpek Ahu Somay, İshak Sayğılı, İsmail Gezgin, Mehmet Yaşin, Nagihan Özkarabekir, Neşe Aksoy Biber, Özge Samancı, Priscilla Mary Işın ve Suavi Aydın.

  • Künye: Kolektif – Her Yönüyle Ekmek, koordinatör: Nagihan Özkarabekir, editör: Berivan Tapan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2022

Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu (2022)

‘SS Subayının Koltuğu’, sıradan bir vatandaşın nasıl acımasız bir faşiste döndüğünün hikâyesi.

Bir koltuktan çıkan belgelerin izini süren Daniel Lee, bir Nazinin hikâyesini gün yüzüne çıkarıyor.

“Sıradan” bir Alman’ın nasıl bir Naziye dönüşebildiğini, bu dönüşümün arka planındaki motivasyonların, ailenin geçmişinin ve zihniyetinin yanı sıra Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın içinde bulunduğu durumu da ihmal etmeden inceliyor.

Robert Griesinger isimli düşük rütbeli bir SS subayının peşine düşerken, isimleri tarih kitaplarının sayfalarında yer almamış, unutulmuş yüzlerce, binlerce Nazinin, Nazizmi nasıl beslediklerini, yaşatılan vahşette aslında ne kadar ciddi bir payları olduğunu hatırlatıyor.

‘SS Subayının Koltuğu – Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde’, adı duyulmamış bir Nazinin hayat hikâyesiyle Nazi Almanyası’nın gözden kaçırılan bir kesimine dikkat çekiyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Düşük rütbeli görevlilerin, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda neler yaşadığına dair hâlâ çok az şey biliyoruz. Griesinger’in hayatı, Nazi yönetimini mümkün kılan şeyi anlamamızı sağlayacak. Ünlü fanatikler ve katiller, eğer hükümeti ayakta tutan, evrak işlerini yapan, korku ve şiddet tehdidi içlerine işlenmiş, rejimin potansiyel kurbanlarıyla yan yana yaşayan sayısız destekçileri olmasaydı var olamazlardı.”

  • Künye: Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu: Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde, çeviren: Büke Temizler, İletişim Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2022

Darrel Bricker ve John Ibbitson – Boş Gezegen (2022)

Yarım yüzyıl boyunca istatistikçiler, âlimler ve siyasetçiler her gün biraz daha artan küresel nüfusun, sonunda dünya kaynaklarını tüketeceği uyarısında bulunmuşlardı.

Uzmanların iddialarına göre küresel nüfus, artmak şöyle dursun ani bir düşüşe doğru dört nala koşuyor.

Bu düşüş, birçok ülkede daha şimdiden başlamış durumda.

John Ibbitson ile Darrel Bricker ‘Boş Gezegen’ isimli eserlerinde azalmış küresel nüfusun birçok faydayı da beraberinde getireceğini söylüyorlar: Daha az sayıda çalışan daha yüksek maaş talebinde bulunabilecek, çevre sorunları düzelecek, açlık riski bile ortadan kalkacak, ayrıca gelişmekte olan ülkelerdeki düşen doğum oranları kadınlar için daha fazla güç ve otonomi manasına gelecek.

Ama ufukta muazzam karışıklıklar da görünmüyor değil.

Bunun etkilerini Avrupa’da ve Asya’nın bir kısmında -yaşlanan nüfus yapıları ve iş gücü azalışları ekonomiyi zayıf düşürür ve kamu sağlığı ile sosyal güvenlik üzerinde yıkıcı talepler doğurur- hâlen görmekte olduğumuzu da söyleyebiliriz.

Özenle araştırılarak ortaya konmuş ve saygı uyandıran bir eser diyeceğimiz ‘Boş Gezegen’, önleyemeyeceğimiz ama istediğimiz takdirde şekil verebileceğimiz bir gelecek vizyonu ortaya koyuyor.

  • Künye: Darrel Bricker ve John Ibbitson – Boş Gezegen: Küresel Nüfus Çöküşü Şoku, çeviren: Kadri Mustafa Orağlı, Orenda Kitap, inceleme, 312 sayfa, 2022

Anthony Storr – İnsan Yıkıcılığı (2022)

Anthony Storr’un en son bulguları ve psikoterapist olarak kendi birikimlerini dikkate alarak tamamen yeniden kaleme aldığı ‘İnsan Yıkıcılığı’, insanlığın kötülük kapasitesini inceliyor.

Kitap saldırganlık, nefret ve zalimlik kapasitemizle alakalı psikolojik ve psikiyatrik bulgular sunuyor.

Storr soykırım, ırksal çatışma ve şiddetin büyük ölçekli diğer dışavurumlarına ışık tutma çabasıyla, bizleri bireysel davranışlardan grup ve ulusların davranışlarına dair kolay çıkarımlar yapmamamız için uyarıyor ve agresif kişilik bozuklukları, sadomazoşizm ve paranoyak hezeyan mekanizmaları üzerine aydınlatıcı tartışmalar açıyor.

İlk kez 1972’de yayımlanan ‘İnsan Yıkıcılığı’, insan ruhunun bazı en karanlık köşelerini aydınlatan bilimsel, kapsamlı bir çalışma.

  • Künye: Anthony Storr – İnsan Yıkıcılığı: Soykırım ve İnsan Zulmünün Kökenleri, çeviren: Mehmet Gürsel, Alfa Yayınları, inceleme, 180 sayfa, 2022

Saime Tuğrul – Yitik Bellek (2022)

Kolektif belleğin temel işlevi nedir?

Nasıl inşa edilir?

Kimlik-bellek ilişkisi kolektif düzeyde nasıl kurgulanır?

“Biz”i inşa ederken içerdenlik ve dışardanlık kriterleri nasıl oluşur ve manipüle edilir?

Kolektif bellek ve kimlik inşasında sürekli devrede olan iktidarın bu ikili bağlantıdaki rolü nedir?

Neden bazı toplumlar için kolektif bellek sadece olumlamalardan oluşan bir hikâyedir?

Neden ortak geçmişe yönelik farklı bir kolektif bellek hikâyesi rahatsız edicidir?

Neden geçmişin negatif eleştirisi “aidiyet” kimliğimize yapılmış bir saldırı olarak algılanır ve neden bu denli kırılgandır?

Öznenin oluşumu doğrudan bellek ile ilişkilidir ama aynı zamanda dışardan kurgulandığından, kim olduğumuz sadece bir yanılsama değil midir?

Belleğin çarpıtmalara bu denli açık olması ve kayganlığı, ben-biz kimliğini nasıl etkiler?

Saime Tuğrul bu çalışmasında, yukarıdaki sorulara yanıt arayarak, kolektif düzeyde bellek, kimlik, belleği çarpıtma ve sorumluluk konularına açıklık getiriyor.

  • Künye: Saime Tuğrul – Yitik Bellek: Yas, Kimlik, Yüzleşme, Dipnot Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2022

Sezen Savran Penbecioğlu – ‘Küçük Halep’ Büyük Umutlar (2022)

Bu kitap, 2011 yılından bu yana ulusal ve uluslararası düzlemde gündemde olan Suriye iç savaşı sonrası ortaya çıkan zorunlu göç meselesine, bir kent plancısının gözünden bakmanın getirdiği farklılıkları/ayrıcalıkları içeriyor.

Çalışma, göçün sadece yer değiştirme tabanlı siyasi bir olgu olmadığını, göç alan ve göç veren mekânlarda, toplumsal ve ekonomik yapılarda da etkileri olduğunu gösterirken bir yandan da göç edenin bulunduğu “yer”le birlikte geliştirdiği gündelik yaşam taktiklerini açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Dolayısıyla bu çalışma okuyucuya üç farklı bakış açısıyla Suriye göçü hakkında okuma yapma olanağı sunuyor: İlki, göçü uluslararası mülteci akını meselesi üzerinden okumak.

Çalışmanın uluslararası göç meselesi konusunda bilgi birikimi sağlayan bir yanı var.

İkincisi, Suriyelilerin bulundukları kentlerdeki yer seçim süreçleri, kentsel yaşam pratikleri, gündelik yaşamlarını sürdürme taktikleri üzerine okuma yapmak.

Özellikle büyük kentlerde yaşayan ve hayatını devam ettirmeye çalışan Suriyelilerin mekânsal yığılma alanları ve bir arada yaşama eğilimlerinin yarattığı mekânsal ayrışma düzeyleri ve bir anlamda “kentsel adacık”lar yaratma eğilimleri kolaylıkla izlenebiliyor.

Kitabın okuyucuya sunduğu üçüncü ve son okuma ise mültecilerin yaşadıkları/yaşamak zorunda kaldıkları “mekânlar” ve bu mekânlarla kurdukları ilişkiler üzerine: Başka bir ifadeyle tıpkı göçmenlerin “görünmezliği” gibi yaşadıkları mekânların da görünmezliğini duyumsamak üzerine…

İşte bu çalışma, kentin merkezine oldukça yakın ancak kentin sunduğu imkânlar açısından sınırlıkları bulunan mekânlarla, bu alanda yaşayan grupları görünür kılma çabasını içeriyor.

  • Künye: Sezen Savran Penbecioğlu – ‘Küçük Halep’ Büyük Umutlar, İdealKent Yayınları, inceleme, 228 sayfa, 2022

Kolektif – Ağırlık ve Ölçü Sanatı (2022)

‘Ağırlık ve Ölçü Sanatı’ kataloğu, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndan yapılan bir seçki ve metinlerle, MÖ 2. bin yıldan günümüze uzanan geniş zaman diliminde Anadolu ve bağlantılı coğrafyalarda kullanılan ağırlık ve ölçü aletleri etrafında şekillenen ekonomiyi, kültürü, kültürlerarası sistem ilişkilerini, toplumsal güven dinamiklerini ve birimlerin standartlaşmasının yolculuğunu, uygarlıkların, tanrıların, tüccarların, usta ve çırakların gözünden keşfetmeyi amaçlıyor, dönüşümlerin ve sürekliliklerin incelenmesine olanak veriyor.

500’den fazla eserin görselini içeren kataloğa, Oğuz Tekin’in “Tarih Boyunca Terazi ve Terazi Ağırlıklarına Genel Bir Bakış”, Charles Doyen’ın “Astragalus Biçimli Roma Ağırlıkları”, Brigitte Pitarakis’in “Bizans’ta Ağırlık Ölçme Sanatı” ve “Bir 19. Yüzyıl Kâğıt İkonasındaki Adalet Terazisi” ve Uğur Tanyeli’nin “Osmanlı Topoğrafya Teknolojisi ve Havayi Terazi (16.-18. yüzyıl)” adlı makaleleri eşlik ediyor.

  • Künye: Kolektif – Ağırlık ve Ölçü Sanatı, Pera Müzesi Yayınları, inceleme, 183 sayfa, 2022

Ashton Applewhite – Büyükler Yıkılıyor (2022)

‘Büyükler Yıkılıyor’, hafıza kaybı, zayıf fiziksel yetenek ve genel olarak çekicilik ve yeterlilik eksikliği de dahil olmak üzere yaşlanmayla ilgili birçok yaygın varsayımı çürütüyor.

Yazar ve aktivist Ashton Applewhite, engelli hakları, eşcinsel hakları ve trans hakları dünyada pek çok engeli aşmışken; yaş ayrımcılığını toplumsal olarak onaylanmış son önyargı olarak görüyor.

Applewhite, birine gerçekte olduğundan daha genç göründüğünü söylemenin bir iltifat olduğu ölçüde, toplumlarda temel olan fiziksel güzellik ve cinsel çekiciliğe ilişkin gençlere yönelik klişeleri hedefliyor.

Daha genç biri tarafından, “Yaşına göre harika görünüyorsun!” denildiğinde, iyi bir yanıtın, “Yaşına göre sen de harika görünüyorsun!” olduğunu öne sürüyor.

‘Büyükler Yıkılıyor’, tüm yaşlara uygun bir dünyanın nasıl görüneceğini anlatarak harekete geçme çağrısıyla sona eriyor.

Yaş eşitliğine dayalı bir dünya düzeni yaratma zamanının geldiğini vurguluyor.

  • Künye: Ashton Applewhite – Büyükler Yıkılıyor: Yaş Ayrımcılığına Karşı Bir Manifesto, çeviren: Nural İdrisoğlu, Sander Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2022

Hermann Knoflacher – Otomobil Virüsü (2022)

Otomobil virüsü tarafından istilaya uğradık!

Başlangıçta otomobil, özgürce sürüş, hareketlilik ve özgürlük anlamlarına geliyordu.

Peki, bu hayallere ne oldu?

Bugün otomobil, yaşama evrenimize ağır bir müdahalede bulunmuştur; doğa ve toplum, aynı zamanda bireyler de otomobil virüsünün istilasına uğramışlardır.

Manzaralar yok edilmiş, otomobillere göre kentler kurulmuştur ve insan bir otomobile biner binmez adeta tür değiştirir.

Tanınmış ulaşım uzmanı Hermann Knoflacher, on yıllardır otomobile ve onun temsil ettiklerini getirdiği sıkı eleştirileriyle biliniyor.

Bu kitapla bizlere, büyüleyici otomobil mucizesiyle aman vermeyen, kışkırtıcı bir hesaplaşma sunuyor.

‘Otomobil Virüsü’, kafamızın içine adeta bir virüs gibi yerleşen otomobil kullanma arzusunu epik bir anlatımla eleştirirken, Knoflacher kendi çizimleriyle zenginleştirdiği metnin içerisinde okuyucuyu kendisiyle yüzleşmeye zorluyor.

  • Künye: Hermann Knoflacher – Otomobil Virüsü: Bir Yıkımın Hikayesi, çeviri: Serin Erengezgin, İdealKent Yayınları, inceleme, 223 sayfa, 2022

Ian Robertson – Kazanma Etkisi (2022)

Güç, diğerlerinin ihtiyaç duyduğu, istediği veya korktuğu şeyler üzerinde kontrol sahibi olmaktır.

Fakat dikkatli olunmazsa beynin kimyasını bozabilen, insanı adeta kendinden geçirip sonunda bağımlılığa itebilen sinsi bir yoldaştır.

Tarih, gücü kullanmayı becerememiş insanların aldıkları kararların sonuçlarıyla doludur.

Örneğin, Sovyetler Birliği’nin katı hiyerarşik düzeni olmasaydı Çernobil faciası gerçekleşmeyebilir miydi?

Ya da Tony Blair’ın güce duyduğu yüksek ihtiyaç onu George W. Bush’un planlarını desteklemeye sürüklemeseydi Irak Savaşı yaşanmayabilir miydi?

Peki ya dünyanın gördüğü diktatörlerin neredeyse hepsinin erkek olması tesadüf müdür?

Bilişsel nörobilimci Ian Robertson, dünyanın zirvesinde oturan siyasi liderlerin, şirket yöneticilerinin, hatta sıradan insanların güce duydukları açlığı biyolojik ve psikolojik sebep-sonuçlara dayandırarak inceliyor.

Tek bir kişinin ele geçirdiği orantısız gücün kazanma etkisiyle insanlığa yaşattığı kayıpları gözler önüne sererken gücün denetlenmesinin neden önemli olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Ian Robertson – Kazanma Etkisi: Güç Beynimizi Nasıl Etkiler?, çeviren: Samet Öksüz, İrene Kitap, inceleme, 312 sayfa, 2022