Umberto Eco – Esperanto ve Çokdilli Bir Gelecek (2021)

Esperanto, evrensel dil ihtiyacımız ve hayalimizin somutlaşmış halidir.

Umberto Eco’nun bu enfes kitabı da, Esperanto’nun ortaya çıkışı, özellikleri, diğer dillerle arasındaki farklar ve insanın evrensel iletişim ihtiyacı üzerine harikulade bir sorgulama.

Eco’nun Esperantisler István Ertl ve François Lo Jacomo’yla yaptığı söyleşiyi bir araya getiren çalışma, Esperanto’yu derinlemesine analiz etmesi ve uluslararası bir yardımcı dil olarak diğer diller arasındaki konumu üzerine muhakkak okunması gereken bir kitap.

Öte yandan bu yapıt, evrensel dilin varlığına olan ihtiyaç, çeviri sorunları, ikidillilik ve anadilin işlevi, uluslararası dilbilim siyaseti, dilin dünya vizyonu yaratmadaki rolü gibi konular üzerine düşünen dilbilimciler için de çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Umberto Eco – Esperanto ve Çokdilli Bir Gelecek, çeviren: Kemal Atakay, Alfa Yayınları, dil, 96 sayfa, 2021

Paul Elbourne – Anlam: Anlambilime Giriş (2020)

Bir kelimenin anlamı her zaman, her yerde ve herkes için aynı mıdır?

Profesör Paul Elbourne, anlambilimi her seviyeden okurun rahatlıkla anlayabileceği bir şekilde açıkladığı bu rehberde, yukarıdaki soruya ufuk açıcı yanıtlar veriyor.

Dilbilim, mantık, metafizik, bilişsel psikoloji ve sinirbilimin kesiştiği bir yerde duran; anlaşılmaz olmaktan ziyade hayattan seçilmiş ilginç örneklerle zenginleşen çalışma, anlambilimin neredeyse her şeyini aydınlatıyor.

Okurun anlambilimin temel problemleri hakkında düşünmesine vesile olacak çalışma, aynı zamanda anlambilimin sadece bilim insanlarını ilgilendiren bir alan olmadığını, bazen ölüm kalım meselesi denebilecek sonuçlar doğurabilen gündelik bir konu olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Paul Elbourne – Anlam: Anlambilime Giriş, çeviren: Murat Demirtekin, The Kitap Yayınları, dilbilim, 224 sayfa, 2020

Radegundis Stolze – Çeviri Kuramları (2020)

Radegundis Stolze’nin filoloji, çeviribilim ve edebiyat bölümlerinde uzun yıllardır ders kitabı olarak okutulan ‘Çeviri Kuramları’, yeni baskısıyla raflarda.

Stolze bu çalışmasında, araştırma nesnesine bakıştaki farklılıklar (dil dizgesi, metin, disiplin, eylem, çevirmen) gözetilerek birbiriyle rekabet içindeki farklı çeviribilimsel yaklaşımları derli toplu bir bakışla açıklıyor.

Merkezi modelleriyle ve uygulamalı boyutlarıyla tek tek bilimsel yaklaşımların temel fikirlerini sunan Stolze, aynı zamanda söz konusu çeviri kuramları arasındaki bağlantıları ve zıtlıkları da vurguluyor.

Çeviri kuramlarına giriş niteliğindeki çalışma, insanlar arasındaki dil engelini ortadan kaldırdığı için vazgeçilmez etkinliklerden olan çevirinin tam olarak ne anlama geldiğini ve bu etkinliğe farklı yaklaşımlar getirmiş “çeviri kuramları”nın ne olduğunu daha iyi kavramak için birebir.

  • Künye: Radegundis Stolze – Çeviri Kuramları: Bir Giriş, çeviren: Emra Büyüknisan, Runik Kitap, dilbilim, 450 sayfa, 2020

Noam Chomsky – Biz Ne Tür Yaratıklarız? (2020)

‘Biz Ne Tür Yaratıklarız?’, düşünür Noam Chomsky’yi bu sefer dilbilimci kişiliğiyle de tamamlayarak karşımıza çıkaran bir eser.

Chomsky’nin insan türü üzerine uzun yıllara yayılan kariyerinin neticelerini sunan çalışma, insan dilinin tam olarak ne olduğunu tartışarak açılıyor.

Buradan insanın anlama kapasitesine ve potansiyellerine uzanan Chomsky, tartışmayı daha üst boyuta taşıyarak insanın yaratacağı bir toplum düzeninin ana hatlarının neler olacağı üzerine düşünüyor.

İnsan ve doğa ilişkisi, doğanın gizemleri gibi konuların da irdelendiği kitap, Chomsky’nin düşüncelerinin dayandığı arka plan hakkında önemli ipuçları sunuyor.

  • Künye: Noam Chomsky – Biz Ne Tür Yaratıklarız?, Bgst Yayınları, dilbilim, 184 sayfa, 2020

Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi (2020)

Yemin ile kutsal arasındaki bağ nedir?

Ve bu bağlamda egemenlik, yasa, dil ve din arasında nasıl bir ilişki vardır?

Giorgio Agamben, ‘Yeminin Arkeolojisi’nde, bu girift ilişkiyi çarpıcı değerlendirmelerle izliyor.

“Yeminin vuku bulabilmesi için aslında, her şeyden önce, yaşamı ve dili, eylemleri ve sözleri bir şekilde ayırt edebilmek ve bir araya getirebilmek şarttır.” diyen Agamben, yemini, dil ile siyasal iktidarın ara kesitine yerleştirerek biyopolitika, egemenlik, yasa, din ve dil arasındaki çoklu ilişkiye özgün bir ışık tutuyor.

Düşünür ayrıca, Foucault’nun insanı “yaşayan varlık olarak, siyasetinde kendi varoluşunu, mesele eden hayvan.” şeklindeki tanımlamasını, “İnsan, dilinde kendi yaşamını mesele eden yaşayan varlıktır.” tanımlamasıyla başka bir boyuta taşıyor.

  • Künye: Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi: Dilin Kutsal Ayini, çeviren: Önder Özden, Nika Yayınevi, felsefe, 2020

Talal Asad – Seküler Çeviriler (2020)

“Seküler olan” ile “dini olan” çerçevesindeki söylemleri keşfetmenin en iyi yollarından biri de dildir.

Bu kitabın yazarı Talal Asad ise, bu iki farklı yaşam tarzını anlamak için, bunların dilin pratiklere nasıl kök saldığı ve bu pratiklerini bize ne söylediği üzerine antropolojik bir perspektifle düşünüyor.

Asad, sekülarizmin liberal demokratik devletlerin bağlı olduğu varsayılan soyut bir eşitlik ve özgürlük ilkesinden ibaret olmayıp, örneğin hissetme, düşünme ve konuşma tarzları gibi, birtakım duyarlılıklara da sahip olduğunu belirtiyor.

Asar bu bağlamda, farklı siyasi, ahlaki ve epistemolojik dünyaların dilsel olarak birbirine çevrilebilirliğinin olanaklarını; seküler dilin, dinsel dili kendine çevirmedeki başarısını/başarısızlığını ve “Sekülerliğin dili” ile “dinsel dil”in farklı dünyalarını tartışmaya açıyor.

Asad bunu yaparken de ulus-devletten modern benliğe ve akla zengin bir kavramsal alana ve Wittgenstein’dan Benjamin’e, Gazâlî’den Roman Jacobson’a pek çok ismin düşüncelerine uzanıyor.

  • Künye: Talal Asad – Seküler Çeviriler: Ulus-Devlet, Modern Benlik ve Hesapçı Akıl, çeviren: Ferit Burak Aydar, Vakıfbank Kültür Yayınları, antropoloji, 256 sayfa, 2020

Valentin Nikolaevich Voloshinov – Marksizm ve Dil Felsefesi (2020)

Valentin Nikolaevich Voloshinov’un 1929 yılında yayımlanan ‘Marksizm ve Dil Felsefesi’, yalnızca dilbilimdeki değil, aynı zamanda antropoloji, psikoloji, edebiyat ve kültür incelemelerindeki modern eğilimler açısından eşsiz bir eserdir.

Voloshinov’a göre, insan dili konusundaki incelemeler zaman ve mekân içindeki toplumsal varoluştan ve toplumsal-ekonomik koşulların etkisinden ayrı tutulamaz.

Düşünür burada, her şeyden önce dilsel olanın toplumsal rolüyle ilgilenir ve dili, en tipik haliyle diyalojik değiş tokuşlarda ve içselleştirme aracılığıyla iç konuşmalarda ve düşüncelerde sergilenen toplumsal etkileşim olarak görür.

Varoluşun insan bilincinin merceğinden geçerek kırılmasının yalnızca, doğası gereği toplumsal etkileşime demir atmış olan dilsel iletişimden kaynaklandığını düşünen Voloshinov’a göre, diyalektik yöntem çerçevesinde diyaloğu kavramlaştırmak, insan medeniyetinin tüm boyutları açısından dilin taşıdığı temel önemi anlamanın biricik yoludur.

Kitabın bir diğer muazzam katkısı ise, dil teorisi ve incelemeleri alanında, Humboldtçu/Vosslerci tez ile bunun karşısına dikilen Saussurecü antitezin yerini almaya aday olacak sıkı bir sentez sağlaması.

Fredric Jameson’ın, Voloşinov’un kitabı üzerine 1974’te kaleme aldığı kapsamlı tanıtım yazısında, ‘Marksizm ve Dil Felsefesi’ni “Bir bütün olarak dilbilim incelemeleri konusundaki en iyi giriş kitabı” olarak nitelediğini de belirtelim.

  • Künye: Valentin Nikolaevich Voloshinov – Marksizm ve Dil Felsefesi, çeviren: Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayınları, dilbilim, 323 sayfa, 2020

İmran Karabağ – Dil ve Şiddet (2010)

İmran Karabağ ‘Dil ve Şiddet’te, geçmişten günümüze şiddet ifade eden söz-eylemlerin beslendiği sosyal, politik ve kültürel kurumları inceliyor.

İnsan iletişimine egemen olan söz-eylemlerin şiddetten hiçbir şekilde arınamadığını ortaya koyan Karabağ, Wilhelm von Humboldt ve Jürgen Habermas’ın konu ile ilgili düşüncelerini yorumluyor.

Şiddet sözcüğünün farklı sözlüklerdeki tanımlarını aktararak kitabına başlayan Karabağ, Humbolt ve Habermas’ın dilsel şiddet çözümlemelerini de ele alıyor.

Karabağ, devamında, egemen söylem biçimlerini anlatıyor ve oradan şiddet dilinin tarihçesine, Nazilerin Almanya’sı üzerinden şiddet dilinin egemen olduğu 20. yüzyıla ve günümüze kadar uzanıyor.

  • Künye: İmran Karabağ – Dil ve Şiddet, İkaros Yayınları, inceleme, 113 sayfa

Kemal Ateş – Dil Hurafeleri (2010)

Roman ve öykü kitapları da bulunan Kemal Ateş ‘Dil Hurafeleri’ başlıklı çalışmasında, Türkçenin yaşadığı güncel sorunları kapsamlı bir bakışla ele alıyor.

Yazı ve dil devrimi; tutan ve tutmayan sözcükler; son yıllarda hız kazanan Kürtçedeki q, w, x harflerine dair tartışmalar; yerel dil, konuşma dili, yazı dili; imla kavgaları; bazı profesörlerin dahi inandığı dil hurafeleri; Türkçenin yabancı dillerle etkileşimi; Türkçe ve çeviriler; okullarda ve medya araçlarında dilin kullanımı; siyasetçilerin Türkçesi ve Türk romanında yerel dile yöneliş, Ateş’in irdelediği konulardan birkaçı.

  • Künye: Kemal Ateş – Dil Hurafeleri, İmge Kitabevi, dil, 147 sayfa

Noam Chomsky – Doğa ve Dil Üzerine (2010)

‘Doğa ve Dil Üzerine’de Noam Chomsky, dil, zihin ve beyin arasındaki ilişkileri dilbilim açısından irdeliyor.

Kitabın ilk bölümü, dilbilimdeki bazı temel kavramlara ve bilim dalının tarihi açısından temel öğelere giriş niteliğinde.

Kitabın ikinci bölümü, gerek bilimsel nitelikteki günümüz dilbiliminin gerekse modern bilişsel bilimlerin kökenlerini klasik felsefenin temellerine bağlıyor.

Üçüncü bölümde, dil çalışmalarının beyin bilimleriyle ilgisi üzerine odaklanılıyor; dördüncü bölümde ise, Chomsky’nin düşüncelerinin etkisinde şekillenen Yetinmeci Programın tarihsel kökenleri, kavramları ve uzantıları üzerine yapılan bir tartışma yer alıyor.

  • Künye: Noam Chomsky – Doğa ve Dil Üzerine, çeviren: Ayşe Banu Karadağ, Sözcükler Yayınları, dilbilim, 254 sayfa