Charles William ve Chadwick Oman – Karanlık Çağ Tarihi (2022)

MS 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonra Avrupa’daki güçler dengesi ve kültürel yapı hızla değişti.

Karanlık Çağ, yaklaşık altı asır devam eden ilginç bir dönemdi ve bu süre zarfında Avrupa halen bunun ne olduğunu ve Roma’nın çöküşünü takip eden kaostan nasıl çıkacağını düşünüyordu.

Ünlü İngiliz askeri tarihçi Charles Oman Bizans İmparatorluğunun iç ve dış mücadeleleri, Emevilerin İspanya’ya egemen olması, Lombardların İtalya’yı fethi, Şarlman’ın iktidar yılları, Vikingler ve modern Avrupa’nın ortaya çıkışına etkide bulunan daha birçok önemli olayı son derece ayrıntılı bir şekilde okurlara sunuyor.

  • Künye: Charles William ve Chadwick Oman – Karanlık Çağ Tarihi, çeviren: Ekin Duru, Say Yayınları, tarih, 480 sayfa, 2022

Todor Yankov – İstanbul’dan İzlenimler (2022)

Todor Yankov (1865-1941), Almanya’da sosyal bilimler alanında gördüğü üniversite eğitimini doktor unvanıyla taçlandırarak döndüğü ülkesinde uzun yıllar okul müfettişliği ve lise öğretmenliği yaptı.

Aynı zamanda, basın mecrasında da birçok gazete ve dergiye yazılar yazarak başarılı sınav verdi.

Daha öğrencilik yıllarında dışa vuran yeni yerler keşfetme ve gezme merakı, ömrü boyunca kendisini terk etmeyecek olan seyahat etme tutkusuna dönüştü.

Ülke içi gezilerinde ziyaret ettiği coğrafi bölgeler ve şehirler hakkında eşsiz izlenimler aktardı.

Bulgar aydının bir resimli derginin 1898 yılına ait beş sayısında yayınladığı yazı dizisi, komşu ülke edebiyatında ilk İstanbul seyahatnamesi olma özelliğini taşımaktadır.

Bulgar yazar; batılı seyyahlara özgü yaklaşım içinde sadece kadim şehrin tarihi yerlerini ve anıtlarını gezmekle yetinmedi, ama dar ve eğri sokaklarında sokak köpekleri ve faytonlar arasında yürüdü, çarşıda pazarda dolaştı, kahvehanede kahve yudumladı, tekkede müridin tutkusuna ortak oldu.

Şehrin sıradan insanına ve parıltısız gündelik hayatına dokunma çabası, seyahatnamesine farklı renk ve lezzet kattı.

  • Künye: Todor Yankov – İstanbul’dan İzlenimler: 19. Yüzyıl Sonlarında Şehir, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, seyahatname, 80 sayfa, 2022

Mona Saba – Zerdüştiliğin Anadolu’daki Yayılımı (2022)

Zerdüştilik, Antik Pers kökenli, dünyanın en eski tek tanrılı dinlerinden biridir.

Yapılan araştırmalar Zerdüştiliğin Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın inanç sistemlerini etkilediğini göstermiştir.

İranlı dini reformcu Zerdüşt (MÖ 7 – 6. yüzyıllar) geleneksel olarak dinin kurucusu olarak kabul edilir.

Zerdüştilik, “iyi düşünceler, iyi sözler ve iyi davranışlar” yoluyla yaşama fikri etrafında kuruldu.

Zerdüşt, iyi ve kötüyü ahlaki temelde ayıran ilk insan olarak bilinir.

Dinin tanrısı Ahura Mazda’nın düzenine ve dürüstlüğüne göre yaşamak, kişinin eylemleri ve sözleriyle iyi bir yaşam olarak kabul edilir.

Bireyler kendi yollarını seçmekte özgür iradeye sahiptiler.

Zerdüştiliğin kökeni hakkında yakın bir zamana değin bilinmeyenler, bilinenlerden fazlaydı.

2007’de Amasya yakınlarındaki Oluz Höyük’te başlayan sistematik arkeolojik kazılarda açığa ­çıkarılan Ateşgede ve İbadethane ile birlikte saptanan Ateş Kültü, ­Kurban Kültü, Su Kültü ve Haoma Kültü ile ilgili bulgular, M.Ö. 5. yüzyıl ortalarında Anadolu’da başlayan ve kurumsallaşan ­Zerdüştiliğin Önasya’daki en önemli kanıtları durumundadır.

  • Künye: Mona Saba – Zerdüştiliğin Anadolu’daki Yayılımı (OIuz Höyük Geç Demir Çağı Bulguları Işığında), çeviren: Tuna Akçay, Kabalcı Yayınları, arkeoloji, 320 sayfa, 2022

Kolektif – Payitaht Yeniçerileri (2022)

Osmanlı tarihinin iki büyük yenisi, yani yeni ordu (çeri) ve nizam-ı cedid arasında dört yüz yıldan fazla mevcudiyetini sürdüren Yeniçeriler’in hikâyesi aynı zamanda Osmanlı asırları ile ilgili büyük anlatıların tümünün odağında yer alır: yükselme, gerileme, klasik çağ ve inhitat, merkezileşme ve merkezin zayıflaması, bozulma, ıslahat, nizam ve anayasa mücadeleleri, demokratikleş(eme)me, modernleş(eme)me…

Bu kitabı oluşturan çalışmalar, bu dev meseleler yumağının kritik son yüzyılına farklı yörelerde sosyo-ekonomik düzlemde damgasını vuran çeşitli konulara orijinal arşiv araştırmalarıyla ve metodolojik farkındalıkla ışık tutuyor.

‘Payitaht Yeniçerileri’, okuyucularına birçok şaşırtıcı bilgi ve sürprizler vadediyor.

Bu kitapta yer alan çığır açıcı özellikteki yazılar, Avrupa Araştırma Konseyi tarafından desteklenen ve Girit Resmo’da bulunan Akdeniz Araştırmaları Enstitüsü’nün başkanlığında yürütülen “JANET: Osmanlı Liman Şehirlerinde Yeniçeriler – Erken Modern Dönem Akdeniz’inde Müslümanların Finansal ve Siyasi Bağlantı Ağları” projesi altında toplanmış araştırmacıların etkileyici bir iş birliğinin sonucu.

İstanbul’un yeniçeri ortalarına ayrılmış olan bu çalışma, Osmanlı tarihi meraklılarının dikkatlerini padişahı babaları olarak gören yeniçerilere vermeye davet ederken, onların Osmanlı başkentini “taşralaştırmalarının”, imparatorluğu saran ticaret ağları kurmalarının, zengin finansal portföyleri yönetmelerinin, popüler siyasetin parçası olmalarının ve kendilerine has bir edebi kültür üretmelerinin örneklerini sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Payitaht Yeniçerileri: Padişahın “Asi” Kulları, 1700-1826, editör: Aysel Yıldız, Yannis Spyropoulos ve M. Mert Sunar, Kitap Yayınevi, tarih, 428 sayfa, 2022

Kolektif – Saray ve Kozmos (2022)

Başlangıçta mütevazı bir Türk boyu olan Selçuklular, Orta Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan güçlü ve kültürel açıdan üretken bir imparatorluk kurmuş ve 11. yüzyıldan 14. yüzyıla dek İslam dünyasına hükmetmişlerdi.

‘Saray ve Kozmos: Selçukluların Muhteşem Çağı’, Selçuklu yönetimi altında vuku bulan sanatsal ve kültürel canlanmanın birer kanıtı niteliğindeki yaklaşık 250 objeye yer vererek bu heybetli hanedanın köken ve etkilerini inceliyor.

‘Saray ve Kozmos’, imparatorluğun İran ve Kuzey Irak’taki erken dönem ilerleyişinden başlayarak hâkimiyetini Anadolu ve Kuzey Suriye’ye genişletmesine dek genel bir tarihini sunduktan sonra, Selçuklu saray yaşamının ihtişamını gözler önüne seriyor.

Bu şatafatlı yaşam tarzı, ince zevklere sahip yeni bir seçkinler sınıfına da sirayet etmiş, sultanlar kadar şehirliler de göz kamaştırıcı sırlı seramikler ve gümüş, bakır ve altın kakmalı madeni eserler edinmişti.

Bilim ve teknolojideki ilerlemelere koşut olarak kitap sanatlarına ilginin de artması, Selçukluların bilim ve edebiyata verdikleri önemin bir göstergesiydi.

Bununla birlikte, Selçuklular ile düşmanları arasındaki savaşların yol açtığı huzursuzlukların yanı sıra doğal felaketler ve açıklanamayan gökyüzü olayları, insanları büyü ve astrolojide teselli aramaya yöneltmiş, bu arayış burç tasvirleri ve tılsımlı imgelerle bezenmiş objelerde ifade bulmuştur.

Bu halk inanışları, zarif Kur’an yazmalarının ve Kur’an’dan ayetler içeren çok sayıda kitabe ve mezartaşının da gösterdiği gibi, İslam dinine içten bir bağlılıkla yan yana var olmuştur.

Selçukluların muhteşem çağı, gerek bu dünyanın gerek gökler âleminin görkemini yücelten bir çağdı.

‘Saray ve Kozmos’, Selçukluların sanatsal başarılarını bütün boyutlarıyla ortaya koyarken İslam dünyasının kültürel mirasına yapmış oldukları katkının da eşsiz bir kaydını sunuyor.

  • Künye: Sheila R. Canby, Deniz Bayazıt, Martina Rugiadi ve A. C. S. Peacock – Saray ve Kozmos: Selçukluların Muhteşem Çağı, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 380 sayfa, 2022

Namık Sinan Turan – Portede Saklı Tarih (2022)

Portede saklı olup ortaya çıkarılmayı bekleyen müzik evrensel bir dil olarak görülür.

Toplumları, kültürleri, coğrafyaları bağlayıp, iletişim sağlar.

Seslerden örülü müzikal köprüde politik ve kültürel boyutlar iç içedir.

Sosyopolitik bir mücadele alanı olarak yaklaşıldığında müzik, imparatorluk ya da ulus devlet kurgularının kültürel yönelimlerinde kimi zaman kışkırtıcı, kimi zaman telkin edici potansiyeliyle yer alır.

Bireysel ya da toplumsal açılardan bakıldığında müziğin insanı diğer hiçbir sanat dalının yapamayacağı kadar belli bir düşünce etrafında birleştirebilecek mesajları iletebilme özelliği, ona estetik bir beğeni olmanın ötesinde ardında gizli toplumsal süreçleri anlamaya yönelik bir uğraş niteliği kazandırır.

Söz konusu özelliği müziği disiplinlerarası çalışmalarda sıra dışı bir araç hâline dönüştürür.

Namık Sinan Turan’ın ‘Portede Saklı Tarih’ çalışması, asıl alanı siyasî tarih olan bir akademisyenin kaleminden müziği toplumsal tarih merceğiyle incelemeye yönelik bir girişimin sonucu.

Burada yazar, yüzyıllar içinde yaşanan siyasal ve kültürel değişimlere eşlik eden müziğin toplumsal arka planına ışık tutuyor.

Uzun bir tarihsel kesit içinde geniş bir coğrafyada, farklı kültürel dokularda üretilen müziğin sosyopolitik etki alanını değerlendiriliyor.

Osmanlı dünyasında müziğin üretim süreci ve aktörleri, modernleşmenin Osmanlı/Türk müzik geleneğinde yol açtığı dönüşümler, gelenek ve modern arasında biçimlenen müzik yaşamının toplumsal analizi, oryantalizm ve müzikal temsilleri, operanın emperyal bir tahakküm aracı olarak kullanımı gibi konular kitapta ayrıntılı biçimde incelenen baslıklar arasında yer alıyor.

Kitaptaki anlatıya besteciler, icracılar, müziğin icrasının gerçekleştiği kurumlar ve himaye merkezleri kadar dönemin siyasî elitleri ve kültür politikalarını yönlendirenler de eşlik ediyor.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e ve modern Ortadoğu’ya uzanan gelişmelerin müzik üzerindeki çarpıcı sonuçlarının incelendiği kitapta müzik ve toplum arasındaki karmaşık ilişkiler ağı analiz ediliyor.

Böylece okurlara coğrafyalar ve kültürler arasında müzik-toplum ilişkisinin farklı ve çoğu zaman göz ardı edilen yönleri üzerine düşünme olanağı sağlıyor.

  • Künye: Namık Sinan Turan – Portede Saklı Tarih, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, müzik, 498 sayfa, 2022

Robert Darnton – Eski Rejim’de Yeraltı Edebiyatı (2022)

Bu kitap on sekizinci yüzyılda dağılan bir dünyanın parçalarını bir araya getiriyor.

Devrim öncesi Fransa’da yasadışı edebiyatın üretimi ve yayılmasıyla hayat bulan bir dünyadan, yeraltı dünyasından söz ediyoruz.

O günlerde işin içindekiler hariç kimsenin görmediği bir yerdi ve şimdiye kadar öyle büyük bir tarihin altına gömüldü ki, ne kadar kazılırsa kazılsın gün yüzüne çıkarılması imkânsızmış gibi görünebilir.

O halde, tüm bu parçaları bir araya getirmeye kalkışmanın anlamı ne?

Cevaben ilk olarak tarihçinin en önemli görevlerinden birinin, eski dünyaların yeniden inşası olduğunu söyleyebiliriz.

Tarihçiler ve edebiyat kuramcıları on sekizinci yüzyılın büyük kitaplarını tekrar tekrar okudukça Aydınlanma’yı Batı medeniyeti içinde ayrı bir aşama olarak tasvir eder oldular.

  • Edebiyat Cumhuriyeti’nde (République des Lettres) yazarlar kariyerlerini nasıl inşa ediyordu?
  • Ekonomik ve sosyal durumları yazdıkları üzerinde ne denli etkiliydi?
  • Yayıncılar ve kitap satıcıları nasıl iş yapıyorlardı?
  • İş yapma biçimleri, müşterilerine ulaşan edebî ürünlerin fiyatını nasıl etkiliyordu?
  • Edebiyat neydi?
  • Okurları kimlerdi?
  • Nasıl okuyorlardı?

Bu sorular tarihin hemen her dönemi için sorulabilir ancak Eski Rejim’i anlamak için özel bir öneme sahipler.

On sekizinci yüzyıl boyunca Fransa’da genel bir okur kitlesi ortaya çıktı; kamuoyu güç kazandı ve ideolojik memnuniyetsizlik, modern çağın ilk büyük devrimini yaratmak üzere başka akımlarla birleşerek vücuda geldi.

Kitaplar bu mayaya çok büyük katkı verdiler, ancak verdikleri katkıyı değerlendirmek için sırf metinleri değerlendirmek yeterli değil.

Birçok metnin şekillendiği Grub Sokağı’yla başlayıp basımevlerinden ve kaçakçılık rotalarından geçerek, edebiyatın muazzam yeraltı dünyasındaki merdiven altı işlere ve gizli kapaklı operasyonlara uzanmak ve kitapların arkasındaki dünya hakkında daha fazlasını öğrenmek gerekiyor.

Bu kitap, tam bu konuda yardımımıza koşuyor.

  • Künye: Robert Darnton – Eski Rejim’de Yeraltı Edebiyatı, çeviren: Suat Başar Çağlan, Zoom Kitap, tarih, 226 sayfa, 2022

Max Beer – Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi (2022)

Kapsamlı bir sosyalizm ve sosyal mücadeleler tarihi çalışması arayanları bu tarafa alalım.

Pek çok Marksist tarih çalışmasının yapılmasına öncü olmuş Max Beer’in eseri, ilkçağdan 20. yüzyılın başına sosyal mücadelelerin tarihini anlatıyor.

Max Beer şöyle diyor: “Hegel de Marx da çelişkilerin çarpışmasının ve karşıtlıkların vurgulanmasının hayatın ve evrensel bütün güçlerin gelişiminde, ilerlemesinde en etkin araçlar olduğu görüşündeler. Marx, en önemli sosyal gelişimlerin çelişen çıkarlara dayalı sınıf mücadelesinin sonucunda oluştuğuna inanıyor.”

Ustasının bu görüşünden aldığı ilhamla Max Beer, sosyal mücadelelerle ilgili bulabildiği her şeyi bir araya getirerek ortaya bir tarih çalışması koydu.

Elinizdeki ilginç ve kullanışlı çalışma ortaya çıktı.

Yazarın, Marksist tarih görüşünü yeterli ve ulaşılabilir şekilde okuyucuyla buluşturmak amacıyla ortaya koyduğu eseri yayımlandığı zaman da oldukça ilgi gördü.

İlk Çağ’dan 20. yüzyılın başına sosyal mücadelelerin tarihini anlatan eser yayımlandığı dönem kapsamlı bir sosyalizm ve sosyal mücadeleler tarihi çalışmasının eksikliğini giderdi.

Pek çok Marksist tarih çalışmasının yapılmasına öncü oldu.

Günümüzde hala tarihsel süreçlerin anlaşılır ve iyi hazırlanmış bir derlemesi olarak okuyuculara tarihsel bakış açısını sunuyor.

  • Künye: Max Beer – Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi, çeviren: Galip Üstün, Doruk Yayınları, tarih, 608 sayfa, 2022

Charles Homer Haskins – Üniversitelerin Doğuşu (2022)

Charles Homer Haskins (ö. 1937), elinizdeki kitapta bir öğretim kurumu olarak üniversiteyi tarihsel bir perspektiften ele alıyor.

Yazar, ilk üniversitelerin müfredatını, öğretmenlerini ve öğrencilerini mercek altına alıyor, böylece konuya dair genel bir çerçeve çiziyor.

Öğretmenlerin izledikleri metotların yanı sıra öğrenci şiirlerine ve mektuplarına da yer veren kitap, bu yönüyle kronolojik bir çizelgenin de ötesinde okuruna çok yönlü bir bakış açısı sunuyor.

Haskins, Orta Çağ’ın son dönemlerindeki entelektüel aydınlanmanın üniversitelerin kurulmasına zemin hazırladığını ve üniversite yapısının mekâna ve zamana göre farklılaştığını gösteriyor.

Nitekim üniversiteler tarih boyunca gerek kurumsal yapı gerekse müfredat açısından içerisinde bulundukları sosyal koşullar ile aktif bir etkileşim içinde oldu.

‘Üniversitelerin Doğuşu’, bir parçası oldukları kurumların kökenleri hakkında bilgi edinmek isteyen eğitimcilerin ve öğrencilerin başvuracakları temel bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Charles Homer Haskins – Üniversitelerin Doğuşu, çeviren: Salim Korkmaz, Albaraka Yayınları, tarih, 88 sayfa, 2022

Robert B. Marks – Modern Dünyanın Kökenleri (2022)

Bu sürükleyici kitap, 1400 yılından günümüze modern dünyanın kökenlerine dair küresel bir anlatı sunuyor.

“Batı’nın yükselişini” modern dünyanın ortaya çıkışıyla bağdaştıran çok sayıda çalışmanın aksine; Asya, Afrika ve Yeni Dünya gibi marjların dışında kalan bölgeleri odağına alıyor.

Çevre tarihi disiplininden de yararlanan bu sıra dışı tarih araştırması coğrafya, tarih ve insan ilişkisinin aktörleri arasında dengeli bir anlatı sunuyor.

Robert B. Marks modern dünyanın destanını ekoloji tarihiyle harmanlayarak günümüze ulaştırıyor.

Batı’nın gerçekten yükseldiğini mi yoksa bunun bir mit mi olduğunu sorguluyor, toplumlar arasında ortaya çıkan uçurumu derinlemesine inceliyor, nüfusu medeniyet için bir aktör olarak değerlendiriyor,

Moğolların ve Osmanlıların modern dünyanın kökenlerindeki rollerini ortaya koyuyor.

Sadece bununla kalmayan Marks, Birleşik Devletler’in 21. yüzyılda nasıl ve niçin süper güç hâline geldiğine dair yeni yaklaşımlar sunuyor.

‘Modern Dünya’nın Kökenleri’, Asya’nın yeniden dirilişine, insanların çevreyle kurduğu, geçtiğimiz yüzyılların politik ve ekonomik dönüm noktalarını uzun vadede gölgede bırakan ve büyük ölçüde değişen ilişkisine dikkat çekiyor.

“Çoğu zaman yokmuş gibi davranıyoruz, ancak nüfus artışı, Çin ve Hindistan’ın hızlı sanayileşmesi ve fosil yakıtların kullanımı, henüz bilinmeyen korkunç çevresel sonuçlarıyla yaklaşıyor.”

  • Künye: Robert B. Marks – Modern Dünyanın Kökenleri: 15. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Dünya’nın Küresel ve Ekolojik Tarihi, çeviren: Ulaş Deniz Tümkaya, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2022