Ken Ilgunas – Tekerlekli Walden (2021)

Hep daha fazlasının ve sınırsız tüketimin tabulaştırıldığı günümüzde basit yaşamak mümkün mü?

Üniversitede okuduğu süre içinde kimseye çaktırmadan bir minibüste yaşamayı deneyimlemiş Ken Ilgunas, neredeyse mülksüz denebilecek bir yaşam tarzının hayatımıza nasıl bereket katacağını anlatıyor.

Ilgunas, borç ödemek için istemediği işlerde çalışmış, borcunu öderken büyük zorluklarla karşılaşmış.

Borcunu ödedikten sonra ise, Duke Üniversitesi liberal çalışmalar programında yüksek lisansa kayıt olmuş ve burada okuduğu süre içerisinde üniversite otoparkında (kimseye çaktırmadan) bir minibüste yaşamış.

İşte bütün bu deneyimlerden süzülmüş elimizdeki kitabında Ilgunas, üniversitede okumak amacıyla girdiği borç batağından çıkmak için yaptığı yolculuğun onu nasıl gönüllü basitliğe yönlendirdiğini, hayatını nasıl muazzam bir biçimde dönüştürdüğünü anlatıyor.

Bu hikâyeden herkesin öğreneceği çok şey var.

Kitaptan bir alıntı:

“Eğer birini özel bir kulübe koyarsak bir anda yata ihtiyacı olduğunu hissetmeye başlayacaktır. Ancak ıssız bir adaya koyarsak tek isteyeceği şey hayatta kalmak için elzem olanlar olacaktır. İhtiyaçlarımı basit tutmak istiyordum. Bakış açımı yitirmek istemiyordum. Yeniden bütün başat kültürün normlarını ve değerlerini ve arzularını kendiminmiş gibi kabul ederek yutulmak istemiyordum.”

  • Künye: Ken Ilgunas – Tekerlekli Walden: Borç Batağından Özgürlüğe Giden Açık Yolda, çeviren: Devrim Kılıçer, Heretik Yayıncılık, anlatı, 384 sayfa, 2021

Kolektif – Belgesel Sinema Kitabı (2021)

Belgeselle ilgilenenlerin kaçırmak istemeyeceği bir başvuru kaynağı.

Brian Winston’un derlediği 752 sayfalık bu çalışma, belgeselin tarihçesinden belgeselde yeni teknolojilere konuyu zengin bir bağlamda irdeliyor, bunu yaparken de tam da olması gerektiği gibi, belgeselin etik, estetik, siyaset gibi konularla ilişkisi konusunda da çok önemli değerlendirmeler barındırıyor.

  • Künye: Kolektif – Belgesel Sinema Kitabı, derleyen: Brian Winston, yayıma hazırlayan: Seda Salman, Ayrıntı Yayınları, sinema, 752 sayfa, 2021

Ercüment Akdeniz – Sekizinci Kıta (2021)

Bugün dünya üzerinde hareket eden tam 272 milyonluk göçmen nüfus var.

Ercüment Akdeniz de, atıkların biriktiği ‘Yedinci Kıta’dan yola çıkarak sermayenin ürettiği felaketlerden kaçan bu göçmenleri tanımlamak için ‘Sekizinci Kıta’ kavramını kullanıyor.

Daha önce mülteci işçiler ve sığınmacılar üzerine yaptığı çalışmalarla bildiğimiz Akdeniz, dünyanın on farklı ülkesinden kaçarak Türkiye’ye gelen göçmenlerin yaşam ve çalışma koşullarını gözler önüne seriyor.

Kitap, bu göçmenlerin neden ülkelerinden göç etmek zorunda kaldıkları, Türkiye’ye gelene kadar yaşadıkları, onları Türkiye’de hapseden politik ve sosyal koşulların neler olduğu ve işçileşme deneyimleri hakkında dört dörtlük bir belgesel.

Kıtalar arası göçmen hareketinin Türkiye durağı üzerine aydınlatıcı bir inceleme.

  • Künye: Ercüment Akdeniz – Sekizinci Kıta, Kor Kitap, inceleme, 196 sayfa, 2021

Michael Rabiger – Bir Belgeseli Gerçekleştirmek (2021)

Belgesel yapmayı düşünenler kadar belgesel çekenlerin de muhakkak edinmesi gereken bir çalışma.

Şimdiye kadar 35’ten fazla filmi yönetmiş ya da düzenlenmesine katkıda bulunmuş Michael Rabiger, tam 768 sayfalık bu kitabında, bir belgesel yapımcısının her aşamada düşünmek, hissetmek, yapmak ve bilmek zorunda olduğu şeyleri açıklıyor.

Kitap yönetmenin rolü, hikâye fikirlerinin geliştirilmesi, bir belgesel filmin tasarlanması ve sunumu, belgesel sinemada film dili gibi temel bilgilerden, belgesel estetiği, bakış açısı, biçim, yeniden sahneleme, anlatı yaratma, ileri seviye kameralar ve ekipmanlar gibi üst seviye post-prodüksiyon aşamasına kadar, belgesele dair bilinmesi gereken her konuyu açıklıyor.

Çalışmayı benzer türdeki eserlerden ayıran en önemli husus ise, Rabiger’in belgeselin felsefi temellerini araştırması ve bunu yaparken de film yapım sürecinin teknik kısımlarını asla ihmal etmemesi.

  • Künye: Michael Rabiger – Bir Belgeseli Gerçekleştirmek, çeviren: Çiğdem Asatekin ve Feyyaz Şahin, Ayrıntı Yayınları, belgesel, 768 sayfa, 2021

Kolektif – 12 Eylül Sabahı (2010)

’12 Eylül Sabahı’, uzun soluklu bir çalışmanın ürünü.

Kitap, 12 Eylül faşizmini yaşamış birçok ismin o sabah ile ilgili anılarını bir araya getiriyor.

Çalışmaya tanıklıklarıyla katılan kişiler, kırk yıldır tartışılan büyük travmayı başlatan o günü anlatırken, etkisini hiç kaybetmemiş bir acıyı gözler önüne seriyor.

Türkiye şimdilerde, geçmişiyle hesaplaşmayı tartışıyor.

Bu, geleceğimizin ne yönde şekilleneceğini belirleyecek denli önemli bir eşik.

Kuşkusuz, hesaplaşmanın merkezinde, ülkenin gelmiş geçmiş tüm darbelerinden daha pervasız ve insafsız 12 Eylül bulunuyor.

İşte elimizdeki kitap da, 12 Eylül faşizmiyle yüzleşme çabasına önemli bir katkı sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Kolektif – 12 Eylül Sabahı, editör: Ömer Asan, Heyamola Yayınları, anı, 333 sayfa

Rita Ender – İsmiyle Yaşamak (2016)

Ararat, Ari, Foti, Gila, İoanna, Nino, Şabo, Rezal, Yorgo…

Ötekileşme, yabancılaşma ilkin isimle başlar.

Rita Ender’in söyleşilerinden oluşan bu kitap da, hem Türkiye’de doğup büyüyen ve burada yaşayan, fakat isimleri nedeniyle yabancı muamelesi gören insanların deneyimlerini aktarıyor hem de her biri birer hikâye olan isimlerin macerasını bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Rita Ender – İsmiyle Yaşamak, İletişim Yayınları

Gabriel Garcia Marquez – Doğu Avrupa’da Yolculuk (2016)

Bu kitap, ünlü yazar Gabriel Garcia Márquez’in gazeteci kimliğiyle Doğu Avrupa’ya yaptığı seyahatlerin izlenimlerinden oluşuyor.

Kitap, yazarın Doğu Almanya’dan başlayarak Çekoslovakya, Macaristan, Polonya ve Sovyetler Birliği’ne yaptığı, dönemin siyasi ve toplumsal durumuna dair birçok ayrıntı barındıran gezi izlenimlerinden oluşuyor.

  • Künye: Gabriel García Márquez – Doğu Avrupa’da Yolculuk, çeviren: İnci Kut, Can Yayınları

Kolektif – Sığınmacı Devrimi (2020)

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre, bugün dünyada 65 milyon sığınmacı var.

Bu da dünyada her 100 kişiden birinin sığınmacı olduğu anlamına geliyor.

Peki, özellikle son yıllarda büyük bir soruna dönüşen sığınmacılık, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi veya dijital devrim gibi, dünyayı tümüyle dönüştürecek bir devrim potansiyeline sahip mi?

İşte bu kitap, tam da konuyu böyle bir perspektiften izlemesiyle büyük öneme haiz.

Dünyanın çeşitli köşelerinde çalışan yirmi altı Alman muhabirinin temasa geçebildikleri sığınmacılarla yaptıkları röportajlardan oluşan kitap, mülteci kamplarında bekletilen, yerleştikleri veya sığındıkları ülkeye uyum sağlamaya çalışan, kaçışları sırasında yakınlarını kaybetmiş veya sakatlanmış insanların iç burkan öykülerini bir araya getiriyor.

Kenya’dan Avustralya’ya, İsrail’den Etiyopya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılan bu öyküleri kuşatan genel politik ve sosyolojik bağlamı da ihmal etmeyen çalışmayı benzerlerinden farklı ve özgün kılan diğer bir yön ise, Avrupa merkezli “mülteci krizi” söylemini yıkarak yerine değişimi merkeze alan, yenilikçi, duyarlı ve hümanist bir bakış açısı getirmeye çalışması.

Kitap, sığınmacılığın, tarihte örneği görülmüş büyük çaplı devrimlere benzer değişimler getireceğini savunuyor.

  • Künye: Kolektif – Sığınmacı Devrimi: Son Göç Dalgası Dünyayı Nasıl Tümüyle Değiştirdi?, derleyen: Marc Engelhardt, çeviren: İlknur Aka, Yapı Kredi Yayınları, sosyoloji, 336 sayfa, 2020

Fang Fang – Wuhan Günlüğü (2020)

Covid-19 salgınının ilk ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kentinde, tam olarak neler yaşandı?

İşte ‘Wuhan Günlüğü’ adlı bu kitap, dünyanın gündemine oturmuş bu kentte neler yaşandığı ilk zamanlarından itibaren gün gün izliyor.

Ödüllü Çinli yazar Fang Fang (Wang Fang), Covid-19 pandemisinin ilk ortaya çıktığı dönemde internet ortamında bu günlüğü yayımlamaya başlamıştı.

Fang Fang burada, kentteki günlük yaşamı, sağlık sistemindeki sorunları, gıda ve maske gibi ihtiyaçlar için yaşanan mücadeleyi kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

Günlükler bunun yanı sıra, “insanlar arasında bulaşıcı değil” diyen, gerçekleri sansürleyen siyasilerin yalanlarını ve hilelerini çekinmeden ortaya dökmesiyle de önemli.

“Tek düşmanımız virüs değil” diyen Fang Fang’ın, ölümcül salgının kaynağından yazdığı ve hepimiz açısından önemli dersler barındıran günlüğü, halkın sesi olarak görülmüş ve büyük yankı uyandırmıştı.

Kitaptan bir alıntı:

“Tek düşmanımız virüs değil. Biz aynı zamanda kendimize düşmanız, kendi kendimizin suç ortaklarıyız. Birçok insanın ancak şimdi uyanmakta olduğu, ülkemizin ne kadar harika olduğu yönünde boş sloganlar atmanın ne kadar anlamsız olduğunu kavramaya başladığı, günlerini siyasi çalışmalar ve boş laflar ederek geçiren siyasilerin beceriksizliğini gördüğü söyleniyor.”

  • Künye: Fang Fang – Wuhan Günlüğü, çeviren: Sezen Kiraz, Bilgi Yayınevi, anlatı, 260 sayfa, 2020

Oliver Bullough – Paravatan (2020)

 

Paranın dili ve dini yok.

Vatanı da yok.

Bütün dillerin, dinlerin ve ülkelerin üstündedir para.

Oliver Bullough, muhteşem bir araştırmacı gazetecilik ürünü olan ‘Paravatan’da, dünyada kara para aklama trafiğinin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor.

Bizi, kanunların işlemediği, devletlerin erişemediği süper zenginler ülkesi Paravatan’a doğru bir yolculuğa çıkaran Bullough, halkının parasını çalan devlet adamlarını, bu paranın aklanıp katlandığı zengin ülkeleri, dolandırıcıları ve onların beyaz yakalı yardakçılarını anlatıyor.

Avrupa ve ABD’nin “saygın” kurumlarının nasıl birer kara para aklama üssüne dönüştüğünü belgeler eşliğinde ortaya koyan çalışma, 21. yüzyılda paranın, gücün ve yozlaşmanın hikâyesi olarak okunabilir.

Kara para aklama sisteminin nasıl işlediğini yakından görmek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir çalışma.

  • Künye: Oliver Bullough – Paravatan: Neden Dünyayı Hırsızlar ve Dolandırıcılar Yönetiyor ve Onlardan Nasıl Geri Alırız?, çeviren: Ayşegül Çetin, Domingo Kitap, siyaset, 392 sayfa, 2020