Kolektif – 12 Eylül Sabahı (2010)

’12 Eylül Sabahı’, uzun soluklu bir çalışmanın ürünü.

Kitap, 12 Eylül faşizmini yaşamış birçok ismin o sabah ile ilgili anılarını bir araya getiriyor.

Çalışmaya tanıklıklarıyla katılan kişiler, kırk yıldır tartışılan büyük travmayı başlatan o günü anlatırken, etkisini hiç kaybetmemiş bir acıyı gözler önüne seriyor.

Türkiye şimdilerde, geçmişiyle hesaplaşmayı tartışıyor.

Bu, geleceğimizin ne yönde şekilleneceğini belirleyecek denli önemli bir eşik.

Kuşkusuz, hesaplaşmanın merkezinde, ülkenin gelmiş geçmiş tüm darbelerinden daha pervasız ve insafsız 12 Eylül bulunuyor.

İşte elimizdeki kitap da, 12 Eylül faşizmiyle yüzleşme çabasına önemli bir katkı sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Kolektif – 12 Eylül Sabahı, editör: Ömer Asan, Heyamola Yayınları, anı, 333 sayfa

Rita Ender – İsmiyle Yaşamak (2016)

Ararat, Ari, Foti, Gila, İoanna, Nino, Şabo, Rezal, Yorgo…

Ötekileşme, yabancılaşma ilkin isimle başlar.

Rita Ender’in söyleşilerinden oluşan bu kitap da, hem Türkiye’de doğup büyüyen ve burada yaşayan, fakat isimleri nedeniyle yabancı muamelesi gören insanların deneyimlerini aktarıyor hem de her biri birer hikâye olan isimlerin macerasını bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Rita Ender – İsmiyle Yaşamak, İletişim Yayınları

Gabriel Garcia Marquez – Doğu Avrupa’da Yolculuk (2016)

Bu kitap, ünlü yazar Gabriel Garcia Márquez’in gazeteci kimliğiyle Doğu Avrupa’ya yaptığı seyahatlerin izlenimlerinden oluşuyor.

Kitap, yazarın Doğu Almanya’dan başlayarak Çekoslovakya, Macaristan, Polonya ve Sovyetler Birliği’ne yaptığı, dönemin siyasi ve toplumsal durumuna dair birçok ayrıntı barındıran gezi izlenimlerinden oluşuyor.

  • Künye: Gabriel García Márquez – Doğu Avrupa’da Yolculuk, çeviren: İnci Kut, Can Yayınları

Kolektif – Sığınmacı Devrimi (2020)

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre, bugün dünyada 65 milyon sığınmacı var.

Bu da dünyada her 100 kişiden birinin sığınmacı olduğu anlamına geliyor.

Peki, özellikle son yıllarda büyük bir soruna dönüşen sığınmacılık, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi veya dijital devrim gibi, dünyayı tümüyle dönüştürecek bir devrim potansiyeline sahip mi?

İşte bu kitap, tam da konuyu böyle bir perspektiften izlemesiyle büyük öneme haiz.

Dünyanın çeşitli köşelerinde çalışan yirmi altı Alman muhabirinin temasa geçebildikleri sığınmacılarla yaptıkları röportajlardan oluşan kitap, mülteci kamplarında bekletilen, yerleştikleri veya sığındıkları ülkeye uyum sağlamaya çalışan, kaçışları sırasında yakınlarını kaybetmiş veya sakatlanmış insanların iç burkan öykülerini bir araya getiriyor.

Kenya’dan Avustralya’ya, İsrail’den Etiyopya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılan bu öyküleri kuşatan genel politik ve sosyolojik bağlamı da ihmal etmeyen çalışmayı benzerlerinden farklı ve özgün kılan diğer bir yön ise, Avrupa merkezli “mülteci krizi” söylemini yıkarak yerine değişimi merkeze alan, yenilikçi, duyarlı ve hümanist bir bakış açısı getirmeye çalışması.

Kitap, sığınmacılığın, tarihte örneği görülmüş büyük çaplı devrimlere benzer değişimler getireceğini savunuyor.

  • Künye: Kolektif – Sığınmacı Devrimi: Son Göç Dalgası Dünyayı Nasıl Tümüyle Değiştirdi?, derleyen: Marc Engelhardt, çeviren: İlknur Aka, Yapı Kredi Yayınları, sosyoloji, 336 sayfa, 2020

Fang Fang – Wuhan Günlüğü (2020)

Covid-19 salgınının ilk ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kentinde, tam olarak neler yaşandı?

İşte ‘Wuhan Günlüğü’ adlı bu kitap, dünyanın gündemine oturmuş bu kentte neler yaşandığı ilk zamanlarından itibaren gün gün izliyor.

Ödüllü Çinli yazar Fang Fang (Wang Fang), Covid-19 pandemisinin ilk ortaya çıktığı dönemde internet ortamında bu günlüğü yayımlamaya başlamıştı.

Fang Fang burada, kentteki günlük yaşamı, sağlık sistemindeki sorunları, gıda ve maske gibi ihtiyaçlar için yaşanan mücadeleyi kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

Günlükler bunun yanı sıra, “insanlar arasında bulaşıcı değil” diyen, gerçekleri sansürleyen siyasilerin yalanlarını ve hilelerini çekinmeden ortaya dökmesiyle de önemli.

“Tek düşmanımız virüs değil” diyen Fang Fang’ın, ölümcül salgının kaynağından yazdığı ve hepimiz açısından önemli dersler barındıran günlüğü, halkın sesi olarak görülmüş ve büyük yankı uyandırmıştı.

Kitaptan bir alıntı:

“Tek düşmanımız virüs değil. Biz aynı zamanda kendimize düşmanız, kendi kendimizin suç ortaklarıyız. Birçok insanın ancak şimdi uyanmakta olduğu, ülkemizin ne kadar harika olduğu yönünde boş sloganlar atmanın ne kadar anlamsız olduğunu kavramaya başladığı, günlerini siyasi çalışmalar ve boş laflar ederek geçiren siyasilerin beceriksizliğini gördüğü söyleniyor.”

  • Künye: Fang Fang – Wuhan Günlüğü, çeviren: Sezen Kiraz, Bilgi Yayınevi, anlatı, 260 sayfa, 2020

Oliver Bullough – Paravatan (2020)

 

Paranın dili ve dini yok.

Vatanı da yok.

Bütün dillerin, dinlerin ve ülkelerin üstündedir para.

Oliver Bullough, muhteşem bir araştırmacı gazetecilik ürünü olan ‘Paravatan’da, dünyada kara para aklama trafiğinin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor.

Bizi, kanunların işlemediği, devletlerin erişemediği süper zenginler ülkesi Paravatan’a doğru bir yolculuğa çıkaran Bullough, halkının parasını çalan devlet adamlarını, bu paranın aklanıp katlandığı zengin ülkeleri, dolandırıcıları ve onların beyaz yakalı yardakçılarını anlatıyor.

Avrupa ve ABD’nin “saygın” kurumlarının nasıl birer kara para aklama üssüne dönüştüğünü belgeler eşliğinde ortaya koyan çalışma, 21. yüzyılda paranın, gücün ve yozlaşmanın hikâyesi olarak okunabilir.

Kara para aklama sisteminin nasıl işlediğini yakından görmek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir çalışma.

  • Künye: Oliver Bullough – Paravatan: Neden Dünyayı Hırsızlar ve Dolandırıcılar Yönetiyor ve Onlardan Nasıl Geri Alırız?, çeviren: Ayşegül Çetin, Domingo Kitap, siyaset, 392 sayfa, 2020

Onur Akhan ve Mesut Demirbilek – Cinayet Sohbetleri (2014)

Emniyetin Merkez Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü’nde uzun yıllar yöneticilik yapmış Mesut Demirbilek’ten, Türkiye’nin cinayet profili.

Burada, cinnet ve cinayetlerle örülü pek çok hikâyenin yanı sıra, küçücük bir ipucunun peşine düşüp en gizemli cinayetleri aydınlatanların kahramanların alkışı ziyadesiyle hak eden çabalarına da tanık oluyoruz.

  • Künye: Onur Akhan ve Mesut Demirbilek – Cinayet Sohbetleri, Doğan Kitap

M. Şehmus Güzel – Fransa Mayıs 68 (2010)

Şehmus Güzel ‘Fransa Mayıs 68’de, 1968 gençlik hareketini, toplumsal tarih bakış açısıyla değerlendiriyor.

Pierre Bourdieu Mayıs 68 için, “Düzenin sembolik anlamda sıkı bir silkelenmesidir…” demişti.

Güzel de kitabında, bir hafta gibi kısa sürdüğü halde, toplumu ve düzeni silkeleyen bu hareketi “Uzun saçlıların başkaldırısı” olarak tanımlıyor.

Gelişmeleri adım adım takip eden ve hemen her olay sonrasında yaşananları sunan Güzel’in çalışması, Mayıs 68’in nitelikli bir belgeselini sunuyor diyebiliriz.

Kitapta, Mayıs 68’in özellikleri, öğrenci hareketinin ivme kazanması, isyanın toplumsal tabana yayılması, hareketin başlıca liderleri ve olayların nasıl bir seyir izlediği anlatılıyor.

  • Künye: M. Şehmus Güzel – Fransa Mayıs 68, Kibele Yayınları, tarih, 399 sayfa

M. Şefik Dinç – Kanlı Mavi Marmara (2010)

Gazeteci Şefik Dinç, İsrail’in müdahale ettiği Mavi Marmara gemisinde bulunuyordu.

Dinç, deneyimlerini paylaştığı bu kitap, Mavi Marmara’daki kanlı operasyonu bir muhabirin gözünden aktarmasıyla dikkat çekiyor.

Kitabına, İsrail ve Filistin arasındaki çatışmaların tarihiyle başlayan Dinç, Filistin’e yardım götüren Mavi Marmara’ya nasıl bindiğinden, gemide bulunan farklı aidiyet ve kökenlerden insanlara; yolculuk esnasında yaşananlardan, askerlerin gemiye saldırısına ve cezaevine konmalarından bırakılışlarına uzanan süreci anlatıyor.

Dinç, İsrail’in gemiye saldıracağı belliyken yola devam etme ısrarının da, “bile bile lades” olduğunu savunuyor.

  • Künye: M. Şefik Dinç – Kanlı Mavi Marmara, Kalkedon Yayınları, siyaset, 134 sayfa

Hasan Yazıcı – Bir Aşırma (İntihal) (2020)

Uğur Mumcu 1981 yılında, 12 Eylül cuntasının, kuvvetli ve kudretli YÖK başkanı Prof. İhsan Doğramacı’ya “Sen bir intihalcisin” demişti.

Bundan 19 yıl sonra Hasan Yazıcı, Mumcu’dan öğrendiğini tekrarlayıp bir gazete yazısında Doğramacı için “Bu yüz kızartıcı intihalden dolayı açık özür dilemelidir” dediği için Doğramacı tarafından dava edildi.

Bu dava süreci, adeta Doğramacı’nın intihalini bile gölgede bırakacak, Türkiye’nin yargısı ve aydını hakkında çok sayıda ibret dersi alınacak olaylarla gelişti.

Türkiye’nin yargısı ve aydınının bu süreçte verdiği sınav o kadar belirleyicidir ki, bu sıkıntılı günlere gelmemizin nedenleri arasında büyük paya sahiptir.

İşte bu kitap da, Türkiye’deki yargı süreci yedi yıla yaklaşan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce karara bağlanması yedi yıl daha süren Doğramacı-Yazıcı intihal davasını baştan sona izliyor.

Yazıcı bunu yaparken, aynı zamanda ülkedeki bilirkişi kurumu sorununu ve ayrıca unvanı ve görevi en üst düzey bir kişinin, yani Doğramacı’nın, yargıyı etkilemek yolunda olabildiğince talihsiz diğer bir girişimini de anlatıyor.

  • Künye: Hasan Yazıcı – Bir Aşırma (İntihal): Doğramacı-Yazıcı Davası Işığında Yargımız-Aydınlarımız, İletişim Yayınları, hukuk, 215 sayfa, 2020