Kolektif – Çağdaş Felsefenin Macerası 1 (2016)

Felsefenin temel meselelerini Badiou, Rancière, Agamben, Arendt, Adorno ve Gadamer’in birebir metinleri bağlamında irdeleyen değerli bir çalışma.

Bu isimlerin varoluşçuluk, fenomenoloji ve ontoloji gibi felsefenin ana konularını kapsayan metinlerini barındıran çalışma, bilhassa bu alanlarda çalışanlar açısından kılavuz niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – Çağdaş Felsefenin Macerası 1: Varoluşçuluk, Fenomenoloji, Ontoloji, derleyen: Güçlü Ateşoğlu, Belge Yayınları

Emil Michel Cioran – Zamana Düşüş (2020)

Emil Michel Cioran’ın, “yazdığım en ciddi şeyi temsil eden” diyerek tanımladığı üç kitabından biri olan ‘Zamana Düşüş’ (diğerleri ‘Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne’ ve ‘Burukluk’), Haldun Bayrı’nın muhteşem çevirisiyle Türkçede.

Cioran burada, Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşu efsanesinin izini sürerek insan olmak, bilgelik, Tanrı’ya hesaplaşma, ebediyet ve zaman, tarih ve uygarlık üzerine o kendine has lanetler yağdıran tarzıyla düşünüyor.

İnsanın yanlış ağacın, hayat ağacı yerine bilgi ağacının meyvesini yediğini belirten Cioran, ebediyetten zamana düşüşün, başka bir deyişle Tarih’i başlatan adımın böyle atıldığını söylüyor.

Cioran bu esnada, insanoğlunun neden doğası gereği kusurlu olduğunu, uygarlığın ve ilerlemenin neden büyük bir yanılsamadan ibaret olduğunu o kendine has acımasız, sakınımsız tavrıyla tartışıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Sahip olduğumuz ya da ürettiğimiz her şey, varlığımızın üzerine eklenen her şey, tabiatımızı bozar ya da boğar. Hiçbir işe girişmeden potansiyellikte ve etkilenmezlikte sebat etmek varken, bizzat varlığımıza varoluşu iliştirmek nasıl bir hata nasıl bir yaradır!”

“Başkaları zamana düşer; bense zamandan düştüm. Zamanın üzerinde yükselen ebediyetin yerini, onun aşağısında kalan öteki ebediyet alır; o kısır mıntıkada artık ancak tek bir arzu duyulur: Tekrar zamanla bütünleşmek, her ne pahasına olursa olsun ona yükselmek, yerleşilen bir yuva yanılsaması için ondan bir parseli sahiplenmek. Ama zaman kapalıdır, ama zaman erişilmezdir: Bu negatif ebediyet, bu kötü ebediyet de zamana nüfuz etmenin imkânsızlığından ibarettir zaten.”

“Sofuluk hiçbir şeyi tahlil etmediğinden, hiçbir şeyi ufaltamaz; her tarafta ‘değer’ algılar, kendini şeylere kaptırır ve sabitler. Kuşkucu geçmişte sofuluğu hissetmiş midir? Asla tekrar bulamayacaktır onu, gece gündüz dua da etse.”

  • Künye: Emil Michel Cioran – Zamana Düşüş, çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, felsefe, 2020

André Comte-Sponville – Hayat Yaşamaya Değer (2020)

Kült yapıtı ‘Büyük Erdemler Risalesi’ ile bildiğimiz André Comte-Sponville, şimdi de söyleşileri ile karşımızda.

André Comte-Sponville ile François L’Yvonnet’nin son yirmi yıl içinde yaptığı söyleşileri bir araya getiren kitap, düşünürün entelektüel gelişimi, okumaları, üstatları ve düşüncesinin büyük eksenleri hakkında harika bir bilanço çıkarıyor.

Burada, kendisini felsefeye iten etkenlerin neler olduğu sorusuna “Yaşamdaki zorluklar, düşünme tutkusu” yanıtını veren André Comte-Sponville, filozof olmanın ne anlama geldiğinden felsefenin ne olduğuna, kendisine yol gösteren düşünürlerden mutluluğa, siyasetten sanata, ahlaktan etiğe ve bugün felsefe yapmanın ne anlama geldiğine kadar pek çok konu üzerine fikirlerini bizimle paylaşıyor.

‘Hayat Yaşamaya Değer’ kitabının da gösterdiği gibi, herkes fikir sahibi olabilir ama bir düşünce geliştirmek tamamen farklı bir iştir ve bu bağlamda André Comte-Sponville de kesinlikle en derin düşünürlerden biridir.

  • Künye: André Comte-Sponville – Hayat Yaşamaya Değer, söyleşi: François L’Yvonnet, çeviren: Ercüment Tezcan, İletişim Yayınları, söyleşi, 408 sayfa, 2020

Michel Foucault – Eleştiri Nedir? (2020)

‘Eleştiri Nedir?’, Michel Foucault’nun 1978 ve 1983’de verdiği iki ayrı konferansı bir araya getiriyor.

İki konferansında da Foucault, Kant’ın ‘Aydınlanma Nedir?’ adlı metnine referans yaparak Aydınlanma’yı felsefi ve tarihsel bir sorgulamaya tabi tutuyor.

Düşünür burada, hem Kantçı yaklaşımı çok yönlü bir bakışla irdeliyor ve alternatif bir Kantçı yaklaşımı tartışıyor hem de kendi felsefi pratiğinin soykütüğüne yeni bir yön vermeye girişiyor.

Bu iki konferansın diğer bir özelliği de, Foucault düşüncesinin 1978 ile 1983 arasındaki evrimi hakkında bize fikir vermesi.

Foucault’nun ‘Aydınlanma Nedir?’i nasıl farklı biçimlerde okuduğuna tanık olduğumuz konferanslar, aynı zamanda Foucault’nun kendi tarihsel ve felsefi perspektifini olduğu gibi şimdiki ve geçmişteki çalışmalarını da, Kant’ın bu metniyle başlattığını gösteriyor.

‘Eleştiri Nedir?’, Aydınlanma, bilgi, iktidar ve özne arasındaki ilişkiler üzerine düşünmek isteyenlerin severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Michel Foucault – Eleştiri Nedir?: Kendilik Kültürü, çeviren: Murat Erşen, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 2020

Martin Cohen – 101 Felsefe Problemi (2016)

 

Felsefe tarihinde iz bırakmış, 101 paradoks ve bilmece.

Pastane ikileminden Köpek ve Profesör’e, Kayıp Krallık ve Atsineği probleminden Akhilleus ve Kaplumbağa paradoksuna, Binyıl probleminden Kant, Schopenhauer ve Descartes problemlerine pek çok sorunun yanıtı, akademik jargondan uzak bir üslupla yazılmış bu kitapta.

  • Künye: Martin Cohen – 101 Felsefe Problemi, çeviren: Elçin Gen, İş Kültür Yayınları

Roger Garaudy – Kıyısız Bir Gerçekçilik (2020)

Marksist düşünür Roger Garaudy’yi, Kafka’yı en iyi anlatan yazarlardan biri olarak biliriz.

Kendisi, şimdi de ufuk açıcı başka bir çalışmayla, ‘Kıyısız Bir Gerçekçilik’le karşımızda.

Garaudy, üç bölümden oluşan kitabında, Picasso, Kafka ve Saint-John Perse üzerine yoğun bir okuma geliştiriyor.

Yazar burada,

  • Picasso’da başkaldırının diyalektiğini,
  • Guernica tablosu bağlamında savaşım olarak resmin ne anlama geldiğini,
  • Picasso’nun sanat akımlarıyla hesaplaşması ve empresyonizm sürecini,
  • Kafka’nın içinde yaşadığı dünyayı ve yazarın yaşadığı çatışmaları,
  • Kafka’nın iç dünyasındaki belirsizlikleri,
  • Kafka’nın kurduğu dünyayı ve bunun çelişkilerini,
  • Saint-John Perse’in ikili evrenini,
  • Ve Perse’te benlik ve mülk olgularını tartışıyor.

Kitabın, Louis Aragon’un sunuş yazısıyla yayımlandığını da belirtelim.

  • Künye: Roger Garaudy – Kıyısız Bir Gerçekçilik: Picasso, Kafka, Perse, çeviren: Mehmet H. Doğan, Fol Kitap, sanat, 200 sayfa, 2020sanat, 200 sayfa, 2020

Axel Honneth – Tanınma Uğruna Mücadele (2016)

 

Hegel’in tanınma kavramını günümüzün psikanaliz ve çağdaş sosyal bilimlerin verileriyle harmanlayan Axel Honneth, bu kavram modelinden bir toplum teorisinin temellerini geliştiriyor.

Frankfurt Okulu’nun günümüzdeki büyük mirasçılarından Honneth’in kitabı, felsefi gelenek ile siyaset bilimini buluşturmasıyla önemli.

  • Künye: Axel Honneth – Tanınma Uğruna Mücadele, çeviren: Özgür Aktok, İthaki Yayınları

Kolektif – Zihin Felsefesi (2019)

Batı düşüncesini derinden etkilemiş zihin felsefesi, özellikle son yıllardaki yapay zekâ olgusu ile yeniden ilgi çekmeye başladı.

Elimizdeki bu derleme ise, zihin felsefesi alanında çalışan veya bu alana ilgi duyan okurların kaçırmak istemeyeceği türden.

Çalışmanın özgünlüğü, konuyu anlaşılması güç teorik bir perspektiften anlatmak yerine, filozoflar üzerinden ele alması.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, zihin felsefesinin ana konularını farklı düşünürlerin fikirlerini tartışmaya açarak irdeliyor.

Kitapta,

  • Edmund Husserl ve fenomenoloji,
  • Merleau-Ponty’nin fikirleri bağlamında fenomenolojik zihin ve beden felsefesi,
  • Gilbert Ryle ve mantıkçı davranışçılık,
  • Bilincin özdeşlik kuramına filozofların yaptığı katkılar,
  • David Lewis ve David Armstrong’a göre bedensel zihin kuramı,
  • Hilary Putnam ve bilgisayımsal işlevselcilik,
  • Jerry Fodor ve temsilci zihin kuramı,
  • Donald Davidson, Daniel Dennett ve normatif zihin,
  • Patricia ve Paul Churchland’ın nörofelsefeleri,
  • Ve bunun gibi pek çok aydınlatıcı metin yer alıyor.

Çalışma, Anglo-Amerikan dünyanın son 70 yılına damgasını vurmuş zihin felsefesini daha iyi kavramak için birebir.

  • Künye: Kolektif – Zihin Felsefesi, derleyen: Andrew Bailey, çeviren: Füsun Doruker, Fol Kitap, felsefe, 376 sayfa, 2020

Yusuf Örnek – Mektuplardaki Felsefe (2020)

 

Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş düşünürlerden Hannah Arendt, çağımızın iki büyük filozofu olan Martin Heidegger ve Karl Jaspers’in öğrencisi olmuştu.

Hatta Arendt’in Nazi Almanyası’nın yarattığı acılar nedeniyle hocalarıyla olan ilişkisi bir dönem kesintiye uğrasa da, savaştan sonra onlarla yeniden ilişki kurmuş ve her ikisine de olan bağına sadık kalmıştı.

Bu ilişkinin ne denli güçlü olduğunun en iyi örneği de, üçlü arasında yıllarca süren mektuplaşmalardır.

Elimizdeki kitap da, bu mektuplaşmalardan yola çıkarak üç düşünürün birbiriyle olan ilişkilerinin ayrıntılarına iniyor.

Yusuf Örnek çalışmasında, bununla da yetinmeyerek üç filozofun mektuplaşmasına yansıyan felsefi görüşlerini, yaşananlar hakkındaki düşüncelerini ve karşılıklı besledikleri duyguları ortaya koyuyor.

Yusuf Örnek bunların yanı sıra mektuplara dökülen düşünce ve duyguların arka planındaki tarihsel bağlamları da yansıtabilmek amacıyla Jaspers’in savaş sonrasında Freiburg Üniversitesi Nazilerden Arındırma Komisyonu’na Heidegger hakkında yazdığı mektupların ve onu antisemit olmakla suçlayan Arendt’e yazdığı bir mektubun çevirilerini de kitabına almış.

Kitap, bu üç düşünürün felsefi düşünceleri arasında yapılabilecek olası araştırmalar ve karşılaştırmalar için başlangıç niteliğinde bilgi vermesiyle önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Yusuf Örnek – Mektuplardaki Felsefe: Arendt – Jaspers – Heidegger, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Mark Boyle – Eve Giden Yol (2020)

Teknolojinin esirleriyiz.

O olmadan, tek bir adım bile atamaz hale geldik.

Bu kitabın yazarı Mark Boyle ise, hepimiz gibi sadece şikâyet etmeyip bir adım atmaya da karar vermiş.

Hatta birden fazla adım.

“Maillerimi son kez kontrol edip, sonsuza kadar olacağını umarak telefonu kapattığımda, saat akşam on birdi.” diyor Boyle ve ardından yüzünü doğaya dönmüş.

Yazar, sıcak su, araba, elektrik, internet, telefon ve hiçbir elektronik veya beyaz eşyanın olmadığı, tümüyle kendi elleriyle yaptığı, bir ladinin dibinde küçücük ahşaptan bir kulübeye çekilir.

Bu kitap, Boyle’un bu süreçteki deneyimlerini bizimle paylaşan, lirik ve pastoral bir muhasebe.

Kitapta, elleriyle bir ev yapmanın, kazanmayı öğrenmenin, ilkbaharda su taşımanın, yiyecek toplamanın, balık tutmanın, güneşi ve mevsimleri yakından tanımanın insana nasıl bir kendine yetebilme, başarabilme ve mutluluk duygusu getirdiği anlatılıyor.

‘Eve Giden Yol’, bizi, artık bizim olmaktan çoktan çıkmış şu hayatımız üzerine eğilmeye davet eden, baştan çıkarıcı bir kitap.

  • Künye: Mark Boyle – Eve Giden Yol: Teknolojisiz Yaşamdan Hikâyeler, çeviren: Burak Irmak, Othello Kitap, felsefe, 315 sayfa, 2020