İrfan Özet – İzmir Duvarı (2022)

‘İzmir Duvarı’, sekülerlik ve muhafazakâr arasındaki kültür savaşını, tam da modernliğin kalesi olarak tanımlanan İzmir üzerinden işleyen özgün bir sosyolojik çalışma.

İrfan Özet, İzmir’deki kültür savaşının siyasi, kamusal ve etnografik temsillerini gözler önüne seriyor.

Kitap, “İzmirlilik” kavramının tarihsel ve toplumsal sınırlarını anlamaya çalışıyor.

Bu çalışmanın odağında, İzmirli kimliği etrafında, sekülerlikmodernlik ve muhafazakârlık kutupları arasındaki “kültür savaşı” ile ilgili tasavvurlar yer alıyor.

İzmir’i asla fethedilemeyen “son kale” olarak yüceltmekle onu “gâvur İzmir” gözüyle görerek diş bilemek arasında uçlaşan tasavvurlar…

Kozmopolit liman kenti geçmişinden gelen “hiperagora yaşam ve açık toplumsal ilişkiler” İzmir’i nasıl biçimlendiriyor?

Zorunlu ve gönüllü göçlerle dönüşen etnokültürel ve toplumsal yapı, şehrin bu mirasıyla nasıl bir etkileşim içerisinde?

“Türkiye’yi İzmirlileştirme” iddiasında da taçlanan “İzmir farklıdır”, İzmirli ayrıcalığı duygusunun dayanakları ne?

“İzmir dindarlığı” diye bir habitustan bahsedilebilir mi?

Seküler hegemonyanın başkenti olduğu düşünülen bir yerde, muhafazakâr toplumsal ve siyasal hareketler ne yapıyor, nasıl eyliyor?

Kulturkampf/kültür savaşı çalışmalarına iyi bir örnek olarak okunabilecek ‘İzmir Duvarı’, “hayat tarzı” klişelerinin berisindeki gündelik zihniyet dünyasına dair canlı bir sosyolojik fotoğraf albümü sunuyor.

  • Künye: İrfan Özet – İzmir Duvarı: Laik Mahallede İktidar ve Kültür Savaşı, İletişim Yayınları, sosyolojik, 310 sayfa, 2022

Kolektif – Tarihsel Sosyoloji (2022)

Tarihle sosyolojinin kesiştiği alanlarda çalışmış önemli isimlerin metinlerinden usta işi bir derleme.

‘Tarihsel Sosyoloji’, Polanyi’den Anderson’a ve Wallerstein’a Thompson ve Bloch’a pek çok ismin makalelerini barındırıyor.

Yirminci yüzyıldaki sosyal bilimler araştırmalarının en önemli meseleleri, sosyal teori ve tarihin kesiştiği alanlarda çalışan biliminsanları tarafından ortaya atıldı.

‘Tarihsel Sosyoloji‘, bu isimlerden tarihçi Marc Bloch, siyasal ekonomist Karl Polanyi, toplumsal değişim teorisyeni S. N. Eisenstadt, Weber’in en önemli takipçilerinden sosyolog Reinhard Bendix, dünya tarihi araştırmacısı Perry Anderson, tarihçi E. P. Thompson, modern toplumsal yaşamda grup eylemleri araştırmalarıyla bilinen sosyolog Charles Tilly, kapitalist sistem kavramlarına yeni bir bakış kazandıran sosyolog Immanuel Wallerstein ve karşılaştırmalı tarihsel sosyal bilimler alanına katkılarıyla bilinen siyaset sosyolojisi uzmanı Barrington Moore Jr’ın akademik çalışmalarında izlediği yöntem ve görüşlerini ayrıntılı olarak açıkladıkları makaleleri içeriyor.

  • Künye: Kolektif – Tarihsel Sosyoloji: Bloch’tan Wallerstein’a Görüşler ve Yöntemler, derleyen: Theda Skocpol, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, sosyoloji, 512 sayfa, 2022

Hans Freyer – Sosyolojiye Giriş (2022)

Sosyolojiye özgü düşünce biçimine vakıf olmak isteyenler, bu usta işi çalışmayı kaçırmamalı.

Hans Freyer, bir bilim olarak sosyolojinin ihtiyaç duyduğu “sosyolojik görüş”ü geliştiriyor.

Toplumbilimi ile ilgili güçlük özellikle konusunda yani toplum gerçekliği kavramında saklıdır.

Toplum, bitkiler ya da dil alanı gibi konu olarak sınırlandırılabilen bir tür görünüşler topluluğu değildir.

Toplum, daha çok, doğa veya tarih gibi bir varlık şeklidir. Nasıl ki her maddi cisim doğa yasalarına bağlı olup doğadan sayılıyorsa, nasıl ki zaman çevresinde olup bitenler tarihe özgü oluyorsa, onun gibi, insanoğlunun yaptığı, yarattığı ve geçirdiği her şey toplumda var olmaktadır.

Freyer de burada, bu yollardan sosyolojiye özgü düşünce tarzını belirtiyor ve toplumsal realiteyi tahrif edilmeden, taraflı bir şekilde kavrayabilmeyi sağlamak üzere, bu bilimin gereksinim duyduğu “sosyolojik görüşü” geliştiriyor.

Bu arada uygun düşen yerlerde, halen klasik bir değer taşıyan eski sosyolojik teorilerin düşünce tarzlarına ve objektif sonuçlara işaret ediliyor.

Bu anlamda kitap aynı zamanda Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Max Weber, Auguste Comte, Herbert Spencer, Lorenz von Stein, Wilhelm Heinrich Riehl gibi düşünürlere ait düşünürleri belirtmek bakımından sosyoloji tarihine bir giriş sayılır.

Bununla beraber kitabın asıl ilgi sahası sosyoloji teorileri ve bunların tarihî gelişimi değil; toplumsal realite ve onun içinde yer alan güncel problemler aynı zamanda hukukçuları, idarecileri, iktisatçıları, siyaset adamlarını pratik yönden ilgilendiriyor.

  • Künye: Hans Freyer – Sosyolojiye Giriş, çeviren: Nermin Abadan, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji,  299 sayfa, 2022

Oğuz Işık – Eşitsizlikler Kitabı (2022)

AKP iktidarında eşitsizliklerin nasıl katmerlenerek büyüdüğünü gözler önüne seren çok önemli bir çalışma.

Oğuz Işık, ülkedeki gelir dağılımının haritasını çıkarıyor ve borçlanma yüzünden tüketim kalıplarının dönüşümünü inceliyor.

‘Eşitsizlikler Kitabı’, AKP iktidarının başladığı 2002’den 2020’lere uzanan seyri içinde, Türkiye’de toplumsal eşitsizliğin değişik boyutlarıyla olağanüstü ayrıntılı bir analizini yapıyor.

Kitabın içinde dört kitap var aslında.

Birincisi, eşitsizlikleri nasıl ele almak gerektiğini ve sosyal bilimlerin “görmezliklerini” tartışıyor.

İkincisi, ülkedeki gelir dağılımının haritasını çıkarıyor.

Üçüncüsü, tüketimi ve özellikle artan finansallaşma, dolayısıyla borçlanma sayesinde -veya yüzünden-, tüketim kalıplarının dönüşümünü inceliyor.

Dördüncüsü ise eşitsizliklerin nasıl bir seyir izlediğine, olası gelişmelere ve eşitlikçi bir dönüşümün olanaklarına bakıyor.

2000’lerin basında düşme eğilimi gösterirken, 2014’ten itibaren istikrarlı ve kalıcı bir şekilde tırmanan gelir eşitsizliği, nasıl farklı ve “yeni” eşitsizlikleri ve toplumun daha önce bilmediği yeni kırılganlıkları ortaya çıkarttı?

“Orta gelir tuzağı” denen kriz nedir?

Kadınlar, bu eşiğin aşılmasında ve aşılamamasında neden kilit bir role sahipler?

Işık’ın “olay yeri inceleme dedektifi” ve “zanaatkâr sabrını” birleştirerek yaptığı ayrıntılı çalışma, yukarıdakiler gibi birçok sorunun cevabını arıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Her yer ve zamanda geçerli tek bir eşitsizlik biçimi olmadığından hareketle, eşitsizlikler terimini kullandım… Zira eşitsizlikler sadece kimin ne kadar para kazandığını belirlemiyor, çocuğunuza aldığınız oyuncaktan tutun da kahvaltı masasına neler koyduğunuza, ne kadar zeytinyağı tükettiğinizden ailenin gençlerinin üniversite sınavlarına nasıl hazırlandığına, hatta kimin kimle evlendiğine kadar gözle görülmesi kolay olmayan bir dolu alana sızıyor, izini bırakıyor.”

  • Künye: Oğuz Işık – Eşitsizlikler Kitabı: 2000’ler Türkiyesi’nde Gelir, Tüketim ve Değişim, İletişim Yayınları, inceleme, 399 sayfa, 2022

Kolektif – Tamamlanmamış Kentsel Devrim (2022)

Kentsel siyaset, kentsel sosyoloji ve kentsel coğrafya alanlarında usta işi bir derleme.

‘Tamamlanmamış Kentsel Devrim’, bilhassa kent kuramına dair yeni yaklaşımlar sunmasıyla dikkat çekiyor.

Son 30-40 yıllık süreçte, tüm dünyada, kentsel coğrafyanın değişimine, kentsel siyasetin ve yerel yönetişimin çeşitlenen dinamiklerine, şehir ve bölge planlama konularına odaklanan, çok sayıda ufuk açıcı kuramsal yaklaşım geliştirildi.

Çoğunlukla küresel Kuzey’in kentlerini merkezine alan, kısıtlı dahi olsa küresel Güney’in kentleşme deneyimlerini de anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan bu uluslararası yazının sadece belirli bir bölümü, kitap çevirileri yoluyla Türkçeye kazandırıldı.

Hiç kuşku yok ki, bu türden etkili kent kuramcıları ve ortaya koydukları yeni kavramlar, Türkiye kentlerini çözümleyebilmemiz için yeni olanaklar sağlıyor.

Ancak tüm bunlar günümüz Türkiye kentlerini anlamak ve geleceğe dönük yeni yaklaşımlar geliştirebilmek için gerçekten yeterli mi?

‘Tamamlanmamış Kentsel Devrim’ yıllara yayılan titiz çalışmaların, özgün saha araştırmalarının ve yeni kuramsal arayışların kolektif bir ürünü.

Kitap, kentlerin değişiminin ardındaki toplumsal, siyasal ve ekolojik kökenleri çözümleyerek; kent kuramına dair yeni bir arayışın Türkiye’den ilk adımlarını atmayı hedefliyor.

Bu amaçla, kentsel siyaset, kentsel sosyoloji ve kentsel coğrafya alanlarında Türkçe yazında oldukça sınırlı kalmış olan yeni kuramsal tartışmaları, araştırmalardan edinilmiş özgün veriler eşliğinde okuyucuya sunuluyor.

Kentsel siyasetten yönetişime, kentlerin dönüşümünden politik ekolojiye, kent planlamadan kentsel hareketlere kadar çeşitlenen alanlarda gerçekleştirilmiş derinlikli nitel araştırmaları; coğrafyayı, mekânı ve gündelik hayatı çözümleyen yeni, eleştirel ve bütünlüklü bir çerçeve oluşturarak birlikte yorumlanıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Eda Acara, Esin Özdemir, Gül Tuçaltan, Hilal Kara, Mehmet Penpecioğlu, Mustafa Kemal Bayırbağ, Özge Erbaş, Seth Schindler ve Sezen Sarvan.

  • Künye: Kolektif – Tamamlanmamış Kentsel Devrim: Günümüz Türkiyesi’nde Kent, Kriz ve Gündelik Hayat, derleyen: Eda Acara ve Mehmet Penpecioğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, kent çalışmaları, 318 sayfa, 2022

Kolektif – Güncel Sosyolojik Tartışmalar (2022)

Sosyolojiyi demokrasi, kapitalizm, tüketim toplumu bağlamında güncel okumaya tabi tutan usta işi bir çalışma.

Armağan Öztürk’ün derlediği kitap, mülteci krizi, sosyal medya kullanımı, küreselleşme, erkeklik kadınlık tartışmaları, yaşlılık gibi sıcak ve somut meselelere de el atıyor.

Dünya çok daha kötü zamanlardan geçti, fakat popüler söylemler bizi şu an yaşanabilecek en kötü döneme denk geldiğimize inandırmaya çalışıyor.

Neoliberal dünya sisteminin böyle düşünmemizden büyük çıkarları var elbette.

İşte sosyoloji tam da bu noktada panzehir gibi girebilir devreye.

Bir salgın gibi yayılan, kurucu gücünü propaganda mekani­zmalarından alan yalan yanlış söylemlere toplumsal gerçekle, bizzat olgularla ve bu olgulara yönelik sahte bilimden ayrılmış bakışlarla karşı koymak sosyolojinin işidir.

Kitap, bu yolda atılmış devasa bir adım.

Hem çağda sosyolojiye yön veren ve içinde yaşadığımız sosyolojik geliştiren, şekillendiren düşünürlere yönelik incelikli analizler, hem demokrasi, kapitalizm, tüketim toplumu gibi kavramlara ilişkin yazılarıyla sosyoloji sahasını boydan boya kat ediyor.

Elbette bununla kalmayıp siyasetin sosyolojiyi kestiği noktalarda belirginleşen mülteci krizi, sosyal medya kullanımı, küreselleşme, erkeklik kadınlık tartışmaları, yaşlılık gibi sıcak ve somut meselelere de el atıyor.

Ayrıca 2022 Mart itibariyle hâlâ bitmemiş COVID-19 salgınının en netameli taraflarına neşter atan metinlerle beyaz yakalı işsizliği, kent politikaları ve çevre krizi konularında da okura bir perspektif sunuyor.

Armağan Öztürk’ün 22 yazarla brikte hazırladığı bu kapsamlı çalışma 2022 Türkiye’sinde sosyolojiyle okur, yazar ve araştırmacı olarak ilgilenen herkesin kitaplığına girmesi gereken güncel bir yol haritası.

  • Künye: Kolektif – Güncel Sosyolojik Tartışmalar, editör: Armağan Öztürk, Tekin Yayınevi, sosyoloji, 552 sayfa, 2022

Vedat Milor – Devleti Geri Getirmek (2022)

Vedat Milor’un yeni bir maharetine tanık olduğumuz bu kitabı, Türkiye’nin 1960’lı ve 1970’li yıllardaki planlama deneyimi üzerine yapılan en iyi çalışmalardan biri.

Milor, Fransa ve Türkiye’deki kapitalist planlama serüvenlerini ve dönemin siyasal iktisadını ustaca inceliyor.

Milor, “planlama” konusunu ve planlamanın ekonomik kalkınmadaki yerini Fransa ve Türkiye örneklerini karşılaştırarak ele alıyor.

Milor’un 1990’da Amerikan Sosyoloji Derneği’nin verdiği “en iyi tez ödülü”nü kazandığı doktora tezinden kitaplaştırılan ‘Devleti Geri Getirmek’, egemen sınıfların yapılanışını, güç̧/iktidar blokları arasında kurulan ve dağılan ittifakları, ülkelerinin kalkınması için uğrasan planlamacıların tüm bu ilişkiler içinde nasıl konumlandıklarını, çıkar çatışmalarının ekonomik kararlar üzerindeki etkisini ustalıkla sergiliyor. Planlamanın getirilerini, uygulamada karşılaşılan zorlukları, bu iki ülkedeki anlayış̧ farklılıklarını kapsamlı bir sosyolojik ve iktisadi literatür çerçevesinde değerlendiren Milor, bu alanda yapılmış̧ en iyi çalışmalardan birine imza atıyor.

Cin modelinin başarısıyla Avrupa’da ve Amerika’da yeniden gündeme gelen “ekonomik planlama”yı inceleyen, bilhassa Türkiye’nin 1960’lı yıllardan sonraki kalkınma rotasına daha yakından bakmak isteyenler için önemli bir kitap.

  • Künye: Vedat Milor – Devleti Geri Getirmek: Türkiye ve Fransa’da Planlama ve Ekonomik Kalkınma Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma, çeviren: Feza Aygen, İletişim Yayınları, sosyoloji, 387 sayfa, 2022

Meenakshi Gigi Durham – MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi (2022)

Kadına yönelik şiddet ve tecavüzün önlenemez yükselişinde medyanın büyük sorumluluğu var.

Meenakshi Gigi Durham, tecavüz kültürünün medyada nasıl yaygınlaştığını ve bunun nasıl sinsice stratejilerle gizlendiğini gözler önüne seriyor.

Küresel yükselişinin yoğunluğu çarpıcı bir toplumsal değişime işaret eden MeToo hareketinin kapsamı ve yaygınlığı daha önce cinsel şiddet etrafında çevrimiçi örgütlenen herhangi bir girişiminkini aşmış durumda.

MeToo hareketinin ortaya çıkışı ve #MeToo etiketiyle yayılan artçı aktivizmin ardından, cinsel saldırı ve taciz ifşaları dünya genelinde yayılmaya; etiketle süregiden bu aktivizm sosyal medya kullanımını aşarak gerçek dünya aktivizmine dönüşen feminist bir direnişi yaygınlaştırmaya; araştırmacı gazeteciler, hayatta kalanlara ataerkil iktidara karşı hakikati konuşabilmeleri için platform sunarak cinsel şiddet hikâyelerini yayımlamaya devam ediyor.

Durham de, ‘MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi’ adını verdiği bu kitabında, bir yandan tecavüz kültürünün medyada nasıl yaygınlaştığını; tecavüz kültürünün kol gezdiği ancak kasıtlı olarak gözlerden saklamak ve hayatta kalanları sessizleştirmek amacıyla kemikleşmiş stratejilerin uygulandığı medya kurumlarının varlığını; tecavüz kültürünün medya üretimi, kullanılan görseller, verilen mesajlar, medya sosyal ağları, pornografi ve tecavüz pornosu gibi siber cinsel suçlardan haber muhabirliğine kadar temsiller yoluyla sistematik olarak nasıl cisimlendirildiğini anlatıyor.

Bunu yaparken de medyanın cinsel şiddet karşıtı hareketi güçlendiren ve tecavüz kültürüne meydan okuyan rolünden bahsetmeyi ihmal etmiyor.

Sadece medya, iletişim, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve sosyoloji öğrencilerinin ve akademisyenlerin değil, cinsel politikanın mevcut durumuyla ilgilenen her bireyin ilgisini çekecek güncel ve ufuk açıcı bir kitap.

  • Künye: Meenakshi Gigi Durham – MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi, çeviren: Özge Karlık, Düşbaz Kitaplar, sosyoloji, 176 sayfa, 2022

Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın (2022)

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler hepimizi korkutmalı.

Serpil Sancar, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alarak kadınların hayatta kalma mücadelesinin neden özünde bütün bir toplumun varlık mücadelesi olduğunu ortaya koyuyor.

Günümüzde, din, siyaset ve kadın, kamusal tartışmaların en çok yoğunlaştığı başlıklar arasında.

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de kamusal alanda din, laikliğin aldığı yeni biçimler, kadınların toplumsal yaşama katılımı ve dinsel şiddet gibi konular pek çok toplumsal ve siyasal çatışmanın ana belirleyeni durumunda.

Son yıllarda tüm dünyada dinin artan etkisi, bu tartışmalarda daha belirgin bir konum kazanmasına neden oluyor.

Kadınlar, bu tartışmalarda ve çatışmalarda ya pasif bir “nesne” olarak ele alınıyor ya da erkek egemen bu tartışmaların ve çatışmaların mağduru oluyor.

Özellikle İslam toplumlarında kadınlar üzerinden yürüyen laiklik tartışması, erkek egemen sistemin tüm baskıcı unsurlarını taşıyor.

Türkiye’de son yıllarda din, siyaset ve kadın konusunda yaşanan gelişmeler, toplumun bütününün yaşamının her alanını ilgilendiren bir hal almış durumda.

Sancar, ‘Din, Siyaset ve Kadın’ kitabında, bu tartışmaları yanı başımızdaki “uzak” komşumuz İran üzerinden ele alıyor.

Sancar’ın temel tartışma noktası, içeriği ve biçimi değişen erkek egemen siyasi yapılanmalar ve din arasında kalan kadınların varlık mücadelesi.

Kadınların hayatta kalma mücadelesi elbette tüm toplumun varlık mücadelesi halini alıyor.

Din ve siyaset ilişkisi, toplumsal yaşamın belirlenmesi bağlamında eski dönemlerden bu yana tartışmalı ve çatışmalı bir biçimde sürerken, günümüzde laiklik ve din ilişkisi daha karmaşık ve demokratik mekanizmaları korumak için yoğun bir mücadele gerektiren bir hal alıyor.

Sancar, İran İslam Devrimi öncesi ve sonrasında kadınların, toplumsal ve siyasal yaşama katılımı, ortaya çıkardıkları örgütlenmeler, yayınlar ve yaptıkları eylemleri incelerken, dinin kamusal alandaki yeri konusunda tartışmaların yaşandığı pek çok ülkedeki sorunlar konusunda da ufuk açıcı örnekler sunuyor.

Sancar’ın İran üzerinden yürüttüğü tartışma, Türkiye gibi günümüzde bu sorunları her yönüyle daha yoğun bir şekilde yaşamaya başlayan ülkelerdeki tartışmalara ışık tutuyor.

Sancar, kadınların özgürlük mücadelesinin, bütün bir halkın özgürlükler dünyası için nasıl kilit bir role sahip olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Serpil Sancar – Din, Siyaset ve Kadın: İran Devrimi, Nika Yayınevi, inceleme, 284 sayfa, 2022

Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik (2022)

Zorunlu göç krizi hakkında doğru bildiğimiz pek çok yanlış var.

Bu özenli derleme de, uluslararası göç ve mülteciliği farklı disiplinler çerçevesinde irdeleyerek konu hakkında hem nitelikli bilgi hem de yapıcı bir tartışma barındırmasıyla önemli.

Dünyanın farklı coğrafyalarından insanların hayatta kalabilme adına başka ülke topraklarına doğru giriştikleri zorunlu göç hareketleri, içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli insani krizlerinden biri haline geldi.

Türkiye ise topraklarında ağırladığı milyonlarca insanla bu krizi en fazla hisseden ülkelerden biri.

Şüphesiz ki zorunlu göç krizinin sorumluluğu tüm insanlığın omuzlarındadır.

Zira dünyanın herhangi bir noktasındaki insanları ölüm tehlikesiyle, işkenceyle, ağır insan hakları ihlalleriyle baş başa bırakmış bir dünyanın medeni olma iddiası inandırıcı olmayacaktır.

Bugün zorunlu göç ve mültecilik konularında nitelikli bilgiye ve yapıcı entelektüel tartışmalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.

Nitelikli bilginin üretilebilmesi ve yapıcı entelektüel tartışmaların ortaya çıkabilmesi ise ancak farklı disiplinlerin katkıları ile mümkün olabilecektir.

Bu çerçevede, ‘Uluslararası Göç ve Mültecilik’ kitabı, sosyal ve beşeri bilimlerin farklı disiplinlerinin katkılarını bir araya getirme amacıyla yola çıkmıştır.

Kitapta farklı disiplinlerden on üç başlık yer alıyor.

Bu başlıklarda zorunlu göç ve mültecilik meselesinin küreselden yerele, karar alma süreçlerinden toplumsal ve bireysel sonuçlarına kadar birbirinden farklı boyutlarıyla ele alınıyor.

Bu hedef doğrultusunda kitapta, konuyu siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, hukuk, kamu yönetimi, iktisat, yönetim ve organizasyon, sosyoloji, toplumsal cinsiyet çalışmaları, kültürel çalışmalar, iletişim ve eğitim bilimleri gibi pek çok disiplinden hareketle tartışan metinler yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – Uluslararası Göç ve Mültecilik, editör: Burak Başkan ve Mehmet Emirhan Kula, Siyasal Kitabevi, sosyoloji, 256 sayfa, 2022