Rıza Yıldırım – Menâkıb-ı Evliyâ (2020)

 

Menâkıb-ı Evliyâ (Buyruk), Kızılbaş-Aleviliğin inançları, ritüelleri, toplumsal yapısı ve kurumları için temel kaynak niteliğindedir.

‘Buyruk’, 16. yüzyıldan itibaren Kızılbaş-Alevi toplumunun inancı, kolektif belleği, örgütlenme yapısı, dini-toplumsal kurumları, ritüelleri, Safevi merkezi ile bağlantıları ve Sünni toplumla ilişkileri gibi birçok konuda zengin bir içeriğe sahiptir.

İşte Rıza Yıldırım da bu önemli incelemesinde, ‘Buyruk’un ilk kez bir edisyon-kritik metninin sunmasının yanı sıra, eserin tarihsel ve toplumsal bağlamı, kaynakları, oluşum süreci ve kavramsal dünyası üzerine kapsamlı bir analiz sunuyor.

Alevilik üzerine çalışan araştırmacıların Kızılbaş hareketi ve Kızılbaş-Alevi kaynaklarına ilgisizliğini en bariz şekilde ‘Buyruk’ örneğinde görüyoruz.

Bu nedenle bu önemli eser, Alevilik çalışmalarında hak ettiği öncelikli yere kavuşamadı.

Yıldırım’ın çalışması ise, bu eksikliği bir nebze de olsa gideren çok önemli bir eser.

  • Künye: Rıza Yıldırım – Menâkıb-ı Evliyâ (Buyruk), Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 576 sayfa, 2020

Virginia Cox – İtalyan Rönesansı’nın Kısa Tarihi (2020)

İtalya’nın 14. ile 16. yüzyıl arası toplumsal, iktisadi, dini ve siyasi tarihini köklü bir şekilde dönüştürmüş Rönesans’ının klasik antikiteyle bağlantı içerisinde kökleşmiş bir kültürel hareket olarak analiz eden harika bir çalışma.

Virginia Cox çalışmasını, bu dönemin “manşet” kültürünü oluşturan büyük bilgin, düşünür ve sanatçılarının katkılarıyla sınırlandırmıyor.

Tersine, manşetlerin ötesine, Rönesans hareketine daha sessiz, tali bir şekilde katılan erkek ve kadın kitlesine bakıyor.

Dolayısıyla burada karşımıza, Masaccio, Leonardo, Rafael ve Titian kadar Petrarca, Boccaccio, Alberti, Castiglione, Machiavelli de çıkar, sokak şairinin yanı sıra haritacılar, maden mühendisleri, dantel desencileri, anatomi uzmanları, terziler, aşçıbaşılar, kurtezanlar ve meşhur yiyecek oymacıları da çıkar.

Kitabın ilk bölümü, hareketi tanımlayıp kronolojisini kuruyor, İtalya’nın bu dönemdeki siyasi bölünmüşlük ve bölgesel çeşitlilik gerçeğine dikkat çekiyor ve hareketteki “pay sahiplerinin” genişlik ve toplumsal çeşitliliğinin altını çiziyor; böylelikle Rönesans’ın temel parametrelerini ortaya koyuyor.

İkinci bölüm, edebiyat ve düşünce tarihi, sanat tarihi ve maddi kültürdeki klasik etkileri takip ederek Rönesans İtalya’sının klasik antik çağın metinsel ve maddi kalıntılarıyla olan uzun ve tutkulu aşk serüveni tarihinin izini sürüyor.

Üçüncü bölüm, Rönesans’ın bir kültürel hareket olarak hız kazandığı bir zamandaki dünyayı yeniden şekillendiren önemli yeniliklere, özellikle de matbaanın Avrupa’ya girişine ve dönemin coğrafi ve bilhassa Yeni Dünya “keşiflerine” verilen yanıtlara bakıyor.

Dördüncü bölüm, 19. yüzyılın büyük kültür tarihçisi Jacob Burckhardt’ın, İtalyan Rönesansı’nın kendisinin “bireycilik” formülüyle kavradığı yeni ve modern bir benlik biçiminin doğuşuna şahit olduğu şeklindeki ünlü görüşünü yeniden gözden geçiriyor.

Beşinci bölüm, Rönesans’ın üç ayrı toplumsal ve kültürel tipini inceliyor: tüccar, saray insanı ve sanatçı.

Sanatçı yalnızca ressamları, heykeltıraşları ve mimarları değil, her tür performans sanatçısını ve kalifiye küçük sanatkârı da kapsamak maksadıyla mümkün olan en geniş manada ele alınıyor.

Çalışmanın “Rönesans Kadını” başlıklı altıncı ve son bölümü ise, bu dönemde kadınların kültürel durumunu derinden etkileyen iki önemli ve bağlantılı gelişmenin izini sürüyor.

Birincisi, geniş anlamda yazarları, müzisyenleri, ressamları, aktrisleri, bestecileri, gravürcüleri kapsayacak şekilde anlaşılan dünyevi olanla iştigal eden kadın yaratıcı sanatçı ya da virtuosa figürünün ortaya çıkışıdır.

İkincisi cinsiyet ve toplumsal cinsiyet hakkında, kadının erkekten aşağı olduğu şeklindeki geleneksel iddialara karşı çıkmak üzere tasarlanmış yeni düşünce biçimlerinin gelişmesidir.

Virginia Cox’un enfes çalışması, Rönesans’ı hakkıyla anlamak için çok iyi bir rehber.

  • Künye: Virginia Cox – İtalyan Rönesansı’nın Kısa Tarihi, çeviren: Cumhur Atay, İletişim Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2020

Recep S. Tatar – Doğum, Yaşam, Ölüm Üzerine Hurafeler (2016)

Anadolu’nun hurafeleri, bu topraklarda yaşamış uygarlıkların zengin kültürel birikiminin birer ürünü.

Bu kitap da, Anadolu’yu yöre yöre gezerek Hititler, Hurriler, Urartular, Mitaniler, İyonlar, Frigler, Persler, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi uygarlıkların bıraktığı kültürel mirası, töresel gelenekleri ve hurafeleri araştırıyor.

  • Künye: Recep S. Tatar – Doğum, Yaşam, Ölüm Üzerine Hurafeler, Su Yayınevi

Kültegin Ögel – Bağımlılık Asla Sadece Bağımlılık Değildir (2020)

Bağımlılığı yalnızca tek bir etkene indirgemek ya da nesneleştirmek, onu hiç anlamamak demektir.

Çünkü bağımlılık, yalnızca psikolojik bir durum olmaktan öte, sosyolojik, kültürel, siyasi ve tarihsel arka planlara da sahip bir olgudur.

Kültegin Ögel’in bir anlamda toplumsal bir eleştiri olarak okunabilecek bu kitabı, kimseyi yargılamadan bağımlılığın sosyolojik, siyasi ve tarihsel dinamiklerini aydınlatıyor.

Kitapta, İstanbul’un eroin fabrikalarından bir homurdanma ve isyan mekânı olarak kahvehaneler ve meyhanelere, ticari bir ürün olarak bağımlılıktan tarihten ilginç bağımlılık öykülerine, devletin bağımlılık söz konusu olduğunda yasaklamadan para kazanmaya uzanan çelişik tavrından bu topraklara özgü bağımlılık kültürüne, edebiyatta bağımlılıktan sinemada bağımlılığın işlenişine ve ilaç niyetine uyuşturucu kullanımından bağımlılığın sosyal arka planına pek çok konu ele alınıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bağımlılık insanidir. Bağımlılık siyasidir. Bağımlılık bir kültürdür veya kültürden oluşur. İçinden ekonomi geçer. Geleneklerle yoğrulur. Tarihtir. Bağımlılığı beynin içinde görebilirsiniz. Bağımlılığın arkası psikolojidir. Bağımlılık itişme ve kakışmaların ortasındadır. Bağımlılık bireydir, ailedir, toplumdur, çevredir. Deneyimdir, sanattır, inançtır, ideolojidir.”

  • Künye: Kültegin Ögel – Bağımlılık Asla Sadece Bağımlılık Değildir, İletişim Yayınları, sosyoloji, 264 sayfa, 2020

 

Mircea Eliade – Mefisto ile Erdişi (2020)

Önde gelen dinler tarihçisi Mircea Eliade, Avrupalı olmayanların belli sayıda dinsel davranışını ve manevi değerini irdelediği enfes bir kitapla karşımızda.

Eliade’ye göre, eğer bilinçaltının keşfi Batı insanını kendi gizli ve embriyo aşamasındaki “tarihiyle” yüzleşmeye zorladıysa, Batı-dışı kültürlerle karşılaşmak da onu, insan zihninin tarihine çok derinlemesine girmeye ve bu Tarihi kendi varlığının ayrılmaz bir parçası kabul etmeye zorlayacaktır.

Yazara göre Batı insanı sonsuza kadar kendi önemli bir kısmından, anlamını ve işlevini anlayamadığı bir manevi tarihin parçalarının oluşturduğu kısmından soyutlanmış olarak yaşayamayacaktır.

Ve er geç “ötekilerle” -geleneksel, Asyalı ve “ilkel” kültürlerin temsilcileriyle– diyalog başlayacaktır, ama bu diyalog artık günümüzün (toplumsal, ekonomik, siyasal, tıbbi vb. gerçekliklere ulaşamayan) deneyimsel ve faydacı diliyle değil ama insani gerçeklikleri ve manevi değerleri anlatabilen kültürel bir dille olacaktır.

İşte bu kitabın amacı da, Batılı insana gelecekte “öteki” insanla kuracağı ilişki için bir zemin hazırlamak.

Kitapta,

  • Işıklı Tanrı tezahürleri,
  • Işık-insan üzerine Tibet mitosları,
  • Hint gizemli ışık deneyimi,
  • Tanrı-şeytan ortaklığı ve kozmogonik suya dalış,
  • Bütünleşme mitos ve ayinleri,
  • yüzyılda erdişi,
  • Erdişi mitosu,
  • Tantra öğretileri ve teknikleri,
  • Ölüleri bekleme ve ritüel eylemsizlik,
  • Californialılarda yeni yıl ve dünyanın restorasyonu,
  • Yeni yıl ve kozmogoni,
  • Dünyanın belli aralıklarla yenilenmesi inanışı,
  • Yeniden dirilme ve ahiret söylemi,
  • Tibet kozmik ip mitosları,
  • Homeros’un altın zinciri,
  • Ve dinsel simgecilik gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Künye: Mircea Eliade – Mefisto ile Erdişi, çeviren: Hanife Güven, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 232 sayfa, 2020

Onur Gezer – Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler (2020)

 

Bugün adı anıldığında çoğunlukla ahlâki ve yasadışı çağrışımlar uyandıran esrar, tarih boyunca çok az maddenin tattığı bir şöhrete sahip.

Onur Gezer’in bu harikulade çalışması da, esrarın eşsiz bir lütuftan uyuşturucu zehre seyreden ilginç serüvenini Osmanlı İmparatorluğu bağlamında izliyor.

Kitap, bu topraklarda esrarla ilk ne zaman tanışıldığı; kimler tarafından ne amaçla, nasıl, nerelerde ve ne şekillerde kullanılıp ne gibi sonuçlara ulaşıldığı; ilmi, dinî, hukuki ve edebi boyutları hakkında ne söylenilip ne yazıldığı ve esrarla nasıl mücadele edildiği sorularına yanıt arıyor.

Esrarın, toplumun her kesiminden kişiler arasına nasıl sokulduğu ve kültürel izleri üzerine çok iyi bir çalışma.

  • Künye: Onur Gezer – Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler: Hayaller Sancağının Kuru Sarhoşları, İletişim Yayınları, tarih, 183 sayfa, 2020

Gül Özateşler – Çingene (2016)

2010’da Manisa’nın Selendi kasabasında bir grup, Çingenelere saldırdı.

Bu olay, tam da Gül Özateşler’in, Çingenelerin 1970’te Çanakkale’nin Bayramiç kasabasında zorla yerinden edilmelerini araştırdığı bir döneme rastlar.

İşte eldeki kitap, bunun gibi olaylar üzerinden Türkiye’de Çingenelere yönelik yaftalama ve dışlayıcı şiddetin toplumsal dinamiklerini irdelemekte.

  • Künye: Gül Özateşler – Çingene, Koç Üniversitesi Yayınları

Hakan Tartan – Son Ses (2016)

Gazetedeki ölüm ve anma ilanlarını 100 yıllık bir süreçte ele alan ilginç bir çalışma.

Hakan Tartan, sıradan insanlardan bilim insanları ve siyasetçilere ait pek çok ölüm ve anma ilanının peşine düşüyor ve bunların kendisinde yarattığı duyguları kaleme döküyor.

Kitap, her şeyde olduğu gibi, bu 100 yıllık zaman aralığında ölüm ve anma ilanlarındaki değişimi de kayda geçiriyor.

  • Künye: Hakan Tartan – Ölümün İlanı: Son Ses, Doğan Kitap

Michael Krondl – Lezzet Fetihleri (2020)

“Karabiber öğütücünüzdeki buruşuk küçük kırmızı taneler Avrupa’nın dünya sahnesine girişinin ve dünyayı fethedişinin işaretini vermişti. Küreselleşmenin kökeni doğrudan baharat ticaretine dayandırılabilir.”

Venedik, Lizbon ve Amsterdam, baharat ticareti sayesinde dünyanın en zengin şehirleri haline geldiler.

Fakat baharatın tarihteki seyahati, asla bununla sınırlı değildi.

Zira dünyanın öbür ucunda köle ticaretinin, soykırımların ve sömürgeciliğin en büyük nedenlerinden biri olacaktı.

İşte Michael Krondl imzalı bu harikulade çalışma, olağanüstü zenginliklere, maceralara, acımasız kıyımlara sebep olmuş, imparatorlukların kaderini değiştiren baharatların hem yemek tarihinde hem de dünya tarihinde oynadıkları rolü çok yönlü bir bakışla ele alıyor.

Baharat imparatoru olmuş yukarıdaki üç büyük kenti odağına alan ‘Lezzet Fetihleri’, Haçlı Seferleri’nden Doğu’daki cennet arayışlarına, Ümit Burnu’nun keşfinden küreselleşmenin ilk adımlarına, yemek kültüründen sömürgeciliğe uzanan geniş bir yelpazede baharatın ilginçliklerle dolu tarihi serüvenini anlatıyor.

  • Künye: Michael Krondl – Lezzet Fetihleri: Üç Büyük Baharat Kentinin Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: C. Aslı Kutay, İletişim Yayınları, tarih, 266 sayfa, 2020

Peter Burke – Avrupa’da Rönesans (2016)

Petrarca ile başlayıp Descartes’la biten kültürel bir hareketin, tüm Avrupa’da silinmez izler bırakmış Rönesans’ın tarihi.

Peter Burke, Rönesans’ın ilk nüvelerinin ortaya çıkışını, hareketin evrensel değerlerinin Avrupa’da aldığı yerel biçimleri, Rönesans’ın Avrupa’nın düşünsel ve kültürel çehresini nasıl değiştirdiğini tartışıyor.

  • Künye: Peter Burke – Avrupa’da Rönesans, çeviren: Uygar Abacı, Islık Yayınları