İbn Haldun – Mukaddime (2021)

Roger Garaudy, İbn Haldun için “İslâm’ın Karl Marks’ı” demişti.

İbn Haldun’un tarihe meydan okuyan şahyapıtı ‘Mukaddime’, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak yeniden Türkçeye kazandırılan bu baskısı ise, apayrı bir güzellik.

İbn Haldun tarih felsefesinin, sosyolojinin, antropolojinin, iktisat biliminin, kısacası toplum bilimlerinin kurucu babası olarak kabul edilir.

‘Mukaddime’si, dünyanın en önde gelen bütün entelektüellerince dikkatle okunan ve pek çok devlet başkanınca fikirlerine hayran olunan bir şaheser.

Roger Garaudy, ‘İslâm Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı’ adlı eserinde, İbn Haldun’a on sayfadan fazla yer ayırır ve onu “Descartes’ın, Montesquieu’nün Öncüsü ve İslâm’ın Karl Marks’ı” olarak görür.

Ünlü tarih felsefecisi Arnold Toynbee, “Hiç şüphesiz ‘Mukaddime’, kendi türünde, bugüne kadar hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir zihnin ortaya koyamadığı en büyük eserdir!” ifadesini kullanır.

Engels, yaptığı toplum değerlendirmelerinde ‘Mukaddime’den yararlanır ve “Hıristiyanlığın ilk dönem tarihine katkı” başlıklı makalesinde, İbn Haldun’un görüşlerinin çok özlü bir özetini sunar.

BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, “Sadece İbn Haldun ismi bile İslâm Tarihinin ne kadar parlak bir ilim çağı yaşadığının göstergesidir!” der.

Kitabın bu çevirisi için, Arapça üç ayrı baskısından, Fransızca ve İngilizce tercümelerinden de yararlanılarak dilimize aktarılmış.

  • Künye: İbn Haldun – Mukaddime: Evrensel Tarih ve Toplum Bilimlerine Giriş, çeviren: Cemal Aydın, Timaş Yayınları, inceleme, 968 sayfa, 2021

Gamze Yücesan-Özdemir – İnatçı Köstebek (2021)

‘İnatçı Köstebek’, 21. yüzyılın proletaryası olan çağrı merkezleri çalışanları üzerine ufuk açıcı bir çalışma.

Gamze Yücesan-Özdemir, çağrı merkezlerindeki emek-sermaye ilişkisini çok yönlü bir bakışla izliyor.

Dokuma tezgâhları veya otomobil fabrikaları nasıl kapitalizmin bir döneminin çalıştırma biçimlerinin öne çıkan formlarıysa, çağrı merkezleri de, çalışma hayatının şirketler lehine gün geçtikçe daha bir pervasızlaştığı neoliberal kapitalizmin simge iş mekânlarından.

Yücesan-Özdemir de yerinde bir tanımlamayla, çağrı merkezi çalışanlarını “21. yüzyılın proletaryası” olarak tanımlıyor.

Saha araştırmasıyla zenginleşen kitap, çağrı merkezlerinde emek-sermaye ilişkilerini, buradaki ağır sömürüyü kavramak açısından nitelikli bir kılavuz, alana yapılmış önemli bir katkı.

  • Künye: Gamze Yücesan-Özdemir – İnatçı Köstebek: Çağrı Merkezlerinde Gençlik, Sınıf ve Direniş Siyaset, İmge Kitabevi, inceleme, 286 sayfa, 2021

Aslıhan Aykaç – Devletin İşçisi Olmak (2021)

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra işçi sınıfının dinamikleri nasıl bir seyir izledi?

Aslıhan Aykaç, o dönem dünyada yaşanan gelişmeleri de incelemesine dahil ederek Nazilli Basma Fabrikası’nın kuruluş aşaması sürecinde sınıf kimliğinin ve sınıfsal örgütlenmenin dönüşümünü irdeliyor.

Özellikle Türkiye’nin modernleşme surecinin iktisadi politikalarına ışık tutmasıyla büyük önem arz eden çalışma, erken Cumhuriyet dönemi kalkınma, ulusal ekonomi inşası ve sanayileşme hedeflerine yönelik uygulanan politikaların işçi sınıfı oluşumu açısından nasıl sonuçlar verdiğini inceliyor.

Yaklaşık yüz yıllık bir tarihsel süreçte dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak uygulanan politikaların toplumsal sonuçlarını gözler önüne seren çalışma, işçi sınıfı oluşumunu, yalnızca tarımsal nüfusun sanayi alanında istihdam edilmesi anlamında değil, aynı zamanda toplumsal yapıdaki dönüşümleri, maddi koşulların ortaklığına dayalı olarak ortaya çıkan sınıf kimliği ve sınıfsal örgütlenme bağlamında da inceliyor.

‘Devletin İşçisi Olmak’, kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve genellikle ekonomik ilişkilerin toplumsal sonuçları bağlamında değerlendirilen sınıf ilişkilerini, devlet müdahalelerini de denklemin içine katarak değerlendiren usta işi bir çalışma.

  • Künye: Aslıhan Aykaç – Devletin İşçisi Olmak: Nazilli Basma Fabrikası’nda İşçi Sınıfı Dinamikleri, İletişim Yayınları, inceleme, 183 sayfa, 2021

Kolektif – Türkiye’de Özel Girişimciliğin Gelişimi ve İş İnsanlarının Ağzından “Başarı” Hikâyeleri (2021)

Türkiye’nin girişimcileri sürekli devlete bağımlı kaldıklarından tarihin hiçbir döneminde kendi ayakları üzerinde duramadı.

1930’lardan 1960’lara uzanan süreçte iş insanlarıyla yapılmış röportaj ve yazıları bir araya getiren bu çalışma da, Türkiye’de girişimciliğin seyrini anlamak açısından çok değerli bir kaynak.

İş insanı ve yönetici hatırat, biyografi ve otobiyografilerini konu edinen kitapların iktisat tarihi, işletme ve yönetim tarihi açısından kaynak değeri var.

Hatırat, biyografi ve otobiyografi kitaplarının yanı sıra bir diğer kaynak türü ise kitaplara göre daha kısa ve az bilgi içeren, dergi ve gazetelerde yayınlanan iş insanlarıyla yapılmış röportaj ve benzeri yazılardır.

Bu kitapta 1930’lardan 1960’lara uzanan süreçte iş insanlarıyla yapılmış, çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış bu röportaj ve yazıların önemli bir kısmı bir araya geliyor.

Ayrıca bu röportaj ve yazıların Türkiye’de girişimcilik tarihi bağlamında kullanımına ve kaynak olarak değerine işaret etmek adına bunları da kaynak olarak kullanarak kaleme alınmış olan Erken Cumhuriyet Döneminden Planlı Döneme yani 1960’lara uzanan süreçte Türkiye’de girişimciliğin seyrini konu edinen altı bölüm de yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Özel Girişimciliğin Gelişimi ve İş İnsanlarının Ağzından “Başarı” Hikâyeleri (1930’lardan 1960’lara), hazırlayan: Rıfat N. Bali ve Murat Koraltürk, Libra Kitap, tarih, 660 sayfa, 2021

Robert Shiller – Anlatı İktisadı (2021)

Bir açıklamanın dövizi zıplatmaya yettiği bir dönemde yaşıyoruz.

Nobel Ödüllü ekonomist Robert Shiller, ekonomiyi etkileyen popüler hikâyeleri araştırmanın krizler söz konusu olduğunda, önceden tahmin etme, hazırlık yapma ve muhtemel zararı minimuma çekme yeteneğimizi katkıda bulunacağını savunuyor.

İnternetin artık seçim kampanyaları vasıtasıyla ülkelerin geleceklerini dahi etkisi altına almaya başladığı bir dünyada, viral hikâyelerin ekonomileri etkileme gücünü görmezden gelebilir miyiz?

Shiller, bu çığır açan kitabında ekonomi ve ekonomik değişim hakkında bize yeni bir düşünme yöntemi öneriyor.

Zengin bir dizi tarihsel örnek ve veriyi kullanan Shiller, bireysel ve kolektif ekonomik davranışı etkileyen popüler hikâyeler hakkında yapılacak araştırmaların, krizler söz konusu olduğunda, önceden tahmin etme, hazırlık yapma ve muhtemel zararı minimuma çekme yeteneğimizi büyük ölçüde geliştireceğini savunuyor.

  • Künye: Robert J. Shiller – Anlatı İktisadı: Hikâyeler Nasıl Yayılır ve Büyük İktisadi Olayları Yönlendirir, çeviren: Gülnihal Kafa, Albaraka Yayınları, iktisat, 372 sayfa, 2021

Mariana Mazzucato – Girişimci Devlet (2021)

Devletin küçülmesi gerektiği tezine temelden karşı çıkan özgün bir tartışma.

University College London’da, Yenilik ve Kamu Değeri Ekonomisi Bölümü’nde ders veren Mariana Mazzucato, muazzam boyuttaki stratejik kamu yatırımları olmasaydı, bugün internetten GPS’e ve SIRI’ye kadar akıllı ürünlerden hiçbirini üretemeyeceğimizi belirterek devletin ekonomideki rolünü yeniden tartışmaya açıyor.

‘Girişimci Devlet’in çıkış noktasında, küresel düzeyde yaşanan 2008 finans krizi yer alıyor.

Krizin ardından, büyümeyi yeniden başlatmak için atılması gereken tek adımın kamu harcamalarında kesinti olduğuna dair görüşe tepki olarak kaleme alınmış.

Devletin küçülmesi gerektiğini savunanların aksine, dünyanın en etkili ekonomistlerinden biri kabul edilen Mazzucato’ya göre, muazzam boyuttaki stratejik kamu yatırımları olmasaydı, bugün internetten GPS’e ve SIRI’ye kadar akıllı ürünlerden hiçbirini üretemezdik.

Bilişim teknolojisindeki yeniliklerin yanı sıra, yeşil devrimi yaratabilecek yenilenebilir enerji çözümlerini ya da hastalıkları iyileştirecek yeni radikal ilaçların çoğunu da geliştiremezdik.

‘Girişimci Devlet’le Mazzucato, devletin ekonomideki rolüne ilişkin tartışmayı ideolojiden uzak bir yaklaşımla yeni bir çerçeveye oturtmayı ve kamu kurumlarının toplumsal ve ekonomik değişime öncülük etme rolü üzerine dinamik bir müzakere başlatmayı amaçlıyor.

Mazzucato’nun kapsamlı değerlendirmesi masallarla gizlenen bir gerçeği önümüze seriyor: Size ne anlatılırsa anlatılsın, iPhone’dan Google arama motoruna kadar dünyanın en popüler ürünlerini özel şirketlerin değil, vergi mükelleflerinin finanse ettiğini unutmayın.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Girişimci Devlet, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 320 sayfa, 2021

Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar (2021)

Bugünkü hızlı yoksullaşmaya baktığımızda, ekonomik büyüme tam bir kandırmacadır, safsatadır.

Jason Hickel, büyüme tezinin ekolojik açıdan neden sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını gözler önüne seriyor.

Toplumların esenliği ve gelişmişliği çoğu iktisatçı ve siyasetçi tarafından “büyüme” kavramıyla açıklanıyor.

Farklı siyasi ve iktisadi görüşlerin “büyüme” konusunda anlaştığını görüyoruz.

Günümüzdeki hızlı yoksullaşma, artan eşitsizlikler ve toplumsal-ekolojik felaketler de egemen söyleme göre büyüme eksikliğinin ya da azgelişmişliğin sonuçlarıdır:

“Büyümeyen, yerinde sayan, ölür”.

Elimizdeki kitap ise bu sorunların nedeninin tam da büyüme olduğunu, büyümenin aşırı masraflı, ekolojik açıdan sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını, “büyüme”yi temel alan mitik inançların terk edilmesi gerektiğini savunuyor.

Bunun için büyüme tahayyülünü ayakta tutan ve ekonomiyi bilim olmaktan çıkaran terimlerle düşünmekten vazgeçmek gerekiyor.

Kullanımdaki iktisadi dil, ifade edilmesi gerekeni ifade etmekte yetersiz kaldığı içindir ki yeni bir söz dağarcığına ihtiyacımız var.

Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunuyor.

“Küçülme” kavramı, daha az doğal kaynak tüketen ve tamamen farklı ilkeler çerçevesinde örgütlenen toplumlara giden yolu temsil ediyor.

Sadelik, şenliklilik, otonomi, bakım, müşterekler gibi kelimeler de küçülme toplumlarının neye benzeyebileceği konusuna ışık tutuyor.

  • Künye: Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar: Dünyayı Küçülme Kurtaracak, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, iktisat, 304 sayfa, 2021

Kolektif – Yaşamın Temel Ekonomisi (2021)

Mevcut düzenin kötülüklerini teşhir etmek yetmiyor.

Ona karşı demokratik direnci örgütlemek de hayatidir.

‘Yaşamın Temel Ekonomisi’, değişim için pratik öneriler sunan harika bir manifesto sunuyor.

Julie Froud ve Karel Williams, günlük yaşamın sosyal altyapısı olan temel hizmetlerin toplu olarak sağlanması ihtiyacını ana hatlarıyla belirtiyor.

Tezleri ve stratejileri ile ilerici ekonomi politikalarının yenilenmesiyle ilgili Avrupa çapındaki tartışmalara hayati bir katkı sağlıyor.

Britanyalıların ve Amerikalıların, diğer pek çok şeyin yanı sıra, yeni bir tür rantiye kapitalizme nasıl öncülük ettiklerinin net bir şekilde gözler önüne seren çalışma, bununla ilgili olarak ne yapılması gerektiğini de anlatıyor.

‘Yaşamın Temel Ekonomisi’, bununla da yetinmeyerek topluluklarımızı sıfırdan yeniden inşa etmek için dikkat çekici ve yaratıcı bir manifesto sunuyor.

Umutsuzluğun değil, umudun ekonomi politiğine dayanan bu yaklaşım, kelimenin tam anlamıyla radikal.

İyi bir toplumun temel direkleri olarak kolektivizm ve evrenselciliğin merkeziliğinin altını çizen çalışma, çağımızın ekonomik sorunlarına ne tür çözümlere ihtiyacımız olduğuna dair irdeleyici sorular soruyor.

  • Künye: Kolektif – Yaşamın Temel Ekonomisi: Günlük Yaşamın Altyapısı, hazırlayan: Julie Froud ve Karel Williams, çeviri editörü: Taylan Durmuş, çeviren: Erman Eroğlu, Ayşegül Bilgiç Ulun, Hayrunnisa Şen Doğruyol ve Leyla Durukan, İmge Kitabevi, siyaset, 295 sayfa, 2021

Tim Jackson – Büyümesiz Refah (2021)

Ekonomik büyüme, gelmiş geçmiş en şeytani göz boyama taktiklerinden.

Örneğin büyüme, her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanın derdine hiçbir şekilde derman olmuyor.

Tim Jackson, bizi büyüme mitiyle hesaplaşmaya çağırıyor.

Geleneksel ekonominin büyümeye dair kalıplaşmış fikirlerine meydan okuyan çalışma, sürdürülebilirlik tartışmaları açısından çok önemli tezler içeriyor.

  • Bilindik anlamda büyüme gerçekten refah için kaçınılmaz ve vazgeçilmez mi?
  • Büyümenin sınırları nedir?
  • Büyümenin ötesine geçip yeni bir refah tasarlamak mümkün mü?
  • Büyümeden müreffeh olabilir miyiz?
  • Büyümeyi nasıl ölçüyoruz?
  • Tüketmeden büyümenin bir yolu var mı?
  • Sınırları olan sonlu bir dünya için, üretim-tüketim döngüsüne sıkışmış insanlık için yeni bir ekonomi tasarlayabilir miyiz?

Büyümeyi sorgulamaktan başka çaremiz olmadığını söyleyen Jackson, şöyle diyor:

“Büyüme miti bizi yarı yolda bıraktı. Her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanı da. Yaşamak için muhtaç olduğumuz hassas ekolojik sistemi de. Özellikle, kendi diliyle, ekonomik istikrarı ve insanlara geçimini sağlama iddiasını da.”

Jackson, bize sonlu bir sistemin herhangi bir alt sisteminin sonsuz olamayacağı şeklindeki fizik kuralını isabetle hatırlatıyor.

Verdiği yanıtlarsa iklim krizi, eşitsizlik krizi, aşırı tüketim, politik krizlerle boğuşan dünya için bir kurtuluş vaadi taşıyor.

Büyüme odaklı iktisat kuramlarının niçin bir işe yaramadıklarını anlamak için bu kitabı muhakkak okumak gerekiyor.

‘Büyümesiz Refah’, düşük karbon salımı, sıfır yoksulluk ve hepimizin isteyip ihtiyaç duyduğu bir gezegen yaşamı için iktisat bilimi hakkında yeniden düşünmek zorunda olduğumuzu kanıtlayan, berrak ve önemli katkı.

  • Künye: Tim Jackson – Büyümesiz Refah, çeviren: Alpogan Sabri Erdoğan, İş Kültür Yayınları, iktisat, 256 sayfa, 2021

Robert Skidelsky – Para ve Devlet (2021)

‘Para ve Devlet’, Keynes’in fikirlerini merkeze alarak iktisadın katı bir bilim olmadığını gösteriyor.

Robert Skidelsky, 2008-2009 ekonomik çöküşünün sağlam bir Keynesyen çözümlemesini sunuyor.

Ekonomideki baskın görüşe göre para bir değişim aracından başka bir şey değildir ve ekonomi piyasanın “görünmez el”ine teslim edildiğinde en iyi sonuçlar elde edilir.

Paranın “düzensizleşmedikçe” önem taşımadığı ve piyasaya devlet müdahalesinin genellikle işleri daha da kötüleştirdiği varsayımı makroiktisat politikalarında egemen görüş olagelmiştir.

Oysa 1929-1932 Büyük Buhranı ortodoks ekonominin varsayımlarını boşa çıkarmıştı.

Ardından devlet, işverenler ve sendikalar arasında oluşan istikrarsız güç dengesi, Keynesyen politikaların Batı dünyasının yeni iktisadi paradigması olarak ortaya çıkmasını sağladı.

Ne var ki 1970’lerin stagflasyonu Keynesyen politikanın tümden reddine yol açtı.

Daha sonraki 2008 mali çöküşünün yol açtığı küresel dramın başrolünde bu kez para ve devlet varken, iktisat onlara hak ettikleri başrolleri vermekten çok uzak kaldı.

2008’den beri yeni bir “büyük fikir” ortaya çıkmadığı gibi, ortodoks ekonomi bizleri anemik bir küresel ekonomiyle baş başa bırakan cezalandırıcı kemer sıkma politikalarını yasalaştırarak egemenliğini hâlâ sürdürüyor.

Günümüzün en seçkin politik iktisatçılarından Skidelsky, okurları Keynes’in “büyük fikir”inin temel unsurlarıyla tanıştırmayı ve iktisadın katı bir bilim olmadığını göstermeyi; ayrıca gelecek nesil iktisatçıları kavramsal hapishanelerinden kurtulmaları ve para ve devlete hak ettikleri rolleri vermeleri için cesaretlendirmeyi amaçlıyor.

Makroekonomiyi yeniden bir analiz birimi haline getirerek okurlara 2008-2009 ekonomik çöküşünün Keynesyen çözümlemesini sunan ‘Para ve Devlet’, iktisat biliminin geçmişine, geleceğine ve nasıl değişmesi gerektiğine dair eleştirel bir inceleme.

  • Künye: Robert Skidelsky – Para ve Devlet: Ana Akım İktisadın Eleştirisi, çeviren: Barış Gönülşen, Tellekt Kitap, iktisat, 552 sayfa, 2021