Namık Sinan Turan – Portede Saklı Tarih (2022)

Portede saklı olup ortaya çıkarılmayı bekleyen müzik evrensel bir dil olarak görülür.

Toplumları, kültürleri, coğrafyaları bağlayıp, iletişim sağlar.

Seslerden örülü müzikal köprüde politik ve kültürel boyutlar iç içedir.

Sosyopolitik bir mücadele alanı olarak yaklaşıldığında müzik, imparatorluk ya da ulus devlet kurgularının kültürel yönelimlerinde kimi zaman kışkırtıcı, kimi zaman telkin edici potansiyeliyle yer alır.

Bireysel ya da toplumsal açılardan bakıldığında müziğin insanı diğer hiçbir sanat dalının yapamayacağı kadar belli bir düşünce etrafında birleştirebilecek mesajları iletebilme özelliği, ona estetik bir beğeni olmanın ötesinde ardında gizli toplumsal süreçleri anlamaya yönelik bir uğraş niteliği kazandırır.

Söz konusu özelliği müziği disiplinlerarası çalışmalarda sıra dışı bir araç hâline dönüştürür.

Namık Sinan Turan’ın ‘Portede Saklı Tarih’ çalışması, asıl alanı siyasî tarih olan bir akademisyenin kaleminden müziği toplumsal tarih merceğiyle incelemeye yönelik bir girişimin sonucu.

Burada yazar, yüzyıllar içinde yaşanan siyasal ve kültürel değişimlere eşlik eden müziğin toplumsal arka planına ışık tutuyor.

Uzun bir tarihsel kesit içinde geniş bir coğrafyada, farklı kültürel dokularda üretilen müziğin sosyopolitik etki alanını değerlendiriliyor.

Osmanlı dünyasında müziğin üretim süreci ve aktörleri, modernleşmenin Osmanlı/Türk müzik geleneğinde yol açtığı dönüşümler, gelenek ve modern arasında biçimlenen müzik yaşamının toplumsal analizi, oryantalizm ve müzikal temsilleri, operanın emperyal bir tahakküm aracı olarak kullanımı gibi konular kitapta ayrıntılı biçimde incelenen baslıklar arasında yer alıyor.

Kitaptaki anlatıya besteciler, icracılar, müziğin icrasının gerçekleştiği kurumlar ve himaye merkezleri kadar dönemin siyasî elitleri ve kültür politikalarını yönlendirenler de eşlik ediyor.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e ve modern Ortadoğu’ya uzanan gelişmelerin müzik üzerindeki çarpıcı sonuçlarının incelendiği kitapta müzik ve toplum arasındaki karmaşık ilişkiler ağı analiz ediliyor.

Böylece okurlara coğrafyalar ve kültürler arasında müzik-toplum ilişkisinin farklı ve çoğu zaman göz ardı edilen yönleri üzerine düşünme olanağı sağlıyor.

  • Künye: Namık Sinan Turan – Portede Saklı Tarih, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, müzik, 498 sayfa, 2022

H. Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner – Eski Anadolu ve Mezopotamya Toplumlarında Müzik (2022)

Eski Mezopotamya ve Anadolu’da müziğin toplumsal rolü neydi?

Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner, zengin kaynaklardan yararlanarak müziğin icrası ve işlevini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Müziğin evrensel bir dil olmasında hiç şüphesiz tarih boyunca geçirmiş olduğu aşamaların da katkısı bulunuyor.

Her ne kadar toplumların, dünyayı ve çevrelerinde olup biteni algılama süreci ve şekli birbirinden farklı olsa da, bir kuş cıvıltısının verdiği huzur ya da akan bir nehrin çıkardığı ses her toplumda ortak bir ses/tını algısı oluşturmuş olmalıdır.

Belki de doğadaki sesleri taklit ederek başlayan bu serüven, her durakta bünyesine yeni şeyler alarak ilerlemiş ve tarih yolculuğunda hiç bitmeyecek bir olguya dönüşmüştür.

Hiç şüphesiz, müziğin kaderinde de kendisini yaratan toplumların üzerinde yaşadıkları coğrafya, toplumu oluşturan bireylerin kişisel tercihleri ve hatta atalardan devralınan hususlar da etkili olmuş olmalıdır.

Evet, hiç bitmeyecek bir serüvendir, müziğin serüveni…

  • Künye: H. Hande Duymuş Florioti ve Mert Yamaner – Eski Anadolu ve Mezopotamya Toplumlarında Müzik, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 176 sayfa, 2022

Antonios Botonakis, Christian Troelsgård ve Nikos Maliaras – Bizans’ın Sesi (2022)

‘Bizans’ın Sesi’, Bizans dönemi müzik aletleri ve bunların törenlerdeki kullanımları üzerine eşsiz bir çalışma.

Kitap, yüzden fazla renkli görsel ve çizimler barındırmasıyla da ayrı bir değere sahip.

‘Bizans’ın Sesi’, Bizans dönemi müzik aletleri ve bunların törenlerdeki kullanımları üzerine eşsiz bir çalışma.

Kitap, yüzden fazla renkli görsel ve çizimler barındırmasıyla da ayrı bir değere sahip.

‘Bizans’ın Sesi’, Bizans Dönemi müzik aletlerine dair makalelerden, görsellerden ve resimli bir sözlükten oluşan bir çalışma.

Kitapta, dönemin görsel kaynakları ve edebiyatındaki temsillerinden yola çıkarak Orta ve Geç Bizans dönemlerindeki müzik aletleri ve bunların törenlerdeki kullanımlarının ele alındığı makalelerle beraber yüzden fazla renkli görsel yer alıyor.

Kitabın yazarları, Bizans kaynaklarında müzik aletlerini araştırarak bunların Bizans kültürünün belirli alanları için taşıdıkları önemi değerlendiriyorlar.

Bu yayın için özel olarak hazırlanan Bizans müzik aletlerine ilişkin bir sözlük ve eşlik eden çizimler de bu konuda önemli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Antonios Botonakis, Christian Troelsgård ve Nikos Maliaras – Bizans’ın Sesi: Bizans Müzik Aletleri, hazırlayan: Antonios Botonakis ve Merve Özkılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 128 sayfa, 2022

Şevket Akıncı – Öteki Caz (2021)

Caz tarihi üzerine çok yönlü bir telif eser arayanlar, bu kitabı muhakkak edinsin.

20 yıldır caz tarihi dersleri veren Şevket Akıncı’nın kapsamlı çalışması, ana akım cazın dışında kalan birçok müzik türünü de ele almasıyla ayrıca dikkat çekiyor.

Gerek ana akım cazı gerekse de özgür caz, özgür doğaçlama, postmodern caz, noise gibi konuları ele alan Türkçe kaynakların sayısı oldukça azdır.

‘Öteki Caz’, Şevket Akıncı’nın 20. ve 21. yüzyıla odaklanarak kaleme aldığı bir caz tarihi kitabı.

Yaklaşık 20 yıl önce vermeye başladığı caz tarihi dersleri süresince cazın tanımının genişlediğini, ana akım caz dışında kalan birçok müzik türünün de ele alınması gerektiğini düşünen Akıncı kitaba “Müzik nedir?”, “Gürültü nedir?” gibi tanımlar ve yaklaşımlarla başlayarak “yeni müzik/özgür müzik” kavramına değiniyor.

Ardından cazın doğuşu ve evrimi, özgür caz, çağdaş müzik, İkinci Chicago Okulu, özgür doğaçlama, izlenimci caz, postmodern caz, 1980’ler ve sonrası ile günümüz müzik endüstrisini hem dönemler arası hem de kültürler ve yaklaşımlar arası etkileşimlerle beraber ele alıyor.

“Uluslararası haberleşmenin kolaylaşmasıyla değişik kültürlerin etkileşim içinde bazen başat, bazen yoğun, bazen de ikinci derecede rol oynadıklarını yadsımak doğru olmaz. Ornette Coleman’ı anlamak için caz tarihine, AMM’i anlamak için çağdaş müziğin tarihine de bakmak lazım; Japon cazını anlamak için fluxus hareketini anlamak, John Zorn’u anlamak için postmodernizmi anlamak lazım,” diyen Akıncı, kitapta Derek Bailey, Peter Brötzmann, Mats Gustafsson gibi özgür caz ve özgür doğaçlama müzisyenleriyle yapılan söyleşilere de yer veriyor.

Ayrıca kitabın son iki bölümünde Akıncı’nın “Türk Öteki Cazı” adını verdiği ve özgür müzik yapan birçok Türkiyeli müzisyen ve Okay Temiz ile yaptığı söyleşiler bulunuyor.

  • Künye: Şevket Akıncı – Öteki Caz, Pan Yayıncılık, müzik, 528 sayfa, 2021

Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey (2022)

Dahi müzisyen Tanburi Cemil Bey’in hayatı ve çalışmaları üzerine sağlam bir sosyolojik inceleme.

Bekir Şahin Baloğlu’nun enfes çalışmasının en özgün katkılarından biri de, Tanburi Cemil Bey’le ilgili efsanelerle hesaplaşması.

Tanburi Cemil Bey, Türk müziğinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarımında, yaptığı ses kayıtlarıyla en büyük aracılardan biri.

O, yaşadığı dönemin bir müzisyeni olmasının ötesinde, değişimin farkına varıp bu değişime besteleri, yazıları ve en önemlisi bıraktığı ses kayıtlarıyla bizatihi katkıları olmuş bir portredir.

Eski ve yeninin tam merkezinde bulunan Tanburi Cemil Bey, hem “eski”nin hem “yeni”nin göstergelerine sahip.

Bu vasfıyla Cemil Bey, geçmişte yaşamış herhangi bir tarihi karakter olarak anlaşılmamış; kimi zaman mevcut müzik mirasını muhafaza eden yönüne bakılarak geleneksel ve kimi zaman da sadece değişime yönelik tercihleri görülerek modern bir portre olarak algılanmıştı.

Bu kitap ise, Cemil Bey’in müziğinin nasıl yapıldığından çok hangi sosyolojik şartlarda yapıldığını ve sanatçının böylesi bir icraya yönelmesinin sebeplerini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte döneminin sosyokültürel atmosferinin ötesinde Cemil Bey’in, sanatın belli bir zaman ve toplumsal düzen içinde ölçülemeyen sınırsızlığına yaptığı atıfları anlamak adına kullandığı bazı müzikal unsurların analizlerine de yer verilmiş.

Dâhi müzisyen Tanburi Cemil Bey, çalışkanlığı, yaşadığı dünyayı algılayışı ve tepkileriyle; ayrıca taksimleri, eser icrası, besteleri, sahip olduğu her tür müziğe açık bakış açısı, multi-enstrümantalist vasfı, yeni enstrüman icatları gibi ortaya koyduğu yüksek müzikal başarı ile örnek bir müzisyen prototipi olarak halen yaşıyor.

  • Künye: Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey: Efsane ve Realite Arasında Bir Portre, Dergah Yayınları, biyografi, 336 sayfa, 2022

Stephen Johnson – Şostakoviç Zihnimi Nasıl Değiştirdi? (2021)

Şostakoviç’in müziği, asıl gücünü mütevazılığından, gösterişsizliğinden alır.

Kendisine ciddi bipolar depresyon teşhisi konan Stephen Johnson, Şostakoviç’in müziğinin depresyonun yıkıcı etkilerini azaltmada kendisine nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor.

BBC Radio 3, 4 ve World Service için müzik programları ve belgeseller hazırlayıp sunan Stephen Johnson’a ciddi bipolar depresyon teşhisi kondu.

Ölümcül olabilecek bu depresyon girdabında, onun hayatta kalmasına yardımcı olduğunu söylediği şey ise Şostakoviç’in müziğiydi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman kuşatması altında yazdığı 7. Senfoni (Leningrad Senfonisi) ile işgale karşı başlatılan büyük ulusal direnişin en güçlü sembollerinden biri olan Dmitri Şostakoviç 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden biri olarak kabul edilir.

Dünya devrim tarihine besteleriyle adını yazdıran bu büyük müzisyen aynı zamanda şimdiye kadar yazılmış en karanlık, en umutsuz müziklerden bazılarının bestecisidir.

Bu müziğin Stephen’a ve onun gibi diğer insanlara söyleyecek bir şeyi nasıl olabilir?

‘Şostakoviç Zihnimi Nasıl Değiştirdi?’, bestecinin müziğini ve kısmen hayatını ele almanın çok ötesine geçiyor ve müziği nasıl algıladığımızı, depresyonun yıkıcı etkilerini ve müzik sayesinde duygular ve insanlıkla nasıl yeniden bağ kurabildiğimizi yazarın kişisel deneyimlerinin tanıklığında ortaya koyuyor.

Nöroloji bilimi beynin müziği nasıl işlediğini ve daha derin bir entelektüel ve duygusal seviyede müziği nasıl anlamlandırdığını anlama noktasında büyük adımlar attı ve atmaya devam ediyor.

Bu kitap yüzyıllar önce akıl hastalıklarının tedavisinde kullanılan müziğin bu yönüne bir tanıklık niteliği taşıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Hepimiz kendi hikâyelerimizi bu müziğe taşırız. Ne var ki Şostakoviç’in müziğinde bir şeyler bize bu nihai bireysellik ânında bile yalnız olmadığımızı hissettirir. Leningrad Filarmoni Büyük Salonu’nda Şostakoviç’in Leningrad Senfonisi’ni çalan ve dinleyen kuşatma altındaki insanlara bu şekilde hissettirmişti; çok daha fazla mütevazı, çok daha az gösterişli bir şekliyle, aynısını bana da yaptı.”

  • Künye: Stephen Johnson – Şostakoviç Zihnimi Nasıl Değiştirdi?: Ruhumu Sağaltan Müzik, çeviren: Harun İri, Paloma Yayınevi, müzik, 136 sayfa, 2021

Aydın Büke ve İpek Mine Sonakın – Müziği Yaratanlar (2021)

Barok dönem müziğini merak edenler bu enfes çalışmayı kaçırmasın.

Dönemin bestecilerinin yaşam öykülerini ve eserlerini enine boyuna ele alan Aydın Büke ile İpek Mine Sonakın, çalışmalarını nota örnekleri ve grafiklerle de zenginleştirmiş.

‘Müziği Yaratanlar’, Barok dönem müziğini her yönüyle mercek altına alıyor.

Avrupa’nın farklı bölgelerindeki bestecilerin yaşam öyküleriyle birlikte bu bestecilerin önemli yapıtlarının nota örnekleri ve grafiklerle incelenmesi, okuyucu için müziği görünür ve anlaşılır kılıyor.

Her bölüm için hazırlanmış, kitap içine yerleştirilmiş QR kodları ile hemen ulaşılabilen çalma listeleri, incelenen yapıtların tümünü dinlemeye olanak sağlıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“1500’lü yılların sonlarında, ileride barok olarak adlandırılacak dönemin başlangıcında, birbiriyle çatışmakta olan iki kurum, sanatı ve sanatçıları yeni yapıtlar üretme konusunda yüreklendiriyordu. Bunlardan biri, Protestan başkaldırının ardından eski gücünü toplamak için sanatın kitleleri etkileme gücünden yararlanmak isteyen Katolik Kilisesi diğeri ise kiliseye karşı kendi gücünü göstermek isteyen soylu kesim ve krallardı. Her iki kurum da mimariyi, güzel sanatları ve müziği en iyi biçimde kullanabilmek için âdeta yarışa girmişti. Krallar ve soylular, iktidarlarının sarsılmaz gücünü göstermek için mimarlardan görkemli yapılar inşa etmelerini istiyorlardı. Uçsuz bucaksız parklar içinde geniş ve büyük pencereli, ışığı olabildiğince içeri yansıtan saraylar yapılıyor, ardından bu yapıların duvarları tablolar ve aynalarla süsleniyordu. Sarayların çevresindeki kentler de yeniden yapılanıyor, geniş meydanlar, süslü merdivenler yardımıyla insanların yaşadıkları ortamın bir tiyatro sahnesine dönüştürülmesi için çaba harcanıyordu sanki. Aslında hepsinin arkasında belki de yaşamı bir tiyatro oyunu, dünyayı da bir sahne gibi görmek vardı. Sahne, oyun için dekorlarla süslenmeliydi. Tıpkı aynı dönemde yaşayan Shakespeare’in pek çok oyununda vurguladığı gibi ‘tüm dünya bir sahne’ idi.”

  • Künye: Aydın Büke ve İpek Mine Sonakın – Müziği Yaratanlar: Barok Dönem, Epsilon Yayıncılık, müzik, 480 sayfa, 2021

Merih Erol – Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi (2021)

Osmanlı reform çağında İstanbullu Rum Ortodoks toplumunun müziği üzerine derinlemesine bir analiz.

Merih Erol’un harikulade çalışması, bu toplumun müzik tarihini, dini müziğin icra biçimini ve bu müziğin farklı kültürlerle nasıl iletişime geçtiğini araştırıyor.

Kırım Savaşı sonrasından imparatorluğun bundan önceki onyıllarına baktığımızda, birbirine bağlı birçok alanda yaşanan değişimin, örneğin Avrupa güçleriyle ilişkilerin, Osmanlı ekonomisinin dünya pazarlarına eklemlenmesinin, modernleşen devlet aygıtının ve idari alanda yürürlüğe konulan prensiplerin tamamıyla bir kırılma değilse de yeni bir dönem başlattığını görürüz.

Bir taraftan sultan ve tebaası arasındaki ilişkinin yeniden kurulduğu, diğer taraftan Batılı düşünüş ve yaşam biçimlerinin imparatorluğun orta sınıflarını etkilediği bu ortamda, Osmanlı gayrimüslim milletleri kendi etnik kimlikleriyle Osmanlı kimliğini çatışmasız bir arada taşıyabileceklerini tasavvur etmeye ve eşit haklara sahip olacakları umudunu taşımaya başladılar.

Avrupa’da ve Balkanlar’da gördüğümüz ulus olma süreçlerine benzer şekilde Osmanlı Rum Ortodoksları, başta bu toplumun liderleri ve okuryazarları geçmişin katmanlarını yeniden yorumlayarak tarihi, dili ve nihayet müziği eşsiz bir mirasın yapıtaşları olarak yücelttiler.

‘Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi’, İstanbullu Rum Ortodoks toplumunun, yaşadığı çok kültürlü yapının içinde “kendi”sinin ve “ötekiler”in müzik gelenekleri üzerine fikir beyan ettiği ve müziği bir mücadele alanına dönüştürdüğü süreçleri anlatıyor.

İstanbullu Rum Ortodoksların oluşturduğu müzik komisyonları, müzik cemiyetleri, dergiler ve gazeteler etnik ve dini kimliğin merkezine konulan müziği ve onun tarihini irdeliyor, dini müziğin icra biçimini tartışıyor ve farklı kültürlerle bir arada yaşamaktan dolayı biriken tarihin tozunu silerek, saf ve katıksız bir müziğin idealini kuruyorlardı.

Bu kitabın konusu olan Osmanlı Rumları ve onların torunları yirminci yüzyılın çeşitli olayları ve alınan kararlar sonucunda, nüfusu epeyce azalmış olan İstanbul Rumları dışında, Anadolu coğrafyasındaki tarihsel sürekliliklerini yitirdiler.

Kitaptaki seslerin, yaşam alanlarının ve kültürlerin kesişimlerinin, etnik ve dinsel homojenliğe dayalı kimlik politikalarının yol açtığı büyük kayıpları hatırlatması umuduyla.

  • Künye: Merih Erol – Osmanlı İstanbul’unda Rum Ortodoks Musikisi: Reform Çağında Ulus ve Toplum, çeviren: Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, tarih, 312 sayfa, 2021

Edward W. Said – Müzik Üzerine Görüşler (2021)

Edward Said’in muazzam bir müzik tutkusu vardı.

Said’in müzik üzerine düşüncelerini bir araya getiren bu çalışma da, müziğin, müzikologlara bırakılamayacak kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Müzik ve müziğin temsili konusuna hem icracı hem de eleştirmen rolüyle uzun yıllar kafa yoran Said, burada, çağdaş kültürel çalışmalar alanındaki büyük bir boşluğu dolduruyor.

Müziğin kamusal ve özel anlamını, Adorno ve Proust’un gözlemleri ve Glenn Gould, Toscanini, Wagner ve Beethoven gibi sanatçı ve besteciler üzerinden tartışıyor.

Kitap, müzik ve müzisyenler üzerine ilginç kişisel görüşler barındırmasıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Edward W. Said – Müzik Üzerine Görüşler, çeviren: Gül Çağalı Güven, Alfa Yayınları, müzik, 192 sayfa, 2021

Serbülent Şengün – Sesini Biraz Açabilir miyim? (2021)

1980’li yılların müziğinin, kültürünün keyifle okunacak bir hikâyesi bu kitapta.

O süreci dört ülke, altı şehir, yedi okul değiştirerek yaşamış Serbülent Şengün’ün bizlere anlatacak çok şeyi var.

Küreselleşme söylemlerinin coştuğu dönemin hemen öncesini anlatan Şengün, kişisel bir pencereden ve kişisel anılar eşliğinde 1990’da biten iki kutuplu dünya sürecinin son on iki yılını aktarıyor.

Şengün, çocukluğunu 1980’li yıllarda geçiren birçok yaşıtı gibi Amerika ve Sovyetler Birliği arasında iki kutba bölünmüş bir dünyada doğan, zamanla bu kutuplardan birinin ortadan kalkıp dünyanın “küreselleşmesine” tanık olan biri.

Onu yaşıtlarından farklı kılan önemli bir özelliğiyse çocukluğundan lise döneminin sonuna kadar dört ülke, altı şehir, yedi okul değiştirmiş olması: Stockholm, Ankara, Tel-Aviv, İstanbul, Gümülcine, Nürnberg.

Birbirinden farklı birçok kültürle ve yaşam biçimiyle hemhal olan Şengün, küreselleşme öncesindeki dünyanın hikâyesini dönemin saç modelleri, giyim kuşam modaları, film ve dizileri, kahramanları, popüler eşyaları, spor etkinlikleri ve esas olarak bir tür müzikal tanıklık üzerinden aktarıyor.

Kitap aynı zamanda, barındırdığı karekodlar sayesinde, kitabı okurken dinlenebilecek şarkılar da barındırıyor.

  • Künye: Serbülent Şengün – Sesini Biraz Açabilir miyim?: Küreselleşme Öncesi Dünyanın Müzikal Hikâyesi, İletişim Yayınları, müzik, 239 sayfa, 2021