Asuman Kafaoğlu-Büke — Antikçağda Kadın Olmak (2026)

Binlerce yıldır anlatılan mitlerin, destanların ve sanat eserlerinin içinde kadınlar hep vardı; ancak çoğu zaman kendi hikâyelerinin öznesi olarak değil, erkeklerin korkularını, arzularını ve hayal dünyasını yansıtan figürler olarak. Kimi baştan çıkarıcı ve günahkâr, kimi tehlikeli bir büyücü, kimi felaketlerin sorumlusu, kimi ise sessizliği ve sadakatiyle idealize edilen bir eş olarak resmedildi. Böylece kadınların karmaşık kişilikleri, tutkuları ve çelişkileri birkaç kalıba indirgenirken, onları şekillendiren toplumsal ve kültürel düzen çoğu zaman görünmez kaldı.

Asuman Kafaoğlu-Büke, ‘Antikçağda Kadın Olmak’ta bu yerleşik anlatıların üzerine yeniden düşünerek mitolojinin gölgede bırakılmış kadınlarına dönüyor. Havva’dan Medea’ya, Penelope’den Helen ve Venüs’e uzanan bu yolculukta, yüzyıllar boyunca farklı anlamlarla yüklenmiş kadın karakterleri erkek egemen anlatıların çizdiği sınırların dışına taşıyor. Onları yalnızca güzellikleri, sadakatleri, ihanetleri ya da yol açtıkları felaketlerle değil; öfkeleri, arzuları, kırgınlıkları, tutkuları, zaafları ve seçimleriyle ele alıyor. Böylece efsanelerde çoğu zaman tek bir özelliğe indirgenen kadınlar, bütün çelişkileriyle yaşayan ve kendi hikâyeleri olan karakterlere dönüşüyor.

Kitap, yalnızca mitolojik kadın figürlerini yeniden yorumlamakla kalmıyor; bu figürlerin neden yüzyıllar boyunca belirli kalıplar içinde anlatıldığını da düşündürüyor. Bir kadının neden “baştan çıkarıcı” olarak damgalandığını, neden bir başka kadının uğursuzlukla özdeşleştirildiğini ya da neden sessiz ve itaatkâr olanın ideal kadın olarak sunulduğunu sorgularken, mitlerin ardındaki toplumsal bakışı da görünür kılıyor. Bu açıdan antik hikâyeler, yalnızca uzak bir geçmişin masalları olmaktan çıkıp kadınlara ilişkin düşünce ve yargıların nasıl üretildiğini gösteren aynalara dönüşüyor.

‘Antikçağda Kadın Olmak’, tanıdığımız efsaneleri bildiğimizi sandığımız yerden yeniden okumaya çağırıyor. Yüzyıllar boyunca tekrarlanan klişeleri kırarak mitolojinin kadınlarını erkeklerin bakışından bağımsız düşünmeyi öneriyor. Geçmişin güçlü, kırılgan, tutkulu, öfkeli ve çelişkili kadınlarını yeniden keşfederken, onların hikâyeleri üzerinden bugün hâlâ varlığını sürdüren kadınlık imgelerini ve önyargılarını da sorgulamaya davet ediyor.

Asuman Kafaoğlu-Büke — Antikçağda Kadın Olmak
• Kafka Kitap
Kadın • 176 sayfa • 2026

Jale Âmuzgâr — İran Mitolojisi Tarihi (2026)

Jale Âmuzgâr’ın ‘İran Mitolojisi Tarihi’ adlı eseri, İran mitolojik düşüncesinin tarihsel gelişimini, kültürel kaynaklarını ve dinsel dönüşümlerini sistematik bir çerçevede ele alan kapsamlı bir giriş çalışması. Yazar, İran mitolojisini yalnızca tanrılar, kahramanlar ve efsanelerden oluşan bir anlatılar bütünü olarak değil; İran toplumunun tarihsel hafızasını, inanç dünyasını ve kültürel kimliğini biçimlendiren temel unsurlardan biri olarak değerlendiriyor. Bu yaklaşım sayesinde mitolojik anlatılar, tarihsel olaylar ve dinsel dönüşümler arasındaki ilişkiler açıklığa kavuşuyor.

‘İran Mitolojisi Tarihi’ (‘Tārīkh-i Asātīr-i Īrān (‘تاریخ اساطیر ایران)’), İran mitolojisinin kökenlerini Hint-İran ortak kültürel mirasına kadar götürerek başlıyor. Ortak Hint-Avrupa mitolojik unsurlarının zaman içinde İran coğrafyasında nasıl özgün bir kimlik kazandığını gösteren Âmuzgâr, özellikle Zerdüştlüğün ortaya çıkışıyla birlikte eski inançların yeni bir kozmolojik düzen içinde yeniden yorumlanışını ayrıntılı biçimde inceliyor. Ahura Mazda ile Ehrimen arasındaki aydınlık-karanlık karşıtlığı, evrenin yaratılışı, insanın varoluşu, zaman anlayışı ve dünyanın sonuna ilişkin eskatolojik düşünceler, İran mitolojik sisteminin temel yapı taşları olarak ele alınıyor.

Eser, yalnızca dinsel metinlerle sınırlı kalmaz; İran’ın destan geleneğini de mitolojik düşüncenin devamı olarak değerlendiriyor. Özellikle Şahnâme’de yer alan kahramanlık anlatıları, hükümdarlık ideali, kozmik iyilik-kötülük mücadelesi ve efsanevi kişilikler üzerinden İran toplumunun ortak hafızasının nasıl biçimlendiği gösteriliyor. Böylece mitolojik anlatılar, tarihsel olaylardan bağımsız masallar olmaktan çıkar; siyasal meşruiyeti, toplumsal değerleri ve ulusal kimliği besleyen kültürel kodlar hâline geliyor.

Âmuzgâr, İran mitolojisinin Mezopotamya, Hint ve diğer komşu uygarlıklarla kurduğu etkileşimleri de göz önünde bulundurarak kültürel alışveriş süreçlerini açıklıyor. Mitlerin zaman içinde geçirdiği dönüşümler, farklı dönemlerde kazandıkları yeni anlamlar ve dinî geleneklerle kurdukları ilişkiler, karşılaştırmalı bir bakış açısıyla değerlendiriliyor. Böylece İran mitolojisinin durağan değil, tarih boyunca sürekli yeniden üretilen canlı bir düşünce sistemi olduğu ortaya konuyor.

Akademik titizliği anlaşılır ve akıcı bir anlatımla birleştiren ‘İran Mitolojisi Tarihi’,  Avesta metinlerinden destan geleneğine uzanan geniş bir kaynak dünyasını sadeleştirerek okura sunuyor. Kitap, İran uygarlığının mitolojik mirasını tanıtmanın ötesinde, bu anlatıların günümüz İran kültürünün kolektif belleği, kimliği ve düşünce dünyası üzerindeki kalıcı etkilerini de görünür kılıyor. Bu yönüyle eser, hem İran mitolojisine giriş yapmak isteyen okurlar hem de dinler tarihi, mitoloji ve İranoloji alanında çalışan araştırmacılar için temel başvuru kaynaklarından biri niteliğinde.

Jale Âmuzgâr — İran Mitolojisi Tarihi
Çeviren: Hatice Yoldaş • Alfa Yayınları
Mitoloji • 104 sayfa • 2026

W. K. C. Guthrie — Yunanlar ve Tanrıları (2026)

‘Yunanlar ve Tanrıları’, Antik Yunan dinini mitolojik öykülerin yanı sıra, toplumun düşünce yapısını, siyasal örgütlenmesini, ahlak anlayışını ve kültürel gelişimini biçimlendiren temel bir kurum olarak ele alıyor. W. K. C. Guthrie’nin, Homeros ve Hesiodos başta olmak üzere tragedya şairleri, tarihçiler ve filozoflardan yararlanarak Yunan dininin kökenlerini, tanrıların işlevlerini ve ibadet pratiklerini kapsamlı biçimde inceliyor. Ona göre Yunan dini, yalnızca tanrılara inanma biçimi değil, insanın evren karşısındaki yerini anlamlandırma çabasının da ürünüdür. Dilbilim, tarih, mitoloji ve felsefeyi bir araya getiren çalışma, Batı düşüncesinin oluşumunda belirleyici rol oynayan dinsel mirası bütünlüklü bir bakışla değerlendiriyor.

‘Yunanlar ve Tanrıları’ (‘The Greeks and Their Gods’), Yunan dininin tarih öncesi kökenlerini ve Ege dünyasında gelişen farklı inanç katmanlarını inceleyerek başlıyor. Guthrie, Miken, Minos ve Yakındoğu kültürlerinin Yunan dininin oluşumuna yaptığı katkıları değerlendirirken, tanrıların yalnızca doğa güçlerini temsil eden varlıklar olmadığını, toplumsal yaşamın her alanına nüfuz eden simgesel figürler hâline geldiklerini gösteriyor. Mitlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla ortak bir kültürel hafızanın oluştuğunu, bu anlatıların Yunan kimliğinin inşasında önemli rol oynadığını vurguluyor.

Eserin önemli bölümlerinden biri Olimpos tanrılarına ayrılmış. Zeus, Hera, Athena, Apollon, Artemis, Poseidon, Afrodit, Hermes ve Dionysos gibi tanrıların yalnızca bireysel özellikleri değil, temsil ettikleri değerler ve toplumsal işlevleri de ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Guthrie, Yunan tanrılarının mutlak kusursuz varlıklar olmadığını; insani tutkular, çatışmalar ve zaaflarla donatılmış olmalarının Yunan dinini diğer eski dinlerden ayıran temel özelliklerden biri olduğunu savunuyor. Böylece tanrılar, insanların korkularını, umutlarını ve ahlaki ikilemlerini yansıtan sembolik figürler olarak değerlendiriliyor.

Guthrie, ritüelleri ve ibadet biçimlerini de dinin merkezine yerleştiriyor. Kurban törenleri, festivaller, kehanet merkezleri, tapınaklar, kahraman kültleri ve gizem dinleri ayrıntılı biçimde incelenirken, dinin bireysel inançtan çok kamusal yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğu ortaya konuyor. Özellikle Delphi Apollon Tapınağı’nın kehanet geleneği ve Dionysos kültünün coşkulu ritüelleri üzerinden dinin hem siyasal kararları hem de toplumsal dayanışmayı nasıl etkilediği açıklanıyor.

Kitap ayrıca mitoloji ile felsefe arasındaki ilişkiyi tartışıyor. Doğa filozoflarının ve sonraki düşünürlerin geleneksel tanrı anlayışını sorgulamalarına rağmen dinin toplum üzerindeki etkisinin uzun süre devam ettiğini gösteriyor. Guthrie’ye göre Yunan felsefesi, dini tamamen reddetmek yerine onu eleştirerek dönüştürmüş ve akıl ile inanç arasındaki ilişkinin temellerini atmıştır. Tragedya şairlerinin eserleri de insan kaderi, adalet ve ilahi düzen gibi sorunları tartışarak bu dönüşümün önemli bir parçasını oluşturuyor.

Sonuç olarak ‘Yunanlar ve Tanrıları’, Antik Yunan dinini yalnızca mitolojik hikâyelerin toplamı olarak değil, Batı uygarlığının entelektüel ve kültürel temellerini şekillendiren dinamik bir düşünce sistemi olarak değerlendiriyor. Guthrie, tanrıların, ritüellerin ve mitlerin ardındaki tarihsel ve toplumsal anlamları ortaya koyarak Yunan dininin insanın evreni, toplumu ve kendisini anlamlandırma çabasındaki merkezi yerini gösteriyor. Böylece eser, Antik Yunan dünyasını anlamak isteyen okurlar için hem klasik kaynaklara dayanan güvenilir bir inceleme hem de din, mitoloji ve felsefe arasındaki ilişkileri açıklayan temel bir başvuru niteliği taşıyor.

W. K. C. Guthrie — Yunanlar ve Tanrıları
Çeviren: Hakan Abacı • Alfa Yayınları
Mitoloji • 504 sayfa • 2026

Sarah Iles Johnston — Tanrılar ve Ölümlüler (2026)

Sarah Iles Johnston bu kitabında, Antik Yunan mitlerini dağınık efsaneler olarak değil, birbirine bağlanan büyük bir anlatı olarak yeniden kuruyor. ‘Tanrılar ve Ölümlüler’ (‘Gods And Mortals’), evrenin doğuşuyla başlayıp Troya Savaşı’nın ardından yaşanan dönüşlere kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Böylece tanrıların, kahramanların ve sıradan insanların hikâyeleri tek bir bütün içinde anlam kazanıyor. Johnston, mitleri yalnızca geçmişe ait masallar olarak değil, insanın güç, adalet, arzu, kader ve değişim arayışını yansıtan anlatılar olarak yorumluyor.

Anlatının ilk bölümü, Gaia’dan Zeus’un iktidarına uzanan kozmik düzenin kuruluşunu ele alıyor. Titanların yükselişi ve düşüşü, Olimpos tanrılarının doğuşu, Demeter ile Persephone’nin öyküsü, Apollon, Artemis, Hermes, Dionysos ve Aphrodite gibi figürlerin serüvenleri üzerinden evrenin nasıl şekillendiğini gösteriyor. Tanrılar burada kusursuz varlıklar gibi görünmüyor; kıskanıyor, seviyor, öfkeleniyor ve hata yapıyor. Bu durum, ilahi dünya ile insan dünyası arasındaki mesafeyi azaltıyor.

İkinci bölümde tanrılarla ölümlülerin ilişkileri öne çıkıyor. Prometheus’un ateşi çalması, Pandora’nın ortaya çıkışı, tufan anlatısı, Narkissos, Arakne, Midas ve İkaros gibi karakterlerin hikâyeleri insanın sınırlarını, tutkularını ve kibirle kurduğu ilişkiyi inceliyor. Mitlerin ortak mesajı, her eylemin bir sonucu bulunduğunu ve insanın kendi seçimleriyle kaderini biçimlendirdiğini gösteriyor.

Kitabın en geniş kısmı kahramanlara ayrılıyor. Perseus, Herakles, Atalante, Orpheus, Jason, Medea, Theseus ve Oidipus gibi figürler yalnızca canavarlarla savaşmıyor; korkularıyla, hatalarıyla ve yazgılarıyla da mücadele ediyor. Johnston, kahramanlığı fiziksel güçten çok ahlaki ve psikolojik bir sınanma olarak ele alıyor. Özellikle Herakles’in görevleri, Orpheus’un kaybı ve Oidipus’un trajedisi, insanın kendisini tanıma çabasını görünür kılıyor.

Troya Savaşı ve Odysseus’un dönüş yolculuğu kitabın doruk noktasını oluşturuyor. Akhilleus’un öfkesi, Hektor’un onuru, savaşın yıkımı ve Odysseus’un eve ulaşma arzusu, mitolojik dünyanın temel temalarını bir araya getiriyor. Johnston’a göre bu öyküler geçmişi anlatmaktan çok insan doğasını anlamaya yardımcı oluyor. Eser, Yunan mitolojisini bütünlüklü biçimde yorumlayan önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor.

Sarah Iles Johnston — Tanrılar ve Ölümlüler: Modern Okur İçin Antik Yunan Mitleri
Çeviren: Kemal Tokgöz • Doğan Kitap
Mitoloji • 544 sayfa • 2026

Martin J. Dougherty — Roma Mitolojisi (2026)

Martin J. Dougherty’nin bu kitabı, Antik Roma’nın mitolojik dünyasını kapsamlı ve bütünlüklü bir çerçevede ele alarak, bir uygarlığın kendini nasıl anlamlandırdığını gözler önüne seriyor. Eser, yalnızca tanrılar ve kahramanlar hakkında hikâyeler anlatmakla kalmıyor; bu anlatıların Roma toplumunun değerleri, siyaseti ve kültürel hafızasıyla nasıl iç içe geçtiğini açıklıyor.

Kitapta Roma panteonunun merkezinde yer alan Jüpiter, Neptün, Plüton, Minerva, Venüs ve Mars gibi tanrılar aracılığıyla evrenin düzeni, güç ilişkileri ve insan hayatının anlamı sorgulanıyor. Bunun yanı sıra Vulkanus ve Vesta gibi figürler, gündelik yaşamın ve kutsal ritüellerin mitolojik temellerini ortaya koyuyor. Kaderi temsil eden Parcae ise insan hayatının kaçınılmaz sınırlarını simgeliyor.

‘Roma Mitolojisi’ (‘Roman Myths’), Roma’nın kuruluş mitlerine özel bir önem veriyor. Romulus ve Remus efsanesi ile Aeneas’ın yolculuğu, Roma kimliğinin nasıl şekillendiğini gösteren temel anlatılar olarak ele alınıyor. Bu hikâyelerde tarih ile mit iç içe geçiyor; tanrıların müdahaleleri, kehanetler ve semboller, Roma’nın geçmişini yalnızca olaylar dizisi olmaktan çıkararak kutsal bir anlatıya dönüştürüyor.

Kitap aynı zamanda Cupid ve Psyche’nin aşk hikâyesi ve Herkül’ün görevleri gibi ünlü mitleri yeniden ele alarak, bu anlatıların evrensel temalarını ortaya koyuyor. Aşk, güç, fedakârlık ve kader gibi kavramlar, mitler aracılığıyla hem bireysel hem de toplumsal düzeyde anlam kazanıyor.

Dougherty’nin çalışmasının önemli katkılarından biri, Roma mitolojisinin kökenlerini ve dönüşümünü göstermesi. Yunan mitolojisinden devralınan unsurların Roma düşüncesi içinde nasıl yeniden yorumlandığı, imparatorluk ideolojisi ve dini pratiklerle nasıl bütünleştiği detaylı biçimde inceleniyor. Bu süreç, mitolojinin sabit bir yapı değil, sürekli değişen ve yeniden şekillenen bir anlatı olduğunu ortaya koyuyor.

Kitap, Antik Roma’nın inanç sistemini, sembollerini ve anlatılarını bir araya getirerek, mitolojinin bir uygarlığın kendini ifade etme biçimi olduğunu gösteriyor. Hem tarih hem de mitin kesişiminde yer alan bu eser, Roma’nın kültürel mirasını anlamak isteyenler için kapsamlı ve açıklayıcı bir rehber niteliği taşıyor.

Martin J. Dougherty — Roma Mitolojisi
Çeviren: Bahar Çetiner • Kronik Kitap
Mitoloji • 224 sayfa • 2026

Joseph Campbell – Işık Mitleri (2025)

Joseph Campbell’in bu eseri, Doğu mitolojilerinin ışık kavramı üzerinden sunduğu felsefi ve dini anlamları ele alıyor. Campbell, Hindistan’dan Tibet’e, Çin’den Japonya’ya uzanan geniş bir kültürel coğrafyada ışığın nasıl hem yaşamın kaynağı hem de “ebediyetin metaforu” olarak işlendiğini inceliyor. ‘Işık Mitleri: Doğu’nun Sonsuzluk Metaforları’ (‘Myths of Light: “Eastern Metaphors of the Eternal”), Doğu’nun düşünce sistemlerinde ışığın yalnızca fiziksel bir fenomen değil, hakikatin, bilincin ve aydınlanmanın simgesi olduğuna dikkat çekiyor.

Campbell, Hinduizm’deki Brahman anlayışını, Budizm’in boşluk ve nirvana kavramlarını, Taoizm’deki evrensel denge düşüncesini ışık imgesi üzerinden yorumluyor. Bu çerçevede, ışık hem yaşamın kaynağını hem de varoluşun ötesine geçişi temsil ediyor. Metin boyunca, Doğu geleneklerinin Batı düşüncesinden farkı vurgulanıyor: Batı mitlerinde ışık genellikle mutlak bir hakikatin peşinde koşmayı simgelerken, Doğu’da ışık daha çok varoluşun içsel akışını, birliğini ve sürekliliğini temsil ediyor.

Kitap ayrıca sanat, edebiyat ve ritüellerde ışık imgelerinin kullanımını da ele alıyor. Tapınakların mimarisinden mandalalara, şiirlerden dini metinlere kadar uzanan örneklerle, ışığın estetik ve manevi boyutları açıklanıyor. Campbell, tüm bu yorumları birleştirerek Doğu düşüncesinin temelinde yatan bütünlük ve süreklilik anlayışını açığa çıkarıyor.

Sonuçta ‘Işık Mitleri’, Doğu mitolojisinin zenginliğini yalnızca tarihsel bir inceleme olarak değil, aynı zamanda modern insanın varoluşsal arayışlarına ışık tutacak bir kaynak olarak sunuyor.

  • Künye: Joseph Campbell – Işık Mitleri: Doğu’nun Sonsuzluk Metaforları, çeviren: Ertuğrul Uzun, Gökhan Yavuz Demir, Islık Yayınları, mitoloji, 216 sayfa, 2025

Natalie Haynes – İlahi Kudret (2025)

Natalie Haynes bu kitabında Yunan mitolojisindeki tanrıçaların gücünü ve karmaşık doğasını anlatıyor. Erkek tanrıların gölgesinde kalan tanrıçaların, hem tanrılar hem de insanlar üzerinde nasıl belirleyici roller oynadığını gösteriyor. Hikâyelere yalnızca güzellik, kıskançlık ya da aşk değil, aynı zamanda strateji, intikam, koruma ve yaratım da damgasını vuruyor. Haynes, tanrıçaları sırf duygusal figürler olarak değil, sistem kuran ve bozan güçlü varlıklar olarak ele alıyor.

‘İlahi Kudret: Yunan Mitolojisinde Tanrıçalar’ (‘Divine Might: Goddesses in Greek Myth’), tanrıçaları tek tek inceleyerek ilerliyor. Athena’nın savaş ve bilgelik dengesini kurma biçimi, Hera’nın yalnızca kıskanç bir eş değil, aynı zamanda iktidar sahibi bir kraliçe oluşu dikkat çekiyor. Artemis’in özgürlüğe olan tutkusu ve Apollon’a bile karşı çıkacak kadar bağımsız olması, onun farklı bir kadınlık anlayışını temsil ettiğini gösteriyor. Demeter’in yas tutan bir anne olmasının ötesinde doğa döngülerini yöneten bir güç olması, mitolojik anlatıların çok katmanlı yapısını açığa çıkarıyor.

Haynes, anlatılarına hem mizah hem de öfke katıyor. Tanrıçaların hikâyeleri bugünün kadınlarına da ayna tutuyor. İntikam, koruma, dayanıklılık ve meydan okuma gibi temalar, çağdaş bir bakışla yeniden yorumlanıyor. Yunan mitolojisinin kadim anlatıları, kadın karakterlerin silik figürler değil, dönüştürücü aktörler olduğunu vurguluyor. Haynes’in kalemiyle bu tanrıçalar geçmişten fısıldamıyor, seslerini yükseltiyor.

  • Künye: Natalie Haynes – İlahi Kudret: Yunan Mitolojisinde Tanrıçalar, çeviren: Hilal Dikmen, Domingo Kitap, mitoloji, 316 sayfa, 2025

Roger Caillois – Mitos ve İnsan (2025)

Roger Caillois’nin bu kitabı, mitosların insan düşüncesindeki yerini ve işlevini inceleyen derinlemesine bir antropolojik, felsefi çalışmayı ortaya koyuyor. Caillois, mitosları sadece geçmişin efsaneleri olarak değil, çağdaş insanın düşünce yapısında da etkili olan zihinsel kalıplar olarak değerlendiriyor. Ona göre mitos, insanın dünyayı anlamlandırma biçimiyle doğrudan ilişkili bir yapı kuruyor.

‘Mitos ve İnsan’, mitosların yalnızca dinî ya da kültürel anlatılar olmadığını; aynı zamanda insanın evren karşısındaki konumunu ve varoluşsal kaygılarını ifade ettiğini savunuyor. Mit, insanın bilinmeyenle başa çıkmak için geliştirdiği bir dil olarak ortaya çıkıyor. Mitoslar, toplumların korkularını, arzularını ve değerlerini simgeleştirerek kolektif bilinçte kalıcı izler bırakıyor.

Caillois, mitosların modern dünyada nasıl yeniden üretildiğine de dikkat çekiyor. Bilimsel düşünceye rağmen, insan zihni hâlâ mit yaratma ihtiyacı duyuyor. Popüler kültür, siyaset ve hatta bilimsel teoriler bile bu mitolojik düşünce kalıplarını taşıyor. Mitos, sadece arkaik zamanlara ait değil; günümüzün ideolojik ve sembolik yapılarında da yaşamaya devam ediyor.

Kitap boyunca Caillois, mitos ile insan arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu savunuyor. İnsan mitosu yaratıyor ama aynı zamanda mitos da insanı biçimlendiriyor. Bu dinamik ilişki, kültürlerin oluşumunda belirleyici bir rol oynuyor. Caillois’nin yaklaşımı, mitosları sadece edebî ya da tarihî belgeler olarak değil, insan ruhunun derinliklerine inen birer düşünce biçimi olarak okumaya çağırıyor.

  • Künye: Roger Caillois – Mitos ve İnsan, çeviren: Haldun Bayrı, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 168 sayfa, 2025

Eva M. Thury, Margaret K. Devinney – Oxford Dünya Mitolojisi (2025)

Eva M. Thury ve Margaret K. Devinney’in kapsamıyla dikkat çeken bu çalışması, mitolojiyi yalnızca geçmişin anlatıları olarak değil, bugün hâlâ yaşayan ve toplumları şekillendirmeye devam eden kültürel yapılar olarak ele alıyor. ‘Oxford Dünya Mitolojisi: Antikçağlardan Günümüze Mitlere Çağdaş Yaklaşımlar’ (‘Introduction to Mythology: Contemporary Approaches to Classical and World Myths’), mitosları tarihsel, edebi ve kültürel bağlamlarda değerlendirerek hem klasik hem de dünya mitolojilerini çağdaş yaklaşımlarla yorumluyor.

Yazarlar, Yunan ve Roma mitolojisinden başlayarak Mezopotamya, Afrika, Asya, Amerika ve Okyanusya’ya uzanan geniş bir coğrafyadaki mitleri analiz ediyor. Bu mitler aracılığıyla insan doğası, ahlaki değerler, kahramanlık kavramı, yaratılış anlatıları ve toplumların kendilerini nasıl anlamlandırdıkları sorgulanıyor. Kitap, mitosların hem evrensel temalar taşıdığını hem de her kültüre özgü yapılarla şekillendiğini gösteriyor.

Thury ve Devinney, mitolojiye dair kuramsal yaklaşımlara da yer veriyor. Freud, Jung, Lévi-Strauss, Campbell gibi düşünürlerin mit yorumları, günümüz anlatı biçimleriyle ilişkilendiriliyor. Böylece, mitosların yalnızca eski metinler değil, aynı zamanda günümüz filmleri, romanları ve popüler kültür ürünleriyle de bağlantılı olduğu ortaya konuyor. Kitap boyunca okur, mitosun zamansız doğasıyla insan zihninin kolektif dinamiklerini keşfediyor.

Eser, yalnızca akademik araştırmalar için değil, aynı zamanda mitolojiye ilgi duyan genel okur için de erişilebilir bir dille yazılmış. Her bölüm sonunda yer alan tartışma soruları ve karşılaştırmalı analizler, okuru mitlere eleştirel bir gözle bakmaya teşvik ediyor. Bu yönüyle kitap, hem eğitici hem de düşündürücü bir kaynak niteliğinde.

Künye: Eva M. Thury, Margaret K. Devinney – Oxford Dünya Mitolojisi: Antikçağlardan Günümüze Mitlere Çağdaş Yaklaşımlar, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, mitoloji, 1104 sayfa, 2025

Lyn Webster Wilde – Ay Kadınları Amazonlar (2025)

Lyn Webster Wilde’ın bu eseri, efsanevi Amazon kadın savaşçılarının izini tarih, mitoloji ve arkeoloji aracılığıyla sürüyor. ‘Ay Kadınları Amazonlar: Mitolojide ve Tarihte Kadın Savaşçılar’ (‘A Brief History of Amazons’), Antik Yunan kaynaklarında rastladığımız Amazon figürünün yalnızca bir mit mi, yoksa tarihsel bir gerçekliğe dayanan bir iz mi olduğu sorusunu derinlemesine ele alıyor. Bu kadın savaşçılar, erkek egemen uygarlıkların hayal gücünü hem büyülemiş hem de tehdit etmiş figürler olarak dikkat çekiyor.

Kitap, Amazonların kökenlerine dair çeşitli kültürleri incelerken, Karadeniz’in kuzeyindeki İskitler gibi göçebe halkların kadınlarının savaşçı roller üstlendiğine dair arkeolojik kanıtları sunuyor. Bu bulgular, efsanelerin ardında gerçek bir yaşam biçiminin izlerini taşıyor olabilir mi sorusunu gündeme getiriyor. Wilde, Amazon figürünün yalnızca bir topluluk değil, kadının savaşçı, bağımsız ve özgür temsili olarak da değerlendirilebileceğini vurguluyor.

Mitolojik anlatıların yanı sıra tarihsel belgelerden, mezar kalıntılarından ve sanat eserlerinden faydalanan kitap, Amazonların kültürel etkisinin nasıl şekillendiğini gösteriyor. Ayrıca, bu figürlerin feminist düşünce ve çağdaş toplumsal cinsiyet tartışmalarında neden bu kadar güçlü simgelere dönüştüğünü de irdeliyor. Wilde’ın çalışması, Amazonları tarihin kıyısından alıp düşünsel merkeze yerleştiren kapsamlı bir keşif niteliğinde.

  • Künye: Lyn Webster Wilde – Ay Kadınları Amazonlar: Mitolojide ve Tarihte Kadın Savaşçılar, çeviren: Zeynep Demir, Say Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2025