Kolektif – Mekân ve Yer (2021)

Modernleşmenin getirdiği temel kopuş yer ile mekân arasında ortaya çıkar.

Bu nitelikli derleme de, şehir ve mekân arasındaki ilişki biçimini irdelemesi ve daha da önemlisi “mekân ve yer”le ilgili kavramları yeniden tartışmaya açan makaleler barındırıyor.

Kitapta,

  • “Mekân ve yer” kavramlarının mimarlık, müzik, tiyatro resim gibi alanlarla ilişkisi,
  • Yerlerin sınırı olarak deniz ve bu bağlamda sınır kavramının anlamı,
  • Piri Reis’in kartografi ve coğrafyayla ilgili çalışmaları bağlamında köklü İslam geleneği ile 16. yüzyıl Batı bilimi arasındaki ilişki,
  • Kentin metalaşma/bölüştürme sürecini sorgulamak açısından inadına yürümenin özgürleştirici yönü,
  • Mimarinin yaşayanlara neyi hatırlattığı ve deneyimlettiği,
  • Ve Galata’nın 19. yüzyılın ortalarından başlayıp bugüne uzanan değişim süreci gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aykut Köksal, Emre Zeytinoğlu, Önay Sözer, Atilla Yücel, Jean–François Pérouse, Aydan Balamir, İlhan Tekeli, Günkut Akın ve Ayşe Derin Öncel.

  • Künye: Kolektif – Mekân ve Yer, editör: Gülşen Özaydın ve Merve Akı, Yeni İnsan Yayınevi, kent çalışmaları, 180 sayfa, 2021

İpek Türeli – İstanbul Açık Şehir (2021)

İpek Türeli, İstanbul’un geçmişinin ve hayallerinin fotoğraflardan filmlere ve tema parklarına nasıl dolaşıma girdiğini derinlemesine tartışıyor.

‘İstanbul Açık Şehir’ bunu da, Haydarpaşa’dan AKM’ye, İstanbul’un görsel temsillerini merkeze alarak yapıyor.

Kent teorisi modernliği alışılagelmiş şekliyle şehre, belirli öznellik biçimlerinin tarihsel olarak ortaya çıkışına ve kültür, sanat ve mimarideki önemli gelişmelerin yükselişine bağlar.

Bu da genellikle on dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ve Amerika’nın belli başlı metropollerindeki teknolojik, ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin sonucu olarak değerlendirilir.

Buna karşılık, modern dönemde Batılı olmayan şehirlere genellikle Batılılaşma ve gelişme merceğinden bakılır.

Peki “diğer” şehirlerdeki kentsel modernliği nasıl anlamalıyız?

İşte bu kitap, İstanbulluların şehirlerini tartışırken, hayal ederken, inşa ederken ve tüketirken kendilerini nasıl tanımladıklarını inceleyerek kültürel yaratıcılığı vurgulamayı amaçlıyor.

Yazılı basına ve fotoğraflara, filmlere, mimari miras sergilerine ve tema parklarına odaklanan kitap ortak temsil pratikleri aracılığıyla bu popüler tasvirler arasındaki bağlantıları araştırıyor.

Türeli, kentsel modernliğe farklı bir bakış açısı öneren kitabı hakkında şunu söylüyor:

“Şehrin geçmişinin çağrıştırılması yoluyla geleceğinin tanımlanması ve tartışılması hakkındadır bu kitap: Geçmişe ait hayal ve imgeler de, geleceğe dair tahayyüller de, esasen bugüne ait yorumlardır, bugünün endişelerine istinaden üretilirler ve bugünü anlamak için kullanılabilirler. Bu varsayımdan hareketle, bu çalışma ‘İstanbul’un hangi geçmiş(ler)i nasıl dolaşıma giriyor ve yorumlanıyor?’ sorusunu kentin görsel temsilleri üzerinden incelemeyi amaçlıyor.”

‘İstanbul Açık Şehir’, kent araştırmacılarının ve tarihçilerinin, kültür araştırmacılarının, sanat tarihçileri ve antropologların yanı sıra planlamacıların, mimarların ve sanatçıların ilgisini çekecek bir çalışma.

  • Künye: İpek Türeli – İstanbul Açık Şehir: Kentsel Modernitenin Endişelerini Sergilemek, Metis Yayınları, kent çalışmaları, 256 sayfa, 2021

Pınar Karababa Demircan – Yeniden Üretilen Mekânlar (2021)

Sivas’ın son yıllarda geçirdiği muazzam dönüşüm, şehrin farklı topluluklarında faklı şekillerde deneyimlendi.

Pınar Karababa Demircan’ın saha çalışmalarıyla zenginleştirdiği bu enfes çalışması, söz konusu deneyimleri tarih, bellek ve mekân bağlamında inceliyor.

‘Yeniden Üretilen Mekânlar’, kentin yeniden üretimi süreci ile kentin deneyimlenmesi arasındaki gerilimli ilişki kent estetiğinin ve kentsel söylemlerin dönüşümü, yersiz-yurtsuzlaştırma süreçleri ve kentte yaşayan çeşitli grupların mekânı kendi deneyimlerince uygunlaştırma pratikleri bağlamında irdeliyor.

Kentin deneyimlenmesinin öznel yapısı otorite tarafından tanımlanmış bir mekân deneyiminde kaybolurken kenti bir toplumsal ilişkiler zemini ve üretim mekânı olmaktan çıkartarak tüketilecek bir metaya dönüştürüyor.

Bu dönüşümün yerleştirdiği yaşam tarzı ise, beraberinde belleği ve farklı mekânlarla kurulan öznel ilişkiyi kullanan direnç mekanizmalarını harekete geçiriyor.

Merkezde bulunan ve oradaki konumlarını korumaya çalışan esnaflar; kadınlara yönelik kültürel ve siyasi hedefin odağında olan muhafazakâr kadınlar; heterojen yapıda olmakla birlikte çoğunluğu Alevi halkın oluşturduğu mahallelerdeki birbiriyle destekleşen halk ve eski Madımak Oteli etrafında örgütlenen hareketin aktörleri bu araştırma kapsamında dönüşüme karşı bazen kesişen direnme pratikleriyle kentin hafıza ve söylemde yitimine karşı çıkıyorlar.

Mekânsal düzenlemenin yoğunlaştığı 2007-2013 arası kritik bir dönemin bir kısmında saha çalışması yapılan bu araştırma, yeni döneme geçişin parçası olan memnuniyetsizlik, çatışma ve mekân tutmanın küçük ölçekli bir yansımasını, bir başka deyişle bugünkü mekâna geçişi sağlayan önceki mekân politikalarının küçük ölçekli bir tarihini sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Pınar Karababa Demircan – Yeniden Üretilen Mekânlar: Sivas’ta Anı, Anıt ve Öteki Mekân, Nota Bene Yayınları, kent çalışmaları, 192 sayfa, 2021

Geoffrey Parker – Egemen Kentler (2021)

Kentin tarihteki rolü üzerine muazzam bir eser.

Geoffrey Parker, Batı uygarlığının doğuşundan 21. yüzyılın küreselleşme olgusuna uzanarak kentin tarih boyunca sürekli değişen statüsünü gözler önüne seriyor.

Kent devletini jeopolitik bir form olarak ele alan Parker, kitabında, dünya tarihi boyunca çeşitli kentleri ve kent devletlerini inceliyor.

Kitapta ele alınan kentler şöyle:

  • Platon ve Aristoteles’in mükemmel bir devlet türü olarak gördüğü Yunan polisi,
  • Roma imparatorluk başkenti,
  • Venedik ve Rönesans kentleri,
  • Alman Hanse’si,
  • Rus ve Baltık kentleri…

Parker ayrıca, erken dönem İslam toplumunda kente atfedilen politik rolü tartışıyor ve kent devletlerinin Kuzey Avrupa’da yeniden canlanmasıyla başlayan ancak ulus devletin yükselmesiyle son bulan gelişme sürecini gözler önüne seriyor.

‘Egemen Kentler’, kentin tarihteki rolünü anlamaya çalışan en güçlü ve kapsamlı incelemelerden biri olarak kesinlikle okunmayı hak ediyor.

  • Künye: Geoffrey Parker – Egemen Kentler: Tarih Boyunca Kent Devletleri, çeviren: Yavuz Baran, Tellekt Kitap, tarih, 280 sayfa, 2021

Tayfun Kahraman – İstisna Mekân (2021)

Kent çalışmalarında kullanılabilecek yepyeni bir kavramsal alet çantası için bu kitap okunmalı.

Tayfun Kahraman, Carl Schmidt’in olağanüstü hal ve Giorgio Agambem’in istisna hali kavramlarından yola çıkarak sermayenin talan ettiği ortak mülkiyetimiz olan kentleri geri alabilmemizin yolları üzerine düşünüyor.

Egemen olağanüstü hale karar verendir.

Siyasal alanı işgal eden egemen, karar alma yetkisi ile bir yandan hukuka dayanırken bir yandan da olağanüstü hâl tanımı ile onu askıya alıyor ve istisnayı da hukukun içine çekebiliyor.

Sonuçta istisna kural haline gelir ve istisna hükümler üzerinden istisna mekân biçimlendirir.

Kahraman da bu çalışmasında, Schmitt ve Agamben’in tanımları ile kenti istisnalar üzerinden anlamaya çalışıyor ve istisna mekânı kavramsallaştırarak kent çalışmalarında kullanılabilecek yeni bir kavram şeması sunuyor.

Otoriterliğin olanca şiddetiyle hayatlarımızı etkilediği, devletin her alanda kamu yararını değil sermayeyi gözettiği bu dönemde eldeki çalışma felsefe, hukuk ve sosyoloji disiplinlerinden yararlanarak kapsamlı bir kent okuması sunmasıyla önemli.

Çalışma, kent çalışması yapanlar kadar kent savunucularının ve kent meraklılarının da ilgisini çekecek nitelikte.

Künye: Tayfun Kahraman – İstisna Mekân: Hukukun Eşiğindeki Kent, Tekin Yayınevi, kent çalışmaları, 296 sayfa, 2021

Hikmet Kuran – Şehir Hakkı (2021)

Kentler bugün, sermayenin yeniden üretiminin bir aracına dönüştü.

Hikmet Kuran da, Henri Lefebvre’in özgün kent hakkı kavramından yola çıkarak kentlere yeniden sahip çıkmamıza olanak sağlayacak devrimci bir perspektifin olanakları üzerine düşünüyor.

Kapitalist üretim tarzında sermaye-mekân etkileşiminin işleyişine yönelik çarpıcı çözümlemeleri ve isabetli öngörüleri Lefebvre’i özgün bir noktaya taşıdı.

Örneğin şehir ve kent arasında tanımladığı ve çözümlediği ayrım, kapitalizmin kent sorunsalına tüm boyutlarıyla temas eder.

Kullanım değeri ve sahiplenmeye endeksli, belirlenim, tahakküm ve sömürü süreçlerinden bağımsız bir nitelik arz eden ‘şehir’ ile söz konusu süreçlerin küresel ölçekte somutlaştığı ve özgün nitelikleri yok ettiği, tüm unsurlarıyla sermayenin yeniden üretiminin bir aracına dönüşen ‘kent’ arasındaki bu ayrım, bu anlamda dikkat çekicidir.

İşte Lefebvre’in şehir hakkı olarak kavramsallaştırdığı çözüm arayışı, tam da bu ayrım üzerinden somutluk kazanmasıyla çok önemli.

Bu bağlamda şehir hakkı kavramsallaştırması, hem üretim ilişkilerinin ürettiği/yeniden ürettiği ve ekonomik, toplumsal, siyasal ve mekânsal düzlemde gözlemlenen sorunları anlamlandırma hem de bunları ve bir bütün olarak kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldıracak devrimci dönüşümü formüle etme açısından kilit bir unsur olarak ön plana çıkar.

Kuran da bu çalışmasında, şehir hakkı kavramının kapitalizmi aşmaya koşullu bir devrimin kuramsal yol haritasına karşılık geldiğini savunuyor.

Bu iddiasını da Lefebvre’in mekân-sermaye, gündelik hayat ve toplumsal mücadele pratiklerine yönelik öne sürdüğü argüman ve kavramsallaştırmalara dayandırıyor.

Kuran bunu yaparken de, özellikle neoliberal politikalarla daha da görünür hâle gelen, Lefebvre tarafından başarıyla öngörülen ve çözümlenen, şehrin özgün nitelikleri ile kapitalizme içkin temel yasalar arasındaki çatışma noktalarını aydınlatıyor ve şehir hakkının gerçekleşmesinin kapitalist üretim ilişkilerinin ortadan kalkması anlamına geldiğine yönelik iddiayı kuramsal ve pratik boyutlarıyla gerekçelendiriyor.

  • Künye: Hikmet Kuran – Şehir Hakkı: Neoliberal Kentleşme ve Sınıf Mücadelesi, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 296 sayfa, 2021

Havva Ezgi Doğru – Çılgın Projelerin Ötesinde (2021)

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) sayesinde ülke devasa bir şantiyeye döndü.

Yaptığı konutlar korkunçtur, öyle ki hapishane bile bu “evler”den çok az kötüdür.

Fakat bütün bunlar, TOKİ’nin yalnızca görünen çirkinlikleridir.

Zira TOKİ ile ülkenin bitmek bilmeyen siyasi, toplumsal ve kültürel şantiye hali arasında da birebir ilişki vardır.

Havva Ezgi Doğru da, Türkiye’de konut üretiminin bütünsel bir ekonomi-politik analizini sunan bu çalışmasında, TOKİ’de cisimleşmiş otoriter devlet formunun altında yatan mekanizmayı açığa çıkarıyor.

Özellikle 2003’ten itibaren gerçekleşen büyük dönüşüme odaklanan ‘Çılgın Projelerin Ötesinde’, TOKİ’nin AKP iktidarında tümüyle devletin yeniden inşasında yüklendiği rolü gösteriyor.

Bizlerin görüş alanına kentsel ölçekteki çılgınlaştırılmış mega projelerle, kayırmacılıkla, sansasyonlarla, her yerde birbirine benzeyen toplu konutlarla giren TOKİ’nin esasen modern konut sektörünü kurmak olarak tarif edilebilecek uzun erimli bir sınıf projesinin günümüz Türkiye’sinde aldığı form olduğunu söyleyen Doğru, özellikle 2003 sonrası, TOKİ eliyle Türkiye’nin nasıl bir şantiyeye dönüştüğünü adım adım izliyor.

Kitap, TOKİ’nin uzun erimli bir sınıf projesi olarak kapitalist konut sektöründe nasıl hem piyasa kurucu ve hem de piyasa bozucu olduğunu; neden devlet planlarında öngörüldüğü üzere bir konut kredi bankasına dönüşmediğini ve nasıl olup da memleketin en büyük konut üreticisi haline geldiğini tartışıyor.

Çalışma, TOKİ’nin dönüşümü ve faaliyetleri üzerinden otoriter devletin kurumsal işleyişinin şifresini çözmesi ve somutlaştırmasıyla özellikle dikkat çekiyor.

  • Künye: Havva Ezgi Doğru – Çılgın Projelerin Ötesinde: TOKİ, Devlet ve Sermaye, İletişim Yayınları, siyaset, 232 sayfa, 2021

Vittorio Magnago Lampugnani – Modernlik ve Kalıcılık (2021)

Bir mimari, bir şehir, bir iç mekân düzenlemesi veya bir kullanım nesnesi için yapılan tasarım nedir?

Bilim midir, sanat mıdır, yoksa zanaat mıdır?

Mimar, kuramcı ve tarihçi Vittorio Magnago Lampugnani, mimaride daha kapsayıcı bir modernlik tasavvurunun olanaklarını tartışıyor.

Şehir hayatına tasarımsal müdahalelerde bulunurken akıldan çıkarılmaması gereken ilkeler üzerine düşünen Lampugnani, ayrıca tasarım konusunda zanaattan ve gelenekten neler öğrenebileceğimizi de irdeliyor.

Tasarımda yeniliğin neden basitlik ve sıradanlığı kucaklaması gerektiği, yeniliğin cazibesini neden sorgulamamız gerektiği ve kitlesel üretimin ve tüketimin karşısında tasarrufun hükmünün olup olmadığı üzerine düşünmek isteyen her okurun severek okuyacağı, küçük ama çarpıcı bir kitap.

  • Künye: Vittorio Magnago Lampugnani – Modernlik ve Kalıcılık: Şehir, Mimarlık ve Tasarıma Dair Denemeler, çeviren: Turgut Saner ve Erdem Üngür, Yort Kitap, mimari, 120 sayfa, 2021

Kolektif – Önce Mekân Vardı (2019)

Rize İkizdere’de son dönemde yaşananlardan da gördüğümüz gibi, devlet yaşam alanlarımız üzerindeki en büyük tehdit.

Bu derleme ise, devlet ve şirketlerin mekâna yönelik topyekûn saldırılarını kayıt altına aldığı gibi, buna karşı ne gibi direniş pratikleri geliştirebileceğimiz üzerine de düşünüyor.

Burada mekânın siyaset, bellek, praksis felsefesi, işgal ve biyopolitika ile olan bağları üzerine düşünen yazarlar, aynı zamanda dünyanın dört bir yanında mekânları, yaşam alanları için direnenlerin görkemli mücadelesini kayıt altına alıyor.

Kitapta bu bağlamda Topraksızlar Hareketi’nin, Sitüasyonistlerin, İtalyan Otonomcu Hareketin ve kent yoksullarının mekânı savunma deneyimlerine yer veriliyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Abdurazack Karriem, Bülent Diken, Bob Jessop, Elif Demirkaya, Metin Yeğin, Neil Gray, Stuart Elden, Önder Kulak ve Soner Torlak.

  • Künye: Kolektif – Önce Mekân Vardı, derleyen: Önder Kulak ve Soner Torlak, Edebi Şeyler Yayınları, kent çalışmaları, 224 sayfa, 2019

Hüseyin Kaptan – Kentleşme Serüveni (2021)

Mimar ve plancı Hüseyin Kaptan, 60 yıllık mesleki deneyimi ile planlama tarihinde iz bırakmış bir isimdir, Türkiye şehircilik tarihi ile yaşıttır.

Kaptan, Anadolu’nun hemen her coğrafyasında ve İstanbul’da yürüttüğü çalışmalarda planlamanın en önemli unsurunun “insan” olduğunu savunmuş, katılımcı planlama çalışmalarının öncülerinden olmuş, kent ile doğa arasında köprü kurmuş, tüm kentlerin kuşlarının, ağaçlarının, ormanlarının, sularının, özetle tüm ekolojik değerlerinin savunucusu olmuştu.

Bugünün açgözlü, insana, doğaya ve hayvana düşman müteahhitlerine bakıldığında, Hüseyin Kaptan gibi değerlerin özlemini çokça duymamız bu yüzden.

Kaptan ile yapılan röportajlar, ayrıca kendisinin kaleme aldığı yazılar, plan ve proje raporları ile belgesel ve televizyon programlarındaki söyleşilerinden derlenerek hazırlanmış bu güzel çalışma da, genel olarak Kaptan’ın mesleki deneyimlerini ve tanıklığını sunuyor, bunun yanı sıra Türkiye’nin planlama ve şehircilik tarihinin harika bir fotoğrafını çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Planlama mesleği bir macera ve ben o maceranın her aşamasında yer almayı tercih ediyorum. Irmakta su kenarında da balık vardır; en sert, en vahşi yerinde de. Adam gibi kenarda balık tutmak varken ben hep orayı, o vahşi yeri tercih ettim.”

“Planlama süreçlerinde bütün teorilerin üzerinde bir gerçek olduğunu, bunun yerelde yaşayan insanlarla bir uzlaşma anlamına geldiğini, 1960’lı yıllarda İller Bankası’nda çalışırken yer aldığım Iğdır deneyiminden itibaren gördüm ve yaşadım. Öyle tepeden inme bir yaklaşımla: ‘Kuramsal doğru budur, bu sizin istikbaliniz için çok faydalıdır ve vazgeçilmez doğrulardır.’ şeklinde entelektüel bir dayatmanın çok yanlış olduğunu hep hissettim. Bu farkındalığın faydasını meslek hayatımda çok gördüm. Büyük yenilgiler yaşamama rağmen hepsi onurlu oldu. Ben meslek hayatımda onursuz bir yenilgi hatırlamıyorum. Bu yenilgilerden bile zevk aldım. Bir şey yaptığımın, işe yaradığımın farkına vardım.”

  • Künye: Hüseyin Kaptan – Kentleşme Serüveni, derleyen: Eylem Gülcemal Aktan, Literatür Yayıncılık, kent çalışmaları, 240 sayfa, 2021