Hagop Ayvaz – Sahne Arkadaşlarım (2020)

Hagop Ayvaz kimdir?

Türkiye’nin en uzun soluklu tiyatro dergisi Kulis’i tam elli yıl boyunca yayımlamış kişidir Ayvaz.

“Alınyazım beni sanki çok küçük yaşlarda sahneye doğru itmişti.” diyen Ayvaz, farklı kuşaklardan sanatçılar arasında bir köprü görevi üstlenerek 20. yüzyılda İstanbul kültür sanat hayatına damgasını vuran kişilerdendir.

İlk kez 1920’lerde sahneye çıkan ve ömrünü tiyatroya adamış yazar, yayıncı ve oyuncu Ayvaz’ın bu kitaptaki anıları ise, Türkiye tiyatro tarihi açısından eşsiz bir tanıklık.

1999-2001 yılları arasında Agos gazetesinde Ermenice olarak yayımlanan iki yazı dizisinin bir araya getirilip Türkçeye çevrilmesiyle ortaya çıkan kitabında Ayvaz, rol arkadaşlarını ve tiyatro hatıralarını anlatıyor, unutulmaya yüz tutmuş kişi ve olayları bize yeniden hatırlatıyor.

Bu anılarda karşımıza Ayvaz’ın ustaları Aşod Madatyan ve Bedros Baltazar ile Krikor ve Lusi Hagopyan, Knar Sıvacıyan, Zaruhi Değirmenciyan, Naşit Özcan, Sait Köknar, Şavarş Boğos Karakaş ve İrma Toto Karaca gibi pek çok sanatçı çıkıyor.

  • Künye: Hagop Ayvaz – Sahne Arkadaşlarım: Tiyatro Tarihimizden Simalar, çeviren: Payline Tomasyan, Aras Yayıncılık, anı, 168 sayfa, 2020

Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar (2020)

1850 Kazan doğumlu Petır Mateev, kabına sığmayan bir karaktere sahipti.

Maceracı ruhuna söz geçiremeyen bu Bulgar delikanlı, yabancı yerler keşfetme hayaliyle adeta yanıp tutuştuğu bir sırada İstanbul’dan atla bütün Anadolu’yu kat ederek Bağdat’a ulaşmayı hedefleyen bir İngiliz asilzade kadına refakat edecek ve badireli bir yolculuk gerçekleştirecektir.

Bu da onu kesmez.

Bu yolculuktan döner dönmez, bu sefer de, Hitit, Asur ve Babil medeniyeti uzmanı İngiliz arkeolog Dr. George Smith’e, British Müzesi adına yapacağı arkeolojik kazılarda asistanlık yapmaya başlar ve 1876 yılında dünyaca ünlü bu eksantrik arkeologla bütün Yakındoğu coğrafyasını dolaşır.

Tehlikeli salgın hastalıklar arasında ve ağır karantina şartlarında geçen bu hummalı çalışmadan önemli bilimsel sonuçlar elde edilir.

İstanbul’daki ilk Türk posta-telgraf idaresinde de görev yapan Mateev, daha sonra Şarki Rumeli Valisi Aleko Paşa’nın kançılaryasında hususi kâtipliğe getirilecektir.

İşte Mateev’in anılarından oluşan bu güzide eser, 19. yüzyıl İstanbul’unun Protestan ve Anglosakson ortamında yoğrulan bu sıra dışı Bulgar’ın 93 yıllık çalkantılı hayat serüveninin yansıması niteliğinde.

Hatırat, Osmanlı’da yabancı okullar, misyonerlik faaliyetleri, yerleşimleriyle ve yok olmaya yüz tutmuş halklarıyla 1870’lerin Anadolu coğrafyası, Hitit, Asur, Babil ve Sümer medeniyetini kapsayan arkeolojik çalışmalar, posta-telgraf idaresi, imparatorlukta önemli mevkilere yükselen Bulgar asıllı Bogoridi sülalesi, Osmanlı-Bulgar diplomatik ilişkileri, bazı spor dallarının başlangıcı ve birçok başkaca konu hakkında eşsiz bir tanıklık.

  • Künye: Petır Mateev – Osmanlı Topraklarından Anılar: 1861-1904, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 114 sayfa, 2020

Behrooz Ghamari – Tahran 1979: Ekber’i Hatırlamak (2020)

“1981’de tutuklandığında Mecid on altı yaşındaydı. İdam edilmeyi beklediğimiz koğuşta, bıyıklarının terlemesine ve tüylerin daha sonra gürleşip simsiyah bıyıklara dönüşmesine tanık olmuştum.”

1979 İran devriminin hemen ardından yaşananlar, Karl Georg Büchner’in Fransız Devrimi için söylediği “Devrim kendi evlatlarını yer” sözünün haklılığına verilebilecek en iyi örneklerdendir.

Sosyoloji ve tarih profesörü Behrooz Ghamari de bu kitabında, İran Devrimi’nin ardından, Tahran’daki korkunç Ev Hapishanesi’nde, koğuşlarında idam edilmeyi bekleyen siyasi mahkûmların çarpıcı öykülerini sunuyor.

Ghamari burada, Nasrullah, Ekber, Hüseyin Dayı, Ferhat, Erjeng ve Behram gibi, burada tutulan kişilerin yaşamlarından yola çıkarak siyasi mahkûmlar arasındaki ilişkileri, onların hatıralarını ve iç dünyalarını bize aktarıyor.

‘Ekber’i Hatırlamak’, hem sunduğu sıra dışı insan hikâyeleri hem de barındırdığı önemli bilgilerle, İran yakın tarihi açısından altın değerinde bir kaynak.

  • Künye: Behrooz Ghamari – Tahran 1979: Ekber’i Hatırlamak, çeviren: Kıvanç Dündar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2020

Munzur Güven Kılıç – Yasaklı Bölge (2020)

Dersim, daha çok 1937/38’de yaşanan katliamla bilinse de, bölgenin devletin nezdinde düşmanlaştırılması çok daha eskilere dayanır.

Burası, daha 1514’te devletin gözüne batmaya başlamıştı.

Öte yandan Cumhuriyet döneminde de, her şey 1937/38’de başlayıp bitmedi.

Örneğin Dersim, 1950’li yıllara kadar askeri bölge olarak kalmıştı.

İşte Munzur Güven Kılıç’ın bu çalışması, 1896’lardan özellikle bölge için dönüm noktası olan 1937/38’lere kadar yaşananları tanıklıklar üzerinden ele alıyor.

Bu tanıklıklar, bölge tarihi açısından bazı önemli boşlukları dolduruyor.

Kitabın asıl özgünlüğü ise, Dersim’in yaşadığı acıları ortaya koyduğu gibi, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yetkililerin planları, söylemleri ve raporlarının yanı sıra, o dönem bölgede görevli olarak yaşayanların anılarını da barındırması.

Künye: Munzur Güven Kılıç – Yasaklı Bölge: 1870-1984 Dersim, Nota Bene Yayınları, tarih, 176 sayfa, 2020

Takuhi Tovmasyan – Sofranız Şen Olsun (2019)

‘Sofranız Şen Olsun’, Takuhi Tovmasyan’ın çocukluğu ve ilkgençliği döneminde ninelerinden ve diğer aile büyüklerinden öğrendiği otuzu aşkın yemek, meze, salata, tatlı ve içecek tarifi ile yazarın bu yemeklere, yaşadığı yerlere ve çevresindeki insanlara dair anılarından oluşuyor.

Kitap, büyük çoğunluğu Tovmasyanların aile albümünden seçilen fotoğraflar ve yemekleri hazırlamak için gerekli malzemelerle zenginleşmiş.

“Kimi evde, yemek, yaşamak için yenir. Kimi evde, yemek için yaşanır. Bizim evde ise yemek, muhabbet olsun diye yenirdi. Sofra muhabbet için kurulur, yine muhabbetle kapatılırdı.” diyen Tovmasyan, düğün-bayram sofralarının vazgeçilmezlerinden sıradan salatalara, tatlıdan tuzluya, etliden sütlüye, herhangi bir ayrım yapmadan, bir düzen kaygısı gütmeden, öylesine, içinden geldiği gibi yazmış.

Ermeni mutfağını, geleneksel yemek kitabı kalıplarının çok ötesinde, ilginç bir bakış açısıyla anlatmasıyla dikkat çeken kitap, Ermeni sofralarındaki yaşamı anlatıyor, hüznün sevinçle, gülüşün ağlayışla sarmalandığı eski zaman yaşanmışlıklarını okuruna duyumsatıyor.

Künye: Takuhi Tovmasyan – Sofranız Şen Olsun: Ninelerimin Mutfağından Damağımda, Aklımda Kalanlar, Aras Yayıncılık, yemek, 160 sayfa, 2019

Emre Kongar – Yazarlar, Eleştiriler, Anılar (2016)

Emre Kongar’dan sanat, edebiyat, bilim ve siyaset dünyasının önde gelen isimlerine dair anı ve eleştiriler.

Kitap, Attila İlhan, Haldun Taner, Cemil Meriç, Yahya Kemal, Orhan Veli, Melih Cevdet, Yaşar Kemal, Ömer Seyfettin, Adalet Ağaoğlu, Aziz Nesin, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Hilmi Yavuz ve Orhan Pamuk gibi pek çok yazarla ilgili ilginç ayrıntılar barındırıyor.

  • Künye: Emre Kongar – Yazarlar, Eleştiriler, Anılar, Remzi Kitabevi

İbrahim Küreken – “Parçası, Tanığı, Mahkûmu, Sürgünü Oldum” (2016)

Kürt siyasetçi İbrahim Küreken’den, 1960’lardan günümüze Kürt hareketine dair anılar.

Küreken, DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Derneği) günlerinden TKDP’deki (Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi) ve Kawa hareketindeki mücadelelere, hapishane günlerinden Hak-Par tecrübesine, Kürt hareketinin dönüm noktalarına dair merak edilenleri paylaşıyor.

  • Künye: İbrahim Küreken – “Parçası, Tanığı, Mahkûmu, Sürgünü Oldum”, İletişim Yayınları

Kolektif – 12 Eylül Sabahı (2010)

’12 Eylül Sabahı’, uzun soluklu bir çalışmanın ürünü.

Kitap, 12 Eylül faşizmini yaşamış birçok ismin o sabah ile ilgili anılarını bir araya getiriyor.

Çalışmaya tanıklıklarıyla katılan kişiler, kırk yıldır tartışılan büyük travmayı başlatan o günü anlatırken, etkisini hiç kaybetmemiş bir acıyı gözler önüne seriyor.

Türkiye şimdilerde, geçmişiyle hesaplaşmayı tartışıyor.

Bu, geleceğimizin ne yönde şekilleneceğini belirleyecek denli önemli bir eşik.

Kuşkusuz, hesaplaşmanın merkezinde, ülkenin gelmiş geçmiş tüm darbelerinden daha pervasız ve insafsız 12 Eylül bulunuyor.

İşte elimizdeki kitap da, 12 Eylül faşizmiyle yüzleşme çabasına önemli bir katkı sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Kolektif – 12 Eylül Sabahı, editör: Ömer Asan, Heyamola Yayınları, anı, 333 sayfa

Seyyid Ahmed Canpulad – İstiklâl Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları (2020)

Yabancı kökenli askerlerin Milli Mücadele’ye katkısı konusunda çok az kaynak vardır.

İranlı Seyyid Canbulad’ın anılarını sunan elimizdeki çalışma ise, bu alandaki boşluğu bir nebze de olsa dolduruyor.

Seyyid Canbulad, de İstiklâl Harbi boyunca Türk Ordusu’nda teğmen ve üsteğmen olarak hizmet vermiş, İkinci İnönü Muharebesi’nden sonra grup karargâhına alınmış ve Büyük Taarruz’da da bir subay olarak yer almıştı.

Canbulad’ın anıları, Milli Mücadeleye dair pek çok ilgi çekici ayrıntı barındırmasıyla önemli.

  • Künye: Seyyid Ahmed Canpulad – İstiklâl Harbi’nde İranlı Bir Subayın Anıları, çeviren: Mehmet Çalışkan, Kronik Kitap, anı, 96 sayfa, 2020

Giacomo Casanova – Hayatımın Hikâyesi (2016)

Tüm zamanların en ateşli, en belalı çapkını Casanova’nın olağanüstü hayatının hikâyesi.

Giacomo Casanova anılarından oluşan bu kitabında, yaşam felsefesini, hayatında yaşadığı ve her biri birer macera olan aşk hikâyelerini ve dahil olduğu skandalları anlatıyor.

Hakkında birçok efsane öne sürülen bu tarihi figürün hayatını, birebir onun ağzından dinlemek isteyenler için çok iyi fırsat.

  • Künye: Giacomo Casanova – Hayatımın Hikâyesi, çeviren: Nilüfer Güngörmüş, Everest Yayınları