Kolektif – Konya’nın 1950 Sonrası Çağdaş Yapıları (2021)

Konya’nın 1950-2018 arasındaki modern mimarlık üretiminden harika bir seçki.

Kitapta, Gümüş Antik Otel’den Alaeddin Ordu Evi’ne, İş Bankası Binası’ndan Horozluhan Apartmanı’na, Yeşil Meram Konutu’ndan Mevlana Kültür Merkezi’ne ve Konya Şehir Stadyumu’na Konya ile özdeşleşmiş pek çok yapı mercek altına alınıyor.

1950 sonrası Konya’sının mimari envanterini çıkaran, kentin çağdaş mimari yüzünü sergileyen ve Türkiye mimarlık tarihine not düşen kitapta, tam 100 yapı yer alıyor.

Mimarlar Odası Konya Şubesi Bilimsel Yayın Komisyonu üyeleri ve danışma kurulu üyelerinin tavsiyeleriyle belirlenen yapılar; akademisyenler ve mimarlar tarafından kaleme alınan, tasarım ve yapım süreçlerinin, mimari özelliklerinin aktarıldığı metinler, arşiv belgeleri, çizimler, fotoğraflar eşliğinde aktarılıyor.

Türkiye’de 1950’ler; sanayileşmenin, hızlı kentleşmenin, kente göçün ve devamında konut sorunlarının artmaya başladığı bir dönem.

Aynı zamanda bu yıllar, Türk mimarlığının dışa açıldığı, Batı’yla birlikte modern mimarlığın etkisi altında kaldığı ve bu yönde mimarlığın üretildiği bir dönem de oldu.

Uluslararası Üslup, Türkiye’nin tüm kentlerinde etkisini göstermiş ve kentlerde modernist akımın izleri görülmeye başladı.

Bu çalışma kapsamında 1950 ve sonrası dönemde mimarlık alanındaki üretimlerin Konya’da nasıl şekillendiği, Uluslararası Üslup’un Konya’daki yansımaları, kentlere göç, sanayileşme ve konut sorunları ile nasıl başa çıkıldığı inceleniyor.

  • Künye: Kolektif – Konya’nın 1950 Sonrası Çağdaş Yapıları, editör: Armağan Güleç Korumaz ve M. Feyza Yarar, YEM Yayın, mimari, 268 sayfa, 2021

Kolektif – İstanbul’dan Bizans’a (2021)

İstanbul’daki Bizans mirası üzerine kaçırılmaması gereken bir inceleme.

Bu derlemedeki makaleler İstanbul’u arkeoloji, tarih, sanat tarihi, mimarlık tarihi, şehircilik, müzecilik, kültürel miras bağlamında okuyor.

‘İstanbul’dan Bizans’a: Yeniden Keşfin Yolları, 1800-1955’, şehrin Bizans mirasına dair yeni bir uluslararası ve yerel farkındalığın oluşmasında İstanbul’un merkezi rolünü inceliyor.

1800’lü yıllardan 1955’e kadar şehrin bazı anlarına bakmanın ötesinde, İstanbul’u, imparatorlukların maddi ve entelektüel zenginliğini cezbederek Bizans’a dair bilgi birikiminin gelişmesi ve Bizans araştırmalarının bir disipline dönüşmesiyle sonuçlanan bir çekim merkezi olarak da ele alıyor.

İstanbul’dan Bizans’a sergisine eşlik eden kapsamlı yayında, küratör Brigitte Pitarakis’in serginin düşünsel arka planını anlattığı giriş yazısının yanı sıra, Beatrice Daskas, Ceren Abi, Firuzan Melike Sümertaş, Mertkan Karaca, Philipp Niewöhner, Edhem Eldem, Pınar Aykaç, Kerim Altuğ, Jean-Michel Spieser, Elena N. Boeck, Jonathan Bardill, Barbara Bessac ve Rémi Labrusse imzalı on üç makale yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – İstanbul’dan Bizans’a: Yeniden Keşfin Yolları, 1800-1955, Pera Müzesi Yayınları, sanat, 650 sayfa, 2021

Reha Günay – İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları (2021)

İstanbul’un simgesi olan ahşap konutlar, yıllar içinde ve göz göre göre yok edildi.

Reha Günay’ın konu üzerine başvuru kaynağı niteliğinde olan bu çalışması, 200 fotoğraf eşliğinde İstanbul’un ahşap yapı dokusunu belgeliyor.

Kitap, iki kısımdan oluşuyor.

Birinci kısım ahşap konut yapımının tarihçesinden başlayarak “Türk evi” kavramını mimari ve yapım tekniği açısından anlatıyor.

Ardından da bu geleneğin günümüze kadar gelebilmiş seçkin örneklerini planlar, resimler, gravürler ve fotoğraflar eşliğinde sunuyor.

İkinci kısım ise, Günay tarafından 1960 yılından günümüze kadar farklı tarihlerde çekilmiş 4000’e yakın fotoğraf arasından seçilen 200’ü aşkın siyah-beyaz fotoğrafla İstanbul konut dokusunun izini semt semt sürüyor.

Günay’ın objektifi ile Zeyrek’ten Süleymaniye’ye, Cibali’den Beşiktaş’a, Üsküdar’dan Anadoluhisarı’na, Kadıköy’den Göztepe’ye uzanan bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.

On beşinci ve on altıncı yüzyıldan günümüze Türk evi geleneğinin en sıra dışı örneklerinin vücut bulduğu İstanbul, yakın zamana kadar koruduğu ahşap konut dokusunu ve buna paralel gelişen yaşama kültürünü bugün yitirmiş görünüyor.

Bu geleneğin örneklerini eşsiz fotoğraf kareleriyle ölümsüzleştiren kitap, bu tipolojiyi ve ortaya çıkardığı konut dokusunu gelecek kuşaklara aktaracak önemli bir belgeleme çalışması olarak dikkat çekiyor.

‘İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları’, yalnızca bir yapı tipolojisi ya da yapım tekniğinin anlatımının ötesinde, bir dönemin ev yaşantısı ve sosyal ilişkileri hakkında da fikir veren, ayrıca “zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren” bir belgeleme çalışması olmayı amaçlıyor.

Günay şöyle diyor:

“1960 yılında İTÜ’den mezun olduktan sonra, bir mimar olarak sadece kendi olanaklarımla bu zamana kadar çevremi belgelemeye çalıştım. Oturduğum sokak, okula gittiğim yollar, mahalleler hep ahşap evlerden oluşuyordu. Giderek kaybolan, yıkılıp yerine apartmanlar yapılan ahşap evler, fakültede de aldığımız eğitimle hep ilgimi çekmiştir. Fırsat buldukça sokaklarda dolaşır, mimari özelliği olan evleri arar, fotoğraflarını çekmeye çalışırdım. Nitelikli evler aradığımdan harabeye dönmüş veya onarılarak değişmiş, kat kat kiraya verilmiş evler, konaklar hep konu dışında kalırdı. Şimdi geriye baktığımda ‘Keşke sokak fotoğrafları çekseydim’ diye düşünüyorum. Ahşap evlerin oluşturduğu sokak perspektifleri; evler tek tek niteliksiz veya bozulmuş olsalar da çok güzeldi. Mimarlık diliyle, organik bir yapıları vardı.

‘İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları’nda sunduklarım benim küçük koleksiyonumun bir parçası! Bu küçük dediğim koleksiyon, İstanbul’dan neredeyse üç dört bin kareyi içeriyor. Fotoğrafları hazırlarken ve seçerken evleri çevreleriyle beraber vermeye çalıştım. Bazen henüz yapılaşmamış ağaçlı yan parselle, bazen telefon, elektrik direkleri ve telleriyle, pencerelerden uzanan soba boruları ve altına takılan is toplayıcı konserve kutularıyla, bunların bağlantı telleriyle, ahşap ev kaplamalarındaki çürümüş bir parçayı çıkarıp kendine yuva kurmuş karga ve güvercinleriyle, içinden otlar sarkan küçücük serçe yuvalarıyla daha sonraları çatılara konulan televizyon antenleriyle… Bütün bunlar o zamanki ev yaşantısının bir parçası olarak tarihe geçecek belgelerdir. Zaman zaman yıkılmış, bozulmuş ev resimleri de göreceksiniz. Yıkık evler yapım yöntemi hakkında bize önemli bilgiler verdiğinden benim çok beğendiklerim arasındadır. Ayrıca bozulan daha doğrusu apartmanlaşan bir çevre içinde kalan tek tük evler de o mahallenin eski dokusu hakkında bize bilgi verdiği gibi, zamanın değişimini ve toplumun, ekonominin, teknolojinin, kentleşmenin nereden nereye gittiğini gösteren belgelerdir. İster ders alırsınız, ister ‘değişim esastır başka türlüsü olamazdı’ der geçersiniz…”

  • Künye: Reha Günay – İstanbul’un Kaybolan Ahşap Konutları, YEM Yayın, mimari, 296 sayfa, 2021

Kolektif – Şiir / Mimarlık (2021)

Bazı mimari yapılar bizi o denli derinden etkiler ki, onlara sanat eseri deriz, hatta şiir gibi deriz.

“Mimarlık bina mıdır?” sorusuna “Hayır, değildir” yanıtını veren bu derleme de, mimarlığı şiir ve eleştiri olarak kavrayan özgün makaleler sunuyor.

Özellikle Rönesans’tan beri, mimarlığın binayla, inşayla ilişkilendirilmesini reddeden ve onu sanat olarak, şiir olarak, hatta felsefe olarak tasavvur edenler olmuş.

Bu retçi görüşler, mimarlığın işleve, faydaya indirgenmesine karşı çıkmışlar.

Onlara göre mimarlık, birtakım ritüellerdir, kutsal ruhlarla efsunlanarak canlanan heykellerdir, kozmik yaratıklara ev sahipliği yapan labirentlerdir, semiyotik mabetlerdir, altın çağın ütopyalarıdır…

Sonsuz bir hayal ve arzu âlemidir.

Dolayısıyla mimarlık, ancak binayı ihlal ederek mimarlık olabilir.

Mimarlığın kökeni bina-olmayandadır.

Bahar Avanoğlu, önce mimarlığı şiir ve eleştiri olarak kavrayan bu geleneğin kapsamlı bir arkeolojisini yapıyor, ardından da onun çağdaş ifadesi olan Unbuilt düşüncesine ilişkin dört metin sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Bahar Avanoğlu, Alberto Pérez-Gómez, Norbert Miller, Raimund Abraham ve Lebbeus Woods.

  • Künye: Kolektif – Şiir / Mimarlık: Binanın İhlali, derleyen ve sunan: Bahar Avanoğlu, çeviren: Akın Terzi ve Elçin Gen, İletişim Yayınları, mimari, 247 sayfa, 2021

Bruno Zevi – Mimarlığı Görebilmek (2021)

Bruno Zevi’nin, 1948’de kaleme aldığı ‘Mimarlığı Görebilmek’, bugün de modernist mimarlık yazınının en parlak örneklerinden biridir.

Mimari gerçeklik üzerine bu ufuk açıcı eser, gözden geçirilmiş yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Zevi, çalışmasına, toplumun mimari alandaki bilgisizliğinin nedenlerini çözümleyerek başlıyor.

Kitabın devamında da, mekân olarak mimarinin ne anlama geldiği ele alınıyor; mimarinin çok kere sanıldığının aksine birtakım genişlik, uzunluk ve yüksekliklerin toplamı olmaktan ziyade, kişinin duyup yaşadığı içinde gezinip dolaştığı kapsanan bir iç mekânın ta kendisi olduğu tartışılıyor.

Zevi kitabında, kendi mimari eleştiri anlayışını da açıklıyor.

Zevi’ye göre, bir sanatçıyı ya da eseri değerlendirmeye girişmeden önce, onun üretildiği devrin sosyal, düşünsel, teknik, estetik ve figüratif çevre gibi faktörleri göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Yazar, kitabının beşinci ve son bölümünde ise, mimari yaratma eyleminin birtakım mimarlık eleştirmenlerince çeşitli açılardan nasıl ele alınıp yorumlandığını inceliyor.

  • Künye: Bruno Zevi – Mimarlığı Görebilmek, çeviren: Alp Tümertekin, Arketon Yayıncılık, mimari, 176 sayfa, 2021

Genco Berkin – Modulor ve Le Corbusier’nin Kulübesi (2021)

Le Corbusier’nin Modulor sistemi modern mimaride çığır açtı.

Genco Berkin de bu güzel çalışmasında, hem bu sistemi hem de Le Corbusier’nin bu yöntemle kendisi için tasarladığı “Le Cabanon” adlı kulübesini anlatıyor.

Bilindiği gibi günümüzde ‘Tiny House’ yahut ‘Small House’ akımları çok revaçta.

Oysa Le Corbusier bunu 100 yıl kadar önce “Le Cabanon” kulübesiyle ortaya koymuştu.

Bu fikrin temelinde de, fazlalıklarımızdan kurtulma ve doğanın içinde kendimizi bulma isteği yatıyordu.

“Le Cabanon”, aslında onun geliştirdiği oranlama sistemi olan Modulor’ün ete kemiğe bürünmüş halidir.

Modulor’ün ortaya çıkışı, gelişmesi ve mimarlığa kazandırılması, uzun ve meşakkatli bir yolda menzilinden şaşmayan bir gezginin yaşadıklarına benzetilebilir.

Bu kitap da, Le Corbusier’nin küçük dünyasında yeşeren büyük hayallerine ve dünyayı daha yaşanabilir kılma adına planladığı emellerine nasıl ulaştığının izini sürüyor.

Okuyuculardan mimar veya iç mimar olanlar bu kitabı bitirdiklerinde tasarımda çözümün norm ve standart oluşturmaktan geçtiğini görecek; mobilya ve mekânın bir bütün olarak ele alınması gerekliliğine daha çok kafa yoracaklardır.

  • Künye: Genco Berkin – Modulor ve Le Corbusier’nin Kulübesi, YEM Yayın, mimari, 64 sayfa, 2021

Michel Ragon – Modern Mimarlık ve Şehircilik Tarihi (2021)

Modern mimarlık ve şehircilik tarihi üzerine, tam 784 sayfalık muazzam bir çalışma.

Michel Ragon, iki yüzyıllık zaman diliminde, modern şehirciliğin geçirdiği dönüşümler üzerine kapsamlı bir analiz sunuyor.

On üç yıllık bir çalışmanın ürünü olan ‘Modern Mimarlık ve Şehircilik Tarihi (1800-1991)’, tarih, teknoloji, sosyoloji ve estetik gibi alanların iç içe girdiği çetrefil bir konuda, yaklaşık iki asırlık bir zaman dilimini kuşatan başarılı bir sentez sunuyor.

Ragon, sanayi devrimi öncesinde bir düzenleme sanatı olan şehirciliğin geçirdiği dönüşümleri, şehirli işçi sınıfının doğuşu ve konut sorunlarını ele alıyor, bunun yanı sıra modern şehirciliğin, sanayi uygarlığıyla birlikte gelen büyüme krizine bir çözüm üretme çabası içerisinde nasıl şekillendiğini anlatıyor.

Mimarlık ile şehirciliğin birbirinden ayrılamayacağı anlayışıyla kaleme alınan kitapta, metal, betonarme gibi yeni yapı malzemelerinin kullanımıyla ortaya çıkan yeni estetik ve mimari yöntemler; Walter Gropius, Mies van der Rohe, Le Corbusier gibi kuramcı mimarlar; Bauhaus, işlevselcilik ve uluslararası üslup gibi akımlar proje ve icraatlarıyla birlikte ele alınıyor.

Kronolojik tablolarla, fotoğraflarla ve çizimlerle zenginleştirilmiş eserde Barselona, Moskova, Viyana, Chicago, Paris ve Brasilia’ya gibi şehirlerdeki mimarlık ve şehircilik serüvenlerini, başarıları ve başarısızlıklarıyla birlikte gözler önüne seriliyor.

  • Künye: Michel Ragon – Modern Mimarlık ve Şehircilik Tarihi, çeviren: Murat Çeyişakar, Kabalcı Yayınları, mimari, 784 sayfa, 2021

Ricardo Porro – Mimarlıkta İçeriğin Beş Görünümü (2021)

Hem mimarlığı hem de hocalığıyla dünya çapında nam salmış Ricardo Porro’nun mimari anlayışını yansıtan çok önemli bir çalışma.

Porro’ya göre mimarlık bir sanattır ve içerik ile biçim ayrılmazdır.

Fidel Castro’nun mimarlığını da yapmış, Küba asıllı Fransız mimar Porro, belirli bir kalıba sokulamayan bir mimari üretim gerçekleştirmekle kalmamış, hem hocalığı hem de güçlü entelektüel formasyonuyla geçen yüzyılın sonunda kalıcı bir iz bırakmıştı.

Porro’nun düşüncelerini yansıtan bu kitap, çalışmalarını bir araya getiren bir sergi dolayısıyla, 1993’te Fransızca yayımlanmış.

Gerek eğitimci gerekse de tasarımcı olarak Porro için ‘içerik’ kavramı birincil önemdedir.

Porro için, mimarlığın bir sanat olduğu ve sanatın biçim ile içeriğin ayrılmaz birlikteliğinden oluştuğu bir ön kabuldür.

İşte, Porro’nun, ‘Mimarlıkta İçeriğin Beş Görünümü’ başlıklı kitabı, bu ana paradigmaya dayanır.

Mimarlık, içinde yaşanılan mekânlara dönüşen kültürdür.

Kültür ise insanı çevreleyen, onun yaşam alanını oluşturan her şeydir.

Bununla ifade edilen sadece insanın çevresi değil, çevresi ile etkileşim halindeki insanın, doğuştan gelen özellikleriyle de biçim kazanan iç dünyasıdır.

Burada simgeler ön plana çıkar.

Porro’ya göre, yirminci yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren, akademizme ve türlü şekilci yaklaşımlara, rasyonalizmin yaşam makinelerine, merkantilizmin çıkar temelli hedeflerine odaklı, uluslararasılaşmış bir modern mimarlık anlayışı kentlerimizin manzarasını çölleştirmiş, ruhu olmayan, yaşantısı olmayan yapılarla dünyayı doldurmuş ve bir kültür varlığı olarak insanı ihmal etmiştir.

Kentleri çölleştirenler kendi iç dünyalarını da çölleştirmiş ve kurutmuşlardır.

Porro bir mimar olarak mekânlarına şiirselliğin onurunu kazandırmayı hedeflemişti. Mimarlıktan ne anladığını ve mimari tasara nasıl yaklaştığını anlatan bu kitap geçmişin olduğu kadar günümüzün mimarlığı için de önemli bir bakış açısı, bir yöntem öneriyor.

  • Künye: Ricardo Porro – Mimarlıkta İçeriğin Beş Görünümü, çeviren: Orhun Alkan, Arketon Yayıncılık, mimari, 140 sayfa, 2021

Vahap Candan – Köy Yapı Sanatı Sözlüğü (2021)

Köy mimari kültürü üzerine güzel bir çalışma.

Vahap Candan’ın beş yılı bulan çalışmalarının ürünü olan ‘Köy Yapı Sanatı Sözlüğü’, köylünün zengin mimari mirasını gözler önüne seriyor.

Köy halkının başta barınma olmak üzere çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaptıkları yapıları “köy yapı sanatı” olarak kavramsallaştırabiliriz.

Ev dışında; konukevi, samanlık, ahır, ayakyolu, fırın, köy mescidi, köy çeşmesi, namazgâh, ziyaret makamları, cemevi, çoban çeşmesi, sarnıç, mahzen, kahvehane, değirmen, köyodası, köprü/geçek, su bentleri, kuyu, kümes, ağıl, birken (ambar) gibi yapılar da “köy yapı sanatı” alanı içine girer.

Bu çalışma da, köy yapı sanatının bütün bu zenginliğini gözler önüne sermesiyle, özellikle yerel mimari alanında çalışanlar için çok önemli bir kaynak olmaya aday.

  • Künye: Vahap Candan – Köy Yapı Sanatı Sözlüğü, Nobel Yayınları, mimari, 124 sayfa, 2021

Robert Ousterhout – Bizans’ın Yapı Ustaları (2021)

Bizans mimarisinin yaratıcılığı ve yenilikçiliğini gözler önüne seren eşsiz bir çalışma.

Bizans sanatı ve mimarisi alanında önde gelen otoritelerden olan Robert Ousterhout, eski ustaların bizi kendilerine hayran bırakan maharetlerini anlatıyor.

Bizans mimarisini, ağırlıklı olarak dokuzuncu yüzyılla on beşinci yüzyıl arası Konstantinopolis bölgesinde inşa edilmiş olan kiliseleri inceleyen Ousterhout, tasarım ve inşaat süreçlerinde en sık karşılaşılan sorunları tespit ediyor.

Yazılı kanıtları, arkeolojik kayıtları ve bilhassa ayakta kalmış olan yapıları analiz ederek Bizans mimarisinin, bilindiğinden çok daha yaratıcı ve yenilikçi olduğu sonucuna varan Ousterhout, ustaların tuğla ve harçtan çatı kiremitlerine, temellerden kubbelere kadar tüm malzemeleri nasıl seçtiklerini, ürettiklerini ve kullandıklarını anlatıyor.

İkinci baskısıyla raflardaki yerini alan kitap, zengin süslerle dekore edilmiş; mermer levhalar, mozaik ve fresklerle kaplı kilise iç mekânlarını, karmaşık ikonografik programlarıyla birlikte, yapı ustasının görüşleri çerçevesinde konumlandırıyor.

Ousterhout bunu yanı sıra, Rusya, Balkanlar ve İsrail’deki ustalara da değiniyor.

  • Künye: Robert Ousterhout – Bizans’ın Yapı Ustaları, çeviren: Fügen Yavuz, Koç Üniversitesi Yayınları, mimari, 348 sayfa, 2021