Alev Erarslan – Anadolu’dan Yöresel Konut Kültürü Örnekleri (2022)

Anadolu’da yüzyılların birikimiyle ortaya çıkmış konut birikimi çok zengindir.

Alev Erarslan bu enfes kitabında, yöresel/geleneksel Anadolu konutunun yaşama kültürünü ve bölgesel özelliklerini ortaya koyuyor.

Bulundukları bölgenin iklim, coğrafya ve malzeme gibi fiziki özelliklerinin yanı sıra sosyo-kültürel ve tarihsel arka planını yansıtan yöresel konut yerli yapı ustalarının elinden çıkmış olup binlerce yıllık yapı birikimi ve geleneğini taşıyor.

Bir halk mimarlığı olan yöresel konutun ardında kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi birikimleri yatar.

Bulunduğu yerin ihtiyaçlarına cevap veren, yöreye özgü niteliklere sahip olan bu konut kullanıcının yaşam biçimi ve alışkanlıklarının yanı sıra toplumun gelenek, görenek, inanç, değer yargıları ve dünya görüşünü yansıtır.

Yöresel konut toplumun sahibi olduğu kültürün, doğrudan doğruya ve bilinçsizce belirli ihtiyaçlar çerçevesinde maddeye dönüşmesidir.

Gelenekten gelir ve ait olduğu toplumun sosyal ve kültür belgeleri olarak zamanla nesilden nesile aktarılır.

Geçmişten edinilen bilgilere dayanan yöresel konut tarihsel süreçte birikmekte olup yöresel mimaride kullanılan bir yerel yapı terimleri sözlüğüne sahiptir.

Anadolu’da yöresel konut/mimari çalışmalarına ilgi son derece yoğundur.

Son yıllarda tarihi çevrede yeni yapı üretiminde önemli bir yaklaşım olan yerel veri kullanımı da bu ilgiyi arttırıyor.

Yöresel sürdürülebilirlik açısında da önemli olan bu tutum tarihi yapıyı günümüz bağlamıyla uyumlu hale getiriyor.

Böylece yerel mimariden öğrenilenler ile kentlerin kimliklerinin kaybolmasının önüne geçilmiş olur.

Yerel veri kullanımı bir anlamda toplumsal bellekte yer alan geleneksel konutun gelecek kuşaklara aktarılması yöntemidir.

Anadolu’da yöresel konut çalışmalarının tarihi oldukça yenidir. Yöresel/geleneksel Anadolu/Türk konutunun yaşama kültürünü ve bölgesel özelliklerini ortaya koyarak Anadolu’nun sahip olduğu konut birikimini yansıtmayı amaçlayan bu kitabın bu alandaki boşluğu doldurmaya aday.

  • Künye: Alev Erarslan – Anadolu’dan Yöresel Konut Kültürü Örnekleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mimari, 143 sayfa, 2022

Mualla Anhegger Eyüboğlu – Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem (2022)

Topkapı Sarayı, özellikle Harem Dairesi, Osmanlı padişahlarının yaşam biçimini ve özelliklerini yansıtabilen tek mimari kalıntıdır.

Osmanlı İmparatorluğu saray mimarisinin özgün örneği olan bu sarayda Harem Dairesi’nin onarımında uzun yıllar sorumlu olarak çalışmış Mualla Anhegger Eyüboğlu bu konudaki gözlem ve deneyimlerini okurlarıyla paylaşıyor.

İlk kez 1986’da yayımlanan ‘Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem’, Eyüboğlu’nun restorasyon çalışmaları sırasındaki notlarını okurlara sunuyor.

Sarayın en gizemli ve en çok merak edilen bölümüne dair yapılan ilk kapsamlı çalışmalardan birini anlatan kitap, mimarî araştırmalara ve Osmanlı tarihine dair bir dönemin bakışını yansıtması bakımından da önem taşıyor.

  • Künye: Mualla Anhegger Eyüboğlu – Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 184 sayfa, 2022

Özlem Karakul ve Neriman Şahin Güçhan – Dört Usta Dört Yapı (2022)

Tarihî konutlar, uzun yıllar içinde edinilen birikimin getirdiği teknik bilgiye dayalı, gelenek yoluyla aktarılan inşa kültürünün ürünleridir.

Geleneksel yapı ustaları yapıyı inşa edecekleri çevrenin özelliklerini, yöreden temin edilebilecek malzemelerin niteliklerini ve yapıyı kullanacak ailenin gereksinimlerini tespit ederek bu konutları inşa etmişlerdir.

Böylece bir yandan yerleşmeler yerin koşullarına özgü çözümlerle yapılmış, bir yandan da gelenekten öğrenilen inşa teknikleri yapı ustaları aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Türkiye genelinde bölgelerarası farklılıkları da içerecek şekilde, geleneksel konutların mimari ve teknik özellikleri üzerine yapılmış pek çok çalışma mevcut.

Ancak bu yapıların inşa sürecinin parçası olan, uzun yıllar içinde oluşmuş, gelenek içinde yaparak/inşa yoluyla öğrenilen ve yapı ustaları eliyle aktarılan teknik bilgi üzerine yapılmış çalışmalar son derece kısıtlıdır.

Bu araştırmayla yazarların amacı, Osmanlı konut geleneğinin bir parçası olan, Ankara ve yakınındaki yerleşimlerde yer alan tarihî konutların inşa tekniklerini eski ustalardan görerek öğrenmiş ve bunu yaşamı boyunca ya da yaşamının bir döneminde uygulamış geleneksel yapı ustalarının bilgi, beceri ve davranışlarını belgeleyerek, bu bilgiyi yerel inşa teknikleriyle birlikte tanımlamak.

Bu amaçla öncelikle Ankara çevresinde yer alan geleneksel özelliklerini koruyan yerleşimlerde bu geleneği sürdüren eski yapı ustalarına ulaşılmaya çalışılmış.

Beş ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Ankara ve çevresinde geleneksel konutlara ve yapı ustalarına ilişkin bilginin bağlamını aktarmak üzere, Osmanlı konutunun özelliklerinden yola çıkılarak “Ankara konutu” ve nitelikleri tanımlanmış; alanyazındaki araştırmalara dayanarak, Osmanlı’dan bu yana tarihsel bir perspektif içinde konut üreten yapı ustaları hakkında bilinenler aktarılmış.

Sonraki dört bölümde, tanımlanan genel çerçeveye göre Ankara’nın yakın çevresinden seçilen Sivrihisar, Beypazarı, Polatlı ilçesi Sarıoba köyü ve Kazan ilçesi Fethiye köyü yerleşimlerinde ulaşılan bir yapı ustası ve incelenen bir yapı üzerinden yerel mimari konut kültürü ile geleneksel konutun özellikleri tanımlanmış.

  • Künye: Özlem Karakul ve Neriman Şahin Güçhan – Dört Usta Dört Yapı: Ankara ve Yakın Çevresinde Geleneksel Konut, VEKAM Yayınları, mimari, 316 sayfa, 2022

Erhan İşözen – Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (2022)

Erhan İşözen, 1989-1992 yılları arasında gerçekleştirilen “Ortaköy Meydanı ve Çevresi Kentsel Tasarım Projesi”nin hem mimarı hem de sürecin birinci dereceden tanığı olarak; semtin tarihini, önemli yapılarını, sosyal yaşamını, sakinlerini, alınan kararları, tasarım planlarını, uygulamaları, eleştirileri, övgüleri, arşiv belgeleri ve fotoğraflar eşliğinde anlatıyor.

Projeye başladıkları dönemi “Gördüklerimi, projeyi, fikirlerimi herkese açıkladım, tartıştım, paylaştım, katılımcı bir ortam yaratmaya çalıştım” diye tanımlayan İşözen, kitabı hazırlama gerekçesini şöyle özetliyor:

“… Bu kitapta sadece mimarlık mecmualarında, kitaplarda mimari plan, kesit ve görünüşleri gösteren çizimleri, fiziksel planlamayı ‘şöyle yaptım, böyle yaptım’ diye anlatmak değil amacım. Semtte yaşayanları, mekânın yerle kurduğu ilişkiyi, sosyal hayatı, mahallenin tarihini; bütün bunları akademik bir dille değil, tarihi ve mimari okumaların tümünü karma bir yazı diliyle, yaşadıklarımın öyküsünü de anlattım. Ortaköy tarihi, farklı inançların barış ve dostluk içinde yaşadığı İstanbul tarihi demektir. Cami, kilise, sinagog yan yanadır.

Ortaköy özenti bir anlayışla, biçimsel bir amaçla tasarlanmadı. Bu Boğaziçi köyü; camisi, iskelesi, çınar ağaçları ve çeşmesi ile yere ait özel yapısıyla geleneksel bir ‘Osmanlı Boğaziçi köyü’ karakterini taşır. Var olan şehirlerin, meydanların kopyası değildir. Ortaköy’ün zaten var olan, etkileyici olan, kendi tarihidir.

Ortaköy Meydanı henüz İstanbul’un sahte kamusal alanlarının inşa edilmediği, alışveriş merkezlerinin gündelik yaşamımıza girmediği bir sanat ve kültür ortamıydı. Bu çalışma, Ortaköylüleri, buraya gelecek insanları mutlu etmek amacıyla yapılmış, kullanıcıların sosyal hayatını iyileştirme çabasıydı. Otuz yıl boyunca bu çabaya doğru eklemlenen hiçbir şey yapılmadı…”

Kitapta; Ortaköy Camisi (Büyük Mecidiye Camisi), Küçük Mecidiye Camisi, Hüsrev Kethüda Hamamı, Naime Sultan Yalısı, Esma Sultan Yalısı, Feriye Karakolu, Damat İbrahim Paşa Çeşmesi, Ayios Fokas Rum Ortodoks Kilisesi, Etz Ahayim Sinagogu, Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Simon Kalfa Apartmanı, Suzan Apartmanı, Makbule Hanım Apartmanı gibi semte kimliğini kazandıran yapıların tarihçelerine, yaşadıkları değişim ve dönüşümlere ayrıntılı olarak yer veriliyor.

  • Künye. Erhan İşözen – Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (1989-2019), YEM Yayın, mimari, 388 sayfa, 2022

Le Corbusier – Şehircilik (2022)

Le Corbusier’nin ‘Urbanisme’i (Şehircilik), modernist kentin manifestosu olarak kabul ediliyor.

1925 tarihli, 20. yüzyıl şehircilik tasavvuruna yön vermiş bu kitabın bizim açımızdan dikkat çeken diğer yanı ise, burada İstanbul’a çok sayıda atfın yapılması.

Le Corbusier’nin kent tasavvurunda önemli bir yeri olan kitabı, Pelin Kotas’ın çevirisiyle Türkçede.

Kitap, özgün formatı ve özgün tipografisiyle, ikonik değeri özenle korunarak basılmış.

Kitap, bu ünlü mimarın endüstri şehrini nasıl okuduğunu, bu okumanın hangi paradigmayı meşrulaştırdığını görmek açısından da doğru bir kaynak.

Çalışma, bunun da ötesinde, özellikle bugünün okurunu ilgilendirecek başka bir boyutu da var: ‘Şehircilik’ aynı zamanda “ütopya” tarihinin önemli metinlerinden biri ve iki ütopya türünün, “yazınsal ütopyalar” ile “mimari ütopyalar”ın buluştuğu yerde duruyor.

Yazınsal ütopyalar mekânsal model önerisini metinlerinin baş köşesine oturtur, mimari ütopyalar ise, kaçınılmaz bir zorunlulukla tasarımlarını toplumsal model önerisiyle bütünler.

İşte Le Corbusier’nin metni tam da bu ortak alanda var oluyor, hatta kimi kez yazınsal ütopyalara daha çok yaklaşıyor.

‘Şehircilik’in Türkiyeli okurlarının dikkatini çekecek noktalardan biri de İstanbul’a yapılan çok sayıda atıf olacaktır.

Tüm ütopya yazarlarının kendi modellerini uzak ve gizemli coğrafyalarda bulmaları gibi, Le Corbusier de, aradığı şehrin pek çok özelliğini, ‘Şehircilik’i kaleme aldığı tarihe dek gittiği en uzak yer olan ve 20. yüzyıl başında henüz gizemini yitirmemiş İstanbul’da bulmak istiyor.

Le Corbusier’nin ‘Şehircilik’i farklı okumalara açık bir metin.

Anlamı sadece mimarlık bağlamıyla sınırlı olmayan bu metnin Türkçe yayımlanması, yeni bir dilin taşıyıcılığında, yeni okumaların ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

  • Künye: Le Corbusier – Şehircilik, çeviren: Pelin Kotas, Arketon Yayıncılık, mimari, 318 sayfa, 2022

Ö. Sıla Durhan ve Yekta Özgüven – Mısır Çarşısı’nı Düşünmek (2021)

İstanbul’un tarihi, mimari ve kültürel mirasında büyük payı olan Mısır Çarşısı üzerine kapsamlı bir inceleme.

Ö. Sıla Durhan ve Yekta Özgüven, Mısır Çarşısı’nın geçirdiği değişim ve dönüşümleri izliyor.

Yeni Cami Külliyesi’nin yapılarından biri olarak inşa edildiği 17. yüzyıldan günümüze uzanan bir aralıkta, farklı yoğunluklarda da olsa, bir aktarlar ya da baharat çarşısı olma işlevinin süreklilik göstermesi; yüzyıllardır İstanbul’un en canlı ticaret bölgelerinden biri olan Eminönü’nde yıkımlar, inşalar, eklemeler içeren çeşitli müdahaleler geçirerek fiziksel ve ekonomik olarak ayakta kalabilmiş olmasıyla önem taşıyan, ancak şimdiye kadar pek az araştırılmış Mısır Çarşısı üstüne, Durhan ve Özgüven’den bir araştırma projesinden kitaba uzanan titiz ve detaylı bir çalışma.

Kitap, yakın çevresi ile birlikte Mısır Çarşısı’nın geçirdiği değişim ve dönüşümlere odaklanarak bunların tarihsel izlerini araştırmakla birlikte bu izlerin, mekândaki, düşüncelerdeki, pratiklerdeki tezahürlerini de ele alıyor.

Başlığında vurgulanan “Mısır Çarşısı’nı Düşünmek” ise yapının var olduğu süreçleri kavramak anlamını taşıyor.

Bu yönüyle kitap, çarşının hangi toplumsal ve zamansal bağlamlarda, yani hangi ortam ve koşullarda varlık kazandığını düşünme, bu mekânı çok yönlü kavrama olanağı sağlıyor.

  • Künye: Ö. Sıla Durhan ve Yekta Özgüven – Mısır Çarşısı’nı Düşünmek: Mekânsal Pratikler, Özneler, Gündelik Yaşam, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, tarih, 391 sayfa, 2021

Metin Ahunbay – Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları (2022)

Güneydoğu Anadolu’nun erken ortaçağ mimarisi hakkında eşsiz bir çalışma.

Önemli mimarlık tarihçilerinden Prof. Dr. Metin Ahunbay’ın doçentlik tezi olan bu çalışması, 42 yıl sonra okuyucuyla buluşuyor.

1970’li yıllarda Güneydoğu Anadolu’da çok zor olan çalışma koşullarında uzun süre alanda çalışarak gerçekleştirmiş olduğu bu yapıt, bugün bile yeterince bilinmeyen bölgenin erken ortaçağ mimarisi açısından değerli bir kaynak, bir mimari envanter sunuyor.

‘Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları’ konulu çalışma, Ahunbay’ın 1974-1978 yılları arasında, Mardin çevresinde yürüttüğü araştırmalara dayanıyor.

Geç Antik, Erken Hıristiyan ve Ortaçağ anıtlarıyla ilgilenen Ahunbay, doçentlik çalışması kapsamında Tur Abdin bölgesinin 20. yüzyıla erişen askeri ve dini yapılarını incelemiş; 19. yüzyılda bölgeye gelen yabancı gezginlerin notlarını da dikkate alarak, mevcut durumlarını belgeleyip, yorumlamış.

Bölgenin Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırında olması, yüzyıllar boyu bölgede yaşanan etkileşimler mimari tasarım ve bezeme ayrıntılarına da yansımış.

Kiliseler, manastırlar, mezar anıtları bu ilginç bölgenin zengin kültür mirasının değerli bileşenleridir.

Tipolojik açıdan değerlendirilmeleri ayrıca önemli.

  • Künye: Metin Ahunbay – Güneydoğu Anadolu’da Geç Antik-Erken Ortaçağ Yapıları, Koç Üniversitesi Yayınları, mimari, 192 sayfa, 2022

Kolektif – Dert Yükü Mekânlar (2022)

İçinde yaşadığımız kentler büyük birer sorun yumağı olmaya devam ediyor.

Bu zengin derleme ise, kentlerin güncel meselelerini farklı yönleriyle masaya yatırarak kent çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Adından da anlaşılacağı üzere, kitap kentlerin yeni ve eskimeyen sorunlarını odağına almış.

Böyle bir ele alışın pragmatik bir mantığı var, gerisinde de gizil bir strateji olduğu söylenebilir.

Kentin yönetiminden sorumlu olanlara, sorunların çözümünde yoğunlaşmalarını söylüyor, salık veriyor denilebilir.

Unutulmamalı ki, bu sorunların taşıyıcıları kentin hemşerileridir.

Yani bizleriz…

Bu sorunlar bireyin öznelliklerine dayandırılarak saptanıyorsa bunlar anlık ve görelidir, bu nedenle bir bilimsel araştırma konusu olamayacaktır.

Ama bu sorun özneller arası ortak saptamalara konu oluyorsa, ya da nesnel gözlemlere dayandırılıyorsa bilimsel araştırmalara konu olabilecektir.

Nitekim eldeki kitaptaki çalışmalar da bu nitelikte.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlhan Tekeli, Nurşen Adak, Aksu Akçaoğlu, Taner Artan, Ayşe Gönüllü Atakan, Aslı Çoban, Hasan Hüseyin Aygül, Eylem Beyazıt, Esra Burcu Sağlam, Aykut Çalışkan, Efnan Dervişoğlu, Emine Dündar, Tuğba Elmacı, Çağrı Elmas, Tahire Erman, Ali Ekber Gülersoy, Tule Gültekin, Nevzat Gümüş, Muharrem Güneş, Gazanfer Kaya, Melis Oğuz, Emre Özcan, Salman Özüpekçe, Ayşe Şahin, Nuray Şahin, Aziz Şeker, Levent Taş, Seda Tekeli, Mehmet Devrim Topses, İsmail Tufan, Asuman Türkün, Sinem Burcu Uğur, Nil Uzun, Fikriye Yılmaz ve Sezer Yudulmaz.

  • Künye: Kolektif – Dert Yükü Mekânlar: Kentlerin Yeni ve Eskimeyen Sorunları, editör: Gazanfer Kaya ve Aziz Şeker, Nika Yayınevi, kent çalışmaları, 680 sayfa, 2022

Alain Farel – Mimarlık ve Karmaşıklık (2022)

 

‘Mimarlık ve Karmaşıklık’, karmaşıklık düşüncesinin kent ve mimarlıktaki gelişimi hakkında çok iyi bir kitap.

Özellikle de mimarlığı verimli bir bilmece sayanlar bu çalışmayı kaçırmamalı.

On yedinci yüzyıldan devralınan Rasyonalizmin tartışıldığı, suçlandığı ve fazla basitleştirildiği günümüzde çeşitli disiplinler ortaya yeni bir düşünce biçimi çıkardı.

Gerçeğin karmaşıklığını mimarlık nasıl ele alıyor?

Bu kitabın ilk bölümünde geliştirilen mimarlıkta Rasyonalizm eleştirisi, kent ve mimarlık konusundaki bütün basiteştirici görüşlerin ötesine geçmeyi sağlar.

Günümüzde mimarlık kent olmadan, kent de sakinleri olmadan düşünülemez.

İkinci bölümde ise Louis Kahn, Luis Barragan, Henri Gaudin, Vittorio Gregotti, John Hejduk, Peter Eisenman, Bernard Tchumi, Christan de Partzamparc, Renzo Piano tarafından yapılan çalışmalar karmaşıklık düşüncesinin mimarlıkta nasıl biçimlendiğini örnekliyor.

  • Künye: Alain Farel – Mimarlık ve Karmaşıklık, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayınları, mimari, 320 sayfa, 2022

İsmail Hakkı Kurtuluş – Edirne Kaleleri (2021)

Çoğunluğu Bizans döneminden olup bir şekilde bugüne ulaşabilmiş Edirne’nin kaleleri üzerine arşivlik bir çalışma.

Kale mimarisinin gelişimi, Trakya ve Edirne bölge tarihçesiyle ilgilenenler kaçırmasın.

Edirne şehri, köklü geçmişindeki tarihi birikimlerin bir kısmı günümüze ulaşmış.

Edirne il sınırları içinde Kalkolitik, Neolitik, Demir Çağ, Roma, Bizans ve özellikle Osmanlı dönemleriyle ilgili birçok buluntu alanı ve ayakta kalmış eserler bulunuyor.

Kitabın içeriğinde Edirne il sınırları İçinde bulunan ve günümüze farklı durumlarda ulaşan kaleler yer alıyor.

Kitaptan da anlaşılacağı gibi, dönemsel olarak en fazla sayıda kalenin Bizans dönemine ait olduğu anlaşılıyor.

Bazı kaleler Roma döneminde kurulmuş, Bizans döneminde geliştirilerek kullanılmaya devam edilmiş.

Ayrıca, Enez’de iki tane, Geç Demir Çağ dönemine tarihlendirilebilecek tahkimat bulunuyor.

Tespit edilen kaleler Edirne Merkez, Lalapaşa, Keşan ve Enez ilçelerinde yoğunlaşıyor.

Bir kale ise Uzunköprü ilçe sınırları içinde bulunuyor.

Bölgedeki en iyi korunmuş durumda günümüze ulaşan kalesi ise Enez Kalesidir.

  • Künye: İsmail Hakkı Kurtuluş – Edirne Kaleleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 624 sayfa, 2021