Bruno Taut – Şehrin Tacı (2022)

Bruno Taut imzalı ‘Şehrin Tacı’, 20. yüzyıl mimarlık yazınının önemli kitapları arasında yer alıyor.

Bir “mimarlık ütopyası” olarak tanımlanabilecek olan ‘Şehrin Tacı’nda, Paul Scheerbart, Adolf Behne ve Erich Baron’un metinleri de bulunuyor.

Kitabın önemli bir özelliği ise, anlatımda pek çok görsele yer verilmesi.

Bu Türkçe basımda, ‘Mimarlık Öğretisi’nde olduğu gibi, tüm görseller yenilenmiş.

Yenileme süreci bir bölümünün özgün kopyalarına ulaşılmasıyla, bir bölümünün ise tümüyle yenilenmesiyle gerçekleşmiş.

‘Şehrin Tacı’, tüm mimarlık ütopyaları içinde ayrı bir yerde duruyor.

Onu ayrı kılan, önerilen modelin sunumundan ibaret olmaması, kavramsal açılımın da ağırlık taşıması.

Bu yüzden mimarlık ütopyalarından çok, toplumsal ya da yazınsal ütopyalara daha yakın olduğu bile söylenebilir.

Yine aynı nedenle, ütopik modelin temsiline, farklı zamanlardan ve farklı coğrafyalardan seçilmiş yapıların görselleri eşlik ediyor.

Taut’un kitapta metinlerine yer verdiği yazarların daha çok mimarlık dışı disiplinlerden gelmesi de aynı nedene bağlı.

Daha mükemmel bir dünya özlemindeki bu yazarlar Paul Scheerbart, Adolf Behne ve Erich Baron.

‘Şehrin Tacı’nın yayım tarihi 1919.

Taut, 20. yüzyıl başlarında, Almanya’nın gölgede kalmış mimarlarından biriydi; ‘Şehrin Tacı’, Taut’un, I. Dünya Savaşı’ndan sonra yayımladığı ilk kitabı.

‘Şehrin Tacı’, Taut’un ütopyacı dönemine ait çalışmaları içinde tek değil; 1919 tarihli ‘Alp Mimarlığı’ da yine bu dönemin çalışmalarından biri.

Bu yıllarda Taut’un beslenme kaynakları arasında, Ebenezer Howard’ın 1897 tarihli Yarının Bahçe Kentleri’ni ve Nietzsche’nin metinlerini sayabiliriz.

Taut’un, yeni bir toplumun inşasında mimara yüce bir görev yüklemesinde bu düşüncelerin etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz.

‘Şehrin Tacı’ da yine bu beklentinin belirli bir bağlamda dile getirilmesi olarak okunmalı.

‘Şehrin Tacı’nın, görselleri iyileştirilmiş ve yenilenmiş bu biçimiyle, bugüne dek tüm dillerde yapılmış basımlar içinde en özenlilerden biri olduğunu söyleyebiliriz.

  • Künye: Bruno Taut – Şehrin Tacı, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, mimari, 140 sayfa, 2022

Uğur Tuztaşı ve Pınar Koç – Bir Anadolu Kentinin Modernleşmesi: Sivas’ta Cumhuriyetin Mekânları (2022)

Sivas’taki modernleşme pratiğinin kentsel mekândaki deneylerini deşifre eden önemli bir çalışma.

Uğur Tuztaşı ve Pınar Koç, Sivas’ta 20. yüzyıl mimarlık mirasını ortaya koyan ve modernleşme pratiğinin kent dokusundaki izleklerinin takip eden önemli bir çalışmaya imza atmış.

Kitap, salt bir katalog olmaktan ziyade modern-yerel arasındaki karşılaşmayı ve diyaloğu Sivas ölçeğinde kavramasıyla dikkat çekiyor.

İlk iki bölüm, kentin yıkım-yeniden inşa süreçlerine en fazla maruz kalan bölgesi olan kentsel alanı ele alıyor, kamusal görünürlüğün yeni tanımı olan kentsel mekândaki yeşil dokunun izini sürüyor.

‘Yıkılan Yapılar’ bölümü ise 1930-1980 zaman aralığında inşa edilen ve çeşitli sebeplerden dolayı yıkılan Sivas’ın yapılarını resmediyor.

Kitabın dördüncü bölümünde, kentsel mekândaki ‘Kamu Yerleşkeleri’ konu ediliyor.

Devlet Demiryolları Yerleşkesi, Cer Atölyesi Yerleşkesi, Çimento Fabrikası ve Yerleşkesi gibi önemli kamu iktisadi teşebbüsleri, Sivas’ta Erken Cumhuriyet döneminin modernleştirici araçları olarak ortaya çıkarken, 1950 sonrasında kamu kurumlarının taşra teşkilatları olarak organize edilen Karayolları ve Devlet Su İşleri gibi bölge müdürlükleri de kentsel mekâna büyük parçalar halinde nakledilmişti.

‘Kamusal Yapılar’ adlı kitabın beşinci bölümü, kentsel mekânda kamu yapılarının etkinliği üzerine yoğunlaşmış ve 20. yüzyılda kentte kamusallığın anlamını değiştiren bankalar, iş hanları, okullar ve hastaneler gibi öne çıkan yapı tiplerini sunuyor.

Kitabın son bölümünde ise kentteki modern ‘Konutlar’ yine kronolojik bir izlekle aktarılıyor.

Bu içerikte kira apartmanlarından kooperatif girişimlerine kadar genişleyen bir çeşitlilik yer alıyor.

  • Künye: Uğur Tuztaşı ve Pınar Koç – Bir Anadolu Kentinin Modernleşmesi: Sivas’ta Cumhuriyetin Mekânları, 1930-1980, YEM Yayın, mimari, 320 sayfa, 2022

Céline Bonicco-Donato – Heidegger ve İkamet Etme Meselesi (2022)

 

Martin Heidegger’i okumadan mimar olunabilir mi?

“İnşa Etmek, İkâmet Etmek, Düşünmek” başlıklı denemenin yazarının karmaşık ve derin düşüncesine yaklaşmadan hakiki anlamda bina yapılabilir mi?

Céline Bonicco-Donato, Heidegger’in mimari üzerine fikirlerini derinlemesine analiz ediyor.

Mimari ile uğraşan veya konuya ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir çalışma.

Heidegger, mimari hakkında şunları söylüyor.

“Analiz ettiğimiz projelerin, yani Frank Lloyd Wright’ın Falling Water, Alvar Aalto’nun Villa Mairea ve Peter Zumthor’un Therme Vals projelerinin (…) gösterdiği gibi projenin ölçüsü mimar değil, dünya, yani projeden önce varolan, başka deyişle inşaat alanı, sunduğu malzeme, tarihi, doğal öğeleri, atmosferi, vb. olmalıdır.”

“Hakiki mimari üretim (…) zaten orada olanı ‘görünür kılmak’tan kaynaklanır.”

“Mimarın görevi yaratmak değil, var olmak isteyenin varlık kazanmasına izin vermektir.”

  • Künye: Céline Bonicco-Donato – Heidegger ve İkamet Etme Meselesi: Bir Mimarlık Felsefesi, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2022

Uğur Tanyeli – Rüya, İnşa, İtiraz (2022)

Kültürel meseleleri dert edinen ‘Rüya, İnşa, İtiraz’, başta mimarlık olmak üzere, tüm kültürel pratiklere yöneltilmiş sağlam bir sorgulama.

Uğur Tanyeli, kentsel ölçekten nesnelere dek uzanan kapsamda, çevremize ve tasarıma yeni pencereden bakmamızı sağlıyor.

‘Rüya, İnşa, İtiraz’ ismi, kitabın amacının ne olduğunu ve içinde nelerden söz edildiğini açık biçimde özetliyor.

Hatta güncel mimarlık düşüncesi ortamına ve onun işleme mekanizmasına bir teşhis koyuyor.

Şöyle ki, önce, mimari bilgilenme süreci burada ‘rüya’ metaforuyla özetlenen bir otomatizmle yaşanır.

Mimarlık adına bilinegelenler çoğu zaman farkına bile varılmaksızın öğrenilir.

Ardından ‘inşa’ metaforuyla anlatılan öğrenilenleri içselleştirme ve uygulama sürecinden geçilir.

Onu izleyen ‘düşyıkımı’ rüyaların rüya, bilinenlerinse feda edilebilir olduğunu fark etmek anlamına gelir.

Onlardan vazgeçebilme fırsatlarının bulunduğu böyle bir farkındalıkla kavranır.

Son aşamaysa asıl verimli düşünsel imkânların yaratılacağı bir ‘itiraz’ etme ve o sayede yeni tasarımsal, kuramsal ve inşai imkânları ortaya koyma evresidir.

En azından öyle olması umulur ya da öyle bir olasılık vardır.

Çünkü düşünmek demek, öğrenilenlerle sonradan gözlemlenenler arasında çelişmeler ve onlardan doğan gerilimler üretmek demek.

Dolayısıyla, okuyanın bildiği ve inandığı konulardan konuşurken, bilinegelenlerin gerçeğin ta kendisi olduğu konusunda kuşku uyandırabiliyorsa, bu kitabın bir işe yaraması mümkündür.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Rüya, İnşa, İtiraz: Mimari Eleştiri Metinleri, Fol Kitap, mimari, 536 sayfa, 2022

Uğur Tanyeli – Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram (2022)

 

‘Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram’, Türkiye’nin önde gelen mimarlık tarihçilerinden Uğur Tanyeli ile Erhan Berat Fındıklı’nın gerçekleştirdiği bir nehir söyleşi.

Tanyeli ve Fındıklı’nın diyaloğu, bir yandan Tanyeli’nin akademisyen, yazar, tarihçi, yayın yönetmeni ve küratör olarak uzun yıllara dayanan kariyerinin yaşamöyküsel boyutunu ele alırken, bir yandan da Türkiye’de sanat ve mimarlık tarihinin 20. yüzyılın başından günümüze uzanan macerasını irdeliyor.

Türkiye’deki mimarlık üretimi, kuramı, eleştirisi, tarihi, eğitimi ve piyasasının oluşum ve işleyiş süreçlerini şekillendiren tarihsel, kültürel, siyasi, ekonomik, toplumsal ve sosyo-psişik koşulların şaşırtıcı bir zihinsel berraklıkla ele alındığı söyleşi, giderek derinleşerek, tarihsel deneyimi bugünle buluşturarak, en geniş anlamda kültür dünyamızın sorunlarını, kodlarını, alışkanlıklarını, tabularını, açmazlarını, klişelerini çözümleyen yeni bir mimarlık ve kültür sosyolojisi yaklaşımını örneklendiriyor.

Tanyeli yeri geldiğinde bir ayrıntının, polemiğin, anekdotun, anının izini sürerek veya yeniden inşa ederek, mimarlığın eski-yeni aktörlerinden star mimarlara, akademinin bilinmeyen içyüzünden inşaat sektöründeki gelişmelere varana dek pek çok konuda yorumlar, açımlamalar getirirken, zihinsel kodlarımıza; bir metni, bir mekânı, bir yapıyı okuma ve anlamlandırma biçimimizi belirleyen toplumsallık, kimlik ve temsil çoğulluğuna yönelik son derece önemli tespitlerde bulunuyor.

‘Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram’, Türkiye’nin mimarlık, kültür ve sanat ortamına ilişkin yeni düşünsel gerilim alanları yaratan, disiplinlerarası bir bakış açısı sunan, yeni sorular, sorunsallar, araştırma alanları öneren, çok tartışılacak bir kitap.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Toplumsal Hafıza, Mimarlık, Tarih ve Kuram (Uğur Tanyeli ile Söyleşi), söyleşi: Erhan Berat Fındıklı, Sel Yayıncılık, mimari, 2022

Alev Erarslan – Anadolu’dan Yöresel Konut Kültürü Örnekleri (2022)

Anadolu’da yüzyılların birikimiyle ortaya çıkmış konut birikimi çok zengindir.

Alev Erarslan bu enfes kitabında, yöresel/geleneksel Anadolu konutunun yaşama kültürünü ve bölgesel özelliklerini ortaya koyuyor.

Bulundukları bölgenin iklim, coğrafya ve malzeme gibi fiziki özelliklerinin yanı sıra sosyo-kültürel ve tarihsel arka planını yansıtan yöresel konut yerli yapı ustalarının elinden çıkmış olup binlerce yıllık yapı birikimi ve geleneğini taşıyor.

Bir halk mimarlığı olan yöresel konutun ardında kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi birikimleri yatar.

Bulunduğu yerin ihtiyaçlarına cevap veren, yöreye özgü niteliklere sahip olan bu konut kullanıcının yaşam biçimi ve alışkanlıklarının yanı sıra toplumun gelenek, görenek, inanç, değer yargıları ve dünya görüşünü yansıtır.

Yöresel konut toplumun sahibi olduğu kültürün, doğrudan doğruya ve bilinçsizce belirli ihtiyaçlar çerçevesinde maddeye dönüşmesidir.

Gelenekten gelir ve ait olduğu toplumun sosyal ve kültür belgeleri olarak zamanla nesilden nesile aktarılır.

Geçmişten edinilen bilgilere dayanan yöresel konut tarihsel süreçte birikmekte olup yöresel mimaride kullanılan bir yerel yapı terimleri sözlüğüne sahiptir.

Anadolu’da yöresel konut/mimari çalışmalarına ilgi son derece yoğundur.

Son yıllarda tarihi çevrede yeni yapı üretiminde önemli bir yaklaşım olan yerel veri kullanımı da bu ilgiyi arttırıyor.

Yöresel sürdürülebilirlik açısında da önemli olan bu tutum tarihi yapıyı günümüz bağlamıyla uyumlu hale getiriyor.

Böylece yerel mimariden öğrenilenler ile kentlerin kimliklerinin kaybolmasının önüne geçilmiş olur.

Yerel veri kullanımı bir anlamda toplumsal bellekte yer alan geleneksel konutun gelecek kuşaklara aktarılması yöntemidir.

Anadolu’da yöresel konut çalışmalarının tarihi oldukça yenidir. Yöresel/geleneksel Anadolu/Türk konutunun yaşama kültürünü ve bölgesel özelliklerini ortaya koyarak Anadolu’nun sahip olduğu konut birikimini yansıtmayı amaçlayan bu kitabın bu alandaki boşluğu doldurmaya aday.

  • Künye: Alev Erarslan – Anadolu’dan Yöresel Konut Kültürü Örnekleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, mimari, 143 sayfa, 2022

Mualla Anhegger Eyüboğlu – Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem (2022)

Topkapı Sarayı, özellikle Harem Dairesi, Osmanlı padişahlarının yaşam biçimini ve özelliklerini yansıtabilen tek mimari kalıntıdır.

Osmanlı İmparatorluğu saray mimarisinin özgün örneği olan bu sarayda Harem Dairesi’nin onarımında uzun yıllar sorumlu olarak çalışmış Mualla Anhegger Eyüboğlu bu konudaki gözlem ve deneyimlerini okurlarıyla paylaşıyor.

İlk kez 1986’da yayımlanan ‘Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem’, Eyüboğlu’nun restorasyon çalışmaları sırasındaki notlarını okurlara sunuyor.

Sarayın en gizemli ve en çok merak edilen bölümüne dair yapılan ilk kapsamlı çalışmalardan birini anlatan kitap, mimarî araştırmalara ve Osmanlı tarihine dair bir dönemin bakışını yansıtması bakımından da önem taşıyor.

  • Künye: Mualla Anhegger Eyüboğlu – Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 184 sayfa, 2022

Özlem Karakul ve Neriman Şahin Güçhan – Dört Usta Dört Yapı (2022)

Tarihî konutlar, uzun yıllar içinde edinilen birikimin getirdiği teknik bilgiye dayalı, gelenek yoluyla aktarılan inşa kültürünün ürünleridir.

Geleneksel yapı ustaları yapıyı inşa edecekleri çevrenin özelliklerini, yöreden temin edilebilecek malzemelerin niteliklerini ve yapıyı kullanacak ailenin gereksinimlerini tespit ederek bu konutları inşa etmişlerdir.

Böylece bir yandan yerleşmeler yerin koşullarına özgü çözümlerle yapılmış, bir yandan da gelenekten öğrenilen inşa teknikleri yapı ustaları aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Türkiye genelinde bölgelerarası farklılıkları da içerecek şekilde, geleneksel konutların mimari ve teknik özellikleri üzerine yapılmış pek çok çalışma mevcut.

Ancak bu yapıların inşa sürecinin parçası olan, uzun yıllar içinde oluşmuş, gelenek içinde yaparak/inşa yoluyla öğrenilen ve yapı ustaları eliyle aktarılan teknik bilgi üzerine yapılmış çalışmalar son derece kısıtlıdır.

Bu araştırmayla yazarların amacı, Osmanlı konut geleneğinin bir parçası olan, Ankara ve yakınındaki yerleşimlerde yer alan tarihî konutların inşa tekniklerini eski ustalardan görerek öğrenmiş ve bunu yaşamı boyunca ya da yaşamının bir döneminde uygulamış geleneksel yapı ustalarının bilgi, beceri ve davranışlarını belgeleyerek, bu bilgiyi yerel inşa teknikleriyle birlikte tanımlamak.

Bu amaçla öncelikle Ankara çevresinde yer alan geleneksel özelliklerini koruyan yerleşimlerde bu geleneği sürdüren eski yapı ustalarına ulaşılmaya çalışılmış.

Beş ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Ankara ve çevresinde geleneksel konutlara ve yapı ustalarına ilişkin bilginin bağlamını aktarmak üzere, Osmanlı konutunun özelliklerinden yola çıkılarak “Ankara konutu” ve nitelikleri tanımlanmış; alanyazındaki araştırmalara dayanarak, Osmanlı’dan bu yana tarihsel bir perspektif içinde konut üreten yapı ustaları hakkında bilinenler aktarılmış.

Sonraki dört bölümde, tanımlanan genel çerçeveye göre Ankara’nın yakın çevresinden seçilen Sivrihisar, Beypazarı, Polatlı ilçesi Sarıoba köyü ve Kazan ilçesi Fethiye köyü yerleşimlerinde ulaşılan bir yapı ustası ve incelenen bir yapı üzerinden yerel mimari konut kültürü ile geleneksel konutun özellikleri tanımlanmış.

  • Künye: Özlem Karakul ve Neriman Şahin Güçhan – Dört Usta Dört Yapı: Ankara ve Yakın Çevresinde Geleneksel Konut, VEKAM Yayınları, mimari, 316 sayfa, 2022

Erhan İşözen – Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (2022)

Erhan İşözen, 1989-1992 yılları arasında gerçekleştirilen “Ortaköy Meydanı ve Çevresi Kentsel Tasarım Projesi”nin hem mimarı hem de sürecin birinci dereceden tanığı olarak; semtin tarihini, önemli yapılarını, sosyal yaşamını, sakinlerini, alınan kararları, tasarım planlarını, uygulamaları, eleştirileri, övgüleri, arşiv belgeleri ve fotoğraflar eşliğinde anlatıyor.

Projeye başladıkları dönemi “Gördüklerimi, projeyi, fikirlerimi herkese açıkladım, tartıştım, paylaştım, katılımcı bir ortam yaratmaya çalıştım” diye tanımlayan İşözen, kitabı hazırlama gerekçesini şöyle özetliyor:

“… Bu kitapta sadece mimarlık mecmualarında, kitaplarda mimari plan, kesit ve görünüşleri gösteren çizimleri, fiziksel planlamayı ‘şöyle yaptım, böyle yaptım’ diye anlatmak değil amacım. Semtte yaşayanları, mekânın yerle kurduğu ilişkiyi, sosyal hayatı, mahallenin tarihini; bütün bunları akademik bir dille değil, tarihi ve mimari okumaların tümünü karma bir yazı diliyle, yaşadıklarımın öyküsünü de anlattım. Ortaköy tarihi, farklı inançların barış ve dostluk içinde yaşadığı İstanbul tarihi demektir. Cami, kilise, sinagog yan yanadır.

Ortaköy özenti bir anlayışla, biçimsel bir amaçla tasarlanmadı. Bu Boğaziçi köyü; camisi, iskelesi, çınar ağaçları ve çeşmesi ile yere ait özel yapısıyla geleneksel bir ‘Osmanlı Boğaziçi köyü’ karakterini taşır. Var olan şehirlerin, meydanların kopyası değildir. Ortaköy’ün zaten var olan, etkileyici olan, kendi tarihidir.

Ortaköy Meydanı henüz İstanbul’un sahte kamusal alanlarının inşa edilmediği, alışveriş merkezlerinin gündelik yaşamımıza girmediği bir sanat ve kültür ortamıydı. Bu çalışma, Ortaköylüleri, buraya gelecek insanları mutlu etmek amacıyla yapılmış, kullanıcıların sosyal hayatını iyileştirme çabasıydı. Otuz yıl boyunca bu çabaya doğru eklemlenen hiçbir şey yapılmadı…”

Kitapta; Ortaköy Camisi (Büyük Mecidiye Camisi), Küçük Mecidiye Camisi, Hüsrev Kethüda Hamamı, Naime Sultan Yalısı, Esma Sultan Yalısı, Feriye Karakolu, Damat İbrahim Paşa Çeşmesi, Ayios Fokas Rum Ortodoks Kilisesi, Etz Ahayim Sinagogu, Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Simon Kalfa Apartmanı, Suzan Apartmanı, Makbule Hanım Apartmanı gibi semte kimliğini kazandıran yapıların tarihçelerine, yaşadıkları değişim ve dönüşümlere ayrıntılı olarak yer veriliyor.

  • Künye. Erhan İşözen – Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (1989-2019), YEM Yayın, mimari, 388 sayfa, 2022

Le Corbusier – Şehircilik (2022)

Le Corbusier’nin ‘Urbanisme’i (Şehircilik), modernist kentin manifestosu olarak kabul ediliyor.

1925 tarihli, 20. yüzyıl şehircilik tasavvuruna yön vermiş bu kitabın bizim açımızdan dikkat çeken diğer yanı ise, burada İstanbul’a çok sayıda atfın yapılması.

Le Corbusier’nin kent tasavvurunda önemli bir yeri olan kitabı, Pelin Kotas’ın çevirisiyle Türkçede.

Kitap, özgün formatı ve özgün tipografisiyle, ikonik değeri özenle korunarak basılmış.

Kitap, bu ünlü mimarın endüstri şehrini nasıl okuduğunu, bu okumanın hangi paradigmayı meşrulaştırdığını görmek açısından da doğru bir kaynak.

Çalışma, bunun da ötesinde, özellikle bugünün okurunu ilgilendirecek başka bir boyutu da var: ‘Şehircilik’ aynı zamanda “ütopya” tarihinin önemli metinlerinden biri ve iki ütopya türünün, “yazınsal ütopyalar” ile “mimari ütopyalar”ın buluştuğu yerde duruyor.

Yazınsal ütopyalar mekânsal model önerisini metinlerinin baş köşesine oturtur, mimari ütopyalar ise, kaçınılmaz bir zorunlulukla tasarımlarını toplumsal model önerisiyle bütünler.

İşte Le Corbusier’nin metni tam da bu ortak alanda var oluyor, hatta kimi kez yazınsal ütopyalara daha çok yaklaşıyor.

‘Şehircilik’in Türkiyeli okurlarının dikkatini çekecek noktalardan biri de İstanbul’a yapılan çok sayıda atıf olacaktır.

Tüm ütopya yazarlarının kendi modellerini uzak ve gizemli coğrafyalarda bulmaları gibi, Le Corbusier de, aradığı şehrin pek çok özelliğini, ‘Şehircilik’i kaleme aldığı tarihe dek gittiği en uzak yer olan ve 20. yüzyıl başında henüz gizemini yitirmemiş İstanbul’da bulmak istiyor.

Le Corbusier’nin ‘Şehircilik’i farklı okumalara açık bir metin.

Anlamı sadece mimarlık bağlamıyla sınırlı olmayan bu metnin Türkçe yayımlanması, yeni bir dilin taşıyıcılığında, yeni okumaların ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

  • Künye: Le Corbusier – Şehircilik, çeviren: Pelin Kotas, Arketon Yayıncılık, mimari, 318 sayfa, 2022