Mircea Eliade – İnisiyasyon, Ayinler, Gizli Cemiyetler (2022)

Tarihteki farklı inisiyasyon türleri, ayinler ve gizli cemiyetler üzerine harika bir çalışma.

Mircea Eliade, ilkel dinlerde inisiyasyonlardan gizli kültüre, bireysel inisiyasyonlardan askeri inisiyasyonlara, şamanik inisiyasyonlardan büyük dinlerdeki inisiyanik temalara ve genç kadınlarda inisiyasyona pek çok konuyu irdeliyor.

İnisiyasyon kavramı bireyin gelişimi için, doğaüstü varlıklardan ruhsal tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, yöntemli bir eğitim şekli olarak tanımlanır.

İnisiyasyon Latince “bir yere girme, iştirak etme, kabul edilme, başlama” anlamındaki “initium” sözcüğünden gelir.

İnisiyasyon ile genellikle inisiye olacak öznenin dinsel ve sosyal statüsünü kökten değiştirmeyi amaçlayan sözlü öğreti ve ayinlerin tümü anlaşılır.

Felsefi terimle söylenecek olursa, inisiyasyon varoluşsal düzenin ontolojik bir dönüşümüne denk gelir.

Bu sınavların sonunda inisiyasyona aday kişi, önceki durumuna göre bambaşka bir varoluşa sahip olur.

Bu sayede o, yetişkinlerin kurumlarını, tekniklerini, davranışlarını, ayrıca kabilenin kutsal mitlerini ve geleneklerini, tanrıların adını ve bunların eserlerinin hikâyesini, özellikle de zamanın kökeninde kurulduğu şekliyle kabile ile doğaüstü varlıkların kutsal mitlerini ve geleneklerini öğrenir.

Farklı inisiyasyon türlerini açığa çıkarmak için Eliade sırasıyla geleneksel toplumlarda erinlik ayinlerini, gizli cemiyetlere giriş törenlerini, askerî ve şamanik inisiyasyonlarını, Yunan Doğu gizemlerini, Hıristiyan Avrupa’da inisiyatik motiflerin kalıntılarını ve son olarak da bazı inisiyatik motifler ile edebî temalar arasındaki ilişkiyi ele alır.

  • Künye: Mircea Eliade – İnisiyasyon, Ayinler, Gizli Cemiyetler, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 252 sayfa, 2022

John Pickard – Dinsel Efsanelerin Kökeni (2022)

Dinlerin sıkı bir Marksist eleştirisi…

John Pickard, dinler ve peygamberlere dair anlatıları sorguluyor ve toplumların dizginlerini elinde tutmak açısından örgütlü dinin iktidarlar tarafından nasıl ustaca kullanıldığını da gözler önüne seriyor.

Kitap, mevcut dinler tarihi literatürüne ve tarihsel çalışmalara Marksist dünya görüşünün eleştirel gözlükleriyle bakan on yıllık bir araştırmanın ürünüdür.

Karl Kautsky’nin Hıristiyanlığın Kökenleri çalışmasından esinlenen John Pickard, çalışmasını diğer iki yaygın dini de kapsayacak şekilde genişleterek, söz konusu dinlerin temsilcisi peygamberlere ilişkin anlatıları sorgular.

Yeryüzüne dair kadim başlangıçlar ve kökler (“Başlangıçta söz vardı”) tartışmasının izini süren Pickard, Marx’ın deyişiyle, “radikal olmanın meselenin köklerini anlamaktan geçtiğinin” altını çizer.

Senkretizmin en özlü temsili, ortak köklere sahip üç semavi dinin incelenmesini, metinler arası okumaların ötesinde tarihsel materyalizmin ışığında ele alan eser, ex nihilo (hiçten var etme) mitinin her fırsatta altını oyar.

Kutsal metinleri ve dönemin diğer kaynaklarını tarihsel okumalar temelinde üretici güçlerin dinamiği ve arkeolojik bulgularla destekleyen yazar, “müjdelenen söz” çerçevesinde aşkınsal, doğaüstü olanın yüceltilip her fırsatta bedenin ve en aşağıdaki yoksulların hedef alındığını ortaya koyar.

Nitekim, zenginliğin yoksullara kısmen “pay edilmesini” ancak iman (fide¯s), yani sadakat ile bağlanma temelinde şart koşan örgütlü dinsel güçler, ilahi güçle insan arasındaki rabıtayı –“rel(l)igio”– tekellerine alıp kendilerine tabi kıldıkları ölçüde din niteliğini kazanmaktadır.

Kitap, Rabbinik hareketle başlayıp daha sonrasında piskoposluk ve İslami cemaatler yoluyla sosyal yardımlar adı altında örgütlenen geleneklerin günümüz iktidarlarının en önemli yatırımı olduğunu da gözler önüne seriyor.

Örgütlü dinlerin, sınıflı-devletli toplumların ideolojik aygıtlarına ve aynı mantıkla yanlış bilince indirgenmesi riskine dikkat çeken yazar, çözümü Faustvari bir deyişle, “başlangıçta eylem vardı” nidasıyla sokakta ve sınıf mücadelesinde arar.

  • Künye: John Pickard – Dinsel Efsanelerin Kökeni: İbrani Dinlerin Marksist Eleştirisi, çeviren: Akın Sarı, Ayrıntı Yayınları, din, 528 sayfa, 2022

Kolektif – Tanrı (2022)

Tarihin büyük filozofları Tanrı hakkında ne düşünüyordu?

Tam da böyle bir derleme arayanlara hitap eden eldeki çalışma, Aristoteles’ten Spinoza’ya, Musa Bin Meymun’dan Pascal ve Nietzsche’ye Tanrı’nın felsefi serüvenini izliyor.

  • Tanrı kimdir?
  • Her şeyden daha üstün olan ve varlığı hiçten yaratan bir Tanrı mı?
  • Evreni yaratıp köşesine çekilen bir varlık mı?
  • Yoksa kuluna şah damarından daha yakın olan bir dost mu?

Felsefenin merkezî sorularından olan Tanrı’nın neliği sorusu bu kitapta filozofların temel metinleriyle ele alınıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Tanrı’nın özü, hayalgücünün nesnelleştirilmiş özüdür. Tanrı kalbin arzuladığı ve heves duyduğu her şeydir.” -Feuerbach

“Tanrı ya vardır ya da yoktur. Hangi tarafa yöneleceğiz? Çekinmeden Tanrı’nın var olduğu üzerine bahse girin!” -Pascal

“Gerçekten de biz filozoflar ve ‘özgür ruhlar’, ‘yaşlı tanrı’nın ‘öldüğü’ haberi karşısında yeni bir şafağın ışıklarıyla uyanmış gibi hissediyoruz: Kalbimiz minnettarlıkla, şaşkınlıkla, önseziyle, bekleyişle dolup taşıyor…” -Nietzsche

“Sen, Tanrım, öylesine gerçek bir şekilde varsın ki, var olmadığın düşünülemez bile ve doğru olan da budur. Çünkü senden daha iyi bir şeyi düşünebilecek bir zihin olsaydı, yaratılmış olan yaratıcısından üstün olurdu.” -Canterburyli Anselmus

“Senin için sessizlik övgüdür.” -Musa Bin Meymun

“Şeyler Tanrı tarafından meydana getirildikleri biçim ve düzenden başka hiçbir biçim ve düzende meydana getirilemezlerdi.” -Spinoza

  • Künye: Kolektif – Tanrı, editör: Marie-Frédérique Pellegrin, çeviren: Adnan Akan, Fol Kitap, felsefe, 256 sayfa, 2022

Maria Antonina Czaplicka – Sibirya’da Şamanizm (2022)

‘Sibirya’da Şamanizm’, her şeyden önce eşsiz bir sosyal antropoloji araştırması.

Sibiryalı kabilelerin içine giren Maria Antonina Czaplicka, onların sosyo-kültürel hayatlarını, kabileler arasındaki farklılıkları ve onların günlük hayatlarını aydınlatıyor.

Sosyal antropolojinin araştırma araçlarını kullanarak Şamanların gizemli dünyasına yolculuğa hazır mısınız?

Sibirya, Şaman âdetlerinin hâlâ yaşadığı, tarihî inançların günümüze ulaştığı antropolojik bir araştırma sahasıdır.

Bu sahayı derinlemesine inceleyen Czaplicka da Neo-Sibiryalı ve Paleo-Sibiryalı kabilelerin içine girerek sosyo-kültürel hayatlarına dair bu zamana kadar sorulmamış soruları soruyor.

Aynı bölgede yaşayan ancak âdetleri birbirinden çok farklı kabilelerin günlük hayatta neyi, nasıl yaptığına dair bir yaşam kılavuzu gibi yazılan ‘Sibirya’da Şamanizm’, bizi daha önce duymadığımız olgularla tanıştırıyor.

  • Paleo-Sibiryalılardaki “grup evliliği” nedir?
  • Ailede kimlerden sakınılır ve kimlere “neksiyini” denir?
  • Çukçiler, ölülerinin boğazını neden keser?
  • Kamçadallar ikiz bebekleri neden katleder?
  • Sibirya’nın yerlileri kült bir Şamanizm’e mi inanmaktadır yoksa inançları bir büyü-din harmanında kompleks bir olgu mudur?
  • Şamanlığa çağrı nasıl gelir ve Şaman’ın doğası nedir?

Czaplicka bu sorulara kapsamlı yanıtlar veriyor.

Kitap, sadece Sibirya’nın en eski etnik gruplarının sınıflandırılmasının bakımından dahi olsa eşsizdir.

  • Künye: Maria Antonina Czaplicka – Sibirya’da Şamanizm: Sibirya Yerlileri Hakkında Bir Sosyal Antropoloji Çalışması, çeviren: Turhan Acaloğlu, Selenge Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2022

Kolektif – 21. Yüzyıl İçin Tanrı (2022)

Robotlara da peygamber gelir mi?

‘21. Yüzyıl İçin Tanrı’, dünyanın dört büyük dininden 50 bilim insanının din ve bilim arasındaki karşılıklı ilişkiye muazzam katkıda bulunan metinlerini sunuyor.

Modern bilim, dünyayı anlamamızda devrim yarattı.

Büyük Patlama evrenin başlangıcına dair bir ışık yaktı.

Nasıl insan olduk sorusu, evrimsel varlık hiyerarşisinin bulgularıyla yanıtlandı.

Einstein, bildiğimiz maddenin enerjiye dönüştüğünü ve farklı boyutların varlığını ortaya koydu.

Peki ya tüm bu devrimsel gelişmeler Tanrı hakkındaki bilgimizi nasıl etkiledi?

  • Büyük Patlamadan önce ne vardı?
  • Evrendeki bu ince ayar bir Akıllı Tasarımcının varlığının kanıtı mıdır?
  • Einstein, Tanrı’ya inanıyor muydu?
  • Beyinde bir Tanrı noktası var mı?
  • Yaşam neden var oldu?
  • Genetik mühendisliği, Tanrı rolünü oynamak mıdır?
  • Darwin, Tanrı’yı öldürdü mü?
  • Evrim, Tanrı’ya dair bilginin anahtarı mı?
  • Freud, Tanrı ile çalışır mı?
  • Bedenden fazla bir şey miyiz? Yoksa bir ruhumuz var mı?
  • Marslılara da kitap inmiş midir?

Hıristiyan, Yahudi, Müslüman ve Hindu geleneklerinden 8 ülkeden 50 bilim insanı, psikolog, teolog ve filozof, eldeki kitapta bu soruların cevaplarını arıyor.

Ele alınan konular kozmoloji, evrim ve genetik mühendisliğinden uzay dışı yaşama, ruha ve din-bilimin tartışmasına uzanan geniş bir yelpazeyi oluşturuyor.

Birlikte ele alındığında, yazarlar, Tanrı’ya ve Tanrı’nın dünyayla ve bizimle etkileşimine dair zorlu ve zenginleştirilmiş bir anlayış ortaya koyuyorlar.

Kitap, bilim ve din konusunda kafası karışıklar için rehber niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – 21. Yüzyıl İçin Tanrı, editör: Russell Stannard, çeviren: Şaban Ali Düzgün, Fol Kitap, 224 sayfa, 2022

Saba Mahmood – Dindarlığın Siyaseti (2022)

‘Dindarlığın Siyaseti’, İslam, feminizm ve postmodernite tartışmalarına çok değerli bir katkı.

Antropolog Saba Mahmood, toplumsal cinsiyet, inanç ve siyasetin ilişkisini 90’lı yıllarda Kahire’de yapmış olduğu Kadın Camii Hareketi üzerinden inceliyor.

Türkiye’de bu kesişim etrafında üretilen söylemler, tartışmanın öznesi konumundaki dindar kadınları dışarıda bırakma eğilimindeler.

Mahmood çalışmasında sözü dindar kadınlara vererek yepyeni bir çığır açılmasına vesile oluyor.

Etnografik saha çalışmasını bir başlangıç noktası olarak alan araştırma, Mısırlı kadınların içinde yaşadıkları ataerkil toplumla olan ilişkilerini nasıl müzakere ettiklerini, siyasal islam ile nasıl ilişkilendiklerini ve inançları üzerinden nasıl toplumsal faallik alanları yaratıklarını inceliyor.

Türkiye de halen son derece kutuplaştırıcı olmaya devam eden başörtüsü tartışmalarına yepyeni bir perspektif katan kitap, toplumsal alanda kısırlaşmış tartışmaları çözümleyebilmek için temel bir metin niteliğinde.

  • Künye: Saba Mahmood – Dindarlığın Siyaseti: İslami Uyanış ve Feminist Özne, çeviren: Aslı Altınışık, Islık Yayınları, feminizm, 320 sayfa, 2022

Karen Armstrong – Tanrı Adına Savaş (2021)

‘Tanrı Adına Savaş’, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamda, korkunç örneklerine tanık olduğumuz köktendincilik hakkında iyi bir inceleme.

Karen Armstrong, bizi, militan dindarlığı ciddiye almaya ve onunla baş etmeye yönelik stratejiler geliştirmeye davet ediyor.

Geniş kapsamı kadar ayrıntılarıyla da önem arz eden çalışma, köktendinciliğin zorla kontrol altına alınamayacağını ve eğer yenilgiye uğratılmak isteniyorsa öncelikle anlaşılmak zorunda olduğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Konuyu orta çağdan 19. yüzyıla ve oradan 20. yüzyılla uzanarak irdeleyen Armstrong’un çalışması, din ve politikayla çok az ilgisi olanlara da hitap edecek türden.

  • Künye: Karen Armstrong – Tanrı Adına Savaş: Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamda Köktendincilik, çeviren: Murat Erdem, Alfa Yayınları, inceleme, 625 sayfa, 2021

Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar (2021)

Laiklik, kabaca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, ifade özgürlüğü, ilerleme ve demokrasiyle birebir ilişkilidir.

Bu gerçeği henüz Orta Çağ’da keşfetmiş Padovalı Marsiglio’nun bu klasik yapıtı, daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Orta Çağ Avrupası’nın önemli fikir adamlarından biri olan Padovalı Marsiglio’nun kaleme aldığı Seküler Yönetim Üzerine Yazılar isimli bu eser, yazıldığı dönemde dinî otorite ile siyasi otorite arasındaki iktidar mücadelesinin detaylarını ortaya koyarken yazarın tercihini siyasi otoriteden yana kullandığını gözler önüne sermektedir. Yazar, bu tercihini gerekçelendirirken de oldukça detaylı bir şekilde dünyevi otoritenin gerekliliği ve üstünlüğünden bahsetmektedir.

Kitap, ‘Defensor Minor’ ve ‘De Translatione İmperii’ isimlerini taşıyan iki ayrı çalışmanın Cambridge University Press tarafından ‘Writings on the Empire’ adıyla bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş.

Yazıldığı dönem için oldukça aşırı gibi görünen bu düşünceler daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak olan seküler yönetim tarzının temel taşlarını oluşturdu.

Bu eser, Batı siyaset düşüncesini derinden etkileyen klasik metinlerin başında gelir.

Orta Çağ’da Kilise ile İmparatorluklar arasındaki güç mücadelesinin siyasi ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerinden yola çıkarak imparatorlukların yanında yer alan ve bu pozisyonunu yazdığı eserlerle sağlamlaştıran önemli bir isimdir Padualı Marsiglio.

Bu çalışmasında da Orta Çağ Avrupası için oldukça dikkat çekici ve rahatsız edici bulunan dinin dünyevi olan üzerindeki etkisinin azaltılması fikrini ortaya atmış ve detaylandırarak savunmuş.

Padualı Marsiglio’nun, imparatorluklar ile Papalık kuruşu arasındaki çekişmelerin yaşandığı bir dönemde, imparatorlukların haklı olduğunu ortaya koymak için kaleme aldığı metinleri, ilerleyen dönemlerde çizgileri netleşen laik yönetim anlayışının çerçevesini de çizdi.

Kitaptan bir alıntı:

“Ayrıca dünya hayatında mücbir yasalar oluşturma veya vaz etme veya bir şeyi yapma veya terk etme adına dünya hayatındaki insanları sıkıştırarak, bu yasalar doğrultusunda canlara veya mallara verilen ceza vasıtasıyla mücbir yargılamada bulunma otoritesi veya yetkisi, toplu veya müstakil olmaları fark etmeksizin, hiçbir piskoposa veya presbitere, ne de onlardan oluşan münferit bir meclise de ait değildir.”

  • Künye: Padovalı Marsiglio – Seküler Yönetim Üzerine Yazılar, çeviren: İbrahim Gezer, Timaş Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2021

Marquis de Sade – Tanrıya Karşı Söylev (2021)

Bir Tanrı varsa bile, bizim saygı ve sevgimize layık bir varlık mıdır?

Zihnimizde unutulmaz yer edinmiş Marquis de Sade, kendine has tarzıyla Tanrı üzerine düşünüyor.

Fransız edebiyatçı ve de Sade’ın kitabı, Tanrı’yı özgün ve benzersiz bir durumdan yola çıkarak düşünüyor.

Ona göre ateizm, şiddetli ve çelişik bir fetihtir; çocukluğumuzun korkunç oyuncaklarının insanlığın yüreğinden ve belleğinden tamamen sökülüp atılmasıdır.

  • Ne Tanrı ne de din varsa evreni yöneten kimdir?
  • Maddenin sürekli hareketi her şeyi açıklar mı?
  • ‘Doğamız gereği’ ölümsüz olmayı arzulamamız sonsuzluğun bir kanıtı mıdır?
  • Peki, bizi ürküten bu karanlık, bu sonsuz yok oluş korkusunu ne yapmalı?

Dönemin karmaşası ve anlam kargaşası içerisinde de Sade, “Felsefe her şeyi söylemelidir” diyor; sansüre ve her tür despotizme karşı her şeyi söylemelidir.

Bu kitap ile yazar, okuru, hapishane hücresinin yalnızlığından taşan felsefi bir tutarlılık arayışına davet ediyor.

  • Künye: Marquis de Sade – Tanrıya Karşı Söylev, çeviren: Işık Ergüden, Fol Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2021

John Renard – A’dan Z’ye Dinler Tarihi (2021)

Dört dörtlük bir dinler tarihi çalışması arayanları bu tarafa alalım.

John Renard’ın 40 yılı aşan çalışmalarının ürünü olan bu kapsamlı kitap, dünyadaki sekiz büyük dini geleneği ayrıntılı bir şekilde açıklıyor.

  • Davut Yıldızı nedir?
  • Bu kadar çok farklı Hıristiyan kilisesi nasıl ortaya çıktı?
  • Ahiretle ilgili İslami kavramlar nelerdir?
  • Taoculukta cennet ve cehennem inançları var mıdır?
  • Dalay Lama kimdir ve neden Budistlerin gözünde büyük önem taşır?

Renard kitabında Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık, Budizm, Hinduizm, Taoculuk, Konfüçyüsçülük ve Şinto gibi dünyadaki sekiz büyük dini geleneğin tarihi, inançları, sembolleri, ritüelleri, liderleri ve gelenekleri hakkında 1000’i aşkın soruya yanıt veriyor.

‘A’dan Z’ye Dinler Tarihi’, yanlış bilgileri ve yanlış anlamaları ortadan kaldırması, ayrıca kültürel ve tarihsel farklılıkları açıklamaya yardımcı olarak okuyucuya dünyanın büyük dinleri hakkında kapsamlı bir kavrayış sağlamasıyla çok önemli.

  • Künye: John Renard – A’dan Z’ye Dinler Tarihi, çeviren: Funda Sezer, Say Yayınları, tarih, 568 sayfa, 2021