Noam Chomsky – Medyayı Dizginlemek (2022)

‘Medyayı Dizginlemek’, propaganda aygıtlarının toplumu baskılamayı amaçlayan mekanizmalarını faş ediyor.

Noam Chomsky, egemen güçlerin ve baskı gruplarının medyayı, temel dayanaklarından propagandanın temel etkinlik alanına nasıl dönüştürdüklerini örnekleriyle açıklıyor.

Kitapta, en demokratik görünen yapılar içinde dahi siyasal etkinin sağlanması ve sistemin kontrol altında tutulmasında yüzyıldan uzun süredir temel dayanak olarak kullanılan propagandanın, medya üzerinden toplumun tüm hürcrelerine nasıl bulaştırıldığına tanık oluyoruz.

Chomsky, gözümüzün önünde olup bitenlerin, medya aygıtının dizginlenmesiyle nasıl görünmezliğe büründürüldüğünü, onun yerine görünmesi istenenlerin de nasıl ve hangi tür tezgahlarla görünür kılındığını anlatıyor. Kitabında, etkileri günümüze kadar uzanan Hitler faşizmi, Ortadoğu’daki çatışmalar, İran-Irak savaşı ve ABD’nin Irak’ı, İsrail’in Lübnan’ı işgali gibi kanlı olaylarının yanında, ABD’nin dünyanın başka yerlerindeki politik ve askeri faaliyetlerine de değinen Chomsky, medya üzerinden, işçi grevleri de dahil, emek hareketlerine yönelik baskılara da yer veriyor.

  • Künye: Noam Chomsky – Medyayı Dizginlemek: Propagandanın Muhteşem Başarıları, çeviren: Osman Şenkul, Scala Yayıncılık, medya, 48 sayfa, 2022

Meenakshi Gigi Durham – MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi (2022)

Kadına yönelik şiddet ve tecavüzün önlenemez yükselişinde medyanın büyük sorumluluğu var.

Meenakshi Gigi Durham, tecavüz kültürünün medyada nasıl yaygınlaştığını ve bunun nasıl sinsice stratejilerle gizlendiğini gözler önüne seriyor.

Küresel yükselişinin yoğunluğu çarpıcı bir toplumsal değişime işaret eden MeToo hareketinin kapsamı ve yaygınlığı daha önce cinsel şiddet etrafında çevrimiçi örgütlenen herhangi bir girişiminkini aşmış durumda.

MeToo hareketinin ortaya çıkışı ve #MeToo etiketiyle yayılan artçı aktivizmin ardından, cinsel saldırı ve taciz ifşaları dünya genelinde yayılmaya; etiketle süregiden bu aktivizm sosyal medya kullanımını aşarak gerçek dünya aktivizmine dönüşen feminist bir direnişi yaygınlaştırmaya; araştırmacı gazeteciler, hayatta kalanlara ataerkil iktidara karşı hakikati konuşabilmeleri için platform sunarak cinsel şiddet hikâyelerini yayımlamaya devam ediyor.

Durham de, ‘MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi’ adını verdiği bu kitabında, bir yandan tecavüz kültürünün medyada nasıl yaygınlaştığını; tecavüz kültürünün kol gezdiği ancak kasıtlı olarak gözlerden saklamak ve hayatta kalanları sessizleştirmek amacıyla kemikleşmiş stratejilerin uygulandığı medya kurumlarının varlığını; tecavüz kültürünün medya üretimi, kullanılan görseller, verilen mesajlar, medya sosyal ağları, pornografi ve tecavüz pornosu gibi siber cinsel suçlardan haber muhabirliğine kadar temsiller yoluyla sistematik olarak nasıl cisimlendirildiğini anlatıyor.

Bunu yaparken de medyanın cinsel şiddet karşıtı hareketi güçlendiren ve tecavüz kültürüne meydan okuyan rolünden bahsetmeyi ihmal etmiyor.

Sadece medya, iletişim, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve sosyoloji öğrencilerinin ve akademisyenlerin değil, cinsel politikanın mevcut durumuyla ilgilenen her bireyin ilgisini çekecek güncel ve ufuk açıcı bir kitap.

  • Künye: Meenakshi Gigi Durham – MeToo: Medyadaki Tecavüz Kültürünün Etkisi, çeviren: Özge Karlık, Düşbaz Kitaplar, sosyoloji, 176 sayfa, 2022

Kolektif – İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar (2021)

İletişim teorileri hakkında iyi bir giriş arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki görevinden 2017 yılında ihraç edilen barış imzacısı akademisyen Sevilay Çelenk’in derlediği bu kitap, Stuart Hall’den Douglas Kellner’a, alana büyük katkılar sunmuş isimlerin makalelerine yer veriyor.

‘İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar’, iletişim çalışmaları alanındaki temel teorik yönelimlerin kendilerini tarif etme ve yeniden kurma çabalarını içeren, alanda başvuru metni niteliğindeki kimi önemli makalelerden oluşuyor.

Kuşkusuz alana değgin en önemli ve en verimli tartışmayı yürüten iki temel yaklaşım bu metinlerde de başrolde: ekonomi politik ve kültürel çalışmalar.

Kitapta bir araya getirilen makale ve söyleşiler ya doğrudan ekonomi politik ve kültürel çalışmalar arasındaki önemli bir tartışmanın metinleridir ya da bu tartışmanın öncesinde ve sonrasında kaleme alınmış, aynı konu ile yoğun ilişkisi olan metinler…

Kitap, içerdiği bu malzemeyle iletişim çalışmalarında paradigmatik kopuşların ve farklı yaklaşımların ayırt edici niteliklerini gösterirken, aynı zamanda bunların “hayat”a nasıl ve nereden dâhil olduklarına incelikli betimlerle açıklık getiriyor.

İletişim ve medya çalışmaları alanında temel teorik metinleri bir arada sunan bu kitap, iletişim çalışmaları alanında vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde.

Kitapta makaleleri bulunan isimler: Todd Gitlin, Nicholas Garnham, Stuart Hall, Lawrence Grossberg, Douglas Kellner, Janice Peck ve Christian Fuchs.

  • Künye: Kolektif – İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar, derleyen: Sevilay Çelenk, Dipnot Yayınları, inceleme, 318 sayfa, 2021

Hüseyin Köse – Medya ve Toplum İmgesi (2021)

Yeni iletişim teknolojilerinin toplumu birbirine daha da yakınlaştıracağı öngörülmüştü.

Oysa ortaya bağımsız ve bağlantısız bir iletişim çıktı.

Hüseyin Köse de bu çalışmasında, bugünün enformasyon bolluğunun paradoksal olarak nasıl muazzam bir anlam boşluğu yarattığını sosyolojik bakışla ele alıyor.

Medya, özellikle de yeni iletişim teknolojileriyle biçimlenmiş ilişki ortamı yapayalnız sosyalliğimizin üreticisi, yansıtıcısı ve yayıcısı haline geldi son birkaç yıldır.

İletişimsel ilişkilerimizin toplumsal boyutunu daha da tahkim edeceği söylenen yeni teknolojiler, sonunda birbirinden kopuk anlam/empati halkalarından müteşekkil devasa boşluklar, bağlamsız ve bağlantısız zincirler yarattı.

Adeta, Sokrat’ın kehaneti birdenbire gerçek oluverdi.

Malum, filozof çağlar öncesinden yeni bulunan yazının kullanılmasına kuşkuyla yaklaşarak şöyle diyordu:

“Yazıyı kullanmaya başlayanlar hafızalarını kullanmaktan vazgeçecekler ve unutkanlaşacaklar (…) Sonuçta belki bilgili sayılacaklar ama birçok şeyin de cahili olacaklar…”

Ne kadar da isabetli bir öngörü gerçekten.

Bilhassa da 2000 ve sonrası doğumlular için.

Zira görece olarak bir sonraki kuşakla birlikte en fazla onlar aşırı enformasyon bolluğuna koşut bir biçimde bilgi meşgulü ama anlam malulü bir uygarlığın içine doğmuş oldular.

Son beş on yıldan bu yana ise, yaşam herkes için hiç olmadığı ölçüde dijitalleşti, gerçeklik de aksine bir o kadar okunaksız ve akışkan hale geldi.

İşte Köse de, yaşanan bu büyük dönüşümün birey ve toplum üzerinde ne gibi etkiler aldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Hüseyin Köse – Medya ve Toplum İmgesi: Medya ve İletişim Sosyolojisi Odağında Eleştirel Okumalar, Kalkedon Yayınları, medya, 342 sayfa, 2021

Hüseyin Köse – Medya ve Toplum İmgesi (2021)

Yeni iletişim teknolojilerinin toplumu birbirine daha da yakınlaştıracağı öngörülmüştü.

Oysa ortaya bağımsız ve bağlantısız bir iletişim çıktı.

Hüseyin Köse de bu çalışmasında, bugünün enformasyon bolluğunun paradoksal olarak nasıl muazzam bir anlam boşluğu yarattığını sosyolojik bakışla ele alıyor.

Medya, özellikle de yeni iletişim teknolojileriyle biçimlenmiş ilişki ortamı yapayalnız sosyalliğimizin üreticisi, yansıtıcısı ve yayıcısı haline geldi son birkaç yıldır.

İletişimsel ilişkilerimizin toplumsal boyutunu daha da tahkim edeceği söylenen yeni teknolojiler, sonunda birbirinden kopuk anlam/empati halkalarından müteşekkil devasa boşluklar, bağlamsız ve bağlantısız zincirler yarattı.

Adeta, Sokrat’ın kehaneti birdenbire gerçek oluverdi.

Malum, filozof çağlar öncesinden yeni bulunan yazının kullanılmasına kuşkuyla yaklaşarak şöyle diyordu:

“Yazıyı kullanmaya başlayanlar hafızalarını kullanmaktan vazgeçecekler ve unutkanlaşacaklar (…) Sonuçta belki bilgili sayılacaklar ama birçok şeyin de cahili olacaklar…”

Ne kadar da isabetli bir öngörü gerçekten.

Bilhassa da 2000 ve sonrası doğumlular için.

Zira görece olarak bir sonraki kuşakla birlikte en fazla onlar aşırı enformasyon bolluğuna koşut bir biçimde bilgi meşgulü ama anlam malulü bir uygarlığın içine doğmuş oldular.

Son beş on yıldan bu yana ise, yaşam herkes için hiç olmadığı ölçüde dijitalleşti, gerçeklik de aksine bir o kadar okunaksız ve akışkan hale geldi.

İşte Köse de, yaşanan bu büyük dönüşümün birey ve toplum üzerinde ne gibi etkiler aldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Künye: Hüseyin Köse – Medya ve Toplum İmgesi: Medya ve İletişim Sosyolojisi Odağında Eleştirel Okumalar, Kalkedon Yayınları, medya, 342 sayfa, 2021

Kolektif – Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar (2021)

Yeni medya, görüntüleri hızlı bir biçimde yerel ve küresel ölçekte kitlelerle buluşturarak yepyeni aidiyet ve ifade biçimleri yaratıyor.

Bu nitelikli derleme de, bu durumun küresel politikaları nasıl etkilediğini çok yönlü bir bakışla ele alıyor.

Dijital ağların zamanı ve mekânı aşan yapısı sayesinde yeni medyadaki içerikler anlık olarak dolaşıma giriyor ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan yeni medya kullanıcıları tükettikleri ve/veya ürettikleri içerikler ile ortak bir paydada buluşabiliyor.

Hareketli ve durağan görüntülerin kolayca üretilebilmesi ve tüketilebilmesiyle, söz konusu içeriklerin kullanıcıların olay, kişi ve olgulara bakış açısını şekillendirme gücü bizleri, yeni medya kullanıcılarının görsel küresel politikalar alanında bir özne mi yoksa nesne mi olduğu sorusuna götürüyor.

İşte ‘Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar’ başlıklı bu çalışmanın çıkış noktası da tam olarak, yeni medyanın bu alanda yarattığı değişim ve bu değişimin mimarı olan kullanıcılar.

Etkileşimli yapısı ve multimedya özelliği ile ön plana çıkan yeni medya, durağan ve hareketli görüntüleri anlık ve hızlı bir biçimde yerel ve küresel ölçekteki kitleler ile buluşturarak küresel çapta yeni aidiyet ve ifade biçimleri yaratıyor ve böylece görsel küresel politikaları etkiliyor.

Söz konusu aidiyet ve ifade biçimlerinin farklı alanlardaki yansımaları kitaptaki on bir yazıda detaylı şekilde ele alınmış ve güncel örnekler üzerinden tartışılmış.

  • Künye: Kolektif – Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar, editör: Gözde Kurt ve İrem Çoban, Kalkedon Yayınları, medya, 294 sayfa, 2021

Ryszard Kapuściński – Bu İş Siniklere Göre Değil (2019)

Gazetecilik mesleğinin ilkeleri, yöntemleri, zorlukları, entelektüel ve ahlaki sorumlulukları üstüne harika bir kitap.

Dünyanın zorlu bölgelerinde görev yapmış Polonyalı ünlü gazeteci Ryszard Kapuściński, deneyim ve gözlemlerini samimiyetle paylaşıyor.

Kitap, sadece başlığıyla bile içeriğinin hakkını veriyor.

Çünkü gazetecilik, gerçekten de ‘Bu İş Siniklere Göre Değil’, diyebileceğimiz bir dirayet ister.

Çalışma, okuru Kapuściński’nin eşine az rastlanır deneyimlerinden yararlanma fırsatı sunarken yalnızca gazeteciler ve gazeteci adayları için değil, her dakika, dört bir yandan haberle kuşatılan okurlar için de günümüzde eksikliği hissedilen “dürüst” gazetecilik anlayışının çarpıcı bir özetini sunuyor.

Son olarak belirtelim:

Kitapta, Kapuściński’nin John Berger’la daha önce yayımlanmamış diyalogları da yer alıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Her şeyden önce, gazetecilik yapabilmek için iyi bir insan olmak gerektiğine inanıyorum. Kötü insanlar iyi gazeteci olamazlar. Bu meslekte iyi bir insan demek, başkalarını anlamak; onların niyetlerini, inançlarını, ilgi alanlarını, sıkıntılarını ve acılarını anlamak demektir. Ve ilk andan itibaren onların kaderlerine ortak olmak demektir.”

  • Künye: Ryszard Kapuściński – Bu İş Siniklere Göre Değil: İyi Gazetecilik Üzerine Konuşmalar, çeviren: Berk Cankurt, Deli Dolu Yayınları, inceleme, 108 sayfa, 2019

Ayşe Gül Toprak – Dijital Medya ve Mekânın Dönüşümü (2021)

Dijital medya teknolojileri, mekân algımızı nasıl dönüştürüyor?

Ayşe Gül Toprak, içinde yaşadığımız fiziksel mekânların dijital dünyada nasıl köklü biçimde değişime uğradığını gözler önüne seriyor.

Dijital iletişim ve medya teknolojileri toplumsal yaşamın en önemli boyutlarından olan mekânı yaşama, algılama ve deneyimleme biçimlerimizi etkiliyor.

‘Dijital Medya ve Mekânın Dönüşümü’ de, dijitalleşme ile gündeme gelen söz konusu mekânsal eğilimler üzerine düşünüyor.

Dijital mekân ve fiziksel mekânın birlikteliği ile oluşan melez mekânların genel anlamda mekânı algılama ve deneyimleme biçimlerimizi nasıl çarpıcı bir biçimde dönüştürdüğünü ele alan Toprak, hem bu dönüşümün yarattığı olanakları hem de ortaya çıkardığı sorunları çok yönlü bir şekilde irdeliyor.

  • Künye: Ayşe Gül Toprak – Dijital Medya ve Mekânın Dönüşümü, Ütopya Yayınları, medya çalışmaları, 288 sayfa, 2021

Werner J. Severin ve James W. Tankard, Jr. – İletişim Teorileri (2021)

1979’da yazılan ve akademik dünyada büyük ses getiren ‘İletişim Teorileri’, alan için eşsiz bir klasik olmaya devam ediyor.

Werner J. Severin ve James W. Tankard Jr.’ın çalışması yepyeni bir çeviriyle raflardaki yerini aldı.

Çalışma özellikle, o zamana kadar sıkça yapıldığı gibi, iletişim kuramlarını daha çok eleştirel kuram ağırlıklı anlatmak yerine, kanıta dayalı kuram ağırlıklı anlatmasıyla büyük önem arz ediyor.

Kitap, yazarların sonradan eklediği dijital dönüşüm, siber iletişim ve internet bağımlılığı gibi bölümlerle de oldukça güncel bir içeriğe kavuşmuş.

  • Künye: Werner J. Severin ve James W. Tankard, Jr. – İletişim Teorileri: Kökenleri, Yöntemleri ve Kitle İletişim Araçlarında Kullanımları, çeviren: Kevser Zeynep Meral ve Ali Atıf Bir, The Kitap Yayınları, medya, 536 sayfa, 2021

Kolektif – Pandemi, Neoliberalizm, Medya (2021)

Covid-19 pandemisi, bize alternatif medyanın ne kadar önemli bir görevi yerine getirdiğini bir kez daha hatırlattı.

Zira halkın yanında olması gereken ana akım medya kurumlarının bu süreçte habercilik yapmaktan ziyade kendilerine verilen bilgileri haberleştirmekle yetindiklerine yakından tanık olduk.

Bu usta işi derleme de, pandeminin ağırlıklı olarak medyaya yansımalarını farklı açılardan irdeliyor.

Kitapta,

  • Pandemi döneminde iletişim ve medyanın nasıl bir işlev üstlendiği,
  • Medyada nasıl bir pandemi anlatısı kurulduğu,
  • Pandemi sürecinde yeni medyanın ve kamusal iletişimin rolü,
  • Pandemide yalan haberin etkileri ve bu süreçte doğru bilgiye erişimin hayati önemi,
  • İzolasyon ve şiddet sarmalında pandemide kadın ve çocuk olmanın ne anlama geldiği,
  • Ve Amerikan medyasının koronavirüs ile nasıl bir sınav verdiği gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yasemin İnceoğlu, Savaş Çoban, Faruk Bildirici, Bermal Aydın, Can Ertuna, İsmail H. Polat, Şevket Uyanık, Sarphan Uzunoğlu, Tirşe Erbaysal Filibeli, Elgiz Yılmaz Altuntaş, Tuğçe Duygu Köksal, Gülin Çavuş, Mert Can Yılmaz, Sinan Aşçı, Sevgi Kesim Güven, Menekşe Tokyay ve Aslı Tunç.

  • Künye: Kolektif – Pandemi, Neoliberalizm, Medya, derleyen: Yasemin İnceoğlu ve Savaş Çoban, Ayrıntı Yayınları, medya, 336 sayfa, 2021