Vasili Kandinski – Nokta ve Çizgiden Düzleme (2021)

Modernist resmin öncülerinden Vasili Kandinski’den sanatta biçimler üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Kandinski burada, nokta, çizgi, düzlem gibi resmin ana öğelerini çözümlüyor, bu öğeler arasındaki ilişkileri irdeliyor.

Daha önce burada da yer verdiğimiz, Kandinski’nin ‘Sanatta Manevilik Üzerine’ adlı yapıtı, bilindiği gibi renkler kuramı üzerineydi.

Sanatçının bu eseri ise sanatta biçimler kuramı hakkında.

Soyut resmin grammaire’ini tanımlayan kuramını geliştirmesiyle dikkat çeken çalışmanın en önemli özelliği son derece yenilikçi ve yaratıcı olması.

Kandinski’nin biçimler kuramı, modernist sanatı kavramak için önemli ipuçlarını barındırıyor.

  • Künye: Vasili Kandinski – Nokta ve Çizgiden Düzleme, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, sanat, 172 sayfa, 2021

Vasili Kandinski – Sanatta Manevilik Üstüne (2021)

“Renk tuş, göz ona vuran çekiç, ruh da telli bir enstrümandır.”

Vasili Kandinski bu önemli yapıtında, sanatta manevilik konusunu ve manevi bir rehber olarak sanatçıda sezginin rolünü tartışıyor.

Sanatın asıl eğiliminin insanın kalbinin derinliklerine ışık tutmak olduğunu belirten Kandinski, bu kitabının, her şeyden önce, gelecek için mutlaka gerekli olan ve sonsuz deneyimleri mümkün kılan bir yeteneği, maddi ve soyut nesnelerde manevi olanı duyumlama yeteneğini uyandırma amacını güttüğünü belirtiyor.

  • Künye: Vasili Kandinski – Sanatta Manevilik Üstüne, çeviren: Tevfik Turan, Everest Yayınları, sanat, 152 sayfa, 2021

Kolektif – Anadolu Sanatında Kadın (2021)

Anadolu tarihinde kadınların yaratıcı emeklerini görünür kılan çok iyi bir derleme.

Çalışma, Antik Dönem, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze ulaşan sanat eserlerini inceleyerek Anadolu sanatında kadın imgesine ışık tutuyor.

Erkekler tarafından yazılan tarih, kadınların toplumsal ve kültürel varlıklarını yok saymış, etkinliklerini tek bir role ve dar bir alana sınırlamıştır.

Oysaki geçmişten bugüne yaşam, kadınların geleneksel eşlik/analık rollerinin dışında da gerçekleştirdikleri etkinlik ve üretimleriyle süregeldi.

Günümüzde toplumsal, kültürel, siyasal tarih ve sanat tarihi, kadınların emeklerini ve yaratıcılıklarını görünür kılarak yeniden yazılıyor.

Doğu ile Batı uygarlıklarının birleştiği bir konumda yer alan Anadolu tarihinde de kadınların önemli bir yeri olduğunun kanıtı, arkeolojik malzemeler ve sanat eserlerindeki izleridir.

İşte ‘Anadolu Sanatında Kadın’, bu izleri görünür kılmasıyla çok önemli.

Kitapta,

  • Antik dönem ve Anadolu kadını,
  • Augustus dönemi Küçük Asyası’nda kadın,
  • Roma’da kadın,
  • Bizans’ta iktidarın öteki yarısı olarak imparatoriçeler,
  • Anadolu Selçuklu Devleti’nde kadınlar ve mimari,
  • Sultan eşleri, kimlikleri ve dönem kaynaklarındaki varlıkları,
  • Sultan eşlerinin mimari tercihleri ve politik nüfuzları,
  • Selçuklu’dan Osmanlı’ya seramiklerde kadın,
  • Erken İslam sanatında kadının yeri,
  • Osmanlı hanedan kadını imgesinin sözel ve görsel dönüşümü,
  • Kadın seyyahların izlenimlerinde ve oryantalist tablolarda Osmanlı kadını, eğitim ve öğretimi,
  • Ve Osmanlı döneminde kadına bakış ve kadının seramiklerdeki konumu gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Kitapta makaleleri bulunan yazarlar ise şöyle: Nuran Şahin, Serap Gür Kalaycıoğulları, Dilek Maktal Canko, Sema Gündüz Küskü, Gönül Öney, Sevinç Gök, Aslıhan Erkmen, Şebnem Parladır ve Seda Ağırbaş.

  • Künye: Kolektif – Antik Dönem’den Osmanlı’ya Anadolu Sanatında Kadın, editör: Dilek Maktal Canko, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sanat, 193 sayfa, 2021

John Dewey – Deneyim Olarak Sanat (2021)

Estetik deneyim ve sanat arasındaki ilişki üzerine sağlam bir tartışma.

Kitap, John Dewey’nin deneyim metafiziği kavramının daha iyi anlaşılması açısından bilhassa önemli.

‘Deneyim Olarak Sanat’, öncelikle deneyimin tamamlanmışlığını ifade eden, deneyimi kültür ve anlamla özdeşleştiren ve insanın dünya ile ilişkisindeki tüm deneyim olanaklarını kapsayan estetik deneyim nosyonunun derinlemesine bir değerlendirmesini sunmasıyla dikkat çekiyor.

Öte yandan, estetik deneyimin bu çok boyutlu ele alınışı özgün bir sanat tanımı ve estetik kuram ortaya koyar.

Bu bağlamda, bu çalışma, hem düşünürün deneyim metafiziğinin anlaşılması hem de bu merkezi kavram temelinde düşünürün sanat ve sanat eseri üzerine görüşlerinin anlaşılması açısından önemli.

Dewey için felsefenin konusu estetik deneyimdir.

Estetik deneyim insanın dünya ile tüm deneyim olanaklarını kapsayan; insanın bir organizma olarak doğa ile ilişkisinde anlam bulduğu, değer atfettiği ve ifade ettiği yegâne deneyim olarak dünya ile etkileşimin nihai noktası ve bütünlüğüdür.

‘Deneyim Olarak Sanat’ın odaklandığı estetik deneyim sıradan deneyimin yoğunlaşmış hâlidir ve tamamlanmış anlamın ifadesini ya da dışavurumunu temsil eder.

Bu açıdan Dewey, deneyim nosyonunu önce Deneyim ve Doğa’da organizmanın yaşayan bir varlık olarak doğa ile etkileşimi olarak sunarken, ‘Deneyim Olarak Sanat’ta anlam arayan, değer veren ve ifade eden yaşayan varlığın anlam ve kültür ortaya çıkarması olarak sunar.

  • Künye: John Dewey – Deneyim Olarak Sanat, çeviren: Nur Küçük, Vakıfbank Kültür Yayınları, sanat, 464 sayfa, 2021

Franz Boas – İlkel Sanat (2021)

İnsanlık mağara duvarlarına ellerinin silüetlerini ve av sahnelerini resmettiği ilk andan itibaren çevresini ve sahip oldukları şeyleri güzelleştirmek için çaba harcadı.

Büyük antropolog Franz Boas da, bu enfes eserinde, ilkel sanatın temel özelliklerinin bir analizini sunuyor.

Bizim uygar toplumumuzda olduğu gibi, ilkel insanların da güzele yönelik bir beğeni duyduklarını söyleyebiliriz.

Amerika’nın 19. yüzyılın sonlarındaki beyaz ırkı daha üstün gören evrimci antropoloji çevresinde çalışmalarını yürüten Boas’a göre antropologlar ilkel insanların yaşantılarının ve isteklerinin ne olduğuna dair genel bir resim ortaya koyarlar.

Ancak yeni kültürlere erişilen bu dönemde antropoloji için ilkel topluluklar yalnızca basit bir çalışma konusudur.

İlk olarak Boas’ın çalışmalarında gördüğümüz emik yaklaşım da böyle bir ortamın sonucu olarak ortaya çıkar.

Çünkü Boas’a göre, ilkel insanlarla beraber yaşayan birisi ilkel toplum içindeki her bir kişinin, bizim olduğumuz kadar birey olduğunu görecektir.

Dolayısıyla başka bir kültürü tanıyabilmek için onlara kendi kategorilerimizi dayatmamamız gerekir.

Aksi halde birbirlerine ait olmayan biçimler bir araya getirilmiş olunur.

Çünkü toplumlar evrimci yaklaşımın öne sürdüğü gibi benzer süreçlerden geçerek ilerlememektedir; Boas’ın ortaya koyduğu yaklaşımlardan birisi de bu şekilde açıklayabileceğimiz kültürel göreliliktir.

Boas uygar ve ilkel topluluklar arasındaki farkıysa en çarpıcı şekilde düşünüş biçimleri üzerinden anlatıyor.

Ona göre ilkel insanların zihinleri söylenegeldiği gibi sihirsel bir şekilde çalışmamaktadır.

Ancak bu farklılığı anlamamız mümkün değildir.

Çünkü geleneksel düşünceler bizim medeniyetimiz üzerinde, ilkel toplumlarda olmadığı kadar sınırlayıcı olmuştur.

  • Künye: Franz Boas – İlkel Sanat, çeviren: Semih Gözen Esmer, Ayrıntı Yayınları, sanat, 448 sayfa, 2021

Gilles Deleuze – Spinoza: Düşüncenin Hızları (2021)

Gilles Deleuze’ün Spinoza üzerine verdiği 15 derslik seminerleri, bu kitapta.

Deleuze, Aralık 1980’den Mart 1981’e kadar verdiği bu seminerlerinde, ilk olarak, Spinoza üzerine daha önceki seminerlerde değindiği meseleleri derinleştirdiği gibi farklı sorunları da gündeme getiriyor.

Düşünür, “kesinlik durumları”, “üçüncü tür bilgi”, “eyleme ve bilinç gücü”, gibi kavramlar üzerinden kendi Spinoza alımlamasını ayrıntılandırıyor.

Aynı zamanda bu seminer, Deleuze’ün resim üzerine düşüncelerini göstermesi bakımından da çok önemli.

“İmgesiz bir düşünme” olarak ifade ettiği resim, kendi estetik alımlamasının, dahası estetik yazgısının önemli sacayaklarından biri.

Bu bağlamda mevcut oturumda “felaketin ve rengin doğuşu”, “resimde mekân ve zaman”, “gri nokta” gibi pek çok kavram, Cezanne, Paul Klee, Turner, Van Gogh, Bacon, şair Paul Claudel ve Joachim Gasquet, Lucretius ve Kant gibi felsefe ve sanatın önemli figürleri üzerinden tartışılıyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – Spinoza: Düşüncenin Hızları (Resim ve Kavramlar Sorunu), çeviren: Sadık Erol Er ve Celal Gürbüz, Çizgi Kitabevi, felsefe, 111 sayfa, 2021

Felix Müller – Kelt Sanatı (2021)

Keltler, Antik Çağ’da varlık göstermiş bir medeniyet olsa da, estetiği günümüze hitap eden bir süsleme tarzına sahipti.

Kelt sanatını en iyi tanıyan isimlerden olan Felix Müller de, yeni arkeolojik çalışmalara dayanarak Kelt sanatının kendine has yaratıcı özelliklerini aydınlatıyor.

Keltler, kültürlerini bize kendi bakış açısından aktarabilecek bir tarih yazımından ne yazık ki yoksun bir halktı.

Bundan dolayı onlarla ilgili bilgileri, kendi ilgileri ölçüsünde ele alan Romalı ve Yunan yazarlardan öğreniyoruz.

Bu halk hakkında üçüncü bir kişiye güvenmeksizin bir şeyler öğrenmek istiyorsak, daha ziyade, son 20-30 yılda Alpler’in kuzeyinde önemli ilerlemeler kaydeden arkeolojik çalışmalara başvurmamız gerekiyor.

Keltlere ait takılar, gündelik araç gereçler, sikkeler, heykeller ve silahlara baktığımızda, estetiği günümüze hitap eden süsleme tarzları ve ifade biçimleri gözümüze çarpar.

İşte, uluslararası alanda Kelt sanatını en iyi tanıyan uzmanlardan biri olarak bilinen Müller de, bin yıldan fazla bir zaman diliminde ortaya çıkan Kelt sanatına, bu sanatın kendine has yaratıcı özelliklerine ve Antik Çağ’ın en büyük halklarından biri olan Keltlerin hayatında sanatın yerine ışık tutuyor.

  • Künye: Felix Müller – Kelt Sanatı, çeviren: Arif Ünal, Runik Kitap, sanat tarihi, 127 sayfa, 2021

Robin George Collingwood – Sanatın İlkeleri (2021)

Sanat eseri ile insanın ürettiği diğer nesneler arasındaki ayrım nedir?

Robin George Collingwood’un bu klasikleşmiş yapıtı, sanat ve sanat felsefesine ilgi duyan her okurun kitaplığında bulunmalı.

İlk olarak “Sanat nedir?” sorusunun yanıtını arayan Collingwood, ardından ifade olarak sanatın ne anlama geldiğini; sanatın, zanaat ve büyü ile bağının neler olduğunu; dil, duyum ve hayalgücünün sanat ile ilişkisini nasıl okuyabileceğimizi; tarihsel olarak sanatın toplumdaki konumunun nasıl gelişip dönüştüğünü ve bunun gibi birbirinden önemli konuları tartışıyor.

Kitabın bunun dışındaki iki önemli katkısı ise, “sanat” sözcüğünü yanlış kullanımlarından arındırmaya çalışarak “sözde sanat” ve “hakiki sanat” ayrımını yapması, ikincisi de psikoloji temelli sanat kuramlarının eleştirisi temelinde, Platon’un sanat felsefesine yönelik devrimci bir bakış ortaya koyması.

  • Künye: Robin George Collingwood – Sanatın İlkeleri, çeviren: Mukadder Erkan, Fol Kitap, sanat, 328 sayfa, 2021

George Thomson – Eski Yunan Toplumu Üstüne İncelemeler, Cilt 1 – 2 (2021)

Batı uygarlıklarına kaynaklık etmiş tarihöncesi Ege’de felsefe, bilim ve sanatın gelişimi üzerine harikulade bir eser.

İki cilt olarak yayımlanan ‘Eski Yunan Toplumu Üstüne İncelemeler’in ilk cildi ‘Tarihöncesi Ege’, ikincisi ise ‘İlk Filozoflar’ başlığını taşıyor.

Sosyal bilim alanında, etnoloji, arkeoloji, sosyoloji, dilbilim gibi disiplinlerden yararlanan, disiplinlerarası çalışmalar açısından çığır açmış bir yapıt olan ‘Tarihöncesi Ege’de, eskiçağın Ege’si ele alınıyor.

Burada, totemcilikten dine, kabileden devlete, anaerkillikten ortaklaşmacılığa tüm bir tarihsel süreç ortaya konulurken, farklı Ege halklarının, kahramanlık çağı hanedanlıklarının ve onların destanını anlatan Homeros’un hikâyelerine de uzanılıyor.

Çalışmanın ikinci cildi olan ‘İlk Filozoflar’ ise, eskiçağ felsefesine ve felsefenin tarihine maddeci bir anlayışla ve meta üretimiyle ilişkileri bağlamında yaklaşıyor.

Thomson bu yapıtında da, farklı ilkçağ toplumlarındaki büyü ve miti, tanrıların doğuşunu, Doğu despotizmini, Yunanistan ile Çin arasındaki benzerlik ve farklılıkları, Yakındoğu ve Mezopotamya’yı, Suriye ve Girit’i ve tüm bu coğrafyalardaki düşünürleri derinlemesine inceliyor.

Burada farklı filozoflar ve felsefe okulları, hem demokrasiye bakışlarıyla, hem “oluş”, “varlık” gibi kavramlara dönük düşünsel üretimleriyle hem de maddecilik ile idealizm arasındaki konumlanışlarıyla irdeleniyorlar.

  • Künye: George Thomson – Eski Yunan Toplumu Üstüne İncelemeler, Cilt 1 – 2, çeviren: Celal Üster ve Mehmet H. Doğan, Yordam Kitap, tarih, 864 sayfa, 2021

Ali Artun – Modernizm Kavramı ve Türkiye’de Modernist Sanatın Doğuşu (2021)

Türkiye’de estetik modernizmin doğuşu ve sanatın özerkleşmesi üzerine çok önemli bir çalışma.

Ali Artun, çağdaş sanat tarihinin en kilit kavramlarından biri olan estetik modernizmin 19. yüzyıl başında romantik filozoflarla başlamasından bunun Türkiye’deki macerasına uzanarak konu hakkında derinlemesine bir tartışma yürütüyor.

Artun kitabının ilk bölümünde, “estetik modernizm” ve “post-kolonyalizm” teorileriyle ilgili yazını eleştirel bir bakışla inceliyor.

Üçüncü bölüm, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı-dışı dünyadan Paris’e akan sanatçıların oluşturduğu kozmopolit ortamda modernizmin canlanmasını ele alıyor.

Dördüncü bölüm, metropoller ötesi çevre kültürlerde ve sonuncu bölüm ise, Türkiye’de estetik modernizmin doğuşu ve sanatın özerkleşmesi konularına odaklanıyor.

Kitabın bir diğer önemli katkısı ise, Türkiye’deki kalıplaşmış sanat tarihi anlatısıyla yüzleşmesi.

  • Künye: Ali Artun – Modernizm Kavramı ve Türkiye’de Modernist Sanatın Doğuşu, İletişim Yayınları, sanat, 371 sayfa, 2021