Pamela Thurschwell – Sigmund Freud (2022)

Freud’un hayatı ve temel kavramları hakkında iyi bir giriş arayanlara bu çalışmayı öneriyoruz.

Pamela Thurschwell, eleştirel bir bakışla, Freud’un ana fikirlerini ortaya çıktıkları bağlamları da ihmal etmeden açıklıyor.

İnsana bakışımız Freud’dan sonra asla eskisi gibi olmadı.

Freud’un teorisi olan psikanaliz, pek çok şeyle birlikte, aşkı, nefreti, çocukluğu, aile ilişkilerini, uygarlığı, dini, cinselliği, fanteziyi ve günlük yaşamımızı saran çatışmalı duyguları anlamanın yeni yollarını gösterdi.

Bugün hepimiz Freud’un yenilikçi ve tartışmalı kavramlarının gölgesi altında yaşıyoruz.

Freud’un hayatını, teorilerini, anahtar kavramlarını, etkilerini ve kültürel tesirlerini ele alan ‘Sigmund Freud’, düşünürün çağdaş kültür ve eleştirel teori üzerindeki süregelen etkileriyle ilgilenen okurlara rehberlik ediyor.

Freud’un ana fikirlerini ortaya çıktıkları bağlamlarla birlikte sunan Thurschwell, aynı zamanda eleştirel bir okur olarak, Freud’un dehasını rüyalarla, semptomlarla, dil sürçmeleriyle, mitlerle, arzuyla ve kültürle ön plana çıkarıyor.

Bu yaklaşımla Freud’un çağdaş edebi ve kültürel teori üzerindeki etkisinin anlaşılır bir incelemesini gözler önüne seriyor.

Thurschwell’in ‘Sigmund Freud’u, Freud’u anlamak için önemli bir kaynak.

  • Künye: Pamela Thurschwell – Sigmund Freud, çeviren: Sena Yılmazkarasu, The Kitap Yayınları, psikanaliz, 200 sayfa, 2022

Kolektif – Utanç ve Suçluluk (2022)

Utanç ve suçluluğun ruhsallığa katkısı nedir?

Bu derleme, bireyin topluluk halinde yaşama ve uygarlığa uyumunu sağlayan utanç ve suçluluğun oluşumunda narsisizm, üstbenlik, benlik ideali, mazoşizm (daha doğrusu sado-mazoşizm), anne babayla ilişkiler ve kültürün nasıl rol oynadığını, patolojik boyutlarının klinikte nasıl ele alındığını tartışıyor.

Kitap, farklı coğrafyalardan ve yaklaşımlardan gelen on altı yazarın kendi bakış açılarından ve klinik deneyimlerinden kaleme aldıkları yazıları buluşturuyor.

Kitapta,

  • Suçluluk ve utancın kaynağı olarak üstbenliğin yapısı, oluşumu ve gelişimi,
  • Çocukta suçluluk duygusunun gelişimi,
  • Erkek ve kız çocukta üstbenlik gelişimi,
  • Utanç ve suçluluğun iletimi,
  • Utancın kuşaklararası gölgesi,
  • Utancın klinik ortamda ortaya çıkışı,
  • Utanç ve suçluluğun sahnesi olarak deri,
  • Ve utançla suçluluk arasında bekareti yitirme gibi önemli konular ele alınıyor.

Suçluluk ve utancın farklı veçheleri üzerine düşünmek için iyi fırsat.

  • Künye: Kolektif – Utanç ve Suçluluk, yayına hazırlayan: Şeyda Postacı, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 256 sayfa, 2022

Laura S. Brown – Feminist Terapi (2022)

Feminist Terapi, kadınlar ile gücü elinden alınmış grupların ataerkil yaklaşımlar içeren geleneksel psikoterapi yöntemlerine karşı duydukları hoşnutsuzluk nedeniyle ortaya çıktı.

Başlangıçta çağın cinsiyetçi bakış açısına karşı düzeltici bir işlev görürken, günümüzde toplumsal cinsiyet, sosyal konum ve güç analizini insan zorluklarını anlamak için birincil strateji olarak kullanan sofistike, postmodern ve bütünleştirici bir uygulama haline geldi.

Laura Brown, bu kısa ve anlaşılır kitapta yalnızca kadınlar için değil, patriyarkal düşünce biçiminden etkilenen herkes için kapsayıcı bir rehber sunuyor.

  • Künye: Laura S. Brown – Feminist Terapi, çeviren: Özge Yılmaz, Okuyanus Yayınları, psikoterapi, 159 sayfa, 2022

Patrick J. Casement – Hastadan Öğrenmek (2022)

Genelde psikanalistler hastalarını dinler, onlara perspektif kazandırır.

Patrick Casement ise bunun tam tersi bir yönteme başvurarak bir psikanalist olarak kendini hastalarının gözünden görmeyi denemiş.

Casement, ‘Hastadan Öğrenmek’te terapi süreçlerindeki hiyerarşiyi tersine çevirerek terapistleri alışılmışın dışında bir patikada yürüyüş yapmaya davet ediyor.

Terapinin ve psikanalizin birçok yönünü klinik ortamda, gerçek vakalarla test ediyor ve üzerine yeni ama tanıdık konsept ve teknikler öne sürüyor.

Merkezinde hastanın izinden gitmek, kendini hastanın gözünden görmek gibi ilkelerin bulunduğu bu yöntemlerle, terapistleri zaman zaman girebildikleri çıkmaz sokaklardan geri tutmaya çabalıyor.

Mesleğe yıllarını vermiş bir terapist ya da sadece konunun meraklısı olmanız fark etmiyor, kitap boyunca erişilmeye çalışan o kıymetli şeye tanık oluyorsunuz: Her iki taraf için de olabildiğine açık ve sağlıklı ilerleyen bir terapi süreci.

  • Künye: Patrick J. Casement – Hastadan Öğrenmek: Bir Psikanalistin Danışma Odası, çeviren: Banu Tatari, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 536 sayfa, 2022

Kolektif – Psikanalizin Kara Kitabı (2022)

Günümüzde Fransa ve dünyanın en Freudyen ülkesi olan Arjantin dışında psikanaliz hemen her yerde kısmen marjinalize olmuş durumda.

Bu çerçevede psikanalizin “resmî tarihi” de ortaya çıkarılan yeni bulgular eşliğinde sorgulanıyor.

Birçok klinisyen, psikanalizin terapötik etkililiğinin oldukça düşük olduğunu savunuyor.

Psikanalizin bir felsefe olarak meşruiyeti de aynı şekilde giderek daha tartışılır hâle geldi.

Bu kitap, psikanalize (bir diğer ifade ile Freudyen psikolojiye) ilgi duyan herkes için erişilebilir ve içinde çeşitli görüşler barındıran, kapsamlı bir araştırma sunuyor.

Dünyanın en iyi psikanaliz uzmanları arasında yer alan kırk yazar, zamanı çoktan gelmiş bir tartışmayı başlatıyor: Freud yalan mı söyledi?

Psikanaliz gerçekten iyileştirir mi?

Ne olduğumuzu anlamanın en iyi yolu psikanaliz midir?

Bu ve benzeri daha birçok soru için bu kitap vazgeçilmez bir referans kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Catherine Mayer, Mikkel Borch-Jacobsen, Jean Cottraux, Didier Pleux ve Jacques Van Rillaer – Psikanalizin Kara Kitabı, çeviren: Ece Ergin, Albaraka Yayınları, psikoloji, 526 sayfa, 2022

Bruce Fink – Lacancı Psikanalize Klinik Bir Giriş (2022)

Lacancı psikanalizin öğeleri üzerine derli toplu bir çalışma arayan okur ve terapistlere bu kitabı öneriyoruz.

Bruce Fink, Lacan’ın temel kavramlarını zengin klinik malzemelerle destekleyerek açıklıyor.

‘Lacancı Psikanalize Klinik Bir Giriş’, her terapistin başucu kitabı olmaya aday bir kitap.

Lacan’ın teorisine giriş yapmak için eşsiz bir başlangıç oluşturan kitabın içinde tanımlanan pek çok temel kavram bol miktardaki klinik malzemeyle desteklenerek okurun anlayabileceği şekilde sunuluyor.

Fink, kendi deneyiminden yola çıkarak faydalı bulduğu psikanalitik müdahale ve uygulamaları Lacan’ın teorisini kullanarak özgün bir şekilde ortaya seriyor.

Okurlar bu kitapla birlikte her zaman “zor” olarak kabul edilen Lacan’a bir başlangıç yapma olanağına kavuşacaklar.

Lacancı psikanalizi teşkil eden öğelerin neler olduğunu Fink’in sakin, yalın ve derinlikli rehberliği eşliğinde ziyaret edebilecekler.

Klinisyenler ise, gündelik pratiklerinde yaşadıkları zorluklara pek çok açıklama bulabilecekler bu kitapta.

Fink, psikanalitik tanının önemini, nevroz, psikoz ve sapkınlığın ne anlama geldiğini, a nesnesi’ni, değişken süreli seans’ı, kesme’yi, jouissance’ı, Öteki ve ötekini, arzu’yu, arzu alanının açılması’nı, İmgesel-Simgesel-Gerçek düzenler’i, analistin konumunu, analitik ilişkiyi ve daha pek çok temel Lacancı kavramı büyük bir ustalıkla aktarıyor.

Bu kitap öncelikle terapistler için yazılmış bir kitap.

Ama psikanalize ve kendisine ilgi duyan herkes bu kitabı okuyabilir!

Fink’in dediği gibi: Lacan, “bizi uyandırmanın, kışkırtmanın, sarsmanın peşindedir; teskin etmeyi, rehavete sokmayı değil, ancak kavramsal tekdüzeliğimizi şaşkına çevirmeyi ister. Bunlar, onun bizi çalışmaya itme amacıyla, anladığımızı düşündüğümüz şeyi anlamadığımız gerçeğini (Freud’un yazılarını ya da analizanlarımızın söylemlerini takip etmenin aldatıcı biçimde kolay olup olmadığını), bir şeyi ifade etmek ya da kavramsallaştırmak için sayısız girişimde bulunmak zorunda kalabileceğimizi ve sonrasında yorumumuzun hâlâ yalnızca yaklaşık olarak kalacağını bize hatırlatmasıyla ilgilidir.”

  • Künye: Bruce Fink – Lacancı Psikanalize Klinik Bir Giriş: Teori ve Teknik, çeviren: Özgür Öğütcen, Axis Yayınları, psikanaliz, 2022

Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu – Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri (2022)

Sanat ve akıl hastalığı arasındaki ilişki üzerine bizi derin derin düşünmeye sevk edecek türden bir çalışma.

Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu, ilk olarak 1962’de yayımlanan ‘Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri’nde, genç bir hastanın resimlerinden hareketle sanatın psikopatolojiyle ilişkisini analiz ediyor.

Velioğlu ve Dağyolu, 1957’de İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Kliniği bünyesinde kurdukları Psikopatolojik Sanat Laboratuvarı’nda hastalarla yaptıkları çalışmaların ürünlerini 1960’lardan itibaren kamuyla paylaşmaya başladılar.

1960 ile 1962 arasında kurumdaki hastaların ürünlerinin teşhis ve tedavi amacıyla nasıl kullanıldığını anlatan ve sanatın psikopatolojiyle ilişkisini o dönemin bütün teorik birikimini de seferber ederek analiz eden üç kitap yayımladılar.

Ayrıca hastaların eserlerinden oluşan, önce İstanbul’da sonra da Ankara’da açılan iki sergi 350 binden fazla kişi tarafından ziyaret edildi.

1962’de yayımlanan ‘Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri’nde tek bir hastanın ürünleri yer alıyor: “35 yaşında erkek. Beden yapısı astenik, bakışları canlı, giyimi itinasız. Nazik, bazen teatral jestlerle konuşuyor,” diye tanımlanan ve “entelektüel, aristokrat, pederşahi, mistik ve müreffeh” bir aile çevresinden gelen bu hastanın kitapta geniş yer verilen resimleri, şiirleri, bir piyesi, fıkraları ve bir “beste”si etrafında psikopatolojik sanatın nitelikleri ayrıntılı olarak tartışılıyor.

Bu öncü niteliğindeki kitaba ayrıca kendisi de çok başarılı bir ressam olan Velioğlu’nun akıl hastalarıyla sanatçıların eserleri arasındaki benzerlik ve ayrımların mantığını daha sistematik olarak analiz eden ‘Akıl Hastası ve Sanatçı’ (1978) adlı eserinden aynı başlıklı bölüm de eklendi. Bu yazıda ilk kitaptaki hasta ile bir başka hastanın eserleri, bir aşamada kendilerini özdeşleştirdikleri Van Gogh’un eserleriyle kıyaslanarak tartışılıyor.

Saffet Murat Tura kitaba yazdığı sunuşta nöroloji ve nöropsikiyatri alanındaki yeni çalışmalardan yola çıkarak sanat ve akıl hastalığı ilişkisi konusunda kendi görüşünü aktarıyor, Velioğlu düşüncesinin beslendiği düşünür ve düşünce akımlarını tartışıyor ve Velioğlu’yla aralarındaki hoca-öğrenci ilişkisinin sıcaklığını ve sahiciliğini biz okurların da hissetmesini sağlıyor.

  • Künye: Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu – Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri, hazırlayan: Tuncay Birkan, Can Yayınları, psikoloji, 272 sayfa, 2022

Lorenzo Chiesa – Öznelik ve Ötekilik (2022)

Lacancı psikanaliz ile felsefeyi ustaca birleştiren bir inceleme.

Lorenzo Chiesa, felsefi bir perspektiften, Lacan’ın çalışmasında öznelik kavramının evrimini irdeliyor.

Bazı “Lacan yanlıları”nın Lacan’ın çalışmalarının tefsir edilmesine bir son verilmesi çağrısına ve Lacan’ın “Lacan karşıtları” tarafından nüfuz edilemez olarak reddedilmesine karşı çıkan ‘Öznelik ve Ötekilik’, Lacan’ın “paradoksal olarak sistematik” bir düşünür olduğunu ve metinlerinin yakın bir analizinin gerekliliğini iddia ediyor.

Chiesa, felsefi bir perspektiften, Lacan’ın çalışmasında öznelik kavramının evrimini incelerken Lacan’ın İmgesel, Simgesel ve Gerçek düzenlerine göre Lacancı öznenin ötekilikle zorunlu ilişkisi içinde ayrıntılı bir okumasını gerçekleştiriyor.

Chiesa, Lacan’ın özneyi incelemesinin görünüşte uyumsuz aşamalarının altında yatan sürekliliği vurgular ve Lacan’ın teorisini tutarlı bir felsefi sistem olarak tanımlar – ancak sürekli olarak gözden geçirilen ve bu nedenle “tamamlanmamış”, “açık” ve problematik bir sistem.

Chiesa, konuyla ilgili her bir “eski” teoriyi “yeni” bir ayrıntılandırma çerçevesinde analiz eder ve temel ilkelerini giderek daha karmaşık hale gelen genel bir psikanalitik söylem perspektifinden yeniden değerlendirir.

1960’lardan itibaren, diye yazar Chiesa, Lacancı özne, aktif olarak yüzleşilmesi ve varsayılması gereken indirgenemez bir eksiklik anlamına gelir; Chiesa ayrıca bu “özneleştirilmiş eksiklik”in postmodernizm tarafından iddia edilen “öznenin ölümü” ile geleneksel “tözselci” özne nosyonuna dönüş arasındaki çağdaş açmazdan bir kaçış sunduğunu ileri sürer.

Psikanalitik konulara özgün bir yaklaşım getiren ‘Öznelik ve Ötekilik’, Lacancı kavramların felsefi bir araştırmasına duyulan ihtiyacı ciddiye alarak, Lacan üzerine mevcut literatürde önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Lorenzo Chiesa – Öznelik ve Ötekilik: Lacan’ın Felsefi Bir Okuması, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 2022

Renata Salecl – Cehalet Tutkusu (2022)

‘Cehalet Tutkusu’, cehalet veya inkârın sosyal ve psikolojik motivasyonları ile sonuçları üzerine muazzam bir inceleme.

Renata Salecl’in kitabı, sahte haberlerin, propagandaların, siyasi söylemlerin ve tartışmaların medyaya hâkim olduğu bu zamanda özellikle okunmalı.

Bilginin ve bilgiye ulaşma yollarının yeniden tanımlandığı günümüzün hakikat sonrası, post-endüstriyel dünyasında gerçekle yalanı ayırt etmek zaman zaman imkânsız hale geliyor, bu da kasıtlı olarak bilmemeyi seçen insanların sayısının gitgide artmasına neden oluyor.

Filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Salecl ‘Cehalet Tutkusu’nda, insanlık durumunun daima bir parçası olduğunu savunduğu “cehalet”i ve bağlantılı olarak “inkâr” kavramını masaya yatırıyor; hem travmatik bilgiye ulaşmaktan kaçınan insan doğasını hem de ideolojik mekanizmaları sekteye uğratacak bilgiyi inkâr yollarını insanlık durumu üzerinden açıklıyor.

Kasıtlı cehaletin bilhassa kriz anlarında olumlu bir yanının da olabileceği fikrini dile getiriyor; cehaletin güce nasıl dönüşebileceğini disiplinlerarası örneklerle aktarıyor.

Felsefeden, psikanalitik ve sosyal teoriden, popüler kültürden ve kendi deneyimlerinden yola çıkıp Lacan, Foucault, Claude Lévi-Strauss gibi isimlerin argümanlarına referanslarda bulunarak cehaletin sosyal ve psikolojik nedenlerini inceliyor; cehalet tutkusunun aşktan hastalığa, travmadan genetiğe, adli tıptan büyük veriye kadar hayatımızın pek çok alanını nasıl etkilediğine dikkat çekiyor.

Çalışma, günümüzün yaygın cehalet tutkusunu ve bunun toplumun pek çok farklı düzeyinde nasıl işlediğini araştırıp belgelemesiyle çok önemli.

  • Künye: Renata Salecl – Cehalet Tutkusu: Neyi Neden Bilmek İstemeyiz?, çeviren: Şafak Tahmaz, Timaş Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2022

Zbigniew Kotowicz – R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları (2022)

Psikiyatri kurumuna meydan okumuş R. D. Laing’in çalışmaları üzerine harikulade bir eleştirel inceleme.

Zbigniew Kotowicz, aynı zamanda devrim yaratmış kimi anti-psikiyatri denemelerini de kapsamlı şekilde ele alıyor.

1960’lı ve 1970’li yıllarda R. D. Laing’in radikal ve vizyoner fikirleri, tanının bilimsel olarak anlamsız olduğu iddiasıyla psikiyatri kurumuna meydan okudu.

Bu görüşler psikiyatri pratiğindeki düşüncelerde ve deliliğin anlamında bir devrim yarattı.

‘Bölünmüş Benlik’ten ‘Düğümler’e, Laing’in çalışmaları kısa süre içinde hemen herkes tarafından tanınmasını sağladı.

‘R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları’, çağdaş bir perspektiften Laing’in çalışmalarının kapsamlı bir değerlendirmesini sunuyor.

En üretken olduğu on yıla odaklanarak yazar, Laing’in teorik yazılarının gerekçelendirilmiş bir eleştirisini yapıyor ve ilk eserleri üzerinde etkili olan fenomenoloji ve varoluşçuluk ile kişilerarası iletişim çalışmalarına etki eden Amerikan aile etkileşimi araştırmalarını ve Sartre dâhil Laing’in düşüncesine tesir eden etkenlerin izini sürüyor.

Kitap aynı zamanda, deneysel bir terapi topluluğu olan Kingsley Hall’ü, Almanya’daki Sosyalist Hastalar Kolektifi ve İtalya’daki tüm psikiyatri sisteminin yeniden şekillendirilmesi gibi diğer anti-psikiyatri denemelerine paralel olarak ele alıyor.

  • Künye: Zbigniew Kotowicz – R. D. Laing ve Anti-Psikiyatrinin Yolları, çeviren: Beyza Konuk, Albaraka Yayınları, psikiyatri, 172 sayfa, 2022