E. M. Cioran – Gerici Düşünce Üzerine Deneme (2025)

Emil Michel Cioran’ın ‘Gerici Düşünce Üzerine Deneme: Joseph de Maistre Vakası’ (‘Essai sur la pensée réactionnaire: a propos de Joseph de Maistre’) adlı eseri, modernliğin akıl, ilerleme ve özgürlük gibi temel inançlarını ters yüz eden keskin bir düşünsel sorgulama. Cioran, bu kitapta karşısına Joseph de Maistre’ı alır; ama onu yalnızca tarihsel bir figür olarak değil, modernliğe karşı doğmuş bir ruh hâlinin simgesi olarak ele alır. De Maistre’ın monarşi, din ve otoriteye duyduğu tutkuyu anlamaya çalışırken, aslında insanın düzene ve inanca olan varoluşsal ihtiyacını tartışır.

Cioran’a göre de Maistre, aklın sınırsız gücüne olan inancı reddederken, insanın doğasında bulunan şiddet ve kaos potansiyelini kavrayan ender düşünürlerden biridir. Onun Tanrı merkezli tarih anlayışı, modern insanın sekülerleşmiş ilerleme mitine karşı bir karşı-büyü işlevi görür. Bu noktada Cioran, de Maistre’ın fikirlerinde hem korkunç bir tutarlılık hem de büyüleyici bir delilik görür: düzen arayışı, aklın değil, umutsuzluğun ürünüdür.

Yine de Cioran, de Maistre’ı savunmaz; onu bir “fikrî vaka” olarak inceler. Çünkü de Maistre, tarihin yalnızca akıl yoluyla değil, korku, inanç ve yıkım üzerinden de işlediğini gösterir. Isaiah Berlin’e göre de Maistre, proto-faşizmin temellerini atmış, irrasyonelin hüküm sürdüğü bambaşka bir moderniteyi telaffuz etmiştir. Ancak Cioran için bu irrasyonel tutum, ideolojik değil, metafizik bir protestodur — modernliğin kibirli iyimserliğine karşı yükselen bir iç çığlıktır.

‘Gerici Düşünce Üzerine Deneme’, Cioran’ın kendi karanlık düşünce evreninin de habercisidir. De Maistre aracılığıyla, aklın yıkımını değil, yıkımın aklını anlamaya çalışır. Böylece kitap, gericiliği bir politik tutumdan ziyade, varoluşun derin bir sezgisi olarak konumlandırıyor.

  • Künye: E. M. Cioran – Gerici Düşünce Üzerine Deneme: Joseph de Maistre Vakası, çeviren: Selim Karlıtekin, Telemak Kitap, felsefe, 96 sayfa, 2025

Jacques Rancière – Estetik Bilinçdışı (2025)

Jacques Rancière’in bu kitabı, sanatın yalnızca duygularla ilgili bir alan olmadığını, aynı zamanda düşünmenin farklı bir biçimi olduğunu savunuyor. Rancière, “estetik bilinçdışı” kavramını ortaya atarken, sanatın düşünceyi kelimelerle değil görsel, işitsel ve duyusal biçimlerle ifade ettiğini söylüyor. Yani sanat, bilincin değil, bilinçdışının diliyle konuşur; ancak bu, Freud’un anlamıyla bastırılmış arzuların değil, düşüncenin görünmez biçimlerinin alanıdır.

Kitap, estetiğin tarihini 18. yüzyıldan itibaren ele alıyor. Rancière, Schiller, Hegel ve Kant gibi düşünürlerin sanatı ahlak, temsil ve güzellik üzerinden tanımladığını, ancak modern dönemde sanatın bu sınırları aştığını belirtiyor. Sanat artık sadece “güzel” olanı üretmez; dünyayı farklı bir biçimde algılamamızı sağlar. Bu noktada “estetik bilinçdışı”, sanatın bize dünyayı başka türlü düşünmeyi öğreten gizli gücüdür.

Rancière ayrıca Freud, Mallarmé, Proust ve Valéry gibi isimlerden yola çıkarak, sanatın insan deneyimini nasıl dönüştürdüğünü inceler. Ona göre bir şiir, bir tablo ya da bir roman, bilinçli bir fikir aktarmasa bile, düşüncenin biçimini değiştirir. Sanat, dünyayı açıklamaz ama onunla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenler. Bu yüzden Rancière için estetik, yalnızca sanat kuramı değil, aynı zamanda özgürlük ve eşitlik üzerine bir düşünme biçimidir.

‘Estetik Bilinçdışı’ (‘L’Inconscient esthétique’), karmaşık felsefi terimleri sadeleştirerek söyleyecek olursak, sanatın neden yalnızca duygusal değil, aynı zamanda düşünsel bir etkinlik olduğunu açıklar. Rancière, sanatı bilimin ve siyasetin yanında, insanın dünyayı anlama yollarından biri olarak yeniden tanımlar.

  • Künye: Jacques Rancière – Estetik Bilinçdışı, çeviren: Selim Karlıtekin, Telemak Kitap, felsefe, 80 sayfa, 2025

Robert Hertz – Ölümün Toplumsal Yaşamı (2025)

Robert Hertz’in bu eseri, ölümün bireysel bir olaydan çok toplumsal bir gerçeklik olduğunu savunuyor. ‘Ölümün Toplumsal Yaşamı’ (‘Contribution à une étude sur la représentation collective de la mort’), ölümün sadece biyolojik bir son değil, aynı zamanda sosyal yapının merkezinde yer alan, ritüeller ve inançlarla şekillenen bir süreç olduğunu savunuyor. Bu yaklaşımıyla modern bireyci anlayışa karşı duruyor ve ölümün, kolektif bilinç tarafından nasıl anlamlandırıldığını inceliyor.

Yazar, özellikle ikincil cenaze ritüellerine odaklanarak, ölünün ruhunun hemen özgürleşmediğini, bir geçiş süreci yaşadığını ifade ediyor. Bu süreçte topluluk, ölüyle ilişkisini devam ettiriyor ve ruhun tam olarak öbür dünyaya geçtiğine ikna olana kadar törensel pratiklerle bu geçişi düzenliyor. Hertz, bu ritüellerin toplumun kendi bütünlüğünü korumasına hizmet ettiğini belirtiyor. Ölümle yüzleşen topluluk, kaybı ritüellerle dönüştürerek sosyal düzenini yeniden inşa ediyor.

Ölümün bu şekilde temsil edilmesi, bireyin değil topluluğun ön planda olduğu bir düşünce yapısını ortaya koyuyor. Hertz, ölüm ritüellerinin farklı kültürlerdeki benzerliklerine dikkat çekerek, bu uygulamaların kolektif bilinçteki derin köklerini gösteriyor. Ayrıca cenaze törenlerinin sadece öleni uğurlamak için değil, yaşayanlar arasında yeni ilişkiler kurmak ve mevcut yapıyı güçlendirmek için de yapıldığını vurguluyor.

Bu eser, sosyolojide yapısalcı düşüncenin öncüllerinden biri olarak kabul ediliyor. Hertz’in ölüm anlayışı, yalnızca antropolojik bir çözümleme değil, aynı zamanda toplumun varlık ve devamlılık stratejilerine dair güçlü bir okuma sunuyor. Ölümü bireysel bir trajediden çıkarıp kolektif bir anlam ağına yerleştiriyor.

  • Künye: Robert Hertz – Ölümün Toplumsal Yaşamı, çeviren: Selim Karlıtekin, Telemak Kitap, antropoloji, 152 sayfa, 2025