Marc Cerasini – 24: Truva Atı (2007)

  • 24: TRUVA ATI, Marc Cerasini, çeviren: Barbaros Bostan, Artemis Yayınları, roman, 348 sayfa

24-truva-ati

’24: Truva Atı’, meşhur dizi ’24’ ve onun meşhur oyuncusu Jack Bauer’in yeni bir macerasını anlatıyor. Güçlü bir dünya liderinin, en tanınmış sinema yıldızlarının süslediği ve tüm dünyada canlı yayınlanacak bir törende Hollywood’un elit kesimleriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Tüm güvenlik önlemleri alınmasına rağmen, görevliler, önceden tahmin edilemeyen bir katliam türünü tespit eder. Jack Bauer, bu aşamada, ‘Truva Atı’ olarak tanımlanan bu katliam tehdidinin üstesinden gelmesi için hemen göreve çağrılır. Yabancı bir hükümeti devirmek üzere geliştirilmiş bir proje olan bu tehdidin üstesinden gelmek için, Bauer’in 24 saatten az bir süresi kalmıştır.

İlhan Sami Çomak – Açık Deniz (2007)

  • AÇIK DENİZ, İlhan Sami Çomak, Aram Yayınları, şiir, 103 sayfa

acik-deniz

‘Açık Deniz’, İlhan Sami Çomak’ın ikinci şiir kitabı. 1994 yılından bu yana cezaevinde olan Çomak, bu mahpusluk durumuna karşıt bir biçimde, dizelerinde dışarının sıkıntılarına, aşklarına ve yaşama çabalarına yer veriyor. Kitaptaki ‘En Çok Yaralıydık’ isimli şiirden bir alıntı: “En çok yaralıydık ta ki saçlarımız tarandı. / Ben şarap hevesiyle bir Asurî / O elinde bir telekle Yezidî / Taşın tarihini öğreniyoruz kendimizden, öğrendik / Bir kuşu sezmek, ya da deniz… / Bütün diller güzeldi, biz daha da güzelledik öğrendikçe / Bıraktık ellerimizi ellerinize Aramice / Baktık yaşamak çok güzel oluyor Kürtçe / Putlar ise ölü denizlerin sabah sonrası / İlk gördüğümde gökyüzüne aşk gider. (…)”

Nazlı Eray – Sis Kelebekleri (2007)

  • SİS KELEBEKLERİ, Nazlı Eray, Merkez Kitaplar, roman, 314 sayfa

sis-kelebekleri

Nazlı Eray’ın ‘Sis Kelebekleri’ otobiyografik özellikler barındırıyor. Romanda, hastalık sürecinde yaşama ve düşlerine sarılan, iyileşme yolunda günden güne adımlar atarken yaşam serüveninden kopmayan bir kadının hikâyesi anlatılıyor. Sinop Cezaevi’nde yaşananlar, kentteki bir otel odasında geçenler ve Mamak çöplüğünden yeraltı insanlarının dünyasına açılan bir yarık, kahramanımızın hikâyesi etrafında dönen başlıca olaylar. Yine roman kahramanının, bir yandan hastalığıyla savaşırken, öte yandan da dedesi Tahir Lütfü Tokay’ın izini sürmesi, romanın sürükleyici bir diğer konusunu oluşturuyor. Roman, olay örgüsüne paralel, düşle gerçeğin iç içe geçtiği bir dünya tasavvur ediyor.

Frederick Forsyth – Afgan (2007)

  • AFGAN, Frederick Forsyth, çeviren: Suzan Cenani Alioğlu, Altın Kitaplar, roman, 382 sayfa

afgan

Frederick Forsyth’nin ‘Afgan’ı, günümüzde Taliban’ın egemenliğindeki Afganistan’da geçen bir gerilim romanı. Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, ABD’nin 11 Eylül’den sonra Afganistan’a yaptığı saldırı, tarihi arka planıyla verilir. Romanın kurgu kısmı bundan sonra başlar. İki yüzüncü sayfadan itibaren başlayan bu bölümde, El-Kaide’nin yapacağı büyük bir operasyondan sonra, gizli servisin Albay Mike Martin üzerinden Taliban’a sızma planları ve bununla beraber gelişen olaylar hikâye ediliyor. Arapça’yı çok iyi bilen Albay Martin, plana göre, Taliban’ın esir komutanı İsmet Han’ın yerine geçecek ve büyük bir felaketi önlemek için Taliban’a sızacaktır.

Selahattin Küçük – Radyodaki Büyülü Ses (2007)

  • RADYODAKİ BÜYÜLÜ SES, Selahattin Küçük, Gürer Yayınları, anı, 160 sayfa

radyodaki-buyulu-ses

Selahattin Küçük, radyolu yılların önemli isimlerinden biri. Dolayısıyla kendisi, televizyon kuşakları tarafından pek bilinmez. Küçük’ün anılarından oluşan bu kitap, o dönemin ayrıntılarına indiği için ayrıca ilgiyi hak ediyor. İkinci Dünya savaşı yıllarında, en önemli iletişim kanallarının radyo ve basın olduğu düşünüldüğünde, radyonun ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Küçük, radyoculukta kırk yıllık deneyime sahip. Kendisinin anılarında, Eski İstanbul Radyosu ile Harbiye’deki Radyoevi’nin kırk yıllık süre içinde nasıl bir değişime uğradıkları, dönemin sanatçılarına dair anılar ile o dönemde Ankara ve İstanbul radyoları arasındaki farklar anlatılıyor.

Kolektif – Karşılaştırmalı Eğitim Sistemleri (2007)

karsilastirmali-egitim-sistemleri

‘Karşılaştırmalı Eğitim Sistemleri’, Türkiye’nin eğitim sorununa çözüm sunmayı amaçlayan bir çalışma.

Eser, muhtelif ülkelerin eğitim sistemleri hakkında, karşılaştırmalı bir şekilde bilgi vermesiyle bu alana önemli bir katkı sunuyor.

Türkiye, ABD, Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Endonezya, Fransa, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Kore, Hindistan, İrlanda, İspanya, Japonya, Kanada, Küba, Lüksemburg, Mısır, Özbekistan, Polonya, Rusya ve Uganda Cumhuriyeti, eğitim sistemleri incelenen ülkeler.

Bu karşılaştırmada, eğitim sistemlerindeki benzerlik ve ayrılıkların gösterilmesi, kitabın bu alanda çalışanlar açısından en aydınlatıcı ve önemli yönünü oluşturuyor.

  • Künye: Kolektif – Karşılaştırmalı Eğitim Sistemleri, editör: Ali Balcı, Pegem Akademi Yayıncılık, eğitim, 496 sayfa

Cami Baykurt – Hıristiyan Türkler (2007)

  • HIRİSTİYAN TÜRKLER, Cami Baykurt, Karma Kitaplar, din, 103 sayfa

hiristiyan-turkler

Cami Baykurt, ‘Hıristiyan Türkler’de, Selçukluların küçük Asya’yı ele geçirmelerinden günümüze kadar, Anadolu’da varlığını sürdüren Türk Hıristiyanlardan bahsediyor. Karamanlı Rum olarak nitelendirilen bu topluluk, Türkçe konuşur, Türkçe ibadet eder. İlk baskısı 1922 yılında yapılan bu kitabında Baykurt, Türk Hıristiyanlığının tarihini, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki farklı dinlere gösterilen hoşgörü çerçevesinde ele alıyor. Türklerin göç yolları, coğrafi sebeplerle Bizans’a giden Türk kavimleri ve Türkler arasında Ortodoksluğun yayılması, kitaptaki öne çıkan konular. Baykurt bu temel başlıklardan hareketle, Hıristiyan bir cemaatin köklerine ve göç yollarına odaklanıyor.

Dalai Lama – Atomun İçindeki Evren (2007)

  • ATOMUN İÇİNDEKİ EVREN, Dalai Lama, çeviren: Ertuğrul Bilal, Alfa Yayınları, felsefe, 194 sayfa

atomun-icindeki

‘Atomun İçindeki Evren’, Budist lider Dalai Lama’nın Doğu felsefesi türüne giren metinlerinden oluşuyor. ‘Bilim ve Tinselliğin Kesişmesi’ alt başlığını taşıyan kitap, bireyin dünyayı anlamlandırırken, bilim ve tinsellik gibi birbirine karşıt söylemleri tartışıyor. Fakat tartışma, temelde, bu karşıtlığı ortadan kaldırmayı ve iki söylem arasında bir köprü kurmayı amaçlıyor. Dolayısıyla kitapta, zihinsel eğitimi Budist düşünceye dayanan bir ismin, aldığı eğitimin yanında, evrenbilim, atom altı fiziği, beyin ve psikoloji gibi bilimsel konular hakkındaki düşünceleri bulunuyor. Dalai Lama, kabaca, “görünen ve görünmeyen” iki dünyayı karşılaştırıyor diyebiliriz.

Misbah Hicri – Tarihin Adı: Urfa (2007)

  • TARİHİN ADI: URFA, Misbah Hicri, Kent Yayınları, tarih, 187 sayfa

tarihin-adi-urfa

Bilindiği gibi Urfa, bin yıllık tarihiyle, “medeniyetin beşiği” adını fazlasıyla hak eden şehirlerimizden biri. Zira şehir, doğal güzelliklerinden çok tarihi varlıkları, taş yapıların özgün mimarisi, otantikliği ve medeniyetlerin, uygarlıkların ve dinlerin harmanlandığı bir merkez oluşuyla öne çıkar. Bu kitap da Urfa’yı anı, araştırma, gezi, mitoloji, tarih, çevre ve turizm gibi farklı alanlara eğilen yazılar üzerinden anlatan, sağlam bir kent monografisi. Urfa doğumlu yazarın metinleri, kısmen, yitirilmiş bir geçmişe dair büyük bir özlemi de barındırıyor. Dolayısıyla kendisi için yazmanın da, şehrin geçmişteki güzelliklerinin unutulmasını engelleme çabası olduğu görülüyor.

Thomas Hobbes – Yurttaşlık Felsefesinin Temel İlkeleri (2007)

  • YURTTAŞLIK FELSEFESİNİN TEMEL İLKELERİ, Thomas Hobbes, çeviren: Deniz Zarakolu, Belge Yayınları, felsefe, 348 sayfayurttaslik-felsefesinin

 

Bilindiği gibi Thomas Hobbes, “insan doğası” konusuna kafa yormuş, bu konuyu ‘Leviathan’ isimli ünlü kitabında da enine boyuna tartışmıştı. Hobbes’un görüşleri, her ne kadar bireyin egemene mutlak itaati gibi tartışmalı yönler barındırsa da, kendisi, fikirleriyle yüzyıllarca felsefeyi ve politikayı etkilemiş ve hâlâ etkileyen bir isim. İlk baskısı 1647 yılında yapılan ‘Yurttaşlık Felsefesinin Temel İlkeleri’ ise, filozofu ‘Leviathan’dan önce, Avrupa’da şöhretli bir isim haline getiren ilk çalışmaydı. Bu çalışma, kendisinin tüm eserlerinin ortak yönü olan realizm eleştirisi barındırıyor. Kitapta, Richard Tuck’ın, Hobbes’un eserine odaklanan bir yazısı da bulunuyor.