Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar (2021)

“Tanrı kötücül kullarını öbür dünyada cezalandırırken iyi ve yoksul kullarına neden bu dünyada yardım etmiyor?”

Sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın, tanrıya yazdığı altmış üç mektupla, iktidarın kendisine yaşattığı baskıları anlamaya çalışıyor.

‘Tanrıya Mektuplar’, 1932 yılında Malatya’nın Pötürge kasabasında doğan ve köyünde ilkokul olmadığı için 16 yaşındayken ilkokulu dışarıdan bitirerek öğrenimine devam eden sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın’ın mücadelesini anlatıyor.

Tanrının, kullarının iyiliğini düşündüğüne hükmedip, başına gelen sürgün, açığa alınma ve hapis gibi cezalandırılmaları anlamaya çalışıyor.

Sonunda tanrıya yazdığı altmış üç mektupta başına gelenlerin nedenlerini ve tanrının kötüleri neden cezalandırmadığını sorguluyor.

  • Künye: Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2021

Mihalis Mentinis – Yemeğin Psikopolitikası (2021)

Ne yediğimiz, nerede ve kiminle yediğimiz kim olduğumuza dair çok şey söyler.

Mihalis Mentinis bu enfes çalışmasında, neoliberalizmde yemeğin ve yemek yapmanın dönüşen psikopolitik fonksiyonunu tartışmaya açıyor.

Deleuze ve Guattari, makinesel bir asamblaj içinde “bedenlerin zorunlu, kaçınılmaz ya da izin verilen alaşımını düzenleyen şeyin, her şeyden önce bir beslenme rejimi ve cinsellik rejimi” olduğunu ileri sürer.

Bu görüş, neoliberal simgesel düzende şef figürünün merkeziyeti açısından çok önemli bir saptamadır.

Bedenlerin birbirine karışmasının benliklerin birbirine karışmasıyla ayrışmaz bir şekilde ilintili olduğunu göz önünde tutacak olursak, çağdaş beslenme rejiminde kilit bir role sahip olan şef figürü psikopolitik açıdan da önemli bir role sahip.

Foucault’ya bakacak olursak bu durum daha da açık hale gelir.

Foucault modern dünyanın kontrollü diyet kaygısının cinsellikle ilgili bir takıntıya dönüştüğü savının artık geçerli olmadığı görüşündedir.

Bugün artık yemek ve dolayısıyla da beslenme rejimi, ahlak kurallarının bölgesi, bilimsel araştırma konusu, bireyselleşmeci düşünümsellik anlamında ayrıcalıklı bir konum elde etme iddiasındadır ve dolayısıyla neoliberal asamblajın yeniden şekillenişinde daha önce olduğundan çok daha büyük bir öneme sahip.

Bir başka deyişle, ne yediğimiz, nasıl ve ne miktarda yediğimiz, kiminle ve nerede yediğimiz, kim olduğumuzu belirlemede cinsel faaliyetlerimizden daha önemli (ya da en azından eşit) bir konuma yerleşmiştir.

Mentinis bu kitapta, yemeğin ve yemek yapmanın psikopolitik fonksiyonunu eleştirel bir şekilde incelerken konuyu farklı coğrafyalar ve disiplinler bağlamında ele alıyor.

Gastronomik faaliyetleri ünlü “şef” ikonundan ekonomik krizlere, anoreksiyadan yamyamlığa geniş bir çerçevede ele alan Mentinis çağdaş mutfak kültürünün, neoliberal gelişme süresince bir aşamadan başka bir aşamaya geçişi işaret eden bir ritüeller dizisi olarak anlaşılabileceğini ileri sürüyor.

Çalışma, sunduğu kapsayıcı teorik ve analitik çerçeveyle yemeğe ve yemek yapmaya dair farklı bakış açıları sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Mihalis Mentinis – Yemeğin Psikopolitikası: Neoliberal Çağda Yemek Ritüelleri, çeviren: Nazlı Sinanoğlu İnanç, Ayrıntı Yayınları, yemek, 192 sayfa, 2021

Robert Stam – Yıkıcı Film (2021)

Medya estetiği alanından yüzlerce kavramın aydınlatıldığı ve bu kavramların film örnekleri üzerinden ayrıca açıklandığı nitelikli bir çalışma.

Robert Stam’ın çalışması, yıkıcı estetik konusunda bir başucu kitabı olmaya aday.

Kitap, politik olarak adanmış sanat ve sanatsal olarak adanmış politikanın birbiriyle örtüşen alanları üzerinden etkileşimli bir yolculuk.

Aynı anda hem bilimsel hem de eğlendirici olan kitap, yıkıcı estetik üzerine büyük bir anlatımı, radikal film stratejilerinin incelenişini ve kapsamlı kavramlar sözlüğünü birleştiriyor.

‘Anahtar Sözcükler’, örneklerini geniş bir yelpazedeki medyadan alarak yaklaşık bin terimi ve kavramı tanımlıyor, yaratıyor ve tasvir ediyor.

Kitap, politik modernizmin ötesine geçerek, radikal filmin bir uzun metrajlı imgesel ya da belgeselden ziyade bir müzik videosu, bir Colbert bölümü ya da bir dijital harmanlama anlamına gelebileceği zamanımızda politik sinemanın tanımını çarpıcı biçimde genişletiyor.

Müşterekler estetiğini, Karnavalesk ve şenliksel-devrimci pratikleri, politik modernizm ve post-Brechtçi performansı, negatifin biçim değiştirmesini, filmin melezlenişini ve kırılmış kronotop ve sinemanın müzikalleştirilişini içeren bölümlerin her biri alternatif estetiğin geniş yelpazesi içindeki farklı bir akımı inceliyor.

Çağdaş politikaya, estetik ve medyaya, sinemaya ilgi duyan herkes için çok değerli bir metin olan çalışma, hocaların ve öğrencilerin yanı sıra sanatçıların ve eleştirmenlerin de çokça yararlanacağı bir eser.

  • Künye: Robert Stam – Yıkıcı Film: Medya Estetiğinde Anahtar Sözcükler, çeviren: Onur Orhangazi, Ayrıntı Yayınları, sinema, 336 sayfa, 2021

George Ritzer – Sosyolojiye Giriş (2021)

Sosyolojiye unutulmaz katkılarda bulunmuş bir isimden usta işi bir sosyolojiye giriş çalışması.

‘Toplumun McDonaldlaştırılması’ kitabıyla çığır açmış George Ritzer, yıllara yayılan sosyoloji çalışmalarını öğrenciler ve bu alana meraklı olanlar için ustalıkla bir araya getiriyor.

Toplumsal dünyamız baş döndürücü bir hızla değişiyor.

Değişim dalgası hem sosyoloji disiplinini hem de sosyoloji ile yeni tanışan genç kuşakları etkiliyor.

Bugünün öğrencileri, bir önceki kuşaklara oranla bilgiye çok daha çabuk erişebiliyorlar.

Fakat sosyolojik perspektifi yaşantılarına uygulama konusunda enformasyon çağının getirdiği kimi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bir yandan kendi belirledikleri koşullarda sosyolojik bilgiyle ilişki kurmak bir yandan da teorinin günlük yaşamlarını anlamlandırmada nasıl bir rol üstlendiğini deneyimlemek istiyorlar.

Bir başka ifadeyle, sosyolojiye giriş derslerinin hayatlarında neye karşılık geldiğinin (hayatlarına nasıl dokunduğunun) gösterilmesini arzu ediyorlar. Böylesine zorlu ama bir o kadar keyifli bir uğraşı, sosyolojinin en çok bilinen düşünürlerinden biri olan Ritzer’den daha iyi kim gerçekleştirebilir ki?

Ritzer, hem klasik sosyoloji kavramlarına ve teorilerine ışık tutuyor hem de günümüzün en can alıcı toplumsal gündemlerinden küreselleşme, tüketim kültürü ve internet başlıklarını odağına alıyor.

Karmaşık sosyolojik olguları, güncel örnekler ışığında titizlikle inceliyor.

İçinde yaşadığımız dünya ile sınıfta öğrenilenler arasında köprü kuran yazar, öğrencileri sosyoloji şemsiyesinin altında eşsiz bir diyaloğa çağırıyor.

Yalnızca teorileri ve düşünürleri aktarmakla kalmıyor; onlardan yola çıkarak toplumu ve toplumsal değişimi anlamaya davet ediyor.

Ritzer’in sosyoloji tahayyülü uluslararası siyasetten kültürel çatışmalara uzanan farklı disiplinlerden yararlanıyor.

Toplumsal cinsiyet faktörünü, sosyalleşme pratiklerini, örgütlenme biçimlerini, sapma ve suçu, dini inanışların sosyolojik kökenlerini, toplumsal tabakalaşmayı ve çok daha fazlasını anlamayı ve sorgulamayı hedefleyen bir perspektif sunuyor.

Yazar bu perspektife uygun bir biçimde kitabını dizayn ederek her bölümde öğrenme hedeflerine, konu özetlerine, anahtar terimlere, araştırma verilerine ve tablolara yer veriyor.

Bir yandan her bir konu başlığında temel çerçeveyi analitik bir biçimde aktarırken, bir yandan sosyolojik bilgiyi, kişisel ve toplumsal tecrübelerimizden hareketle açıklayarak konu başlıklarını anlaşılır kılıyor.

Tüm bu özellikleriyle ‘Sosyolojiye Giriş’ yalnızca sosyoloji öğrencilerine değil, dünyayı anlamak ve sorgulamak isteyen herkese hitap ediyor.

  • Künye: George Ritzer – Sosyolojiye Giriş, çeviren: Taylan Banguoğlu, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 672 sayfa, 2021

Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat (2021)

Mohammed Harbi, Cezayir halkının yetiştirdiği en büyük devrimcilerden.

Kendisinin 1945-1962 yıllarını kapsayan bu anıları ise, o görkemli yılların kaydını tutan çok önemli bir tanıklık.

Bugün tarihçi yönüyle bildiğimiz Harbi, genç yaşta Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında FLN üyesi olarak mücadeleye başladı.

1933 yılında Cezayir’in El Harrouch kentinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Henüz on beş yaşındayken özgürlük mücadelesine katıldı, daha sonra Fransa’da yeraltında yaşadı ve Cezayir’in bağımsızlığı için destek topladı.

1954-1962 FLN’de önemli bir pozisyondaydı.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra yeni cumhurbaşkanı Ahmed Bin Bella’nın danışmanı ve daha sonra kabinesinin bir üyesi oldu.

Harbi, yeni hükümetin giderek artan otoriter yaklaşımına direnmeye çalıştı ve Bin Bella’yı bir askeri darbeyi önlemek için halkı silahlandırmaya çağırdı.

Haziran 1965’te Houari Boumedienne iktidarı ele geçirdi ve Ben Bella’yı tutukladı.

İki ay sonra Harbi de hapse atıldı.

Sonraki altı yıl boyunca hapishaneler arasında nakledildi, 1971’de ev hapsine alınana kadar.

1973’te sahte Türk pasaportuyla Tunus’a ve oradan da Paris’e kaçtı.

Harbi Fransa’da, Paris Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretmeye başladı.

1975’te FLN’nin tarihi adlı bir kitap yayınladı.

İşte Harbi bu kitaptaki anılarında, inişli çıkışlı hayatı ile ülkesi Cezayir’in iç içe geçmiş özgürlük mücadelesini paralel bir bakışla anlatıyor.

  • Künye: Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat: Siyasal Anılar 1945-1962, çeviren: Ayşen Gür, Ayrıntı Yayınları, anı, 352 sayfa, 2021

Pete Woodcock – Siyaset Teorisi (2021)

Tarihten bugüne siyaset teorisine yön vermiş temel siyasi öğretiler üzerine nitelikli bir çalışma.

Pete Woodcock, kapitalizmden sosyalizme, faşizmden komünizme pek çok siyasi öğretiyi ve Lock’tan Hobbes’a, Marx’tan Nietzsche’ye pek çok düşünürün fikirlerini tartışıyor.

  • Demokrasi en iyi yönetim şekli midir?
  • Özgür olmak ne anlama gelir?
  • İnsanlar her anlamda eşit olmalı mıdır?
  • Adil bir toplum yapısı nasıl ortaya çıkarılabilir?
  • Mülkiyet hakkının doğurduğu adaletsizlik giderilebilir mi?
  • Devlet yönetiminde etik yaklaşımlar göz ardı edilebilir mi?
  • İnsan doğuştan iyi midir, kötü müdür?
  • Kapitalizm, sosyalizm, faşizm nedir, kimlere hizmet eder?

Woodcock, siyaset teorisinin bu temel sorularını geçmişten günümüze dünya düşünce tarihine yön vermiş filozofların yaklaşımları çerçevesinde ele alıyor:

Sokrates’i, Platon’u, John Locke’u, Thomas Hobbes’u, Jean-Jacques Rousseau’yu, Nietzsche’yi ve daha nice büyük düşünürü birbirleriyle tartışmaya sokarak ve yaklaşımlarını temel unsurlarıyla aktararak bu soruların yanıtlarını ve siyasetin doğasını gözler önüne seriyor.

Siyaset teorisini ve dünyanın bugün bulunduğu durumu anlamak ve yorumlamak açısından geçmişten günümüze temel kabul edilen siyasi öğretiler, bu kitapta sade, anlaşılır ve çarpıcı biçimde okura sunuluyor.

  • Künye: Pete Woodcock – Yeni Başlayanlar İçin Siyaset Teorisi, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2021

Lucía Álvarez de Toledo – Che Guevara’nın Yaşam Öyküsü (2021)

Bize imkânsızı istemeyi öğretmiş Che Guevara’nın hayatı ve mücadelesi üzerine eşsiz bir biyografi.

Tam 15 yıldır Che’nin hayatı üzerine çalışan Lucía Álvarez de Toledo, dünya tarihinin bu en büyük devrimcisi üzerine şimdiye kadar yazılmış en kapsamlı biyografiyle karşımızda.

Marx’ın Avrupa’da dolaşan komünizm hayaleti gibi, Latin Amerika’nın ardından bütün dünyada ikonik bir hayalet dolaşıyor: Che Guevara hayaleti.

Toledo’nun titiz bir arşiv çalışması yaparak kaleme aldığı eser, Ernesto “Che” Guevara de la Serna’nın 39 yıllık yaşamını okurlarla buluşturuyor.

Che Guevara’nın sermayenin emperyalizm ve kolonyalizm bağlamındaki tarihsel biçimi ile bu tarihsel sömürü biçimlerinin nasıl yeniden üretildiğine ilişkin düşünceleri, ABD emperyalizmi düşmanlığı, bürokratizm karşıtlığı ve bu sebepten ötürü Sovyetler Birliği ile yaşadığı anlaşmazlık, Çin ile Küba arasında oynadığı rol de yine ayrıntılarıyla dikkat çekilen hususlardan bazıları.

Kitap, Che Guevara hakkında yazılmış en kapsamlı çalışmalardan biri olmakla kalmıyor, Latin Amerika’daki mücadele tarihine ilgi duyan okurlara da detaylı bir kaynakça sunuyor.

  • Künye: Lucía Álvarez de Toledo – Che Guevara’nın Yaşam Öyküsü, çeviren: Behzat Hıroğlu, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 544 sayfa, 2021

Lili Sohn – Annelik (2021)

Anneliğe sıkı eleştiriler getirdiği gibi, annelik yükümlülüğünün toplumsal yükünü de derinlemesine sorgulayan sağlam bir çalışma.

Lili Sohn, bizzat kendi annelik deneyiminden hareketle, meşhur annelik içgüdüsünü sorguluyor, onu felsefi, kültürel, tarihsel bir bakış açısıyla tartışıyor.

Aynı zamanda diğer tanıklıklar aracılığıyla farklı ebeveynlik türlerine de yaklaşan Sohn’un çalışması, “Annelik içgüdüsü nedir?”, “Ve gerçekten var mı?” sorularına çırpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Lili Sohn – Annelik: Annelik İçgüdüsüne Tarihsel ve Eleştirel Bir Bakış, çeviren: Ayşenur Müslümanoğlu, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2021

Zafer Aydın – ’68’in İşçileri (2021)

Toplumsal ve siyasi belleğimizde silinmez izler bırakmış ’68’in işçileri üzerine harika bir çalışma.

Zafer Aydın, rüzgârlar tersten estiği zamanlarda dahi bayrağı elinden bırakmamış işçilerin olağanüstü öyküleri üzerinden dönemi, dönemin ruhunu aktarıyor.

Etki ve sonuçlarıyla bir dönemi ve kuşağı ifade eden 1968, dünyadaki örneklerinden farklı olarak Türkiye’de öğrenci gençlik, öğrenci gençliğin eylemleri, önderleri, militanlarıyla anılıyor.

Oysa aynı dönemde öğrenci gençlikle benzer biçimde uyanış, aydınlanma ve politikleşme sürecini yaşamış, hak arama, dünyayı değiştirme mücadelesine girişmiş, bir de işçi kuşağı var.

Bu kitap, anti-emperyalist gösterilerden, fabrika işgallerine, grevlere, direnişlerle, 15-16 Haziran’a, DGM Direnişine, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarına kadar yüzlerce eyleme, etkinliğe imza atmış, parçası olmuş ve bedel ödemiş ’68’in işçilerini görünür, bilinir hale getirmesiyle çok önemli.

Aydın, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘İşçilerin Haziranı – 15-16 Haziran 1970’ kitabı için görüşme yaptıklarının bir kısmının yaşam öyküsü üzerinden dönemi, dönemin ruhunu, ’68’in işçilerinin çıktıkları yolculuğa nasıl devam ettiklerini, neler yaptıklarını, dünyanın ve Türkiye’nin yaşadığı değişim ve dönüşümlerde nasıl tutum aldıklarını aktarıyor.

İtiraz etmekten vazgeçmemiş, yıkılmış duvarların enkazı altında kalmadan, bildikleri yoldan yürümeye devam etmiş, yorgun bedenlerine aldırmadan, her eylemin, grevin, direnişin parçası olan insanların hayat hikâyelerinden hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.

  • Künye: Zafer Aydın – ’68’in İşçileri, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 271 sayfa, 2021

Paulo Freire – Eleştirel Bilinç İçin Eğitim (2021)

Paulo Freire’nin şaheseri ‘Ezilenlerin Pedagojisi’ni tamamlayıcı nitelikte bir kitap.

Freire ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’de, eğitimin nasıl devrimci bir güce dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.

Kitapta, Freire’nin biri ‘Ezilenlerin Pedagojisi’nden önce diğeri sonra yazdığı iki makalesi yer alıyor.

“Özgürlük Pratiği Olarak Eğitim” ile “Verme mi İletişim mi?”

İlk makalede Freire, eğitim denmeyi hak eden bir eğitimin, evcilleştirmeye, kitleleştirmeye nasıl karşıt olduğunu Brezilya ve Şili’deki deneyimlerinden örneklerle ortaya koyuyor.

Bu sadece pratikten örneklerle desteklenmiş teorik bir açıklama değil.

Tam tersine, Brezilya tarihinde sınıfların ve diğer eşitsizliklerin şekillenişi zemininde, “demokratik deneyimsizliğin” nasıl “kapalı toplum”ların temel bir özelliği olduğunu ve eğer demokratik deneyim sağlayacak bir faaliyet olarak tasarlanabilirse, eğitimin nasıl devrimci, dönüştürücü bir güce dönüşebileceğini gösteriyor.

Brezilya’nın bazı bölgelerinde yaptıkları çalışmalarda ortaya çıkardıkları eğitim faaliyetinin materyallerini tanıtarak, konuyu son derece başarılı bir biçimde somutlaştırıyor.

Ve benzer bir faaliyet örgütlemek isteyebilecek olanlar için gayet ilham verici bir materyal seti sunmuş oluyor.

Fakat bunların sadece örnek olduğunun da altı çizilmeli: Freire’ye göre, her bir yerelde, her bir spesifik durumda oraya özgü “üretken/doğurgan konuların” ortaya çıkarılması için çalışma yürütülmelidir ve eğitim materyali bu doğurgan konulara göre biçimlendirilmelidir.

Ancak böylelikle, çalışmaya katılanların birlikte özgürleştiği, daha tam insan olduğu bir süreç olarak eğitim gerçekleştirilebilir.

Dünyada Freire pedagojisini rehber alarak örgütlenen pek çok örgüt var; biri de ülkemizde: Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen). Sendikanın Genel Başkanı Gülsüm Nazlıoğlu, ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’le ilgili yorumu şöyle:

“’Ezilenlerin Pedagojisi’nde kendimizi örgütlemeyi, kendimizi özgürleştirmeyi, hem öğrenip hem öğretmeyi öğrendik ve içselleştirdik. ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’ ise devamında özgürleşmenin karşılıklı bir süreç olduğunu, eşit ilişkiler kurarak, tahakküm kurmadan, veren-alan ilişkisi oluşturmadan, yerinden etmeden, yerinde güçlendirerek ve güçlenerek eleştirel düşünülebileceğini, ancak eleştirel düşünüldüğünde dönüşüm sağlanabileceğini anlatıyor. Sürecin ne kadar zor, uzun soluklu olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden de bazen alanda mücadele edenler olarak, bıkkınlık duyduğumuz zamanlarda dönüp okuyacağımız, el kitabı gibi kullanacağımız bir eser.”

  • Künye: Paulo Freire – Eleştirel Bilinç İçin Eğitim, çeviren: Dilek Hattatoğlu, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 189 sayfa, 2021