Luise Schorn-Schütte – Reformasyon (2021)

Feodaliteyle birlikte dini iktidarların da sonunu getirmiş Reformasyon sürecinin dört dörtlük bir fotoğrafı.

Luise Schorn-Schütte, Martin Luther’in 1517 yılında yaymaya başladığı tezlerinden 1555 tarihli Augsburg Din Barışı’na kadar süren çalkantılı Reformasyon dönemini başından sonuna izliyor.

Çalışma, önce Orta Avrupa’da, daha sonra Avrupa’nın başka yerlerinde çok ciddi dini, siyasi ve toplumsal sonuçlar doğuran, hatta “ilk burjuva devrimi” olduğu öne sürülen, feodal rejimlerin ve dini iktidarların düşüşünün yanında, dolaylı yoldan Alman ulusunun doğmasının da ön adımı sayılan Reformasyon’u her açıdan ele alıyor.

Kitapta ayrıca, reform çatışmasının taraflarından olan Katolikler ve Protestanların kendi açılarından yaptıkları tarihsel analizlerin yanı sıra günümüz ideolojilerinin ve sosyal tarih anlayışlarının bakış açılarına da değiniliyor.

  • Künye: Luise Schorn-Schütte – Reformasyon: Temelleri, Seyri ve Etkileri, çeviren: Arif Ünal, Runik Kitap, tarih, 131 sayfa, 2021

Ryszard Kapuściński – Bu İş Siniklere Göre Değil (2019)

Gazetecilik mesleğinin ilkeleri, yöntemleri, zorlukları, entelektüel ve ahlaki sorumlulukları üstüne harika bir kitap.

Dünyanın zorlu bölgelerinde görev yapmış Polonyalı ünlü gazeteci Ryszard Kapuściński, deneyim ve gözlemlerini samimiyetle paylaşıyor.

Kitap, sadece başlığıyla bile içeriğinin hakkını veriyor.

Çünkü gazetecilik, gerçekten de ‘Bu İş Siniklere Göre Değil’, diyebileceğimiz bir dirayet ister.

Çalışma, okuru Kapuściński’nin eşine az rastlanır deneyimlerinden yararlanma fırsatı sunarken yalnızca gazeteciler ve gazeteci adayları için değil, her dakika, dört bir yandan haberle kuşatılan okurlar için de günümüzde eksikliği hissedilen “dürüst” gazetecilik anlayışının çarpıcı bir özetini sunuyor.

Son olarak belirtelim:

Kitapta, Kapuściński’nin John Berger’la daha önce yayımlanmamış diyalogları da yer alıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Her şeyden önce, gazetecilik yapabilmek için iyi bir insan olmak gerektiğine inanıyorum. Kötü insanlar iyi gazeteci olamazlar. Bu meslekte iyi bir insan demek, başkalarını anlamak; onların niyetlerini, inançlarını, ilgi alanlarını, sıkıntılarını ve acılarını anlamak demektir. Ve ilk andan itibaren onların kaderlerine ortak olmak demektir.”

  • Künye: Ryszard Kapuściński – Bu İş Siniklere Göre Değil: İyi Gazetecilik Üzerine Konuşmalar, çeviren: Berk Cankurt, Deli Dolu Yayınları, inceleme, 108 sayfa, 2019

Brian Dillon – Denemecilik (2021)

Deneme türünün kapsamı ve olanakları üzerine çok iyi bir çalışma.

Brian Dillon, türün öncüleri ve çağdaş ustalarından denemecilik konusunda bilinmeyenlere pek çok konuyu ele alıyor.

Ödüllü çalışması ‘In the Dark Room’ ile bildiğimiz Dillon, bu sefer de bir tür olarak denemeciliği; kökenler, listeler, dağılma, üslup, savurganlık, ayrıntı, tutarlılık, merak ve avunma gibi çeşitli başlıklarda irdelediği, hatta parçalara ayırdığı bu kitabıyla karşımızda.

Kitap, deneme teriminin etimolojik kökenlerinden, Montaigne’den başlayarak günümüz yazarlarına, W. G. Sebald, Georges Perec ve Elizabeth Hardwick gibi isimlere uzanıyor.

Dillon, deneme hakkında şöyle diyor:

“Deneme, konusunun özünü yani püf noktasını ifade etmeyi, dolayısıyla bir tür cila ve bütünlüğü amaçlar, aynı zamanda da sahip olduğu bakış açısının kısmi olduğu, eksik olmanın da kendi içinde bir değer olduğu, çünkü yazan zihnin cesur ve meraklı ama tutuk doğasını daha iyi yansıttığı konusunda ısrar etmek ister.”

  • Künye: Brian Dillon – Denemecilik: Biçim, Duygu ve Kurmacadışı Üstüne, çeviren: Selahattin Özpalabıyıklar, Everest Yayınları, inceleme, 174 sayfa, 2021

Ali Fuat Bilkan – Osmanlı İmparatorluk İdeolojisi (2021)

Osmanlı’daki telif ve tercüme eserlerden yola çıkarak imparatorluk ideolojisinin oluşum sürecini ve karakterini değerlendiren usta işi bir inceleme.

Ali Fuat Bilkan, 1451-1603 arasını kapsayan Osmanlı klasik dönemindeki sosyal, kültürel ve dini hareketlere, dönemin edebi eserleri perspektifinden bakıyor.

Bilkan’ın, daha önce burada da yer verdiğimiz 2018 yılında yayımlanmış ‘Osmanlı Zihniyetinin Oluşumu: Kuruluş Döneminde Telif ve Tercüme’ adlı eserinin devamı olan ‘Osmanlı İmparatorluk İdeolojisi’, imparatorluk kültürünün edebiyat ve sanat penceresinden zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Bunu yaparken farklı disiplinlerin verilerinden de yararlanan Bilkan, giriş bölümünde döneme ait tarihi bilgileri vererek Osmanlı coğrafyasının etrafındaki dünyayı anlatıyor.

Kitabın sonraki bölümlerinde ise, hükümdar, saltanat merkezi, nasihat ve siyaset kitapları, hilafet, din ve devlet ilişkileri, dönemin tartışma konuları, edebiyat, bilim ve sanat ana temaları etrafında “imparatorluk ideolojisi”nin kurgusu ele alınıyor.

Osmanlı klasik çağını daha iyi kavramak açısından çok önemli bir çalışma.

  • Künye: Ali Fuat Bilkan – Osmanlı İmparatorluk İdeolojisi: Klasik Dönemde Din, Toplum ve Kültür (1451-1603), İletişim Yayınları, tarih, 494 sayfa, 2021

Charles Darwin – İnsanda ve Hayvanlarda Duyguların İfade Edilmesi (2021)

Charles Darwin’in evrim kuramında eksik olan tek nokta duygulardı.

İşte Darwin’in son büyük eseri olan eldeki çalışma da, tam da insan ve hayvan duygularına odaklanmasıyla hazine değerinde bir yapıt.

Darwin, önceki eserlerinde insanların diğer hayvanlardan kategorik olarak farklı olmadığını ve dünya üzerindeki bütün canlıların ortak bir atadan geldiğini ispatlamıştı.

Bu eserinde ise, insanlar ve hayvanlarda duyguların nasıl ortaklıklar gösterdiğini analiz ederek hayvan davranışlarını inceleyen bir bilim dalı olan etolojinin de temellerini atmış olur.

Darwin’in ölümünün üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçti.

Fakat bugün de, onun parmak ısırtan çıkarımlarla dolu ifadelerini tam olarak hazmedebilmiş değiliz.

Hiçbir bilimsel devrim daha önceki alışkanlıklarımızı ve kanaatlerimizi değiştirme açısından Darwin’in buluşuyla karşılaştırılamaz.

İşte bu kitap da, bu gerçeği bir kez daha ortaya koymasıyla çok önemli ve değerli.

  • Künye: Charles Darwin – İnsanda ve Hayvanlarda Duyguların İfade Edilmesi, çeviren: Bahar Kılıç, Alfa Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2021

Turhan Selçuk – Manzara-i Umumiye (2021)

2010’da aramızdan ayrılan, sözsüz karikatürün öncüsü Turhan Selçuk’un mizahı, kendi zamanının çok ötesindeydi.

Desen Yayınları üç ciltlik harika bir Turhan Selçuk seçkisiyle bu mizahı genç nesillere tanıtıyor.

Bu nadide koleksiyon, ‘Siyasetin Göbeği’, ‘Manzara-i Umumiye’ ve ‘İnsan Denen Garip Hayvan’ başlıklarını taşıyor.

Seçkinin ikinci halkası olan ‘Manzara-i Umumiye’, sanatçının, 1952-2003 yılları arasında, Türkiye’nin ve dünyanın seçkin gazete ve dergilerinde kendine yer bulan, bazıları farklı dönem ve mecralarda tekrar tekrar yayımlanarak yankı uyandırmış 80 karikatürünü bir araya getiriyor.

Selçuk’un, eleştiri oklarını siyasetçilerden göbekli patronlara ve sömürü dünyasına yönlendirdiği karikatürlerine yer veren ‘Manzara-i Umumiye’, emekçilerin mevcut küresel düzen karşısındaki duruşuna, ekonomik istikrarsızlığın ve el değiştiren sermayenin halkın üzerinde yarattığı baskıya odaklanıyor.

Kitaptaki seçki ayrıca çürümüş ve yozlaşmış sistem içinde medyanın nasıl pasifize edildiğini, düşünce özgürlüğü ve insan hakları konusunda toplumun nasıl üç maymunu oynamaya itildiğini olağanüstü bir incelikle hicvediyor.

Simite talim eden işçilerle giderek semiren patronlar arasındaki karşıtlığa da tuz basmaktan çekinmeyen sanatçı; mizahın birleştirici gücüyle doğru bildiğimiz yanlışlara farklı bir perspektiften bakmamıza olanak tanıyor.

Bu seçki, her şeyden önce, elli yıllık dünya düzeninde gerçekte çok az şeyin değiştiği üzerine bizleri düşündürmesiyle çok değerli.

  • Künye: Turhan Selçuk – Manzara-i Umumiye, Desen Yayınları, karikatür, 88 sayfa, 2021

Cyrus Schayegh – Ortadoğu ve Modern Dünyanın İnşası (2021)

Bugünkü Ortadoğu’yu daha iyi anlamak için muhakkak okunması gereken bir çalışma.

Ortadoğu’nun 19. yüzyılın ortasından 20. yüzyılın ortasına kadar nasıl bir seyir izlediğini irdeleyen Cyrus Schayegh, modern Ortadoğu’nun sosyo-mekânsal oluşumunu adım adım izliyor.

Bu süreçte köklü kentlerin ve bölgelerin dinamik modern dünya ekonomisine ve güçlü modern devletlere niçin, nasıl ve hangi aşamalarda biçim verdiğini ortaya koyan Schayegh, aynı zamanda Ortadoğu örneğinin bize dünyanın bütünü hakkında ne anlattığını da tartışmaya açıyor.

Bugün Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail/Filistin’in yer aldığı, Bilad’üş-Şam (Büyük Suriye) olarak bilinen bölgeyi, 20. yüzyılın başındaki olağanüstü dönüşümüyle ele alan çalışma, öncelikle bölgenin geçmişine uzanarak coğrafyaya farkını katan kentlere odaklanıyor.

Bu kentlerin arasındaki iktisadi, sosyal ve siyasi bağları, bu bağları etkileyen faktörleri, sömürge devletlerin etkisini ve Osmanlı sonrası oluşan ulusdevletlerin bölgede yarattığı değişiklikleri birbirleriyle etkileşimi çerçevesine yerleştiren Schayegh, kentlerin, bölgelerin, devletlerin iç içe geçtiği, mekânın dönüştürücü güç olarak asıl aktör haline geldiği Ortadoğu’nun bütünlüklü bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Cyrus Schayegh – Ortadoğu ve Modern Dünyanın İnşası, çeviren: Gül Atmaca, İletişim Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2021

Gamze Hakverdi – Vulnus: Kırılganlık Üzerine (2021)

Ankara ve Roma’da yapılan alan araştırmalarına dayanan ‘Vulnus’, çarpıcı kırılganlık hikâyeleri sunuyor.

Gamze Hakverdi’nin çalışmasının en özgün katkısı, popüler psikoloji paradigmasının yaptığı şekilde, kırılganlığı bireysel bir güç yitimi olarak görmek yerine, katılımcıların kırılganlık hikâyelerinin nasıl kolektif psişenin hem bir parçası hem de yansıtıcısı olduğunu anlamaya çalışması.

Hakverdi, kırılganlığı, tekil, biricik ve öznenin kişisel bir sorunu olarak düşünen ve özneye sürekli olarak bu kırılganlığı “yönetmesini” tavsiye eden popüler psikoloji paradigmasına karşı belli bir mesafeyi koruyor ve kırılganlığı, öznenin tekil, biricik ve yönetilebilir bir sorunu olarak görmenin, onun ilişkiselliğini ve kolektif psişenin öznenin kırılganlığının kurucu bir bileşeni olduğu hakikatini inkâr etmenin ya da maskelemenin yollarından biri olduğunu belirtiyor.

Dolayısıyla kitap, kırılganlığın iktidar ilişkilerinden, toplumsal asimetrilerden bağımsız, saf anlatılar olmadığını, bu anlatıların, her zaman asimetrik toplumsal ilişkiler içinde kurulduğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Öte yandan kitapta yer alan kırılganlık anlatıları her ne kadar birbirinden farklı coğrafyalara ait olsa da, katılımcıların kırılganlık ve ideale ilişkin anlatılarında birbirlerine benzeyen bir dil olduğu açıkça görülüyor.

  • Künye: Gamze Hakverdi – Vulnus: Kırılganlık Üzerine, Metis Yayınları, anlatı, 152 sayfa, 2021

Annette Weinke – Nürnberg Yargılamaları (2021)

Ekim 1945’ten Nisan 1949’a kadar süren Nürnberg duruşmaları, Nazilerin tabutuna son çiviyi çaktı.

Annette Weinke de, Hitler’in nasyonal sosyalist imparatorluğunun üst yönetim kadrosuna açılan toplam 13 davanın arka planını, işleyişini ve sonuçlarını irdeleyerek izliyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın Müttefik Devletleri, Ağustos 1945’te Alman işgalciliğine ve nasyonal sosyalistlerin tarihte emsali görülmemiş zulüm ve soykırımlarına karşılık Londra Antlaşması’nın imzalanması ve uluslararası bir askerî mahkeme kurulması konusunda mutabakata vardı.

Nürnberg duruşmalarında Ekim 1945’ten Nisan 1949’a kadar Nazi rejiminin 200’den fazla üst düzey temsilcisi, kısmen uluslararası ceza hukuku normları temelinde, işledikleri suçlardan dolayı ayrı ayrı yargılandılar.

Weinke de bu eserinde, bir yandan tarihi önemdeki bu yargılamaların hukuki temelini anlaşılır biçimde ele alırken diğer yandan da siyasal, toplumsal ve kültürel yansımalarını tasvir ediyor.

Kitapta ayrıca Alman, İngiliz, Sovyet ve Amerikan cephelerinde hukuki süreçlerin yürütülmesindeki çelişki ve tutarsızlıklar da tarafsız gözlemlerle betimleniyor.

Weinke, bağımsız tarihçi ve Berlin Özgür Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.

Weinke’nin, geçmişle yüzleşme politikaları tarihine ve Nazi soykırımlarıyla hukuki hesaplaşmalara ilişkin Federal ve Demokratik Alman devletlerinde yayımlanmış pek çok çalışması bulunuyor.

  • Künye: Annette Weinke – Nürnberg Yargılamaları, çeviren: Oğuzhan Açıcı, Runik Kitap, tarih, 134 sayfa, 2021

Kolektif – Şiddet ve Yıkıcılık (2021)

Şiddet ve yıkıcılık olgusunu intihardan savaş travmalarının aktarımına, aile içi şiddetten internette geniş bir perspektiften irdeleyen usta işi bir çalışma.

Yerli ve yabancı psikanalistlerin makalelerini barındıran bu kitap, çocuk ve ergen ruhsallığına yakından bakmak için çok iyi fırsat.

Kitapta,

  • Sigmund Freud başta olmak üzere birçok öncü psikiyatristin kendine yönelik şiddete nasıl yaklaştıkları,
  • Evlat edinilmiş ergenlerde kendine dayatılan bir şiddet türü olarak intihar girişimleri,
  • Nevrotik bir anoreksinin düzenlenişi ve öznenin bir “iyileşme çabası” olarak anoreksi,
  • Bazı anoreksiya vakalarında görülen bir ergenlik düşlemi olarak anneyi yiyip bitirme korkusu,
  • Fobilerin ergenin dünyasında kendisini nasıl ortaya koyduğu,
  • Kadın erkek ilişkisi içindeki şiddet ve yıkıcılığın dinamikleri,
  • Nesilden nesile aktarılan travmaların çocuk ve yetişkinin ruhsal alanlarını nasıl dönüştürdüğü,
  • Gelişen teknolojinin saldırganlığı nasıl tetiklediği,
  • Ve bunun gibi dikkat çekici konular ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Philippe Jeammet, René Roussillon, Tuba Tokgöz, François Marty, Rosine Perelberg, Chris Joannidis, Talat Parman, Marjorie Roques, Anne-Valérie Mazoyer, Kerime Camadan, Mary T. Brady, Filiz Torun, Sezai Halifeoğlu, Tijen Demirörs, Defne Satgan Gouban ve Neslihan Zabcı.

  • Künye: Kolektif – Şiddet ve Yıkıcılık, hazırlayan: Tijen Demirörs, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 208 sayfa, 2021