Graham Holderness – Shakespeare’in Dokuz Yaşamı (2021)

Altı asır önce ölen Shakespeare, günümüzde de en çok okunan, en çok sahneye konan, üzerinde en çok kalem oynatılan ve en çok anımsanan yazardır.

Şu ana kadar Shakespeare üzerine kırk kadar kitap yazmış Graham Holderness, Shakespeare’in hayatını çok yönlü bir bakışla izlediği bu çalışmasıyla karşımızda.

Shakespeare’le ilgili gerçekler ve mitleri aydınlatmasıyla büyük önem arz eden kitap, tarihsel oyunları, komedileri ve ayrıca medya da dâhil Shakespeare’in kültürel ve çağdaş dünyadaki temsillerini derinlemesine irdeliyor.

Graham, Shakespeare’in yazar, oyuncu, kasap çırağı, iş insanı, eş, yakın arkadaş, âşık ve Katolik Shakespeare olarak portrelerini kuruyor ve her bir Shakespeare biyografisini eleştirel bir gözle yeniden ele alıyor.

  • Künye: Graham Holderness – Shakespeare’in Dokuz Yaşamı, çeviren: Can Kayaş, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 368 sayfa, 2021

Carol J. Adams – Ne Adam Ne Hayvan (2021)

 

Carol Adams, daha önce yayımlanan ‘Etin Cinsel Politikası’nda, ataerki ile et tüketimi arasındaki diyalektik ilişkiyi çarpıcı bir biçimde çözümlemişti.

Adams’a göre, erkeklik inşasının önemli bir parçası başka bedenleri denetim altında tutmaktır ve et yemek de bunun en önemli aşamalarından birini oluşturur.

Adams şimdi de, bu temayı daha da genişleterek, feminizmin ataerkiye karşı mücadelesinde, hayvanların savunulmasını gündemine getirmesinin neden hayati olduğunu irdeliyor.

Hayvanların çektiği acıların genellikle görünmez olduğunu belirten Adams, hayvanların tecrübelerini görünür kıldığımızda, hayvanları görmezden gelen geleneksel ahlaki, manevi ve dini tartışmaları da ifşa etmiş olacağımızı belirtiyor.

Yazar buradan yola çıkarak, hayvan haklarını ve çevreciliği savunmakla feminizmin nasıl ve neden iç içe geçmesi gerektiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Kitap öncelikle, modern Batı kültüründe ve tüketim alışkanlıklarında, hayvanlara ve kadınlara yönelik sistematik sömürünün ardında yatan kültürel davranışları ustaca göstermesiyle önemli.

Eleştirel hayvan çalışmaları ve veganlık literatüründeki tartışmalardan bolca beslenen Adams, bize, eko-feminizmden çevre ahlakına ve teolojik perspektiflere uzanan geniş bir çerçeve çiziyor, ayrıca bizi harekete geçmeye davet ediyor.

  • Künye: Carol J. Adams – Ne Adam Ne Hayvan: Feminizm ve Hayvanların Savunulması, çeviren: Sevda Deniz Karali, Ayrıntı Yayınları, feminizm, 416 sayfa, 2021

Arnold Toynbee – İnsan Soyu ve Toprak Ana (2021)

‘A Study of History’ adlı on iki ciltlik şaheseriyle bildiğimiz Arnold Toynbee, şimdi de insanoğlunun macerasını anlattığı 800 sayfalık bir başyapıtla karşımızda.

Toynbee, dünya tarihini kronolojik bir sırayla bir bütün olarak gözler önüne sererek insan soyunun tarihinin etraflı bir kuşbakışı görünümünü öyküsel bir dille aktarıyor.

Kitap, Dicle-Fırat Havzası’ndaki alüvyonlu arazinin açılması ve bunun neticesinde Sümer uygarlığının ortaya çıkışından Doğu Roma İmparatorluğu’nun çöküşüne ve 1973 yılına kadar uzanarak dünya tarihinin sağlam bir özetini çıkarıyor.

Toynbee burada, insan türünün maddi gelişimini izlemekle yetinmiyor, aynı zamanda insanın manevi bakımdan gelişimini ve onu doğuran “biyosfer” ile, başka bir deyişle insan soyuyla Toprak Ana’nın ilişkisine de odaklanıyor.

Yazara göre, insan soyu sonunda evrende bildiğimiz yegâne biyosferi mahvedebilecek ölçüde “şeytani” bir güce ulaşmıştır ve şayet insan soyu Toprak Ana’nın canına kıyarsa, kendini de imha edecektir.

  • Künye: Arnold Toynbee – İnsan Soyu ve Toprak Ana: Dünyanın Öyküsel Bir Tarihi, çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Ayrıntı Yayınları, tarih, 800 sayfa, 2021

Hans-Georg Gadamer – Hegel’in Diyalektiği (2020)

 

Hans-Georg Gadamer, felsefi hermeneutiğin gelişiminde çok etkili olmuş, felsefede ve felsefe tarihinde diyaloğun önemini vurgulamış, bunu da özellikle Platon ve Aristoteles, ayrıca Hegel ve Heidegger felsefeleri bağlamında göstermiştir.

Gadamer bu kitabında bir araya getirilen makalelerinde ise, Hegel’in özgün diyalektik yöntemini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Gadamer, diyalektik kavramının gelişimini Antik Yunan düşüncesinden modern düşünceye kadar izliyor ve bunu yaparken de, hermeneutik yöntemi ustaca kullanıyor.

Kitapta tartışılan kimi konular şöyle:

  • Yabancılaşma kavramının başlatıcısı olarak düşünülebilecek tersyüz edilmiş dünya,
  • Arzunun hareketinin ortaya koyulduğu öz-bilinç diyalektiği,
  • Mantığın en özgün formlarından olan Hegel mantığı,
  • Hegel’in Heidegger’in düşüncesiyle ilişkisi,
  • Kendine yabancılaşmanın belirtisi olarak yalıtılmışlık…

Gadamer’in çalışması, Hegel felsefesini daha iyi kavramak açısından çok özgün bir katkı sunuyor.

  • Künye: Hans-Georg Gadamer – Hegel’in Diyalektiği, derleyen: Güçlü Ateşoğlu, çeviren: Muazzez Uslu, Güçlü Ateşoğlu, Özlem Berk Albachten, Çetin Balanuye, Meryem Uçar, Murat Turan, Emrah Günok, Hasan Ünal Nalbantoğlu ve Deniz Soysal, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2020

Can Kartoğlu – Her Yer Seri Direniş (2020)

Can Kartoğlu’nun ‘Her Yer Seri Direniş’i, Karadeniz Ereğlisi’nin neredeyse yarım asır öncesinden muhteşem işçi hikâyeleri sunuyor.

1960’ların başlarından 12 Eylül 1980 zaman aralığını kapsayan buradaki hikâyeler, Ereğli’nin bu süre zarfında geçirdiği muazzam dönüşümü kayda almasıyla çok önemli.

1962 Haziranında tamamlanan Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları ile Ereğli, sanayileşmenin ve sömürünün en vahşi biçimlerinin yaşandığı bir coğrafya haline geldi.

Kartoğlu’nun çalışması ise, Amerikan sermayesinin Ereğli’ye getirdiği vahşet kapitalizmi yıllarına, 1960’ların ortalarından sonra da Erdemir/hükümet patentli işveren/sarı sendika baskısına, insanı eksenine alarak bakıyor.

Kitapta, bütün bu yıllar boyunca yolları Ereğli’den geçen insanlarla karşılaşıyoruz.

Bu yıllar boyunca, Amerikan Morrison’u “müstesna” bir şirket olarak ilan eden halkçı Ecevit kâh Çalışma Bakanı, kâh Başbakandır.

Ereğli’den, “Morrison Süleyman” unvanını da kuşanarak siyaset sahnesinde yerini alan Süleyman Demirel, Başbakan olmadan önce Morrison’un Türkiye Temsilcisi olarak, işçinin, sendikanın karşısındadır.

Kartoğlu’nun hikâyelerindeki “kel olan” ve “ceketi ilikli” zat odur ve anlatılanlar da kurgu değil baştan ayağa hakikattir.

Kartoğlu, sendika hareketinin efsanelerinden birini, Türkiye Yapı İşçileri Federasyonu Genel Başkanı Tahir Öztürk’ü –daha bilinen adıyla Fukara Tahir’i– yalın ve duygulu anlatımıyla okura tanıtıyor.

Ele avuca sığmaz İsmet Demir’in Ereğli yılları, Uğur Cankoçak’ın Ereğli anıları, dünya işçilerine “Ha kardeşlerim ha Wenirimochi” diye seslenen Amerikalı sendikacı John Thalmayer’in sıra dışı mücadelesi de kitapta karşımıza çıkan onlarca hikâyeden.

Hikmet Kuşhan, Özer Er, Fikri Yıldız, Halil Tunç, Yakup Erdem, Bingöl Erdumlu ve İbrahim Kalyoncu da, burada karşılaştığımız, yolu Ereğli’den geçen isimlerden birkaçı.

  • Künye: Can Kartoğlu – Her Yer Seri Direniş: Ereğli İşçi Hikâyeleri, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 128 sayfa, 2020

Zygmunt Bauman – Akışkan Korku (2020)

Lucien Febvre, modern çağın doğmak üzere olduğu zaman olan on altıncı yüzyıl Avrupası’ndaki yaşam deneyimini “Peur toujours, peur partout” (“Hep ve her yerde korku”) cümlesiyle özetlemişti.

Modernite ise, bizi bütün korkularımızdan kurtaracağını vaat etmişti.

Oysa durum, bunun tam tersi oldu.

Şimdi çevre felaketleri, terör saldırıları, doğal afetler ve salgın hastalıklar gibi güncel korkularımız bulunuyor.

Peki, sıkışıp kaldığımız bu endişe ikliminden nasıl kurtulabiliriz?

Zygmunt Bauman’a göre, diğer tüm insani birlikte yaşam biçimleri gibi akışkan modern toplumumuz da korkulu bir hayatı yaşanabilir kılmaya çalışan bir aygıttır.

Başka bir deyişle potansiyel olarak silahsızlaştıran ve yeteneksizleştiren tehlike korkusunu bastırma, toplumsal düzeni koruma adına etkin bir şekilde önlenemeyen ya da önlenmemesi gereken tehlikelerden türeyen bu korkuları susturma amaçlı bir aygıttır.

Bauman çalışmasında, modern zaman korkularının bir soykütüğünü çıkarıyor ve bizi, bu korkuların nedenlerini keşfedip zorluklarıyla gerçek anlamda yüzleşmeye çağırıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Korku en fazla, yaygın, dağınık, belirsiz, bağlantısız, gayrı sabit, gezici olduğunda, açık bir adresi ya da nedeni olmadığında, bize görünmeyen bir uyak ya da nedenle musallat olduğunda, korkmamız gereken tehdit her yerde belirip hiçbir yerde görünmediğinde korkunçtur.”

“‘Korku’, belirsizliğimize, tehdide ve bunu yörüngesinde durdurmak veya durdurmak gücümüzün ötesindeyse mücadele etmek için ne yapılacağına ya da ne yapılabilip ne yapılamayacağına dair bilgisizliğimize verdiğimiz addır.”

“En korkuncu korkuların her yerde hazır ve nazır oluşudur; bunlar evlerimizin ya da gezegenimizin herhangi bir kuytu ya da çatlağından sızabilir. Karanlık sokaklardan ve parlak ışıklı televizyon ekranlarından. Yatak odalarımızdan ve mutfaklarımızdan. İşyerlerimizden ve oralara gidip gelmek için kullandığımız yeraltı treninden. Tanıştığımız insanlardan ve fark edemediğimiz insanlardan. Yuttuğumuz bir şeyden ve bedenimizin temas ettiği bir şeyden.”

“Uğursuz ‘milenyum böceği’ tarafından kimin bilgisayarı çökertilmişti? Halı akarlarının kurbanı olan kaç kişiyle karşılaştınız? Deli dana hastalığından kaç arkadaşınız öldü? Tanıdığınız insanlardan kaçı genetiği değiştirilmiş yiyeceklerden hasta ya da sakat oldu? Komşularınızdan ya da tanıdıklarınızdan hangisi hain ve kötü mülteciler tarafından saldırıya uğradı ve yaralandı? Panikler gelir gider ve ne kadar korkunç olursa olsun, bunların tüm diğerleriyle aynı kaderi paylaşacaklarını güvenle varsayabilirsiniz.”

“Modern akışkan düzende, hiçbirinin zorlu olduğundan kuşkulanılmasa bile korkuyu tetikleyen tehlikelerin insan hayatının kalıcı, ayrılmaz eşlikçileri olduğuna inanılır hale gelirken, korkulara karşı mücadelenin yaşam boyu bir iş olduğu ortaya çıkmıştır.”

“Hayatımız korkudan muaf olmak dışında her şeydir, bunun yürütüleceği akışkan modern düzen de tehlike ve tehditlerden muaf olmak dışında her şeydir. Artık sağlıklı bir hayat, korkuların potansiyel acizleştirici etkisine karşı, bizi korkaklaştıran gerçek ve varsayılan tehlikelere karşı uzun ve muhtemelen kazanılamayacak bir mücadeledir.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Korku, çeviren: Cumhur Atay, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2020

Ian Kershaw – Nazi Diktatörlüğü (2020)

Nazi döneminin yetkin bir tarihini verdiği kadar, Nazizmin tarihçiler tarafından nasıl yorumlandığı ve açıklandığını da tartışan usta işi bir çalışma.

Hitler ve Nazi Almanya’sı hakkında araştırmalar yapan en yetkin isimlerden biri olan İngiliz tarihçi Ian Kershaw, Nazizmin özgün bir tarihsel yorumunu sunuyor.

Tarihçilerin Nazizmi açıklama sorununu irdeleyerek kitabına başlayan Kershaw, devamında da,

  • Tarihçileri ve siyaset bilimcileri tamamen ve keskin bir şekilde bölen Nazizm olgusunun tarihsel ve karşılaştırmalı olarak nasıl konumlandırılacağını,
  • Kapitalizm ve Nazizm arasındaki ilişkinin Marksist yorumlarını,
  • Üçüncü Reich iktidarında “büyük şirketler”in rolünü,
  • Hitler’in Nazizmin gelişimindeki etkisini,
  • Hitler ve Holokost ilişkisini,
  • Nazizm’in Almanya’da toplumsal bir devrim yaratıp yaratmadığını,
  • Rejime karşı Alman direnişinin nasıl değerlendirileceğini,
  • Nazizmin dış politikasının dinamiklerini,
  • Nazizm’in temelinde yatan Yahudilere karşı soykırıma karşı, zaman içinde değişen Alman tutumlarını,
  • Ve bunun gibi önemli konuları irdeliyor.

Künye: Ian Kershaw – Nazi Diktatörlüğü: Yorum Sorunları ve Perspektifleri, çeviren: Kıvanç Ulusoy, Ayrıntı Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2020

Behrooz Ghamari – Tahran 1979: Ekber’i Hatırlamak (2020)

“1981’de tutuklandığında Mecid on altı yaşındaydı. İdam edilmeyi beklediğimiz koğuşta, bıyıklarının terlemesine ve tüylerin daha sonra gürleşip simsiyah bıyıklara dönüşmesine tanık olmuştum.”

1979 İran devriminin hemen ardından yaşananlar, Karl Georg Büchner’in Fransız Devrimi için söylediği “Devrim kendi evlatlarını yer” sözünün haklılığına verilebilecek en iyi örneklerdendir.

Sosyoloji ve tarih profesörü Behrooz Ghamari de bu kitabında, İran Devrimi’nin ardından, Tahran’daki korkunç Ev Hapishanesi’nde, koğuşlarında idam edilmeyi bekleyen siyasi mahkûmların çarpıcı öykülerini sunuyor.

Ghamari burada, Nasrullah, Ekber, Hüseyin Dayı, Ferhat, Erjeng ve Behram gibi, burada tutulan kişilerin yaşamlarından yola çıkarak siyasi mahkûmlar arasındaki ilişkileri, onların hatıralarını ve iç dünyalarını bize aktarıyor.

‘Ekber’i Hatırlamak’, hem sunduğu sıra dışı insan hikâyeleri hem de barındırdığı önemli bilgilerle, İran yakın tarihi açısından altın değerinde bir kaynak.

  • Künye: Behrooz Ghamari – Tahran 1979: Ekber’i Hatırlamak, çeviren: Kıvanç Dündar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2020

Ian Marshall ve Danah Zohar – Kim Korkar Schrödinger’in Kedisinden? (2020)

Kuantum mekaniğinin kaos ve karmaşa teorisi, görelilik, yeni zihin teorileri ve kozmoloji gibi konular hakkında rahat okunabilir kitap arayanlar bu çalışmayı beğenecektir.

Ian Marshall ve Danah Zohar, ‘Kim Korkar Schrödinger’in Kedisinden?’ adlı bu kitaplarında, izafiyet teoremi ve kuantum teoreminin ne olduğu; onların ana kavramları ve ortak noktalarının neler olduğu; kaos ve karmaşıklık teoremleriyle paylaştıkları hususları; yeni zihin bilimi, yeni biyoloji, yeni kozmolojinin ne anlama geldiği ve bunun gibi sorulara aydınlatıcı yanıtlar verirken, bununla da yetinmeyerek yeni bilimsel düşünceyi ve ondan doğan başlıca fikirleri de ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Yazarlar kitaplarının ilk bölümünde, varlık türlerinden kozmik kubbeye uzanarak yeni bilimlerin bir özetini sunuyor.

Kitabın devamında ise, açık sistemlerden akan zamana, bozonlardan kuasarlara, termodinamikten zamanda yolculuğa ve zihin-beden sorununa, bilim dünyasında ele alınan pek çok meseleyi alfabetik bir tarzda açıklanıyor.

  • Künye: Ian Marshall ve Danah Zohar – Kim Korkar Schrödinger’in Kedisinden?: A’dan Z’ye Yeni Bilimin Rehberi, çeviren: Orhan Düz, Ayrıntı Yayınları, bilim, 400 sayfa, 2020

Herbert Marcuse – Olumsuzlamalar (2020)

Frankfurt Okulu’nun en önemli temsilcilerinden Herbert Marcuse’nin farklı dönemlerde kaleme aldığı usta işi sekiz makale, bu kitapta.

Felsefe tarihinin çok yönlü kavramları ve tartışmalarını kuşatıcı bir biçimde ele alması, tarihsel bir kazı çalışmasıyla yine bu kavramların/tartışmaların izini sürmesi ve bunları kendi çağının problemleriyle ilişkilendirerek hem felsefi hem de politik düzeyde ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutması ‘Olumsuzlamalar’ın en büyük katkısı.

Marcuse burada, totaliter devlet anlayışının teorik ve tarihsel kökenleri, öz kavramının ontolojik ve epistemolojik belirlenimleri, kültürün olumlayıcı-ideolojik karakteri, felsefe ve eleştirel teori, hedonizm, Max Weber’in çalışmalarında endüstrileşme ve kapitalizm, işçi sınıfının kapitalizmin hedonist metalarıyla nasıl ilişki kurduğu ve ileri endüstri toplumlarında rasyonalite ile saldırganlık arasındaki ilişki gibi pek çok ilgi çekici konuyu tartışıyor.

Buradaki metinlerin çoğu 1930’lu yıllarda yazılmış olsa da, çağımızdaki sorunların kaynağını teşhis etmesiyle güncelliğini halen koruyor.

  • Künye: Herbert Marcuse – Olumsuzlamalar: Eleştirel Teori Denemeleri, çeviren: Akın Karaca, Ayşe Öztürk, F. Betül Tatlı, Ferda Yıldırım, Hatice Turan, Mehmet Çetin ve Tufan Karaağaç, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 246 sayfa, 2020