Lucía Álvarez de Toledo – Che Guevara’nın Yaşam Öyküsü (2021)

Bize imkânsızı istemeyi öğretmiş Che Guevara’nın hayatı ve mücadelesi üzerine eşsiz bir biyografi.

Tam 15 yıldır Che’nin hayatı üzerine çalışan Lucía Álvarez de Toledo, dünya tarihinin bu en büyük devrimcisi üzerine şimdiye kadar yazılmış en kapsamlı biyografiyle karşımızda.

Marx’ın Avrupa’da dolaşan komünizm hayaleti gibi, Latin Amerika’nın ardından bütün dünyada ikonik bir hayalet dolaşıyor: Che Guevara hayaleti.

Toledo’nun titiz bir arşiv çalışması yaparak kaleme aldığı eser, Ernesto “Che” Guevara de la Serna’nın 39 yıllık yaşamını okurlarla buluşturuyor.

Che Guevara’nın sermayenin emperyalizm ve kolonyalizm bağlamındaki tarihsel biçimi ile bu tarihsel sömürü biçimlerinin nasıl yeniden üretildiğine ilişkin düşünceleri, ABD emperyalizmi düşmanlığı, bürokratizm karşıtlığı ve bu sebepten ötürü Sovyetler Birliği ile yaşadığı anlaşmazlık, Çin ile Küba arasında oynadığı rol de yine ayrıntılarıyla dikkat çekilen hususlardan bazıları.

Kitap, Che Guevara hakkında yazılmış en kapsamlı çalışmalardan biri olmakla kalmıyor, Latin Amerika’daki mücadele tarihine ilgi duyan okurlara da detaylı bir kaynakça sunuyor.

  • Künye: Lucía Álvarez de Toledo – Che Guevara’nın Yaşam Öyküsü, çeviren: Behzat Hıroğlu, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 544 sayfa, 2021

Lili Sohn – Annelik (2021)

Anneliğe sıkı eleştiriler getirdiği gibi, annelik yükümlülüğünün toplumsal yükünü de derinlemesine sorgulayan sağlam bir çalışma.

Lili Sohn, bizzat kendi annelik deneyiminden hareketle, meşhur annelik içgüdüsünü sorguluyor, onu felsefi, kültürel, tarihsel bir bakış açısıyla tartışıyor.

Aynı zamanda diğer tanıklıklar aracılığıyla farklı ebeveynlik türlerine de yaklaşan Sohn’un çalışması, “Annelik içgüdüsü nedir?”, “Ve gerçekten var mı?” sorularına çırpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Lili Sohn – Annelik: Annelik İçgüdüsüne Tarihsel ve Eleştirel Bir Bakış, çeviren: Ayşenur Müslümanoğlu, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2021

Zafer Aydın – ’68’in İşçileri (2021)

Toplumsal ve siyasi belleğimizde silinmez izler bırakmış ’68’in işçileri üzerine harika bir çalışma.

Zafer Aydın, rüzgârlar tersten estiği zamanlarda dahi bayrağı elinden bırakmamış işçilerin olağanüstü öyküleri üzerinden dönemi, dönemin ruhunu aktarıyor.

Etki ve sonuçlarıyla bir dönemi ve kuşağı ifade eden 1968, dünyadaki örneklerinden farklı olarak Türkiye’de öğrenci gençlik, öğrenci gençliğin eylemleri, önderleri, militanlarıyla anılıyor.

Oysa aynı dönemde öğrenci gençlikle benzer biçimde uyanış, aydınlanma ve politikleşme sürecini yaşamış, hak arama, dünyayı değiştirme mücadelesine girişmiş, bir de işçi kuşağı var.

Bu kitap, anti-emperyalist gösterilerden, fabrika işgallerine, grevlere, direnişlerle, 15-16 Haziran’a, DGM Direnişine, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarına kadar yüzlerce eyleme, etkinliğe imza atmış, parçası olmuş ve bedel ödemiş ’68’in işçilerini görünür, bilinir hale getirmesiyle çok önemli.

Aydın, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘İşçilerin Haziranı – 15-16 Haziran 1970’ kitabı için görüşme yaptıklarının bir kısmının yaşam öyküsü üzerinden dönemi, dönemin ruhunu, ’68’in işçilerinin çıktıkları yolculuğa nasıl devam ettiklerini, neler yaptıklarını, dünyanın ve Türkiye’nin yaşadığı değişim ve dönüşümlerde nasıl tutum aldıklarını aktarıyor.

İtiraz etmekten vazgeçmemiş, yıkılmış duvarların enkazı altında kalmadan, bildikleri yoldan yürümeye devam etmiş, yorgun bedenlerine aldırmadan, her eylemin, grevin, direnişin parçası olan insanların hayat hikâyelerinden hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.

  • Künye: Zafer Aydın – ’68’in İşçileri, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 271 sayfa, 2021

Paulo Freire – Eleştirel Bilinç İçin Eğitim (2021)

Paulo Freire’nin şaheseri ‘Ezilenlerin Pedagojisi’ni tamamlayıcı nitelikte bir kitap.

Freire ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’de, eğitimin nasıl devrimci bir güce dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.

Kitapta, Freire’nin biri ‘Ezilenlerin Pedagojisi’nden önce diğeri sonra yazdığı iki makalesi yer alıyor.

“Özgürlük Pratiği Olarak Eğitim” ile “Verme mi İletişim mi?”

İlk makalede Freire, eğitim denmeyi hak eden bir eğitimin, evcilleştirmeye, kitleleştirmeye nasıl karşıt olduğunu Brezilya ve Şili’deki deneyimlerinden örneklerle ortaya koyuyor.

Bu sadece pratikten örneklerle desteklenmiş teorik bir açıklama değil.

Tam tersine, Brezilya tarihinde sınıfların ve diğer eşitsizliklerin şekillenişi zemininde, “demokratik deneyimsizliğin” nasıl “kapalı toplum”ların temel bir özelliği olduğunu ve eğer demokratik deneyim sağlayacak bir faaliyet olarak tasarlanabilirse, eğitimin nasıl devrimci, dönüştürücü bir güce dönüşebileceğini gösteriyor.

Brezilya’nın bazı bölgelerinde yaptıkları çalışmalarda ortaya çıkardıkları eğitim faaliyetinin materyallerini tanıtarak, konuyu son derece başarılı bir biçimde somutlaştırıyor.

Ve benzer bir faaliyet örgütlemek isteyebilecek olanlar için gayet ilham verici bir materyal seti sunmuş oluyor.

Fakat bunların sadece örnek olduğunun da altı çizilmeli: Freire’ye göre, her bir yerelde, her bir spesifik durumda oraya özgü “üretken/doğurgan konuların” ortaya çıkarılması için çalışma yürütülmelidir ve eğitim materyali bu doğurgan konulara göre biçimlendirilmelidir.

Ancak böylelikle, çalışmaya katılanların birlikte özgürleştiği, daha tam insan olduğu bir süreç olarak eğitim gerçekleştirilebilir.

Dünyada Freire pedagojisini rehber alarak örgütlenen pek çok örgüt var; biri de ülkemizde: Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen). Sendikanın Genel Başkanı Gülsüm Nazlıoğlu, ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’le ilgili yorumu şöyle:

“’Ezilenlerin Pedagojisi’nde kendimizi örgütlemeyi, kendimizi özgürleştirmeyi, hem öğrenip hem öğretmeyi öğrendik ve içselleştirdik. ‘Eleştirel Bilinç İçin Eğitim’ ise devamında özgürleşmenin karşılıklı bir süreç olduğunu, eşit ilişkiler kurarak, tahakküm kurmadan, veren-alan ilişkisi oluşturmadan, yerinden etmeden, yerinde güçlendirerek ve güçlenerek eleştirel düşünülebileceğini, ancak eleştirel düşünüldüğünde dönüşüm sağlanabileceğini anlatıyor. Sürecin ne kadar zor, uzun soluklu olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden de bazen alanda mücadele edenler olarak, bıkkınlık duyduğumuz zamanlarda dönüp okuyacağımız, el kitabı gibi kullanacağımız bir eser.”

  • Künye: Paulo Freire – Eleştirel Bilinç İçin Eğitim, çeviren: Dilek Hattatoğlu, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 189 sayfa, 2021

Shlomo Avineri – Karl Marx: Felsefe ve Devrim (2021)

Shlomo Avineri’den Karl Marx’ın hayatına ve mücadelesine tutulmuş özgün bir ışık.

Avineri, Marx’ın filozof, tarihçi, sosyolog, iktisatçı, güncel olaylar gazetecisi ve editör olarak bir portresini sunuyor.

Marx, modern tarihin en etkili ve devrimci düşünürlerinden biriydi; ne var ki kendisi nadiren Yahudi bir düşünür olarak ele alınır ve onun Yahudi düşünürü arka planı ya gözden kaçırılır ya da yanlış tanıtılır.

Bu kitapta seçkin bilim insanı Shlomo Avineri, Marx’ın Yahudi kökenlerinin onun çalışmaları üzerinde önemli izler bıraktığını savunuyor.

Marx, o zamanlar Prusya’nın bir parçası olan Trier’de doğdu ve ailesi, bölgenin daha önceki Fransız egemenliği ve kontrolü altında eşit haklara ve özgürlüğe sahipti.

Ama sonra Prusya’ya ilhakı, Yahudi nüfusunu eşit haklardan mahrum etti.

Bu gelişmeler Marx’ın babasının isteksizce din değiştirmesine yol açtı ve benzer sıkıntılar, o zamanın Yahudi kökenli birçok genç entelektüelini radikalleştirdi.

Daha önce Hegel ve Marx üzerine literatüre geçmiş iki önemli kitabı olan Avineri, Marx’ın Yahudi geçmişini uygun ve dengeli bir perspektife oturtuyor ve Marx’ın entelektüel gelişimini, içinde yaşadığı tarihsel, entelektüel ve politik bağlamların ışığında takip ediyor.

  • Künye: Shlomo Avineri – Karl Marx: Felsefe ve Devrim, çeviren: Önder Kulak, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 203 sayfa, 2021

Ngũgĩ wa Thiong’o – Öze Dönüş (2021)

Kara Kıta’nın tarihsel ve güncel sorunları üzerine önemli bir çalışma,

Kenyalı yazar Ngũgĩ wa Thiong’o, kölelik mirasından küreselleşmeye Afrika’nın günümüz dünyasındaki yerine dair pek çok sorunu tartışıyor.

Kitaptaki ilk yazı “Kabile” sözcüğünün Afrika siyasetindeki yerini sorguluyor.

Kitaptaki diğer yazılar ise,

  • Küreselleşmenin Afrikalı kimlikler üzerindeki etkileri,
  • Afrika’yı ve genel olarak insanlığı korumada küresel sorumluluğun ne olduğu,
  • İnsanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan biri olan köleliğin Afrika’nın bugünü üzerindeki yansımaları,
  • yüzyılda aydınların rolü,
  • Pan-Afrikacı sosyal bilimcilerin bilgiyle zorlu imtihanı,
  • Ve halkların, ulusların eşitliğine dayalı bir barış ve istikrarın olanakları gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

‘Öze Dönüş’, çelişkilerle dolu bir dünyada yerini bulmaya çalışan Afrika’ya daha yakından bakmak için iyi bir vesile.

  • Künye: Ngũgĩ wa Thiong’o – Öze Dönüş: Afrika’yı Görünür Kılmak, çeviren: Seda Ağar, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 96 sayfa, 2021

Kolektif – Umudun Mahremleştirilmesi (2021)

Ernst Bloch’un en çok uğraştığı ve bel bağladığı kavram olan “umut” üzerine on üç şahane makale.

Peter Thompson ve Slavoj Žižek’in derlediği çalışma, Bloch’un düşüncesini, özel olarak onun umut ve ütopya anlayışını felsefi yöntem, hümanizm ve anti-hümanizm, antropoloji, din, metafizik, eskatoloji ve mitoloji, edebiyat ve müzik gibi birçok boyut üzerinden tartışıyor.

Çalışmanın bir diğer katkısı da, Bloch’un düşüncesini çağdaş feminist yaklaşımlar ve spekülatif materyalist anlayışlarla ilişkisi bakımından değerlendiren makaleler de barındırması ve bunu yanı sıra, “Bu umutsuzluk çağında Blochçu umut ve ütopya bize ne söyler?” gibi hayati bir sorunun yanıtını araması.

  • Künye: Kolektif – Umudun Mahremleştirilmesi: Ernst Bloch ve Ütopyanın Geleceği, derleyen: Peter Thompson ve Slavoj Žižek, çeviren: Çağatay Özyürek ve Mustafa Yalçınkaya, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 368 sayfa, 2021

Veysel Atayman ve Tuncer Çetinkaya – Popüler Sinema’nın Mitolojisi 2 (2021)

Popüler sinemanın suçla imtihanı üzerine çok iyi bir çalışma.

Veysel Atayman ve Tuncer Çetinkaya, suç filmlerinin doğuşundan 70’li yıllara uzanan macerasını ve türün bütün yapısal problemlerini masaya yatırıyor.

Çalışma, kendi içinde “Gangster”, “Polisiye / Dedektif”, “Gerilim”, “Kara Film”, “Casus”, “İnfazcı”, “Politik Suç”, “Mahkeme”, “Soygun” gibi pek çok kola ayrılan suç filmlerini kronolojik bir bakışla ele alması, bunun yanı sıra türe dair güncel tartışmaları da barındırmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Veysel Atayman ve Tuncer Çetinkaya – Popüler Sinema’nın Mitolojisi 2, Ayrıntı Yayınları, sinema, 496 sayfa, 2021

Robert T. Tally Jr. – Fredric Jameson (2021)

Edebi eleştiriye damga vurmuş Fredric Jameson’ın edebiyat, felsefe, kültür, ekonomi ve politika ekseninde ortaya koyduğu görüşleri üzerine çok iyi bir inceleme.

Robert T. Tally Jr., “Mentör”ü olarak gördüğü hocası Jameson’ın düşüncelerini ayrıntılı bir biçimde ele alıyor.

Jameson’ın 1961 yılında kaleme aldığı ‘Sartre: Bir Üslubun Kökenleri’nden 2014 yılında yaptığı çalışmalara dek geniş bir alanı kapsayarak bütüncül bir yaklaşım sunan eser, Jameson’ın tüm eserleri üzerinden kurguladığı “diyalektik eleştiri projesi”ne odaklanıyor.

Bu proje başta Marx ve Hegel olmak üzere, Jameson üzerindeki Sartre, Lukács, Benjamin, Bloch, Adorno ve Marcuse’un etkilerini ortaya koyduğu gibi, Jameson’ın çoklu düşünme biçiminin birçok farklı düşünce birlikteliğini mümkün kılmak adına artzamanlılığı nasıl kırdığını da gözler önüne seriyor.

Tally Jr., Jameson’ın düşüncelerine ayrıntılı bir biçimde yer verdiği gibi, onun hakkındaki eleştirilere de yanıt veriyor.

  • Künye: Robert T. Tally Jr. – Fredric Jameson: Diyalektik Eleştiri Projesi, çeviren: Emel Aras, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2021

Franz Boas – İlkel Sanat (2021)

İnsanlık mağara duvarlarına ellerinin silüetlerini ve av sahnelerini resmettiği ilk andan itibaren çevresini ve sahip oldukları şeyleri güzelleştirmek için çaba harcadı.

Büyük antropolog Franz Boas da, bu enfes eserinde, ilkel sanatın temel özelliklerinin bir analizini sunuyor.

Bizim uygar toplumumuzda olduğu gibi, ilkel insanların da güzele yönelik bir beğeni duyduklarını söyleyebiliriz.

Amerika’nın 19. yüzyılın sonlarındaki beyaz ırkı daha üstün gören evrimci antropoloji çevresinde çalışmalarını yürüten Boas’a göre antropologlar ilkel insanların yaşantılarının ve isteklerinin ne olduğuna dair genel bir resim ortaya koyarlar.

Ancak yeni kültürlere erişilen bu dönemde antropoloji için ilkel topluluklar yalnızca basit bir çalışma konusudur.

İlk olarak Boas’ın çalışmalarında gördüğümüz emik yaklaşım da böyle bir ortamın sonucu olarak ortaya çıkar.

Çünkü Boas’a göre, ilkel insanlarla beraber yaşayan birisi ilkel toplum içindeki her bir kişinin, bizim olduğumuz kadar birey olduğunu görecektir.

Dolayısıyla başka bir kültürü tanıyabilmek için onlara kendi kategorilerimizi dayatmamamız gerekir.

Aksi halde birbirlerine ait olmayan biçimler bir araya getirilmiş olunur.

Çünkü toplumlar evrimci yaklaşımın öne sürdüğü gibi benzer süreçlerden geçerek ilerlememektedir; Boas’ın ortaya koyduğu yaklaşımlardan birisi de bu şekilde açıklayabileceğimiz kültürel göreliliktir.

Boas uygar ve ilkel topluluklar arasındaki farkıysa en çarpıcı şekilde düşünüş biçimleri üzerinden anlatıyor.

Ona göre ilkel insanların zihinleri söylenegeldiği gibi sihirsel bir şekilde çalışmamaktadır.

Ancak bu farklılığı anlamamız mümkün değildir.

Çünkü geleneksel düşünceler bizim medeniyetimiz üzerinde, ilkel toplumlarda olmadığı kadar sınırlayıcı olmuştur.

  • Künye: Franz Boas – İlkel Sanat, çeviren: Semih Gözen Esmer, Ayrıntı Yayınları, sanat, 448 sayfa, 2021