Şaban İba – Hüdai (2021)

68’li yılların devrimci gençlik liderlerinden Hüdai Arıkan, 30 Mart 1972’de yoldaşları Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Saffet Alp, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan ve Ahmet Atasoy ile birlikte devlet güçleri tarafından katledildi.

Şaban İba, devrim, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde iz bırakan bu önemli ismin yaşamını ve mücadelesini anlatıyor.

Bir devrimcinin yaşamı söz konusu olduğunda nasıl devrimci olduğu, kimlerden etkilendiği, kendi kulvarında nasıl yürüdüğü, hangi yol ayrımlarından geçtiği ve ondan geriye nelerin kaldığı önemlidir.

İba burada, Mahir’lerin cezaevi firarından itibaren İstanbul’da başlayan örgütsel ayrışmayı, bölünmeyi, Ankara üzerinden Karadeniz’e gidiş sürecini ve özellikle de Ünye eylemini ve Kızıldere Direnişi’ni yeniden irdeliyor.

  • Künye: Şaban İba – Hüdai: Hüdai Arıkan’ın Yaşamı ve Mücadelesi, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 208 sayfa, 2021

Claude Romano – Zamansal Macera (2021)

Hadise/vak’a, bilhassa Nietzsche’den itibaren çağdaş felsefenin asli bir konusu haline geldi.

Hadiseyi fenomenolojinin içinde hermeneutik bir bakış açısıyla ele alan Claude Romano, hadisenin ışığında dünya, zaman, öznellik ve varoluşu yeni bir yorumla anlamaya girişiyor.

Bu çalışma, 20. yüzyıla kadar felsefe tarihinde çok da önemsenmeyen, kenarda bırakılan hadise meselesine derin bir yaklaşım sunuyor.

Beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, âniden başa gelen, vukuundan sonra farkına vardığımız, öznelliğin tahakküm edemediği, bizi sarsan ve dünyamızı yeni baştan kuran hadiseler; yani vak’a.

Geçmişte genellikle nesne veya olgu kategorilerinde düşünülmüş ve bu şekilde kendilerine özgü fenomenlikleri yok sayıldı.

Son yüzyılda Nietzsche ile başlayarak birçok düşünürün elinde çağdaş felsefenin asli bir konusu haline gelen hadise, ayrıca tarih ve antropoloji gibi beşerî bilimlerin de temel mevzularından birisi oldu.

Romano’nun eserleriyle fenomenolojinin merkezinde de önemli bir yer tutmaya başladı.

Hadiseyi fenomenolojinin içinde hermeneutik bir bakış açısıyla ele alan Romano, hadisenin ışığında dünya, zaman, öznellik ve varoluşu yeni bir biçimde anlamaya girişiyor.

Hadisenin tecrübesinin Husserl ve Heidegger’in çizdiği fenomenoloji içinde anlaşılamayacağından yola çıkarak fenomenolojiyi transendental çerçeveden uzaklaştırıp fenomenolojinin içinde “betimsel realizm” dediği bir yere varıyor.

“Fenomenoloji transendental perspektifi terk ettiği takdirde neye dönüşebilir?” sorusunun peşinden giden kitaptaki üç makalenin ilk ikisi Romano’nun hadise kitaplarının birer özeti niteliğindeyken, son makale daha güncel bir eserindeki düşüncesini yansıtıyor.

Kitabın son kısmında Romano’yla bu çeviri için yapılmış bir söyleşi yer alıyor.

Ayrıca, “Sunuş” yazısıyla Cemal Kafadar hadiseye dair zihin açıcı ve özgün bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Çağdaş Fransız düşüncesinin önemli bir sesi olan Romano kaleme aldığı ondan fazla kitabından dolayı 2020 yılında Felsefe Büyük Ödülüne (Académie française Grand prix de philosophie) layık görüldü.

  • Künye: Claude Romano – Zamansal Macera: Hadisevi Hermeneutiği Tanıtan Üç Makale, çeviren: Kadir Filiz, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 144 sayfa, 2021

Ali Kar – Anılar (2021)

Ali Kar bütün hayatını tavizsiz bir sosyalist mücadele yürüterek yaşadı.

Bu kitap da, Kar’ın ziraat teknisyenliğinden Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) yöneticiliğine ve oradan sürgüne uzanan çalkantılı hayatından çarpıcı anılar sunuyor.

Köyden ziraat teknisyenliğine, oradan köy öğretmenliğine, oradan astsubaylığa, oradan maden işçiliğine, oradan temizlik işçiliğine, oradan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) yöneticiliğine…

Sonra Kaçaklık…

Ülke dışı…

Yine işçilik…

Kar, Cem Karaca’nın şarkısındaki “işçisin sen, işçi kal” çağrısına uymuş gibi sanki bütün hayatı boyunca.

Ama o işçi “kalmakla” yetinmedi, nerede olursa olsun boyun eğmez bir işçi olarak kaldı.

Bu çalışma, Nâzım Hikmet’in dizeleriyle “kahreden ve yaratan” bir sınıfın kendi içinden çıkardığı bir işçi önderinin özyaşamöyküsü olarak okunmalı.

  • Künye: Ali Kar – Anılar: Kahreden ve Yaratan ki Onlardır, Gün Zileli ve Can Şafak, Ayrıntı Yayınları, anı, 160 sayfa, 2021

Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe (2021)

En iyi eğitim, çocuklarımıza eleştirel düşünmeyi ve sorgulamayı öğretebilen eğitimdir.

Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz, 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alarak çocuklar için felsefe çalışmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Çocukların hayata dair soruları ve mantık yürütmeleri, anlamlandırma çabaları sonsuzdur.

Dikkatli zihinlerin radarına takıldığında yetişkin dünyasına yeni kapılar açan çabalardır bunlar.

Öte yandan son yıllarda oldukça ilgi gören çocuklar için felsefe çalışmaları, çocukların bu yaratıcı anlamlandırma çalışmalarına değerli katkılar sunarak, soruların ve akıl yürütmelerin çocuk zihninde kalıcı ve zevkli bir işleme girmesini sağlıyor.

Bilican ve Yılmaz’ın hazırladığı ‘Çocuk Edebiyatı ve Felsefe’ başlıklı bu çalışma, içinde barındırdığı 40 çocuk edebiyatı kitabını felsefe çalışmaları penceresinden ele alıyor ve alanda çalışma yapan P4C eğitmenlerine ve uzmanlarına değerli bir kaynak sunuyor.

Çalışma, birlikte düşünmeye, sorgulamaya ve eleştirel düşünmeye alan açacak, bu ortamı besleyecek bir kaynak.

  • Künye: Yılmaz Murat Bilican ve Nurşah Yılmaz – Çocuk Edebiyatı ve Felsefe: Öğretmen ve Veliler İçin P4C Uygulama Örnekleri, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2021

Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar (2021)

“Tanrı kötücül kullarını öbür dünyada cezalandırırken iyi ve yoksul kullarına neden bu dünyada yardım etmiyor?”

Sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın, tanrıya yazdığı altmış üç mektupla, iktidarın kendisine yaşattığı baskıları anlamaya çalışıyor.

‘Tanrıya Mektuplar’, 1932 yılında Malatya’nın Pötürge kasabasında doğan ve köyünde ilkokul olmadığı için 16 yaşındayken ilkokulu dışarıdan bitirerek öğrenimine devam eden sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın’ın mücadelesini anlatıyor.

Tanrının, kullarının iyiliğini düşündüğüne hükmedip, başına gelen sürgün, açığa alınma ve hapis gibi cezalandırılmaları anlamaya çalışıyor.

Sonunda tanrıya yazdığı altmış üç mektupta başına gelenlerin nedenlerini ve tanrının kötüleri neden cezalandırmadığını sorguluyor.

  • Künye: Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2021

Mihalis Mentinis – Yemeğin Psikopolitikası (2021)

Ne yediğimiz, nerede ve kiminle yediğimiz kim olduğumuza dair çok şey söyler.

Mihalis Mentinis bu enfes çalışmasında, neoliberalizmde yemeğin ve yemek yapmanın dönüşen psikopolitik fonksiyonunu tartışmaya açıyor.

Deleuze ve Guattari, makinesel bir asamblaj içinde “bedenlerin zorunlu, kaçınılmaz ya da izin verilen alaşımını düzenleyen şeyin, her şeyden önce bir beslenme rejimi ve cinsellik rejimi” olduğunu ileri sürer.

Bu görüş, neoliberal simgesel düzende şef figürünün merkeziyeti açısından çok önemli bir saptamadır.

Bedenlerin birbirine karışmasının benliklerin birbirine karışmasıyla ayrışmaz bir şekilde ilintili olduğunu göz önünde tutacak olursak, çağdaş beslenme rejiminde kilit bir role sahip olan şef figürü psikopolitik açıdan da önemli bir role sahip.

Foucault’ya bakacak olursak bu durum daha da açık hale gelir.

Foucault modern dünyanın kontrollü diyet kaygısının cinsellikle ilgili bir takıntıya dönüştüğü savının artık geçerli olmadığı görüşündedir.

Bugün artık yemek ve dolayısıyla da beslenme rejimi, ahlak kurallarının bölgesi, bilimsel araştırma konusu, bireyselleşmeci düşünümsellik anlamında ayrıcalıklı bir konum elde etme iddiasındadır ve dolayısıyla neoliberal asamblajın yeniden şekillenişinde daha önce olduğundan çok daha büyük bir öneme sahip.

Bir başka deyişle, ne yediğimiz, nasıl ve ne miktarda yediğimiz, kiminle ve nerede yediğimiz, kim olduğumuzu belirlemede cinsel faaliyetlerimizden daha önemli (ya da en azından eşit) bir konuma yerleşmiştir.

Mentinis bu kitapta, yemeğin ve yemek yapmanın psikopolitik fonksiyonunu eleştirel bir şekilde incelerken konuyu farklı coğrafyalar ve disiplinler bağlamında ele alıyor.

Gastronomik faaliyetleri ünlü “şef” ikonundan ekonomik krizlere, anoreksiyadan yamyamlığa geniş bir çerçevede ele alan Mentinis çağdaş mutfak kültürünün, neoliberal gelişme süresince bir aşamadan başka bir aşamaya geçişi işaret eden bir ritüeller dizisi olarak anlaşılabileceğini ileri sürüyor.

Çalışma, sunduğu kapsayıcı teorik ve analitik çerçeveyle yemeğe ve yemek yapmaya dair farklı bakış açıları sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Mihalis Mentinis – Yemeğin Psikopolitikası: Neoliberal Çağda Yemek Ritüelleri, çeviren: Nazlı Sinanoğlu İnanç, Ayrıntı Yayınları, yemek, 192 sayfa, 2021

Robert Stam – Yıkıcı Film (2021)

Medya estetiği alanından yüzlerce kavramın aydınlatıldığı ve bu kavramların film örnekleri üzerinden ayrıca açıklandığı nitelikli bir çalışma.

Robert Stam’ın çalışması, yıkıcı estetik konusunda bir başucu kitabı olmaya aday.

Kitap, politik olarak adanmış sanat ve sanatsal olarak adanmış politikanın birbiriyle örtüşen alanları üzerinden etkileşimli bir yolculuk.

Aynı anda hem bilimsel hem de eğlendirici olan kitap, yıkıcı estetik üzerine büyük bir anlatımı, radikal film stratejilerinin incelenişini ve kapsamlı kavramlar sözlüğünü birleştiriyor.

‘Anahtar Sözcükler’, örneklerini geniş bir yelpazedeki medyadan alarak yaklaşık bin terimi ve kavramı tanımlıyor, yaratıyor ve tasvir ediyor.

Kitap, politik modernizmin ötesine geçerek, radikal filmin bir uzun metrajlı imgesel ya da belgeselden ziyade bir müzik videosu, bir Colbert bölümü ya da bir dijital harmanlama anlamına gelebileceği zamanımızda politik sinemanın tanımını çarpıcı biçimde genişletiyor.

Müşterekler estetiğini, Karnavalesk ve şenliksel-devrimci pratikleri, politik modernizm ve post-Brechtçi performansı, negatifin biçim değiştirmesini, filmin melezlenişini ve kırılmış kronotop ve sinemanın müzikalleştirilişini içeren bölümlerin her biri alternatif estetiğin geniş yelpazesi içindeki farklı bir akımı inceliyor.

Çağdaş politikaya, estetik ve medyaya, sinemaya ilgi duyan herkes için çok değerli bir metin olan çalışma, hocaların ve öğrencilerin yanı sıra sanatçıların ve eleştirmenlerin de çokça yararlanacağı bir eser.

  • Künye: Robert Stam – Yıkıcı Film: Medya Estetiğinde Anahtar Sözcükler, çeviren: Onur Orhangazi, Ayrıntı Yayınları, sinema, 336 sayfa, 2021

George Ritzer – Sosyolojiye Giriş (2021)

Sosyolojiye unutulmaz katkılarda bulunmuş bir isimden usta işi bir sosyolojiye giriş çalışması.

‘Toplumun McDonaldlaştırılması’ kitabıyla çığır açmış George Ritzer, yıllara yayılan sosyoloji çalışmalarını öğrenciler ve bu alana meraklı olanlar için ustalıkla bir araya getiriyor.

Toplumsal dünyamız baş döndürücü bir hızla değişiyor.

Değişim dalgası hem sosyoloji disiplinini hem de sosyoloji ile yeni tanışan genç kuşakları etkiliyor.

Bugünün öğrencileri, bir önceki kuşaklara oranla bilgiye çok daha çabuk erişebiliyorlar.

Fakat sosyolojik perspektifi yaşantılarına uygulama konusunda enformasyon çağının getirdiği kimi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bir yandan kendi belirledikleri koşullarda sosyolojik bilgiyle ilişki kurmak bir yandan da teorinin günlük yaşamlarını anlamlandırmada nasıl bir rol üstlendiğini deneyimlemek istiyorlar.

Bir başka ifadeyle, sosyolojiye giriş derslerinin hayatlarında neye karşılık geldiğinin (hayatlarına nasıl dokunduğunun) gösterilmesini arzu ediyorlar. Böylesine zorlu ama bir o kadar keyifli bir uğraşı, sosyolojinin en çok bilinen düşünürlerinden biri olan Ritzer’den daha iyi kim gerçekleştirebilir ki?

Ritzer, hem klasik sosyoloji kavramlarına ve teorilerine ışık tutuyor hem de günümüzün en can alıcı toplumsal gündemlerinden küreselleşme, tüketim kültürü ve internet başlıklarını odağına alıyor.

Karmaşık sosyolojik olguları, güncel örnekler ışığında titizlikle inceliyor.

İçinde yaşadığımız dünya ile sınıfta öğrenilenler arasında köprü kuran yazar, öğrencileri sosyoloji şemsiyesinin altında eşsiz bir diyaloğa çağırıyor.

Yalnızca teorileri ve düşünürleri aktarmakla kalmıyor; onlardan yola çıkarak toplumu ve toplumsal değişimi anlamaya davet ediyor.

Ritzer’in sosyoloji tahayyülü uluslararası siyasetten kültürel çatışmalara uzanan farklı disiplinlerden yararlanıyor.

Toplumsal cinsiyet faktörünü, sosyalleşme pratiklerini, örgütlenme biçimlerini, sapma ve suçu, dini inanışların sosyolojik kökenlerini, toplumsal tabakalaşmayı ve çok daha fazlasını anlamayı ve sorgulamayı hedefleyen bir perspektif sunuyor.

Yazar bu perspektife uygun bir biçimde kitabını dizayn ederek her bölümde öğrenme hedeflerine, konu özetlerine, anahtar terimlere, araştırma verilerine ve tablolara yer veriyor.

Bir yandan her bir konu başlığında temel çerçeveyi analitik bir biçimde aktarırken, bir yandan sosyolojik bilgiyi, kişisel ve toplumsal tecrübelerimizden hareketle açıklayarak konu başlıklarını anlaşılır kılıyor.

Tüm bu özellikleriyle ‘Sosyolojiye Giriş’ yalnızca sosyoloji öğrencilerine değil, dünyayı anlamak ve sorgulamak isteyen herkese hitap ediyor.

  • Künye: George Ritzer – Sosyolojiye Giriş, çeviren: Taylan Banguoğlu, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 672 sayfa, 2021

Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat (2021)

Mohammed Harbi, Cezayir halkının yetiştirdiği en büyük devrimcilerden.

Kendisinin 1945-1962 yıllarını kapsayan bu anıları ise, o görkemli yılların kaydını tutan çok önemli bir tanıklık.

Bugün tarihçi yönüyle bildiğimiz Harbi, genç yaşta Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında FLN üyesi olarak mücadeleye başladı.

1933 yılında Cezayir’in El Harrouch kentinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Henüz on beş yaşındayken özgürlük mücadelesine katıldı, daha sonra Fransa’da yeraltında yaşadı ve Cezayir’in bağımsızlığı için destek topladı.

1954-1962 FLN’de önemli bir pozisyondaydı.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra yeni cumhurbaşkanı Ahmed Bin Bella’nın danışmanı ve daha sonra kabinesinin bir üyesi oldu.

Harbi, yeni hükümetin giderek artan otoriter yaklaşımına direnmeye çalıştı ve Bin Bella’yı bir askeri darbeyi önlemek için halkı silahlandırmaya çağırdı.

Haziran 1965’te Houari Boumedienne iktidarı ele geçirdi ve Ben Bella’yı tutukladı.

İki ay sonra Harbi de hapse atıldı.

Sonraki altı yıl boyunca hapishaneler arasında nakledildi, 1971’de ev hapsine alınana kadar.

1973’te sahte Türk pasaportuyla Tunus’a ve oradan da Paris’e kaçtı.

Harbi Fransa’da, Paris Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretmeye başladı.

1975’te FLN’nin tarihi adlı bir kitap yayınladı.

İşte Harbi bu kitaptaki anılarında, inişli çıkışlı hayatı ile ülkesi Cezayir’in iç içe geçmiş özgürlük mücadelesini paralel bir bakışla anlatıyor.

  • Künye: Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat: Siyasal Anılar 1945-1962, çeviren: Ayşen Gür, Ayrıntı Yayınları, anı, 352 sayfa, 2021

Pete Woodcock – Siyaset Teorisi (2021)

Tarihten bugüne siyaset teorisine yön vermiş temel siyasi öğretiler üzerine nitelikli bir çalışma.

Pete Woodcock, kapitalizmden sosyalizme, faşizmden komünizme pek çok siyasi öğretiyi ve Lock’tan Hobbes’a, Marx’tan Nietzsche’ye pek çok düşünürün fikirlerini tartışıyor.

  • Demokrasi en iyi yönetim şekli midir?
  • Özgür olmak ne anlama gelir?
  • İnsanlar her anlamda eşit olmalı mıdır?
  • Adil bir toplum yapısı nasıl ortaya çıkarılabilir?
  • Mülkiyet hakkının doğurduğu adaletsizlik giderilebilir mi?
  • Devlet yönetiminde etik yaklaşımlar göz ardı edilebilir mi?
  • İnsan doğuştan iyi midir, kötü müdür?
  • Kapitalizm, sosyalizm, faşizm nedir, kimlere hizmet eder?

Woodcock, siyaset teorisinin bu temel sorularını geçmişten günümüze dünya düşünce tarihine yön vermiş filozofların yaklaşımları çerçevesinde ele alıyor:

Sokrates’i, Platon’u, John Locke’u, Thomas Hobbes’u, Jean-Jacques Rousseau’yu, Nietzsche’yi ve daha nice büyük düşünürü birbirleriyle tartışmaya sokarak ve yaklaşımlarını temel unsurlarıyla aktararak bu soruların yanıtlarını ve siyasetin doğasını gözler önüne seriyor.

Siyaset teorisini ve dünyanın bugün bulunduğu durumu anlamak ve yorumlamak açısından geçmişten günümüze temel kabul edilen siyasi öğretiler, bu kitapta sade, anlaşılır ve çarpıcı biçimde okura sunuluyor.

  • Künye: Pete Woodcock – Yeni Başlayanlar İçin Siyaset Teorisi, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2021