Ursula K. Le Guin – Başlama Yeri (2016)

Sıkıcı bir hayat süren Hugh Rogers, yıllardır peşinde olduğu, cennetten farksız Tembreabrezi’ye giden bir kapı bulmuştur.

Fakat bu cenneti cehenneme çevirecek devasa bir gölge, tam da şimdi kapıda beklemektedir.

Rogers, burada tanıştığı Irena Pannis ile gölgeyi kovmak için kolları sıvar.

İkili bu esnada, birbirine âşık olacaktır.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Başlama Yeri, çeviren: Can Eryümlü, Ayrıntı Yayınları

Uluslararası Af Örgütü – Adil Yargılanma Kılavuzu (2020)

Adil yargılanma hakkı, insan hakları savunucularının hem Türkiye’de hem de dünyada en zorlu çalışma alanlarından biridir.

Günümüzde, özellikle siyasi nitelikteki duruşmaların, hak ihlallerine zemin hazırlamasının bu kadar yaygınlaştığı, bunun tüm dünyada görülen bir sorun olmaya başladığı bir ortamda, bu hakkın detaylarıyla bilinmesi ve bu yolla gerçekleştirilen savunuculuk faaliyeti insan hakları mücadelesinin en önemli ayaklarından birini oluşturuyor.

Uluslararası adil yargılanma ölçütleri uluslararası toplumda, hükümetlerin en ağır suçlardan en hafif suçlara kadar şüpheli, sanık ve hükümlülere nasıl davranılması gerektiğine ilişkin ortak bir anlayış geliştirmiştir.

İşte Uluslararası Af Örgütü tarafından hazırlanan bu el kitabı da, söz konusu ölçütler için rehber niteliği taşımasıyla çok önemli.

Kitap, bir ceza yargılamasının veya hukuk sisteminin adil yargılanma ilkelerine nasıl en iyi şekilde karşılayabileceğini araştıran herkese ilgili insan hakları standartlarını anlatmak üzere pratik bir rehber olmayı amaçlıyor.

Bir davanın adil olup olmadığını inceleyen dava gözlemcilerinin ve diğer kimselerin ve yine bir ülkenin ceza adaleti sistemindeki güvencelerin uluslararası adil yargılanma ölçütlerine uygunluğunu değerlendirmeye çalışan herkesin kullanımını amaçlayan çalışma, aynı zamanda yasa yapıcılar, hâkimler, savcılar ve ceza avukatları için bir kılavuz veya eğitim aracı olarak da işlev görecektir.

  • Künye: Uluslararası Af Örgütü – Adil Yargılanma Kılavuzu, çeviren: Evrim Durmaz, Ayrıntı Yayınları, hukuk, 272 sayfa, 2020

Don Mitchell – Kent Hakkı (2020)

Kamusal alan konusu, 20. yüzyılın akışı boyunca alevlenen bir tartışma, daha doğrusu, süregiden bir sosyal mücadele alanıdır.

Bu kitap ise, kamusallık, kent ve sosyal adalet üzerine yeniden düşünmek için çok iyi fırsat.

Don Mitchell, 20. yüzyılın başındaki işçi hareketlerinden 1968 isyanı ve People’s Park mücadelesine, oradan yetkililerin evsizleri kamusal alandan uzaklaştırma hamlelerinden 11 Eylül sonrası şehirleri rehin alan güvenlikçi yaklaşımlara kadar uzanıyor.

Yazar bunu yaparken, kent hakkına ve kentin kamusal alanlarına kimin sahip olduğu sorusu başta olmak üzere şu hayati soruların yanıtlarını arıyor.

  • Bu hak hem yasalar karşısında hem de sokakların ta kendisinde nasıl belirleniyor?
  • Bu hakkın güvenliği nasıl sağlanıyor, nasıl meşru kılınıyor veya baltalanıyor?
  • Ve bu hak -ki genelde sınırlıdır, doğası gereği tartışmaya açıktır– kentteki sosyal adalete (veya adaletsizliğe) nasıl biçim veriyor?

Mitchell bu soruların yanıtlarını ararken, kent hakkı kavramına sosyal adalet perspektifinden yeni katkılar sunuyor ve bu kavramı toplumun en dezavantajlılarının lehine, onların anlatısına ve hislerine yer vererek yeniden yorumluyor.

  • Künye: Don Mitchell – Kent Hakkı: Sosyal Adalet ve Kamusal Alan Mücadelesi, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2020

Yılmaz Murat Bilican – Babamın Defterleri (2020)

Gençlerin antik felsefeyi daha yakından tanımasını sağlayacak çok güzel bir kitap.

Yılmaz Murat Bilican’ın kaleme aldığı Özlem Deveci’nin resimleriyle zenginleşen çalışma, aklındaki sorulara yanıt arayan meraklı bir gencin, antik filozofların dünyasına yaptığı bir yolculuğu anlatıyor.

Ege, tozlu raflarda, babasına ait eski defterler bulur.

Bu defterlerde antik felsefe döneminden sekiz büyük filozofla yapılan söyleşiler yer almaktadır.

Ege de bu defterlerden yola çıkarak Thales, Heraklit, Parmenides, Protagoras, Sokrates, Platon, Aristoteles ve Epikuros’la tanışacak ve daha da önemlisi, hem o dönemin hem de günümüzün sorularına yanıt bulmaya çalışacaktır.

  • Künye: Yılmaz Murat Bilican – Babamın Defterleri: Filozoflarla Zamandışı Söyleşiler, resimleyen: Özlem Deveci, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2020

Jon Nuttall – Ahlak Üzerine Tartışmalar (2020)

Ahlaki yargımız arzularımız, isteklerimiz veya yaptıklarımızın yanı sıra toplumda ve dünyada olup bitenlere dair tavrımızla da birebir ilişkilidir.

Peki, iyi veya kötü, doğru veya yanlış, sapık veya deli tanımları ile ahlaki yargılarımız arasında nasıl bir bağ vardır?

Jon Nuttall’in bu çalışması, tam da gündelik olaylardan yola çıkarak ahlak konusunu tartışması ve bu bağlamda yukarıdaki soruya doyurucu yanıtlar vermesiyle çok önemli.

İntihar, cinsellik, ötenazi, kürtaj, hayvan hakları, tüp bebek, savaş ve pornografi gibi çağımızın güncel sorun ve konularını ahlaki yargılar ve nesnel değerlendirmeler ekseninde tartışmaya açan Nuttall, bütün iyi felsefecilerin yaptığı gibi, bu konuda açık ve net cevaplar vermek yerine doğru ve yerinde sorular sorarak yolumuzu aydınlatıyor.

Kitap, etik ve ahlak konularıyla ilgilenenler kadar, felsefenin özellikle bu sorunlar söz konusu olduğunda bizim kavrayışımızı geliştirmede ne denli önemli bir araç olduğunu da ortaya koyuyor.

  • Künye: Jon Nuttall – Ahlak Üzerine Tartışmalar: Etiğe Giriş, çeviren: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 272 sayfa, 2020

Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis – Ahlaki Körlük (2020)

Ahlaki körlüğün kökenleri, nedenleri nedir?

Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis’in kaleminden, günümüzün bu en yakıcı sorunu üzerine usta işi bir sorgulama.

Kitap, ahlaki körlüğümüzün nasıl ortaya çıktığı, ne gibi sonuçlara sebep olduğu ve modern insanın kişiliği ve içinde bulunduğu dünya hakkında bize neler söyleyebileceğini çok yönlü bir bakışla sorguluyor.

İki yazar bu bağlamda reklamları, kişisel gelişimci yaşam koçları ile siyasetçilerin söylemlerini, iş insanlarının tutumunu, Facebook yorumlarımızı ve sosyal medya paylaşımlarımızı çok yönlü bir sorgulamaya tabi tutuyor.

Bunu yaparken modern edebiyattan felsefe klasiklerine sosyolojik bir ağ ören çalışma, bu en yakıcı ve güncel ahlaki sorunumuzu çok yönlü bir perspektifle sorguluyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Leonidas Donskis – Ahlaki Körlük: Akışkan Modernlikte Duyarlılığın Yitimi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 272 sayfa, 2020

Jim Horne – Uykusuzluk (2020)

Günümüzde birçok insan uykusuzluk sorunundan yakınıyor.

Bu sorun da, büyük oranda modern uyanık yaşamın baskılarına atfediliyor ve obezliğin, kalp-damar hastalıklarının ve başka rahatsızlıkların sebeplerinden biri gibi lanse ediliyor.

Yaygın kanıya göre, insan günde en az sekiz saat uyumalıdır.

Jim Horne ise, tam da bu noktada, uyku yoksunluğunun abartıldığını iddia ediyor.

Zira büyük çoğunluğumuz yeterli uyku almaktadır, özellikle yedi saatlik uyku ortalamamızda son yüzyılda pek bir değişiklik olmamıştır.

Dolayısıyla “8 saate ihtiyacımız olduğunu” söyleyen iddialar kuşkuludur; çünkü çoğumuz, daha az saatle mutlu mesut uyumaktayız.

Dahası insanların uyku sürelerindeki doğal farklılıkları bir kenara koyarsak, uykuyu sadece uzunluğuyla değerlendirmek uyku kalitesinin önemini ıskalamaktadır.

Uykusuzluk (insomni) teşhisinin, esas olarak yirminci yüzyıla ait bir uzlaşmanın ürünü olduğunu belirten Horne, büyük oranda yeni hipnotik ilaçların keşfinin bu gelişmenin habercisi olduğunu ve geçmiş yaklaşımların aksine bu sıkıntının zararsız bir “yaşamsal olgudan” ziyade daha “tıbbileşmiş” bir duruma dönüştürülmesine olanak tanıdığını söylüyor.

Günümüz uyku yoksunluğu sorununa “hayatın içinden bir olgu” olarak bakan çalışma, bir başka teziyle de çok dikkat çekiyor.

Horne, kısa uykuyla ölüm oranlarının, obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıkları arasındaki bağlar eleştirel bir şekilde incelendiğinde; bu bağların en iyi ihtimalle sınırlı olduğu, gerçek anlamda sadece geceleri beş saatten az uyuyan kişilerde rastlandığını belirtiyor.

Yazara göre, bu insanların çoğu gerçekten de kronik uyku yoksunluğu çekmektedir, fakat nüfusun yalnızca küçük bir azınlığını oluşturmaktadırlar.

  • Künye: Jim Horne – Uykusuzluk: Günümüz Toplumunda Uyku İhtiyacı, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, bilim, 240 sayfa, 2020

Adam Phillips – Akıl Sağlığı Üzerine (2020)

“Delileri nerede bulacağımızı biliyoruz. Fakat akıllıyı bulmak için nereye gidebiliriz?”

Delilik üzerine çok şey söylenmiştir ve biz “normal” insanlar da deliliğin ne anlama geldiği hakkında sağlam fikirlere sahipmişiz gibi görünürüz.

Oysa “deliliğin zıttı” olarak tanımlanması dışında akıllılık üzerine çok az düşünülmüş, çok az yazılmıştır.

İşte psikanalist önde gelen Adam Phillips, okurunu akıllı olmak üzerine derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

Psikiyatrinin yanı sıra edebiyat, tarih, antropoloji ve felsefe gibi farklı disiplinlerden yararlanan Phillips, delilik ile akıllılık arasındaki tarihsel dengesizliğe meydan okuyor ve bizi akıllılık üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Adam Phillips – Akıl Sağlığı Üzerine, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 176 sayfa, 2020

Jonah Lehrer – Proust Bir Sinirbilimciydi (2020)

‘Proust Bir Sinirbilimciydi’, sanatçıların olağanüstü sezgilerine methiye niteliğinde bir eser.

Jonah Lehrer, yeni bir baskıyla yayımlanan çalışmasında, sanat tarihine damga vurmuş sekiz isim üzerinden, sanatçıların bilim alanında kanıtlanmış olguları bilimcilerden önce sezgileriyle öngörmelerini ve bunun sanatçının kendine has yaratıcı gücüyle nasıl ilişkili olduğunu anlatıyor.

Yazar, Marcel Proust’tan Paul Cézanne’a, Auguste Escoffier’den İgor Stravinski’ye, Virginia Woolf’tan Gertrude Stein’a sekiz yazar ve sanatçının insan deneyimlerine nasıl baktığını ve bunları nasıl yorumladıklarını irdeliyor.

Lehrer’e göre Proust’un romanları belleğimizin, Cézanne’ın resimleri görme duyumuzun, Stravinski’nin müziği işitsel algımızın, Stein’ın şiirsel arayışları dil yetimizin, Woolf’un bilinçakışı metinleri de zihnimizin çalışma ilkelerini doğru bir şekilde önceden ortaya koymuşlardır.

Lehrer, bunu yaparken de sanatla bilim arasındaki katı işbölümüne de karşı çıkıyor ve bunu aşmanın bir yolu olarak da “dördüncü kültür” yaklaşımını öneriyor.

Lehrer’e göre, sahip olduğumuz iki kültürün alışkanlıklarını değiştirmemiz gerekiyor ve daha da önemlisi beşeri bilimler pozitif bilimlerle bağ kurmalıdır.

  • Künye: Jonah Lehrer – Proust Bir Sinirbilimciydi, çeviren: Ferit Burak Aydar, Ayrıntı Yayınları, bilim, 240 sayfa, 2020

Frédéric Vandenberghe – Alman Sosyolojisinin Felsefi Tarihi (2016)

Alman sosyal teorisinin evrimini kapsamlı bir bakışla inceleyen önemli bir çalışma.

Frédéric Vandenberghe başta Marx, Simmel ve Weber olmak üzere, Frankfurt Okulu’ndan Horkheimer, Adorno ve Habermas’ın düşüncelerini çok yönlü bir bakışla izliyor, ayrıca bu düşünürlerin tezleri bağlamında özgürleşmenin olası yolları üzerine düşünüyor.

  • Künye: Frédéric Vandenberghe – Alman Sosyolojisinin Felsefi Tarihi, çeviren: Vefa Saygın Öğütle, Ayrıntı Yayınları