Kâzım Gündoğan – Alevileş(tiril)miş Ermeniler (2022)

“Ermeniyseniz Hıristiyan(mı)sınız!”

“Biz konuşan dilsiz, gören körüz” cümlesi ne anlama gelir, bilir misiniz?

Kiminin “gâvur”, kiminin “dola Hermeni” (Ermeni dölü) dediği bu insanlar, Ermeni mezarlığında niçin Kuran okur, kilisede neden “ya Hızır ya Düzgün Bava” diye dua eder?

Kâzım Gündoğan bu önemli çalışmasında, “Biz İsa’ya tabiyiz, ama Ali’ye de mecburi” cümlesini kuran Alevilevmiş Ermenilerin dünyasına iniyor.

Devletin, yerel mütegallibenin, kilisenin ve diasporanın ayrı ayrı vurduğu bu “kuyruklu Ermeniler”in kuşaklar boyu acının imbiğinden geçirdiği kırılgan hikâyesinin üzerine cesaretle giden duyarlı ve açık yürekli bir kitap.

  • Künye: Kâzım Gündoğan – Alevileş(tiril)miş Ermeniler, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 528 sayfa, 2022

Marcel van der Linden – Dünyanın Bütün İşçileri (2022)

Bilindiği üzere Marx ve Engels ‘Komünist Manifesto’yu, dünyanın bütün işçilerine seslenerek sonlandırır.

Peki, bu ifadeyle tam olarak ne ima edilmeye çalışılmaktadır?

Küresel Emek Tarihi, işçilerin ve işçi hareketlerinin tecrübelerine yönelik tarihsel araştırmaların yetersiz kaldığı bir noktada devreye giren, nispeten yeni bir paradigmadır.

Nitekim 1960’lı yıllara kadar başat olan geleneksel yaklaşım ve ardından kabul görmeye başlayan yeni tarihsel yaklaşımın eksiklikleri, bütün iyi niyetlerine rağmen emeği küresel bir bağlam içinde değerlendirememekti: Hane ekonomisi, belki de herhangi bir ücretsiz emek biçimi yeterince ele alınmıyordu ve mevcut bakış açısı da ziyadesiyle dardı.

1990’lı yıllara gelindiğinde Marcel van der Linden, emek tarihini monadolojik anlatılardan sıyırmak ve gerçekten dünyanın bütün işçilerinden söz etmek için kendi paradigması bağlamında makaleler yazmaya başladı.

Bu kitap ise, van der Linden’in bir araya getirdiği bu makalelerden oluşuyor.

Tarihteki bütün tecrübeler emsalsizdir.

Ancak van der Linden, birbirinden farklı mekânlara ve zamanlara dair türlü kaynaklardan bir izlek sunar ve dünyanın bütün işçileri dediğimizde yalnız sokaklarında bir heyulanın dolaştığı Avrupa’yı veya gelişmiş kapitalist ülkeleri değil, dünyadaki bütün emekçileri tahayyül edebilmemiz için bu oluşlar arasındaki paralellikleri de gösterir.

  • Künye: Marcel van der Linden – Dünyanın Bütün İşçileri: Küresel Emek Tarihi Üzerine Makaleler, çeviren: Semih Gözen Esmer, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 480 sayfa, 2022

Peter Sloterdijk – Nietzsche’nin Beşinci “İncil”i (2022)

Bugün, 2000 yılında, fiziksel ölümünün yüzüncü yıldönümünde; kendisinden sonra diye tarihlenmeleri gerekeceğini öne sürdüğü bin yılların birincisinin başında, Nietzsche hakkında nasıl konuşmalıyız?

Tüm yaşamı boyunca ait olduğu ve oradan yazarlık ününün sonsuzluğuna atladığı yüzyılın kendisi gibi, acılarıyla ve büyüklüğüyle karşımızda durduğunu mu söylemeliyiz?

Kendisinin bir insan değil, bir dinamit olduğuna ilişkin kendi yargısını mı paylaşmalıyız?

“Etki-tarihi”nin dikkat çekiciliğini; henüz hiçbir yazarın seçkinciliği böylesine vurgulamadığını ve bayağılığı üzerine çekmediğini bir kez daha mı öne çıkarmalıyız?

Nietzsche’yle birlikte narsisizm döneminin başladığı ve bu dönemin kendini önce “kitlelerin ayaklanması” ve daha sonra kolektivist “büyük politika” ve nihayetinde global pazarın diktatörlüğü olarak gösterdiği tanısını mı koymalıyız?

Nietzsche’yle birlikte akademik felsefe tarihinin sona erdiğini ve düşünmenin sanat tarihinin başladığını mı kabul etmeliyiz?

Yoksa yorum yapmaktan kaçınıp Nietzsche’yi okumalı ve hep yeniden okumalı mıyız?

Nietzsche, 13 Şubat 1883’te, Rapallo’dan, Chemnitz’deki yayıncısı Ernst Schmeitzner’e yazdığı bir mektupta ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ kitabını, “bu bir ‘edebi eser’ ya da beşinci bir ‘İncil’ ya da henüz bir adı bulunmayan bir şey: Uzun süredir verdiğim ürünlerin en ciddisi hem de en neşelisi ve herkese hitap ediyor” sözleriyle bildiriyordu.

Peter Sloterdijk’ın Nietzsche’nin yüzüncü ölüm yıldönümünde yaptığı bir konuşmasını barındıran bu kitap, Nietzsche felsefesinin temelindeki çelişkilere odaklanıyor.

Öte yandan ‘Nietzsche’nin Beşinci “İncil”i’, Nietzsche’nin yıllar içinde nasıl markalaştırıldığına ve Nietzsche’nin kendisini bir markaya nasıl dönüştürdüğüne bakıyor.

‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ aracılığıyla duyurulan bir marka.

Sloterdijk, kendini övmenin ve kendini onaylamanın kısa bir tarihini, övünmenin evrimini ve bir felsefi marka olarak Nietzsche’ye özgün bir yaklaşım sunuyor.

  • Künye: Peter Sloterdijk – Nietzsche’nin Beşinci “İncil”i: İyi Haberin Düzeltilmesi Üzerine, çeviren: Mustafa Tüzel, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2022

Christopher Craig Brittain – Adorno ve Teoloji (2022)

Alman sosyolog ve filozof Theodor Wiesengrund Adorno (1903-1969), savaş sonrası Frankfurt Okulu’nun entelektüel liderlerinden biriydi.

Bu kitap, Adorno’nun teoloji ve din üzerine yazılarını açık ve erişilebilir bir şekilde sunuyor ve analiz ediyor.

Adorno’ya herhangi bir aşinalık gerektirmez.

Kitap, Adorno’nun düşüncesine genel bir giriş içerir ve onun Walter Benjamin’in çalışmaları ve Yahudi teolojisiyle ilişkisini, bilimsel pozitivizmle (Karl Popper) yüzleşmesini, “Kültür Endüstrisi” ve ideolojiye yönelik eleştirilerini inceler.

Bu konuların tümü, teoloji içerisindeki çağdaş tartışmalarla nasıl bağlantılar kurduklarına dikkat edilerek incelenmiş.

Bu da, Adorno’nun çalışmalarının önemli mesele ve yazarlarla diyaloğa sokulmasıyla gerçekleştirilmiş.

Kitap, Adorno’nun yazılarının sıklıkla ihmal edilen bir yönünü –müzik felsefesini– ve yüce olanın bu estetik takdirinin çağdaş teolojik düşünceyi nasıl etkilediğini vurgulayarak sona eriyor.

  • Künye: Christopher Craig Brittain – Adorno ve Teoloji, çeviren: Arda Bilgin, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2022

Paolo Gerbaudo – Büyük Geri Tepme (2022)

Koronavirüs, neoliberalizmin sonunu mu getiriyor?

Kitap, sosyalist solun bu krizle gelen ve çöküş gibi görünen yeni başlangıcı fırsata çevirip çevirmeyeceğini iyimserlikle sorguluyor.

Neoliberalizm, nam-ı diğer küreselleşme, çöküş evresine geçtiyse yerine ne gelecek?

‘Büyük Geri Tepme’, bu sorulara cevap ararken bir dizi karşıt ikiliği, Hegelci tez-antitez-sentez üçgeninde inceliyor.

Yazara göre bu çağ Büyük Geri Tepme Çağı’dır ve karıncayiyen tarafından sembolize edilir.

Karıncayiyenin saldırganlığa başvurmaması, kendi kendini savunmak için düşmanını barışçıl yöntemlerle kendinden itmesi, neoliberalizmin gerileyişiyle birlikte toplumun kendi kendini tefekkür ederek içe dönme aşamasına geçtiği momenti imleyen Büyük Geri Tepme Çağı’nda anlamlı bir benzetmedir.

Bu figürün seçilmesinin bir diğer nedeni de salgının karıncayiyenden türediğini iddia eden komplo teorileridir.

Gerbaudo, yeni devletçiliği üç nirengi noktasına bağlayarak inceler: egemenlik, koruma ve kontrol.

Sağ cenahın savunduğu egemenlikçilik adı verilen akım, egemenliği ulus devlet mekanizmasına dayanarak toprak üzerindeki egemenlik meselesi olarak ele alırken, sosyalist sol egemenliği halkın egemenliği olarak kurguluyor.

Sosyalist sol, neoliberal düzenin aktörü elitlerin yol açtığı derin gelir eşitsizliklerini Keynesçi sosyal demokrat ekonomik reform bağlamında azaltarak, kısacası zenginin elinden alıp işçi sınıfına ve kamu hizmetlerine aktararak halkı zenginden korumaya odaklanıyor.

Korumanın pratikteki tezahürü olan kontrolden anlaşılan ise devletin uyguladığı sınır kontrolleri, çevre kontrolleri, sermaye kontrolleridir.

Neoliberalizm, emek ile servet arasındaki bağıntıda sermaye akışlarındaki devlet denetiminin büyük ölçüde azaltılması, gümrük vergilerinin büyük ölçüde kaldırılması gibi kontrolleri asgariye indirgeyen girişimci, açıklığa dayanan eksopolitikaya dayandığından korumanın baş düşmanıdır.

Ulusal sağın buna karşı geliştirdiği politika “bireysel mülkiyetçilik” olduğundan kendini işçi dostu gibi gösterse de, vergilendirmelerle ilgili radikal bir yol izlememesinin de gösterdiği üzere ilerici sosyalist sol ile yolları ayrılır.

Sol ise, buna karşılık iklim değişiklikleri ile ilgili politikalardan, gelir adaletsizliğine karşı yeni kontrol mekanizmaları benimseyen aktivist devlet anlayışını içeren toplumsal korumacılığa dayanır.

‘Büyük Geri Tepme’, egemenlik sorunsalını antikçağ premodern döneme dek Platon’dan Hobbes’a ve Rousseau’ya bir dizi siyaset felsefecisinin egemenlik teorilerine dayandırıyor.

Ayrıca Friedrich Hayek, Karl Popper ve Ludwig von Mises gibi bir dizi neoliberal kuramcının kuramlarını eleştirel bir gözle inceliyor.

Bu kitap sadece koronavirüs ile değil, salgından sonra ekonominin nereye varacağı ve iklim değişikliği gibi bir dizi önemli soruyu da içinde barındırdığından uzun süre gündemden düşmeyecek.

  • Künye: Paolo Gerbaudo – Büyük Geri Tepme: Popülizm ve Pandemi Sonrası Politika, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2022

Harun Karadeniz – Yaşamımdan Acı Dilimler (2022)

1968-69 gibi alabildiğine hareketli bir dönemde İTÜ Öğrenci Birliği başkanlığı yapan Harun Karadeniz, hem kuşağı tarafından hem de çeşitli defalar basılan ‘Olaylı Yıllar ve Gençlik’ kitabından ötürü bir gençlik lideri olarak anılır.

Öğrenci Birliği başkanlığı sırasında NATO’ya Hayır, 6. Filo’ya karşı gibi gösterilerin yanı sıra doğrudan öğrenci gençliğin alanında gözükmeyen Gerze Tütün Mitingi, Ortak Pazara Hayır Yürüyüşü gibi eylemlerin düzenlenmesinde de önemli katkıda bulunmuştu.

‘Kapitalsiz Kapitalistler’ (1968) kitapçığıyla popüler bir dille sömürüyü açıklamaya çalışmış ve “Yeter ki sömürü mekanizması ve iktisadi gerçekler halka halk diliyle anlatılsın” diyerek kendi arayışının yörüngesini çizmeye başlamış, fakat siyasal yaşamının en önemli deneyimi gölgede kalmıştı.

Harun Karadeniz 1968 üniversite işgallerinin hemen ardından başlayan fabrika işgallerinin ilki olan Derby fabrikasında grevin işgale dönüştürülmesi için kendisinden destek istenmesinden başlayarak işçi hareketi ile organik bir ilişki kurmanın yollarını aramıştı.

Bu tür eylemlere ağırlıklı olarak İTÜ’den olmak üzere en az 100 kişi katılmaktaydı.

Karadeniz için bir not düşmek gerekirse yakın dostu, hocası İdris Küçükömer’den bir alıntı yapmak yerinde olur:

“Düşünen, düşünmesini bilen bir insandı. Somut gözlemleri, çocukluğundan beri olan yaşamı, onu önceden öğretilen bazı kavramlardan şüphe etmeye, sonra düşünmeye yöneltti. Yoksul ve kızgın köylü çocuğu mühendis olacaktı. Matematik, bir lojik yöntem olarak onu pusatlandıracaktı. Üniversitelerdeki öğreti ile hayattaki toplumsal ilişkilerin uyuşmazlığını anladı. Somut önerilerini lider olarak uygulamaya geçti. … Giderek öğrenci eylemlerinden işçiler içine karışmanın yeğ olduğunu kabul etti ve öyle eyledi.”

  • Künye: Harun Karadeniz – Yaşamımdan Acı Dilimler, Ayrıntı Yayınları, anı, 208 sayfa, 2022

Paul E. Willis – Aykırı Kültür (2022)

‘Aykırı Kültür’, yeniden keşfedilmesi gereken, unutulmuş bir kültürel çalışmalar hazinesi.

Bir İngiliz kültürel çalışmalar klasiği ‘Aykırı Kültür’, okuru 1960’ların iki önemli gençlik kültürünün –motorcu oğlanların ve hippilerin– dünyasına götürüyor.

Motorcu oğlanlar, geç 1950’lerin erken rock’n’roll müziğini dinleyen işçi sınıfı motorcularıydı.

Buna karşın hippiler uzun saçlı ve progressive müzik âşığı orta-sınıf uyuşturucu kullanıcılarıydı.

İki grup da kapitalist kitle iletişim araçları ve ticaretin tahakkümündeki daha geniş toplumun karşısında kendi kültürel biçimlerini ve anlamlarını yaratmak için eşitsiz ama kahramanca bir mücadeleye giriştiler.

Bugün, farklı yollarla, son derece yaygın hale gelen kültürel deneyin, kimliğin öz-kurulumunun ve öz-küratörlüğün öncüleriydiler.

Paul Willis, ‘Aykırı Kültür’de, yaşanan ve popüler kültürleri anlamak için önemli ve hâlâ son derece geçerli olan bir teori ve metodoloji geliştiriyor.

Yeni önsözü, kitapta araştırılan dönem ile bugünün kültürel anları arasındaki bu bağı irdeliyor.

Uzun süredir baskısı bulunmayan, Willis’in motorcu oğlanlar ve hippiler hakkındaki bu klasik çalışmasının yeni basımı, geçmişte ve günümüzde dışlanmış kültürlerle ilgilenen herkesin okuması gereken bir kaynak.

Günümüzde de kaynak gösterilmeye devam eden ‘Aykırı Kültür’, etnografik ve kültürel sosyolojik araştırmanın güçlü bir sembolüdür.

Zamanın geçtikçe daha çok anlam kazandı; birlikte sunduğu araştırmalar günümüzde 20. yüzyılın ortasının altkültürlerinin örnek niteliğinde rekonsrüksiyonları olarak değerlendirilebilir.

Kitabın temel katkısı, tarihsel değil, güncel olması.

Araştırma, etnografinin makro-düzey kültürel yapıların araştırılmasına katkı sunabileceğini göstermesiyle ayrıca önemli.

  • Künye: Paul E. Willis – Aykırı Kültür, çeviren: Gökben Demirbaş, Ayrıntı Yayınları, kültürel çalışmalar, 240 sayfa, 2022

Éric Toussaint – Borç Sistemi (2022)

Ülkeler arasındaki ekonomik farklar var olmaya devam ettiği sürece borç, bu ülkeler arasındaki eşitsizliği devam ettirmek için güçlü bir araç olageldi.

Kutsal, değişmez ve ebediyen birbirine bağlayıcı kabul edilen bu sistem, sömürgecilik sonrası dünyada, emperyalist güçlerin Küresel Güney ülkerini boyunduruk altına alma yöntemi haline geldi.

Bu önemli eserde ekonomist Éric Toussaint, devlet borçlarının reddedilmesi yoluyla borç sisteminin radikal bir şekilde tersine çevrilmesi gerektiğini savunuyor.

Yazar, kamu borçlarının izini sabırla sürerken ulusların olaylarla dolu tarihine, aralarındaki karmaşık ilişkilere ve hepsinden önemlisi bunların altında yatan mantığa yeni bir ışık tutuyor.

Kuzey-Güney ilişkileri kapitalist sistemle, onun gelişmek, yayılmak ve tahakküm altına almaktaki kararlılığıyla tözdeş (consubstantial) bir süreci örneklendiriyor.

  • Künye: Éric Toussaint – Borç Sistemi: Devlet Borçlarının ve Reddedilmelerinin Bir Tarihi, çeviren: Osman S. Binatlı, Ayrıntı Yayınları, 224 sayfa, 2022

Kate Kirkpatrick – Beauvoir Olmak (2022)

Dünyanın dört bir yanındaki kadınlara ilham veren ve birçok insanın düşünme şeklini değiştiren Simone de Beauvoir’ın büyüleyici bir portresi.

Kate Kirkpatrick, Beauvoir’ın feminizmle olan karşıt ilişkisine hatırı sayılır derecede yer veriyor ve buradaki tartışma oldukça zengin.

Kirkpatrick’in biyografisinin en güçlü olduğu yer, Beauvoir’ın etik taahhütlerinin sağlamlığını netleştirmesi ve de bunların savaştan sonra siyasi taahhütlere nasıl dönüştürüldüğünü açıklaması.

Yazar, Beauvoir’ın felsefesinin önceki biyografilerden çok daha ayrıntılı ve analitik bir açıklamasını sunuyor.

Kirkpatrick’in buradaki temel başarısı, Beauvoir’ın mantığını kendi hayatıyla ilişkilendirmiş olması.

Kirkpatrick, Beauvoir’ın yorumlarını, günlüklerini ve daha da önemlisi, hayatının sonuna doğru verdiği röportajları titizlikle araştırmış ve ortaya Beauvoir’ın yaşamının ve çalışmasının radikal ve yeni, kanıtlara dayalı bir okumasını çıkmış.

Beauvoir’a hem yaşamı boyunca hem de o zamandan beri yöneltilen olağanüstü küçümseme ve cinsiyetçi eleştiri selini ortaya çıkaran kitap, onu Jean-Paul Sartre’ın gölgesinden kurtararak kendi ışığına kavuşturuyor.

Bize neden Beauvoir’dan öğrenecek daha çok şeyimiz olduğunu gösteren çok önemli bir çalışma.

  • Künye: Kate Kirkpatrick – Beauvoir Olmak: Bir Yaşam, çeviren: Deniz Soysal, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 416 sayfa, 2022

Henry David Thoreau – Walden (2022)

‘Walden’, doğaya ve sade yaşama övgü niteliğinde bir başyapıttır.

Henry David Thoreau bu klasikleşmiş yapıtında, Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük kulübesindeki deneyimlerini paylaşıyor.

Thoreau, 1845 yılında Concord, Massachusetts’teki evinden ayrılarak Walden Gölü’nün kenarında, kendi elleriyle inşa ettiği küçük bir kulübeye yerleşir.

Bu ormanda iki sene boyunca tek başına yaşar, başka insanlara muhtaç olmadan hayatta kalmayı, yaratıcı ve ahlaki ilhamlarını doğrudan doğadan almayı öğrenir.

Günlük olarak tuttuğu bu eser, yalnızca bir anı değil, aynı zamanda felsefi bir tez ve ekolojik bir manifesto niteliğindedir.

Walden, Thoreau’nun iç dünyasını yansıtmakla kalmaz, dünyaya, sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylerle ilişkimize, gerçekten özgür bir birey olmanın anlamına ve insanın Doğa ile olan iletişiminin özüne dair en etkileyici eserlerden biridir.

Kitaptan bir alıntı:

“Ormana gitmemin nedeni, bilerek yaşamak, yaşamın sadece temel gerçekleriyle yüzleşmek, bana öğreteceği şeyleri öğrenip öğrenemeyeceklerimi görmek ve yaşamamış olduğumu ancak ölüm geldiği zaman fark etmemek içindi.”

  • Künye: Henry David Thoreau – Walden: Yahut Ormanda Bir Yaşam, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 336 sayfa, 2022