Jean-Miguel Pire’nin bu çalışması, modern çağın hız ve verimlilik takıntısı karşısında “boş zaman”ın itibarını iade eden felsefi bir müdahale. Pire, günümüzde düşünmeye ayrılan vakitlerin lüks ya da tembellik olarak görülmesini eleştiriyor; ekran kaydırmalarıyla geçen dağınık zamanın zihni sürekli uyarana bağımlı hâle getirdiğini söylüyor. Bu yeni “afyon”un, insanın düşünme kapasitesini aşındırdığını vurguluyor.
‘Halkın Otium’u: Boş Zamanın Geri Kazanılması Üzerine’ (‘L’otium du peuple’), Antik Yunan’daki “skholē” ve Latin dünyasındaki “otium” kavramlarına dönerek üretken boş zamanın tarihsel anlamını yeniden kuruyor. Otium’un, gündelik sorumluluklardan kaçış değil; bilgelik, hakikat ve kendilik üzerine yoğunlaşma alanı olduğunu gösteriyor. Bu zaman diliminde merak, yaratıcılık, sağduyu ve özgür irade gelişiyor; kişi kendi kendine yetebilme becerisini kazanıyor. Pire, bunun narsistik bir içe kapanma değil, hem “kendilik kaygısı” hem de başkasına yönelmiş etik bir dikkat biçimi olduğunu hatırlatıyor.
Bourdieu’nün üretken boş zamanı “evrensel bir antropolojik olanaklılık” olarak görmesinden ve Foucault’nun “kendilik kaygısı” kavrayışından hareketle Pire, otium’un artık yalnızca seçkinlere ait olmaması gerektiğini savunuyor. Yüzyıllardır süren unutuluşun ardından, derinlik ve kalıcılık arzusunu besleyen bu pratiğin herkes için erişilebilir bir hak hâline gelmesi gerektiğini belirtiyor.
Sonuçta ‘Halkın Otium’u’, boş zamanı tüketimden ve pasif oyalanmadan kurtarıp düşüncenin, özerkliğin ve “iyi yaşam” arayışının zemini olarak yeniden kurmayı öneriyor. Pire, halkın otium’unu savunarak, hız çağında yavaş düşünmenin radikal bir eylem olduğunu gösteriyor.
Jean-Miguel Pire — Halkın Otium’u: Boş Zamanın Geri Kazanılması Üzerine
Çeviren: Melike Aydın • Okuyanus Yayınları
Felsefe • 90 sayfa • 2025

