Jean-Louis Halpérin – Avrupa Hukuk Tarihi (2025)

Jean-Louis Halpérin’in bu çalışması, modern Avrupa’nın hukuk ve hak kavrayışının son iki buçuk yüzyılda geçirdiği dönüşümü izliyor. Halpérin, “hak” kavramının yalnızca yasal belgelerde değil, siyasi, toplumsal ve felsefi tartışmalarda da nasıl biçimlendiğini gösteriyor. 18. yüzyılın sonundaki Aydınlanma düşüncesiyle birlikte başlayan bu süreçte, bireysel hakların doğuşu, devletin meşruiyetini belirleyen en temel ölçüt haline geliyor.

‘Avrupa Hukuk Tarihi: 1750’den Günümüze’ (‘Histoire des droits en Europe: de 1750 à nos jours’), 1750’lerden itibaren insan haklarının düşünsel kökenlerini, Fransız Devrimi’nin hukuk düzeni üzerindeki etkilerini ve 19. yüzyılda sanayi toplumunun ortaya çıkardığı yeni hak mücadelelerini ele alıyor. Halpérin, “doğal hak” fikrinin zamanla “sosyal haklar”a evrildiğini, böylece özgürlük ve eşitlik ideallerinin toplumsal adalet talepleriyle birleştiğini açıklıyor. Bu dönüşüm, hem liberal hem de sosyalist hukuk anlayışlarının çatıştığı zeminleri de belirginleştiriyor.

Halpérin 20. yüzyıla gelindiğinde, iki dünya savaşının ve totaliter rejimlerin, hak kavramını nasıl yeniden tanımladığını inceliyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle birlikte, hakların ulusal hukuk sınırlarını aşarak uluslararası bir norm sistemine dönüştüğünü vurguluyor. Yazar, Avrupa Birliği’nin yükselişiyle birlikte hakların yalnızca yurttaşlıkla değil, insanlık fikriyle ilişkilendirilmeye başladığını belirtiyor.

‘Avrupa Hukuk Tarihi’, hukuku yalnızca bir kurum değil, bir medeniyet projesi olarak okuyor. Halpérin’in çalışması, hakların soyut ilkelerden toplumsal yaşama nasıl nüfuz ettiğini gösteriyor; Avrupa tarihini, adalet arayışının sürekli değişen biçimleri üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Jean-Louis Halpérin – Avrupa Hukuk Tarihi: 1750’den Günümüze, çeviren: Hakan Meral, Doğu Batı Yayınları, hukuk, 540 sayfa, 2025

Jean-Paul Roux – Ortaçağ Seyyahları (2025)

Jean-Paul Roux’nun bu kitabı, Avrupa’nın Orta Çağ’da dünyayı nasıl keşfettiğini ve bu sürecin kültürel bir devrim niteliği taşıdığını anlatıyor. ‘Ortaçağ Seyyahları’ (‘Les explorateurs au Moyen Age’), dönemin Avrupa’sının, İslam dünyası dışında başka bir yaşam veya medeniyet olabileceğine dair sınırlı bir algısı olduğunu belirtiyor. Ancak Cengiz Han ve haleflerinin kurduğu Moğol İmparatorluğu’nun Asya’yı, Doğu Avrupa bozkırlarından Pasifik’e kadar birleştirmesiyle bu durum kökten değişir. Bu büyük imparatorluk, Avrupalıların Orta Asya, Hindistan ve Çin gibi uzak medeniyetlerle doğrudan temasa geçmesine ve hatta Müslüman topraklarının kalbine nüfuz etmesine olanak tanır.

Kitap, bu keşif hareketine katılan yüzlerce din adamı, elçi, tüccar ve maceraperestin hikâyelerine odaklanıyor. Bu cesur insanlar, Asya’nın büyük kara ve deniz yollarında sayısız zorlukla karşılaşmışlardır. Örneğin, 13. yüzyılın ortalarında bilinmeyen ve vahşi Tataristan’a doğru yola çıkan Giovanni da Pian del Carpine’nin geri döndüğünde nasıl bir kahraman gibi karşılandığı anlatılır. Onu takiben William of Rubruck’un seyahatinden modern bir etnologunkine benzer titiz bir anlatımla geri döndüğü belirtilir.

Roux, en bilinen gezginlerden Marco Polo’nun yanı sıra, Faslı İbn Battuta gibi başka önemli seyyahların da bu döneme damga vurduğunu vurguluyor. Kitap, Asyalıların da bu dönemde Avrupa’ya geldiklerini, böylece eski dünyanın yavaş yavaş daha tutarlı bir sistem oluşturmaya başladığını gösteriyor. Bir asırdan fazla süren ve Moğol İmparatorluğu’nun çöküşüyle sona eren bu muazzam keşif hareketinden günümüze, seyyahların anıları ve onların inançlarını, cesaretlerini, saflıklarını, gururlarını veya basitliklerini yansıtan önemli kitaplar kalmıştır.

Bu seyahatnameler, gezginlerin katlandığı acıları ve yolculukların tehlikelerini detaylandırır. Aynı zamanda, Avrupalıların artık gidemediği uzak diyarların hem gerçekçi hem de masalsı bir tablosunu çizer. Jean-Paul Roux, bu eseriyle, Orta Çağ’da yaşanan bu keşiflerin sadece coğrafi bir genişleme değil, aynı zamanda Avrupa’nın dünya algısında ve kültürel kimliğinde yarattığı derin dönüşümü gözler önüne seriyor. Kitap, Orta Çağ insanının dünyayı anlama çabasına ve bilinmeyene karşı duyduğu meraka ışık tutuyor.

  • Künye: Jean-Paul Roux – Ortaçağ Seyyahları, çeviren: Hakan Meral, Doğu Batı Yayınları, tarih, 357 sayfa, 2025

Maurice Sartre – Helenistik Anadolu (2024)

Ephesus, İyonya, Bergama, Troya, Karya, Likya, Kapadokya, Komagene…

Her biri ismini uygarlığa kazıyan ve üzerinde yaşadığımız kentler…

MÖ 334’ten itibaren İskender’in fethiyle Anadolu’daki siyasi durum bambaşka bir çehre kazanır.

Yeni devletlerin kuruluşu, siyasi yıkımlar, Helenleşmiş yerli krallıkların ortaya çıkışı, birkaç bağımsız kentin varlığını sürdürmesi ve Galat istilalarıyla Helenistik Anadolu tarihinde savaşlar ve kargaşa hiç eksik olmaz.

Bir yandan Doğu’daki Ahamenişlerin baskısı diğer yandan Batı’daki Yunan-Roma şehir modeli ve örgütlenmesinin Anadolu’da bıraktığı derin izler bu coğrafyanın Doğu ve Batı arasında sürekli değişen yazgısının bir parçası sayılacaktır.

Roma’nın ikinci yüzyılın başında Küçük Asya’ya gelişi ise durumu bir kez daha değiştirecektir.

Arkeoloji dünyasının son dönem keşiflerinden yararlanarak epigrafi ve nümismatikten yoğun bir şekilde beslenen Maurice Sartre, antik çağların en büyüleyici ve merak edilen dönemi olan Helenistik Anadolu’ya ilişkin son derece özgün bir eser kaleme alır.

Sartre, yalnızca Batı Anadolu (ya da Antik Yunan’ın doğusu) ile yetinmeyip tüm Anadolu coğrafyasının birbiriyle nasıl bir alışveriş halinde olduğunu ustalıkla gösterir.

Çalışmanın yayıldığı geniş saha Ege’deki adalar, Trakya, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz bölgeleri, Pontus ve Doğu Anadolu’ya kadar uzanır.

Kitaptaki en ilginç bölümler ise yazıtların ve belgelerin okunmasıyla somutlaşır.

Bu pasajlar o dönemin ticaret ve şehir hayatına dair son derece değerli bilgiler verir.

Bunun yanında anlaşmalar, hukuki yapı, kararnameler, festivaller, armağan ve adaklar, dinî törenler, tanrı ve tanrıçaların öyküleri ve bütünüyle gündelik yaşamdan sunulan kesitler Anadolu’nun çokça dile getirilen zengin mirasını yetkin bir şekilde ortaya koyar.

  • Künye: Maurice Sartre – Helenistik Anadolu: Ege’den Kafkasya’ya, çeviren: Hakan Meral, Doğu Batı Yayınları, tarih, 496 sayfa, 2024