Stefanie Stahl – Bağlanma Korkusu (2025)

Stefanie Stahl’ın bu kitabı, ilişkilerde yaşanan kararsızlık, kaçınma ve bağlanma sorunlarını psikolojik bir zeminde analiz ediyor. “Jein” – yani “hem evet hem hayır” – kelimesiyle tanımlanan bu durum, bireylerin sevgi ve yakınlık arzusuyla, özgürlük ve kontrol kaybı korkusu arasında sıkışıp kalmalarını ifade eder. Stahl, bu çelişkili duyguların ardında yatan bağlanma türlerini ortaya koyuyor ve okuyucuya bu döngüleri kırmak için pratik çözümler sunuyor.

‘Bağlanma Korkusu: Mağdurlar ve Partnerleri İçin Baş Etme Rehberi’ (‘Jein!: Bindungsängste erkennen und bewältigen. Hilfe für Betroffene und deren Partner’), erken çocukluk deneyimlerinin bireyin bağlanma biçimlerini nasıl şekillendirdiğini anlatırken, özellikle güvenli, kaçıngan ve kaygılı bağlanma tarzlarının ilişkilerdeki yansımalarını örneklerle açıklar. Bağlanma korkusuna sahip bireylerin sıklıkla yakınlıktan kaçınmak, mesafe koymak ya da partnerine karşı aşırı eleştirel olmak gibi davranışlar sergilediğini belirtiyor. Ancak bu davranışlar altında yatan temel motivasyonun, reddedilme ve kendini kaybetme korkusu olduğunu vurguluyor.

Stahl, yalnızca bu sorunu yaşayan bireylere değil, onların partnerlerine de rehberlik ediyor. Empati geliştirmeyi, kişisel sınırları tanımayı ve sağlıklı iletişim yollarını öğretmeyi amaçlıyor. Terapötik egzersizler ve öz-farkındalık çalışmalarıyla okuyucunun kendi duygusal kalıplarını tanımasına ve değiştirmesine yardımcı oluyor. Kitap boyunca “içsel çocuk” kavramı öne çıkıyor; bireyin geçmişten taşıdığı duygusal yaraların bugünkü ilişkilerini nasıl etkilediği gösteriliyor.

Kitap, yalnızca ilişkilerde yaşanan zorluklara çözüm sunmakla kalmaz, aynı zamanda bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmeyi hedefler. Bağlanma korkusunu aşmak isteyen herkes için güçlü, anlaşılır ve umut verici bir yol haritasıdır.

  • Künye: Stefanie Stahl – Bağlanma Korkusu: Mağdurlar ve Partnerleri İçin Baş Etme Rehberi, çeviren: Ceyda Aydın, İletişim Yayınları, psikoloji, 248 sayfa, 2025

Turgay Gülpınar – Yerel Hükümet: Gültepe (2025)

Belediyeler, modern devletin yönetim yapısında çift yönlü bir rol üstlenir: Bir yandan merkezî otoriteye karşı yerel taleplerin örgütlendiği, özerkleşme potansiyeli taşıyan yapılar olarak görülürken, öte yandan merkezî yönetimin geniş coğrafyalarda etkili olabilmesi için vazgeçilmez birer araçtır. Bu çift yönlü karakter, belediyelerin varoluşunu teknik değil, doğrudan politik bir meseleye dönüştürür. Çünkü yerel yönetimlerin işleyiş biçimi, bir toplumun demokratik kültürünün niteliğine dair önemli ipuçları sunar.

Turgay Gülpınar’ın ‘Yerel Hükümet: Gültepe, Bir Özerklik Deneyimi (1973–1980)’ adlı çalışması, bu politik gerilimi somut bir örnek üzerinden anlatıyor. İzmir’e yalnızca birkaç kilometre uzaklıktaki Gültepe beldesi, kısa süren özerk yönetim pratiğiyle dikkat çeker. Yazar, Gültepe’yi sadece bir belediye modeli olarak değil, aynı zamanda yerel siyaset kültürünün dinamiklerini barındıran bir alan olarak inceliyor.

1980 darbesi sonrasında tüzel kişiliği sona erdirilen Gültepe Belediyesi örneği, yerel özerklik kavramını salt hukuki bir statüden ibaret görmeyen bir yaklaşım sunuyor. Gülpınar, özerkliği yukarıdan tanımlanmış bir çerçeve olarak değil, yerelin kendi ihtiyaç ve pratiklerinden doğan ilişkisel bir süreç olarak ele alıyor. Böylece yerel yönetimin anlamı, teknik idare değil, yerelden kurulan siyasal bir alan olarak yeniden tanımlanıyor.

Bu perspektif, Türkiye’de yerelliğe bakışın dönüşümünü anlamak için kritik bir zemin sunuyor. Yerel özerklik, yalnızca yönetsel bir tercih değil; katılımcı demokrasi anlayışının temel taşıdır. Gültepe örneği de, bu potansiyelin kısa süreli ama güçlü bir yansıması.

  • Künye: Turgay Gülpınar – Yerel Hükümet: Gültepe, Bir Özerklik Deneyimi (1973-1980), İletişim Yayınları, inceleme, 432 sayfa, 2025

Bedross Der Matossian – Adana Katliamları (2025)

Bedross Der Matossian, bu çarpıcı çalışmasında 1909 Adana Katliamları’nı tarihsel bağlamı içinde ele alarak, erken 20. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda devrim, etnik gerilim ve şiddetin nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. ‘Adana Katliamları: 20. Yüzyıl Başında Devrim ve Şiddet’ (‘The Horrors of Adana: Revolution and Violence in the Early Twentieth Century’), sadece bir trajedinin anatomisi değil, aynı zamanda çok uluslu bir imparatorlukta modernleşme sürecinin doğurduğu kırılmaların bir analizi.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı topraklarında özgürlük ve eşitlik umutları yeşermişti. Ancak bu devrimci ortam, aynı zamanda eski korkuların, kimlik çatışmalarının ve yerel düzeydeki dengesizliklerin de su yüzüne çıkmasına neden oldu. Adana’da yaşanan olaylar, yalnızca Ermenilere yönelik bir pogrom değil; devletin otorite krizinin, merkeziyle taşra arasındaki kopukluğun ve siyasallaşan toplumsal ayrışmaların bir dışavurumudur.

Matossian, farklı kaynakları karşılaştırarak hem Ermeni hem de Müslüman toplulukların algılarını ve tepkilerini inceliyor. Katliamların spontane değil, belirli bir tarihsel bağlamda örgütlü ve sistematik bir şiddet biçimi olduğunu savunuyor. Aynı zamanda olayların yalnızca etnik bir nefretle değil, ekonomik rekabet, siyasal güç boşlukları ve yerel aktörlerin çıkar hesaplarıyla da şekillendiğini ortaya koyuyor.

Bu eser, yalnızca Adana trajedisine değil, genel olarak imparatorluk sonrası toplumların karşılaştığı kimlik krizlerine ve şiddet dinamiklerine ışık tutuyor. ‘Adana Katliamları’, geçmişin gölgelerinde kaybolan değil, bugün hâlâ yankı bulan sorular sormaya cesaret eden tarihsel bir yüzleşme metni.

Künye: Bedross Der Matossian – Adana Katliamları: 20. Yüzyıl Başında Devrim ve Şiddet, çeviren: Renan Akman, İletişim Yayınları, tarih, 372 sayfa, 2025

Şevket Furkan Erbay – Zeki ve Çevik (2025)

Şevket Furkan Erbay’ın ‘Zeki ve Çevik’ adlı eseri, Türkiye’de sporun serüvenine yalnızca sonuçlar ve istatistikler üzerinden değil, o sonuçların ardındaki kültürel, siyasal ve toplumsal bağlamlara odaklanarak yaklaşıyor. Yazar, spor tarihini kuru skor tablosundan çıkarıp canlı bir insan hikâyeleri ağına dönüştürüyor.

Her on yıla özgü bir spor dalını mercek altına alarak, bu alanların tarihsel gelişimini hem geçmişle bağ kurarak hem de geleceğe uzanan çizgilerle aktarıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında atletizmle başlayan bu yolculuk, 1930’larda binicilik, 1940’larda tenis, 1950’lerde güreş, 1960’larda bisiklet ve yüzme gibi branşlarla devam ediyor.

1970’lerin boks tutkusu, 1980’lerin Uzakdoğu sporları ve halter merakı, 1990’ların yükselen basketbol ilgisi, 2000’lerde futbolun merkezdeki yeri ve 2010’ların voleybol başarısı detaylıca işleniyor. Son bölümde ise parlayan yeni alanlar olan okçuluk, jimnastik ve atıcılığa yer veriliyor.

Erbay’ın yaklaşımı, sporu yalnızca rekabet ya da eğlence olarak görmeyip, toplumu yansıtan ve dönüştüren bir araç olarak değerlendirmesiyle öne çıkıyor. ‘Zeki ve Çevik’, “spor hayattır” sözünü ciddiyetle ele alan, spor üzerinden Türkiye’nin toplumsal dönüşümünü okumamıza olanak sağlayan özgün bir sosyal tarih çalışması.

Kitaptan iki alıntı:

“Hakkı Koşar’ın binlerce öğrencisi arasında (…) hocalık yaptığı bir isim de, Uzakdoğu sporlarının beyazperdedeki bir numaralı yüzü, siyah kuşak sahibi karateci Cüneyt Arkın’dı. Hakkı Koşar, Arkın’la çalışırken Yeşilçam’da bazı filmlerin (Tarkan filmindeki Wang Yu’yu hatırlayın) dövüş sahnelerinde bile rol almıştı.”

“Sırım gibi bir fiziğe sahip İsmail Ogan’ı Antalya’da izlediği bir yağlı güreş müsabakasında çok beğenen ama babasını ikna edemeyen Yaşar Doğu, Antalya valisinden yardım istedi. Valinin telefonuyla köye gönderilen iki jandarmayı görünce korkan baba Ogan, oğlunun güreş kampına katılmasına mecburen izin vermişti.”

  • Künye: Şevket Furkan Erbay – Zeki ve Çevik: Türkiye’de Sporun Bir Asırlık Kültürel Muhasebesi, İletişim Yayınları, spor, 232 sayfa, 2025

Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler (2025)

Ayfer Karakaya-Stump’ın bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kızılbaş-Alevi topluluklarının karmaşık tarihini, inanç sistemlerini ve toplumsal yapılarını derinlemesine inceliyor. ‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik’ (‘The Kizilbash-Alevis in Ottoman Anatolia: Sufism, Politics and Community’), Aleviliğin kökenlerini ve gelişimini, özellikle Safevi propagandası, Bektaşi tarikatı ve yerel Anadolu inançlarıyla olan etkileşimlerini mercek altına alarak, bu toplulukların Osmanlı merkezi otoritesiyle olan ilişkilerini de detaylandırıyor. Karakaya-Stump, Aleviliği sadece bir dini inanç olarak değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir kimlik olarak da ele alır.

Yazar, Kızılbaş-Alevilerin Osmanlı devleti tarafından sıkça “isyancı” veya “sapkın” olarak damgalanmasına rağmen, bu toplulukların Anadolu’daki varlıklarını ve inançlarını nasıl sürdürdüklerini araştırıyor. Kitap, Safevi-Osmanlı rekabetinin Alevi toplulukları üzerindeki etkilerini, çeşitli ayaklanmaları ve Osmanlı’nın baskıcı politikalarını incelerken, Alevilerin kendi iç dinamiklerini, toplumsal örgütlenmelerini ve dede-talip ilişkilerini de analiz ediyor. Karakaya-Stump, sözlü gelenekler, menkıbeler, fetvalar ve Osmanlı arşiv belgeleri gibi geniş bir kaynak yelpazesini kullanarak, Alevi tarihine dair yeni ve nüanslı bir perspektif sunuyor.

‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler’, Alevi inancının senkretik yapısını, Şiilik, Sünnilik, sufizm ve Anadolu’nun kadim inançlarının izlerini taşıdığını gösteriyor. Kitap, Alevi topluluklarının sadece dini değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi direniş mekanizmalarını da ortaya koyuyor. Eser, Osmanlı döneminde Alevi-Sünni ilişkileri, devletin Alevilere yönelik politikaları ve bu politikaların Alevi kimliğinin oluşumundaki rolü hakkında önemli bilgiler sunarak, Alevi araştırmalarına değerli bir katkıda bulunuyor.

  • Künye: Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik, İletişim Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2025

Ahmet İnsel – Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye (2025)

Ahmet İnsel’in bu kitabı, Türkiye’nin kalkınma sürecinde devletin oynadığı merkezi ve karmaşık rolü ekonomi-politik bir perspektiften inceliyor. ‘Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü’ (‘La Turquie entre l’ordre et le développement. Eléments d’analyse sur le rôle de l’Etat dans le processus de développement’), Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar Türkiye’deki kalkınma stratejilerini, bu stratejilerin altında yatan ideolojileri ve devletin bu süreçlerdeki müdahaleci veya düzenleyici rolünü detaylı bir şekilde analiz ediyor. Kitap, Türkiye’nin hem siyasi istikrarı (düzen) sağlama çabasını hem de ekonomik kalkınmayı (gelişme) hızlandırma hedefini aynı anda nasıl sürdürdüğünü ve bu iki amacın çoğu zaman birbiriyle nasıl çeliştiğini gösteriyor. Yazar, bu gerilimin, Türkiye’nin kalkınma modelinin temelini oluşturduğunu ve devletin bu çelişkiyi nasıl yönettiğini veya yönetemediğini irdeliyor.

İnsel, Türkiye’nin kalkınma deneyimini farklı dönemlere ayırarak inceliyor: Erken Cumhuriyet’in devletçi sanayileşme politikaları, çok partili hayata geçişle birlikte artan liberalleşme eğilimleri, askeri darbelerin kalkınma üzerindeki etkileri ve 1980 sonrası neoliberal dönüşüm. Bu süreçlerde devletin ekonomik aktör olarak rolünün, piyasa ile ilişkisinin ve toplumsal sınıflar üzerindeki etkisinin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Kitap, özellikle devletin ekonomiye müdahalesinin, bir yandan kalkınmayı desteklerken, diğer yandan rekabeti nasıl engellediğini, yolsuzluğa nasıl zemin hazırladığını ve belirli çıkar gruplarını nasıl desteklediğini de eleştirel bir gözle değerlendiriyor. Kalkınmanın sadece ekonomik göstergelerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal adalet, demokratikleşme ve insan hakları gibi unsurları da içermesi gerektiğini vurguluyor.

‘Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye’, Türkiye’nin kalkınma serüveninin sadece ekonomik bir hikâye olmadığını, aynı zamanda derin siyasi, kültürel ve ideolojik boyutları olan bir süreç olduğunu gösteriyor. İnsel, devletin Türkiye’deki kalkınma paradigmalarını nasıl belirlediğini, uyguladığını ve bu süreçlerin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü akademik bir titizlikle analiz ediyor. Kitap, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik tarihini anlamak isteyenler için önemli bir referans niteliğinde.

  • Künye: Ahmet İnsel – Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü, çeviren: Ayşegül Sönmezay, İletişim Yayınları, iktisat, 271 sayfa, 2025

Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti (2025)

Türkiye’de ulaştırma ve siyasetin iç içe geçtiği karmaşık ilişki, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze uzanan derin bir geçmişe sahip. ‘Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti’, bu çok katmanlı ilişkinin tarihsel ve ekonomi-politik boyutlarını inceliyor. Bu kitap, erken Cumhuriyet dönemi kalkınma politikalarından başlayarak günümüzde neoliberalizmin kaldırma kuvvetiyle çok daha etkili bir statüye gelmiş ulaştırma politikalarının hem ekonomi-politik hem de tarihsel muhasebesini içeriyor. Ahmet Cemal Ertürk, şimendifer siyasetinin ulusalcı günlerinden başlayıp, Özal döneminin vahşi liberalizmine, oradan da AKP’li yılların mega projelerine kadar Türkiye tarihine tanıklık ediyor.

Korumacılıktan serbestleşmeye, özelleştirmelerden kalkınmacılığa bütün akımları tatmış olan ulaştırma politikaları üzerinden Türkiye siyasi ve iktisadi hayatına, en önemlisi de değişen ve evrim geçiren kalkınma politikalarına farklı bir bakış sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Neoliberalizmle birleşen kalkınmacılık, artık kapitalizmin en vahşi, en insafsız halini toplumlara dayatabilir. Kalkınma kaçınılmazdır ama ancak üzerinden rant devşirilebilirse, büyüme yaratabilirse, sermayeyi besleyebilirse doğru şeklini alır.”

  • Künye: Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti, İletişim Yayınları, siyaset, 287 sayfa, 2025

Kolektif – Selçuklular (2025)

Christian Lange ve Songül Mecit’in derlediği bu kitap, Selçuklu İmparatorluğu’nun siyasi, sosyal ve kültürel tarihini çok yönlü bir şekilde ele alıyor. ‘Selçuklular: Siyaset, Toplum, Kültür’ (‘The Seljuqs; Politics, Society and Culture’), Selçukluların kökenlerinden başlayarak, geniş bir coğrafyaya yayılan imparatorluklarının kuruluş sürecini, siyasi yapısını, yönetim anlayışını ve karşılaştığı iç ve dış sorunları inceliyor. Ayrıca, Selçuklu toplumunun farklı katmanlarını, etnik ve dini çeşitliliğini, ekonomik faaliyetlerini ve gündelik yaşamını da detaylı bir şekilde ele alıyor. Kitap, Selçuklu kültürünün İslam dünyasındaki yerini, bilim, sanat, edebiyat ve mimari alanındaki gelişmelerini, tasavvuf hareketlerini ve dini kurumlarını da kapsamlı bir şekilde analiz ediyor.

Bu derleme, A.C.S. Peacock, C. Edmund Bosworth, Carole Hillenbrand, D.G. Tor, Daphna Ephrat, David Durand-Guédy, Jürgen Paul, Massimo Campanini, Robert Hillenbrand, Scott Redford, Vahid Behmardi ve Vanessa Van Renterghem gibi alanında uzmanlaşmış akademisyenlerin katkılarıyla Selçuklu tarihinin farklı yönlerine odaklanıyor. Kitap, Selçuklu sultanlarının iktidar mücadelelerini, merkezi otoritenin zaman zaman zayıflamasını ve bölgesel güçlerin yükselişini takip ediyor. Selçuklu ordusunun yapısı, askeri başarıları ve yenilgileri, Bizans İmparatorluğu ve diğer komşu devletlerle olan ilişkileri de kitapta önemli bir yer tutuyor. Sosyal hayata dair bölümlerde, göçebe geleneklerinden yerleşik hayata geçişin etkileri, farklı etnik grupların bir arada yaşaması, şehirlerin gelişimi ve kırsal bölgelerdeki yaşam koşulları anlatılıyor. Kitap, Selçuklu toplumunda kadınların rolü, aile yapısı, eğitim kurumları ve hayır işleri gibi konulara da değiniyor.

Çalışma, Selçuklu İmparatorluğu’nun kültürel mirasını da derinlemesine inceliyor. İslam düşüncesindeki farklı akımların Selçuklu coğrafyasındaki yayılımı, önemli bilim insanları ve düşünürlerin katkıları, Farsça ve Arapça edebiyatın gelişimi, Selçuklu dönemi mimarisinin özgünlüğü ve Anadolu’nun Türkleşmesi sürecindeki kültürel etkileşimler kitapta ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Kitap, Selçuklu İmparatorluğu’nun sadece siyasi ve askeri bir güç olmakla kalmayıp, aynı zamanda İslam medeniyetinin önemli bir merkezi olduğunu ve sonraki dönemlerdeki siyasi ve kültürel gelişmeleri derinden etkilediğini gösteriyor. Bu kapsamlı çalışma, Selçuklu tarihine ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Selçuklular: Siyaset, Toplum, Kültür, derleyen: Christian Lange, Songül Mecit, çeviren: Özkan Akpınar, İletişim Yayınları, tarih, 429 sayfa, 2025

Kolektif – “Biz Erkekler” (2025)

“Biz Erkekler” adlı bu önemli derleme, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren şekillenen siyasi, düşünsel ve edebi arenada üretilen erkeklik anlatılarını derinlemesine inceleyerek, ülkenin kimlik inşası sürecine farklı bir perspektiften bakmamızı sağlıyor. Kitap, Türkiye’nin modernleşme projesinin farklı ideolojik kanallarında yer alan önemli figürlerin –Kemalist modernleşmenin “yeni adam” idealini savunan yazarlardan İslâmcı düşüncenin önde gelen isimlerine, ırkçı-militarist milliyetçi çevrelerden “erkeklikten muaf” olduklarını iddia eden sol düşünürlere kadar geniş bir yelpazede–  nasıl farklı erkeklik imgeleri inşa ettiklerini titizlikle analiz ediyor.

Kemalist modernleşmenin “yeni adam” figürünü idealize eden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa, Ahmet Ağaoğlu ve İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu gibi yazarların eserlerinde, modern, Batılı değerlerle uyumlu, aktif ve idealize edilmiş bir erkeklik portresi çizilirken; Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu ve İsmet Özel gibi İslâmcı düşünürlerin metinlerinde ise geleneksel değerlere bağlı, manevi derinliği olan ve İslami kimliği ön planda tutan bir erkeklik anlayışı öne sürülüyor. Ömer Seyfettin, Nihal Atsız ve Esat Mahmut Karakurt gibi ırkçı-militarist milliyetçilerin eserlerinde ise kahramanlık, savaşçılık ve ulusal ideallere bağlılık gibi vurgularla şekillenen, sert ve otoriter bir erkeklik imgesi belirginleşiyor. Şaşırtıcı bir şekilde, Şefik Hüsnü, Zekeriya Sertel ve Hikmet Kıvılcımlı gibi sol düşünürlerin, en azından söylemsel düzeyde, geleneksel erkeklik rollerinden ve beklentilerinden uzaklaşma ve “erkeklikten muaf” bir kimlik inşa etme çabaları da bu derlemede inceleniyor.

“Biz Erkekler”, sadece farklı ideolojilerin nasıl farklı erkeklik temsilleri yarattığını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda bu temsillerin modern Türkiye’nin siyasi ve kültürel manzarasını nasıl şekillendirdiğini de anlamamıza yardımcı oluyor. Bu zihin açıcı derleme, okuyucuyu farklı düşünce dünyalarına doğru bir keşif yolculuğuna çıkarırken, edebiyat, siyaset ve düşünce arasındaki karmaşık ilişkiyi de gözler önüne seriyor. Farklı ideolojilerin penceresinden sunulan erkeklik anlatılarının karşılaştırılması, modern Türkiye’nin kimlik arayışının ve toplumsal dinamiklerinin daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunuyor. Bu nedenle, “Biz Erkekler”, modern Türkiye’nin düşünce tarihine ilgi duyan herkes için okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

Aylin Özman, Selin Akyüz ve Gülşen Seven’in hazırladığı derlemede ayrıca Alev Çınar ile Beyza Çubukçu, Sercan Çınar, Aslı Çırakman, Ayşe Durakbaşa, Özlem Duva Kaya, Funda Gençoğlu, Murat Göç, Çimen Günay Erkol, Feyda Sayan Cengiz, İnci Özkan Kerestecioğlu, Nurseli Yeşim Sünbüloğlu, H. Bahadır Türk, Aslı Yazıcı Yakın ile Meriç Kükrer ve Sinan Yıldırmaz’ın yazıları yer aldı.

  • Künye: Kolektif – “Biz Erkekler”: Türkiye’de Siyaset, Düşünce ve Edebiyatta Erkeklik Anlatıları, derleyen: Aylin Özman, Selin Akyüz, Gülşen Seven, İletişim Yayınları, inceleme, 358 sayfa, 2025

Arthur Borriello, Anton Jäger – Popülist Moment (2025)

Arthur Borriello ve Anton Jäger’in bu kitabı, 2008 küresel mali krizi sonrasında Batı’da yükselen sol popülist hareketleri inceliyor. ‘Popülist Moment: 2008 Krizi Sonrası Bir Sol Muhasebe’ (‘The Populist Moment: The Left after the Great Recession’), bu hareketlerin yükselişini tetikleyen koşulları derinleşen eşitsizlik, sivil toplumun zayıflaması ve geleneksel kurumlara duyulan güvensizlik olarak sıralıyor.

Yunanistan’daki Syriza, İspanya’daki Podemos, Fransa’da Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa ve ABD’deki Bernie Sanders hareketi gibi örnekler üzerinden, bu sol popülist girişimlerin ortak özelliklerini ve karşılaştıkları zorlukları analiz ediyorlar. Borriello ve Jäger, bu hareketlerin verili düzene karşı çıkan söylemlerini, karizmatik liderlerini ve doğrudan demokrasi vurgularını ön plana çıkarırken, zayıf parti yapıları ve heterojen tabanlarını da eleştiriyorlar.

Kitap, sol popülizmin hem bir semptom hem de bir aktör olarak ortaya çıktığını savunuyor; mevcut sosyo-ekonomik koşulların ürünü olmakla birlikte, bu koşulları değiştirmeye yönelik bir çaba olarak değerlendiriliyor. Yazarlar, bu hareketlerin bazı başarısızlıklarına rağmen, onları doğuran koşulların hala geçerli olduğunu ve gelecekteki sol girişimlerin de popülist bir karakter taşıyacağını öngörüyorlar.

Sonuç olarak, ‘Popülist Moment’, 2010’lu yılların sol popülist yükselişinin kapsamlı bir değerlendirmesini sunarken, bu deneyimlerden çıkarılacak derslere ve gelecekteki sol siyaset için olası yollara ışık tutuyor.

  • Künye: Arthur Borriello, Anton Jäger – Popülist Moment: 2008 Krizi Sonrası Bir Sol Muhasebe, çeviren: Ertuğrul Genç, İletişim Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2025