Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu (2022)

‘SS Subayının Koltuğu’, sıradan bir vatandaşın nasıl acımasız bir faşiste döndüğünün hikâyesi.

Bir koltuktan çıkan belgelerin izini süren Daniel Lee, bir Nazinin hikâyesini gün yüzüne çıkarıyor.

“Sıradan” bir Alman’ın nasıl bir Naziye dönüşebildiğini, bu dönüşümün arka planındaki motivasyonların, ailenin geçmişinin ve zihniyetinin yanı sıra Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın içinde bulunduğu durumu da ihmal etmeden inceliyor.

Robert Griesinger isimli düşük rütbeli bir SS subayının peşine düşerken, isimleri tarih kitaplarının sayfalarında yer almamış, unutulmuş yüzlerce, binlerce Nazinin, Nazizmi nasıl beslediklerini, yaşatılan vahşette aslında ne kadar ciddi bir payları olduğunu hatırlatıyor.

‘SS Subayının Koltuğu – Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde’, adı duyulmamış bir Nazinin hayat hikâyesiyle Nazi Almanyası’nın gözden kaçırılan bir kesimine dikkat çekiyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Düşük rütbeli görevlilerin, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda neler yaşadığına dair hâlâ çok az şey biliyoruz. Griesinger’in hayatı, Nazi yönetimini mümkün kılan şeyi anlamamızı sağlayacak. Ünlü fanatikler ve katiller, eğer hükümeti ayakta tutan, evrak işlerini yapan, korku ve şiddet tehdidi içlerine işlenmiş, rejimin potansiyel kurbanlarıyla yan yana yaşayan sayısız destekçileri olmasaydı var olamazlardı.”

  • Künye: Daniel Lee – SS Subayının Koltuğu: Bir Nazinin Gizli Yaşamının Peşinde, çeviren: Büke Temizler, İletişim Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2022

George Lane – Moğolların Kısa Tarihi (2022)

Cengiz Han zor bir çocukluk geçirmişti.

Çetin koşullar onu da sertleştirmiş, hayata tutunmak için acımasızlığa zorlamıştı.

Bunlar bazı tarihçi ve vakanüvislere, Moğolların başarı ve genişlemeyle dolu bir buçuk yüzyılını açıklamak için oldukça iyi bir neden verse de, gerçek bundan büyük ölçüde farklıydı.

George Lane, ‘Moğolların Kısa Tarihi’nde Moğolların önüne çıkan her şeyi yıkıp geçen fetihçi ve yenilmezler ordusu değil, büyük ölçüde gittiği yerlerdeki koşullarla ilişkilenmeyi bilen, örgütlenme becerisiyle öne çıkan, dinî ve kültürel çoğulculuğu benimseyen, ticaret bilen gelişkin bir topluluk olduğunu öne sürüyor.

Genişleme ve büyüme becerisini, satır aralarında beliren gelişmelerde arıyor.

Moğolların tarihini merak edenler için bilindik ezberlere gelmeyen bir giriş kitabı.

Kitaptan bir alıntı:

“Dünyanın ilk küreselleşme deneyimine eşlik eden siyasi dönüşüm, çoğu zaman tek bir adama mal edilir: Büyük Cengiz Han. Komşu imparatorlukların zayıflıklarından yararlanıp Avrasya’daki Türk-Moğol kabilelerinin liderliğine yükselen Cengiz Han, bu sayede Türklerin yarı göçer toplumlarını, gelişmiş ama saldırıya açık Çin kentlerini, İslam dünyasının savaş halindeki topluluklarını ve Avrupa’nın neredeyse savunmasız sınır bölgelerini yutan bir devrimi başlatmıştır.”

  • Künye: George Lane – Moğolların Kısa Tarihi, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2022

Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri (2022)

‘Sermayenin Yaşayan Ölüleri’nde Raul Zelik, siyaset teorisine ve ekonomi-politik analize tamamen vakıf olarak, aynı zamanda bütün dünyaya gözü acık bir ilgiyle ve politik öfkeyle, kapitalizmin insanlığı sürüklediği felaketi mesele ediyor.

Yoksulluğun, eşitsizliklerin, aşağılamaların nasıl derinleştiğinin ve ekolojik krizin canlı bir resmini çiziyor.

Zelik, gözünü bu “siyasi canavarlara” dikip kalmıyor, şunlar gibi sorularla da ilgileniyor:

  • Felakete gidişten nasıl dönülür?
  • Walter Benjamin’den ilhamla “insanlığın imdat freni” olarak gördüğü bir devrim, nasıl mümkün olur?
  • Dönüştürücü bir iktidarın kaynağı ne olabilir?
  • Geçmiş sosyalizm deneyimlerinden de ders çıkartan “yeşil bir sosyalizmi” nasıl tasarlayabiliriz?

Taze, heyecanlı, hem de soğukkanlı, gerçekçi bir sistem eleştirisi ve alternatif arayışı.

Kitaptan bir alıntı:

“George A. Romero’nun aptallaşmış, beceriksiz ve dışarıdan yönetilen yaşayan ölüleri gibi dolanıyoruz dünyada ve malların satılmasına katkıda bulunuyoruz. İnsani ihtiyaçlar ise sadece bu görevle bağdaştıkları oranda göz önüne alınıyor. Ve böylece gitgide kendimizi ruhsuz Avatarlar olarak hissediyoruz; bize sürekli eşsiz başrol oyuncuları olduğumuz anlatılan, ancak senaryosu yine de bizim tarafımızdan yazılmayacak olan bir filmin aktörleri gibi.”

  • Künye: Raul Zelik – Sermayenin Yaşayan Ölüleri: Siyasi Canavarlar ve Yeşil Bir Sosyalizm Üzerine, çeviren: Dilek Çınar, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Astrid Neuy-Bartmann – Çocuklarda ve Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (2022)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) tanımı, nedenleri ve modern tedavi planlarını kapsamlı biçimde açıklayan bir rehber.

Astrid Neuy-Bartmann, DEHB ile mücadelede kullanılabilecek pratik ile somut yardım önerilerinde bulunuyor.

Kitap, çocuklarda, gençlerde ve yetişkinlerde görülen DEHB, çeşitli formlarıyla ele alınıyor.

DEHB semptomlarının çocukluktan yetişkinliğe kadar uzanan süreçte nasıl bir gelişim gösterdiği ortaya konuluyor.

En yeni bilimsel bilgileri dikkate alarak konunun sadece uzmanlarca değil, DEHB’liler ve yakınları tarafından da hızla kavranmasını sağlayan kitap, günlük hayatta karşılaşılan ve ilişkileri çıkmaza sokan çeşitli sorunları gidermek için birebir.

  • Künye: Astrid Neuy-Bartmann – Çocuklarda ve Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu: Tanı ve Baş Etme Yolları, çeviren: Atilla Dirim, İletişim Yayınları, psikoloji, 261 sayfa, 2022

Zeynep Şarlak – Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti (2022)

Ulus-devletlerin kurumsallaşmasıyla beraber “milli güvenlik” diye adlandırılan ve hiçbir zaman yalnızca dış politikanın konusu olmamış siyasi ajanda, hem siyaset biliminde hem de uluslararası ilişkiler disiplinlerinde en önemli tartışma başlıklarından birisi oldu.

‘Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti’nde Zeynep Şarlak, “milli güvenlik devleti” kavramını, bilhassa karşılaştırmalı siyaset bilimi perspektifini kullanarak, Türkiye’de Soğuk Savaş döneminden itibaren tedricen tesis edilmiş bir rejimi tanımlamak üzere ele alıyor ve Soğuk Savaş döneminden itibaren Türkiye tarihine bu kavram üzerinden bakmayı öneriyor.

Milli güvenlik devletinin özellikle iç siyaseti tasarlayıcı ve düzenleyici boyutuyla ilgilenen çalışma, asker-sivil ilişkileri, sosyal ve siyasi haklara dair kırmızı çizgiler, iç düşmanlar, güvenlik aygıtlarının tesisi gibi başlıklar üzerinden bugünün siyasi rejimi üzerine de yeniden düşünmeye davet ediyor.

Gündelik hayata da ziyadesiyle sirayet etmiş siyasi paranoya ve korkuların temellerini aramaya girişiyor.

Şarlak, Türkiye’nin Soğuk Savaş’la birlikte kademeli şekilde bir milli güvenlik devletine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

  • Künye: Zeynep Şarlak – Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti: Kökeni, Gelişimi, Dönüşümü, İletişim Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2022

Banu Yılmaz Kolankaya – İstanbul Karaim Cemaati (2022)

Karaimlik azınlık içinde azınlık bir grup.

Öyle ki Yahudi cemaati tarafından da azınlık olarak görülmüşlerdir.

Banu Yılmaz Kolankaya, İstanbul Karaim Cemaati’ni antropolojik açıdan ele alıyor.

Musevilik tarihinin en içe kapalı ve en kadim topluluklarından biri olan Karaim varoluşu, din bilimcilerince geliştirilen Talmudist/Rabbani Yahudiliği reddederek, sadece Tevrat’ı mevcudiyetinin temeline koyan bir inanç topluluğudur.

İstanbul’da yaklaşık iki bin yıllık bir geçmişe sahip olan Karailer, bu kentte hep çok az sayıda mensupla var oldular.

Kolankaya’nın, daha önce antropolojik açıdan ele alınmamış olan İstanbul Karaim Cemaati’ni incelediği kitap, kendilerini Tevrat’ın kadim takipçileri olarak tanımlayan ve bugün İstanbul’da sayısı elli kişiyi geçmeyen bu cemaatin üyeleriyle yaptığı görüşmelere dayanıyor.

Ortadoğu’dan göç edenlerin, Sefarad, Kırım ve Rum kültürlerinin yanında bazı Türk ve İslâm geleneklerinin de izini taşıyorlar.

Kırım ve başka ülkelerdeki Karaim topluluklarıyla arasında dil, âdetler ve tören gelenekleri açısından önemli farklar olan İstanbul Karaileri, geride kalan az sayıda cemaat üyesinin ifade ettiği gibi belki “son demlerini yaşıyor”.

Kitaptan bir alıntı:

“Tıpkı yaşadığı kentin kendisi gibi, İstanbul Karaimliği’ni de tek bir varoluşla, tek bir kimlik ve tek tip bir inançla tanımlamaya çalışmak, bu topluluğa büyük haksızlık olacaktır. İstanbul Karaim Cemaati tüm renkleriyle, İstanbul’un kendisi gibi kadim, çoksesli, değişen ve dönüşen bir kültür grubu olarak son temsilcileriyle karşımızda duruyor.”

  • Künye: Banu Yılmaz Kolankaya – İstanbul Karaim Cemaati: Tevrat’ın Kadim Takipçileri, İletişim Yayınları, antropoloji, 239 sayfa, 2022

Nick Montgomery ve Carla Bergman – Neşeli Militanlık (2022)

Siyaset yapış biçimimizi içinden çıkılmaz bir kısırdöngüye çeviren sekter radikalizmin alternatifi nedir?

Nick Montgomery ve Carla Bergman dostluğa, özgürlüğe, sevgiye, yakınlığa, özene, güvene ve sorumluluğa neşeli bir militanlığın, direnişin imkânları üzerine düşünüyor.

Montgomery ve Bergman, ‘Neşeli Militanlık’ta, zamanımızın tükenmişlik, kaygı, şüphe, ahlâkçılık, utanç gibi güçsüzleştirici eğilimleri derinleştiren boğucu atmosferinde, gerçekten etkili ve gerçekten insanlara iyi gelecek bir direnişin yolunu yordamını arıyorlar.

“Sekter radikalizm” dedikleri tutuma karşı, neşeli militanlığı öneriyor yazarlar.

Onlara göre sekter radikalizm, radikal politikayı ortak ve güçlendirici bir süreç olmaktan çıkartarak rekabetçi bir performansa dönüştürüyor; insanları “kendini diğerlerinden daha radikal hissetmenin memnuniyeti” ile “yeterince radikal olmamanın üzüntüsü” arasında savurup duruyor.

Buna alternatif olarak önerdikleri neşeli militanlığı, dostluğa, özgürlüğe, sevgiye, yakınlığa, özene, güvene, sorumluluğa değer veren ve insanı “hissedebilir ve yeni şeyler yapabilir hale getiren” bir aktifleşme olarak düşünüyorlar.

Neşeden doğan gücün dönüştürücülüğüne inanarak, militan bir neşeyle yazılmış bir kitap.

  • Künye: Nick Montgomery ve Carla Bergman – Neşeli Militanlık: Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek, çeviren: Gülnur Elçik, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Kolektif – Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (2022)

Osmanlı için sık sık hoşgörü toplumuydu denir.

Bu önemli derleme, Osmanlı’da da dini ve toplumsal grupların nasıl bir ötekileştirme, düşmanlık ve nefretin nesnesi olduklarını ortaya koyuyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çokdinli, çokdilli ve çokuluslu yapısından bahsedilirken genellikle “hoşgörü,” “toplumsal huzur” ya da “uyum içinde birlikte yaşayabilme” gibi olumlu kavramlar kullanılır.

Peki sahiden de durum bu kadar tozpembe miydi?

Gerçekten Osmanlı toplumunun önemli belirleyici bir özelliği hoşgörü ve uyum içinde olması mıydı?

Hakan T. Karateke, H. Erdem Çıpa ve Helga Anetshofer’in derlediği ve birçok tarihçinin katkı sunduğu, ‘Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (16.-18. Yüzyıllar)’, bu romantik bakış açısına daha realist yaklaşımlar geliştiriyor.

Yazarlar, dinî ve toplumsal grupların, milliyetçi ideolojilerin yayılmasından önce de, “öteki” ve “yabancı” gibi görülenlere karşı duyduğu tahammülsüzlüklerin yaygınlığına dikkat çekiyor.

Kökleşmiş önyargıların ötesinde, güncel gerilimler, toplumsal ve ekonomik dalgalanmalardan beslenebilen farklı olumsuzluklara işaret ederek, “Osmanlı Barışı”nın çok daha karmaşık bir şekilde tanımlanması gerektiğini ileri sürüyorlar.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: H. Erdem Çıpa, Jane Hathaway, Baki Tezcan, Bilha Moor, Hakan T. Karateke, Vjeran Kursar, Konrad Petrovszky, Faika Çelik, İpek Hüner-Cora, Emin Lelić, Michael D. Sheridan ve Helga Anetshofer.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (16.-18. Yüzyıllar), derleyen: Hakan T. Karateke, H. Erdem Çıpa ve Helga Anetshofer, çeviren: Alptuğ Güney, İletişim Yayınları, tarih, 395 sayfa, 2022

Bonnie G. Smith – Kadın Çalışmaları: Temeller (2022)

‘Kadın Çalışmaları: Temeller’, geçmişte ve günümüzde toplumsal cinsiyet konusunda yapılan disiplinlerarası çalışmalara bir giriş niteliğinde.

Bonnie G. Smith, Kadın Çalışmaları’nın doğuşunu ve gelişimini, eleştirmenlerin yaklaşımlarını da hesaba katarak ele alıyor, alanın temel meselelerini anlaşılır bir dille aktarıyor, günümüzdeki durumunu inceleyerek yeni tartışmalara genişçe yer veriyor.

Kadın Çalışmaları’nın disiplinlerarası doğasını, temel feminist teorileri, toplumsal cinsiyet konusuna eleştiri ve yaklaşımları; ırk, sınıf, toplumsal cinsiyet, etnik köken ve dinin Kadın Çalışmaları’na etkilerini kesişimsellik bakış açısıyla yorumluyor.

Smith, farklı cinsel kimlikler, askerileşme, şiddet, neoliberalizm, göç ve emek gibi günümüzün can alıcı sorunlarının Kadın Çalışmaları’yla ilgisini araştırıyor.

Kitap, konuya yeni başlayanlar için mükemmel bir temel sağlarken özellikle Kadın Çalışmaları ve toplumsal cinsiyet konusuna odaklanan lisans ve yüksek lisans öğrencilerine rehberlik etmeyi amaçlıyor.

Kitapta ayrıca, daha ileri çalışmalarda, sunumlarda ve araştırmalarda yardımcı olabilecek okuma önerileri de sunuluyor.

  • Künye: Bonnie G. Smith – Kadın Çalışmaları: Temeller, çeviren: Özde Çakmak, İletişim Yayınları, kadın çalışmaları, 224 sayfa, 2022

Ari Turunen – Kibrin Tarihi (2022)

Kendi mükemmelliğinin rehavetiyle, kültürel olarak kendini üstün görerek başkalarını küçümsemek çam deviren anlara dönüşebilir.

Ari Turunen, bu enfes çalışmasında, tarihte kibirli ve diğer küçümseyici davranışların izini sürüyor.

Hemen her dinde günah olarak değerlendirilen; farklı kültürlerde mitlere konu olan; toplumsal yaşamda öteden beri kınanan; binlerce oyuna, romana, filme malzeme olan kibir insanlık tarihi kadar eski bir olgu.

Turunen, kibrin kültürel tarihini eğlenceli ve renkli biçimde, tarihten onlarca örnekle yazıyor.

İmparatorlukların ve insanlığın başına gelen yıkımlarda, felaketlerde kibrin, kendini beğenmişliğin, başkalarını hor görmenin, kendi mükemmelliğinden başka hiçbir sese tahammül edememenin oynadığı rolü ortaya koyuyor.

Büyük İskender’den Berlusconi’ye, Asya imparatorluklarından papalara, Napoleon’dan İngiliz burnu büyüklüğüne, tekelleşen enerji şirketlerinden tüm dünyayı ekonomik krize sürükleyen finans devlerine uzanan geniş mi geniş bir yelpazede “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusuna biraz daha yakından bakıyor.

  • Künye: Ari Turunen – Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun? Kibrin Tarihi, çeviren: Özge Acıoğlu, İletişim Yayınları, inceleme, 173 sayfa, 2022