Gustav von Hochwächter — Balkan Savaşı Günlüğü (2026)

Osmanlı ordusunda görevli Alman kurmay subayı Gustav von Hochwächter, Mahmut Muhtar Paşa’nın karargâhında geçirdiği Balkan Savaşı’nı günü gününe kayda aldı.

Bu kitap, Hochwächter’in I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı coğrafyasında yaşanan geri çekilme ve çöküş sürecine tanıklığını aktardığı bir hatırat. Eser, savaşın son dönemlerinde Osmanlı ordusunun ve sivil halkın yaşadığı zorunlu göçleri, düzensiz geri çekilmeleri ve belirsizlik içindeki yaşamı gözlemci bir bakışla anlatıyor.

Kitapta, cephe gerisindeki çözülme süreci öne çıkıyor. Hochwächter, askeri disiplinin giderek zayıfladığını, lojistik sorunların arttığını ve savaşın yıkıcı etkilerinin hem askerler hem de siviller üzerinde derin izler bıraktığını aktarıyor. Özellikle geri çekilme sırasında yaşanan kaos, açlık, hastalık ve güvensizlik ortamı, imparatorluğun içinde bulunduğu kritik durumu gözler önüne seriyor.

‘Balkan Savaşı Günlüğü: Türklerle Cephede’ (‘Mit den Türken auf der Flucht: Kriegserlebnisse eines deutschen Beobachters’), yalnızca askeri gelişmeleri değil, aynı zamanda farklı etnik ve toplumsal grupların savaş koşullarında nasıl etkilendiğini de ele alıyor. Yazar, Osmanlı topraklarında yaşayan halkların yaşadığı korku, belirsizlik ve yerinden edilme deneyimlerini betimleyerek savaşın insani boyutuna dikkat çekiyor.

Hochwächter’in anlatımı, dışarıdan bir gözlemcinin bakışını yansıtması açısından da önem taşıyor. Bu bakış, hem Osmanlı ordusunun durumunu hem de savaşın genel gidişatını Avrupa perspektifiyle değerlendirme imkânı sunuyor. Ancak bu gözlemlerin, dönemin zihniyetini ve önyargılarını da taşıdığı hissediliyor.

Genel olarak eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında yaşanan çöküşü, savaşın cephe dışındaki etkileriyle birlikte ele alarak, tarihsel bir dönemin insani ve toplumsal boyutlarını görünür kılan önemli bir tanıklık sunuyor.

Gustav von Hochwächter — Balkan Savaşı Günlüğü: Türklerle Cephede
Çeviren: Sumru Toydemir • Meltem Kabalcı Yayınları
Anı • 152 sayfa • 2026

Plutarkhos — Devlet Yönetimi (2026)

‘Devlet Yönetimi’ (‘Πολιτικά Παραγγέλματα’), Plutarkhos tarafından kaleme alınmış, siyasetle uğraşanlara yönelik pratik öğütler içeren bir eserdir. Metin, ideal bir devlet düzeni kurmaktan çok, mevcut siyasal yapı içinde erdemli ve etkili bir yönetici olmanın yollarını tartışıyor.

Plutarkhos, siyaseti ahlaktan ayrı düşünmüyor. Ona göre iyi bir yönetici, yalnızca güç sahibi değil, aynı zamanda ölçülü, adil ve kendini denetleyebilen biri olmalı. Hırs, öfke ve kibir gibi duyguların siyasal kararları bozduğunu vurgulayarak, yöneticinin önce kendi karakterini terbiye etmesi gerektiğini söylüyor. Bu nedenle siyaset, dış dünyayı yönetmeden önce insanın kendini yönetmesiyle başlıyor.

Eserde halkla kurulan ilişki de merkezi bir yer tutuyor. Plutarkhos, yöneticinin halkı küçümsememesi, onların güvenini kazanması ve ortak iyiyi gözetmesi gerektiğini belirtiyor. Popülist övgülerle halkı kandırmak yerine, dürüstlük ve istikrarla hareket etmenin uzun vadede daha sağlam bir siyasal zemin oluşturacağını savunuyor.

Ayrıca dostluk, ittifaklar ve rakiplerle ilişkiler konusunda da ölçülü bir siyaset öneriliyor. Yöneticinin ne aşırı sert ne de aşırı yumuşak olması gerektiği; koşullara göre esneklik gösterebilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu yaklaşım, siyasetin katı kurallardan çok pratik bilgelik gerektiren bir alan olduğunu ortaya koyuyor.

Genel olarak eser, siyasetçiye güç kazanmanın değil, gücü doğru kullanmanın yollarını öğreten bir rehber niteliği taşıyor. Antik dünyanın deneyimlerinden beslenen bu öğütler, siyasetin değişen koşullarına rağmen geçerliliğini koruyan etik ve pratik ilkeler sunuyor.

Plutarkhos — Devlet Yönetimi: Politik Referanslar
Çeviren: Samed Kara • Meltem Kabalcı Yayınları
Siyaset • 256 sayfa • 2026

Thorkild Jacobsen – Mezopotamya Dininin Tarihi (2025)

Thorkild Jacobsen’in bu kitabı, antik Mezopotamya’nın karmaşık dini inançlarını derinlemesine inceliyor. ‘Mezopotamya Dininin Tarihi: Karanlığın Hazineleri’ (‘The Treasures of Darkness: A History of Mesopotamian Religion’), Sümer, Akad, Babil ve Asur gibi halkların dinlerini, onların dünya görüşleri ve siyasi yapılarıyla iç içe geçmiş bir şekilde analiz ediyor. Kitap, Mezopotamya dininin evrimini, doğa odaklı inançlardan karmaşık panteonların oluşumuna kadar kronolojik olarak takip ediyor.

Yazar, Mezopotamya insanının tanrıları doğanın büyük güçlerinin kişileşmiş hali olarak nasıl algıladığını ve onlarla olan ilişkilerini ayrıntılarıyla açıklıyor. Sümerlerin tanrıları “yüce güçler” veya “me” olarak adlandırdığı ve kozmik düzeni sürdürme yeteneğine sahip olduğuna inandığı vurgulanıyor. Kitap, tanrıların krallıkla ilişkisini, kralın aracı rolünü ve tapınakların toplumsal hayattaki merkezi önemini işliyor. Tanrıların adil yargılamaları, kozmik düzenin korunması ve insanlığın refahı üzerindeki etkileri, mitolojik anlatılar ve dini metinler üzerinden açıklanıyor.

Jacobsen, tanrıların iradesinin doğa olayları ve toplumsal düzen üzerindeki etkilerini analiz eder. Örneğin, fırtına tanrısı Enlil veya su tanrısı Enki gibi figürlerin, tarım ve su kaynaklarına bağımlılık bağlamında merkezi bir role sahip olduğunu gösteriyor. Kitap, kehanetler, büyücülük ve kurban ritüelleri gibi dini pratiklere de yer vererek, Mezopotamya insanının tanrılarla iletişim kurma ve geleceği öğrenme çabalarını ortaya koyuyor.

Eser, Mezopotamya dininin sadece ibadetlerden ibaret olmadığını, aynı zamanda dönemin bilim, felsefe ve sanat anlayışlarını da derinden etkilediğini vurgular. Gılgamış Destanı gibi epik anlatılar, Mezopotamya insanının ölüm, yaşamın anlamı ve ilahi güçlerle mücadelesi hakkındaki düşüncelerini yansıtır. Jacobsen, bu edebi ve dini metinleri ustaca analiz ederek, Mezopotamya medeniyetinin ruhsal derinliğini ve düşünsel zenginliğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Thorkild Jacobsen – Mezopotamya Dininin Tarihi: Karanlığın Hazineleri, çeviren: Sibel Erduman, Meltem Kabalcı Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2025