Canan Barlas – Eğreti Burjuvalar (2007)

  • EĞRETİ BURJUVALAR, Canan Barlas, Merkez Kitaplar, inceleme, 104 sayfa

 

Canan Barlas’ın ‘Eğreti Burjuvalar’ı, kendisinin Türkiye’deki sosyeteye, zenginler dünyasına dair kişisel tanıklıklarından, gözlemlerinden, yorumlarından oluşuyor. Barlas’ın yorumlarını ilginç kılan, bunları yaparken, salt sosyolojik tahlilleri değil, kendi kişisel tarihini de merkeze almasıdır denebilir. Böylece bu kişisel tarihten gücünü alan metinler, Türkiye’nin sosyal, kültürel tarihine dair önemli ayrıntılar sunmuş oluyor. Barlas’ın metinleri, Türkiye için neden iki arada kalmış bir ülke tanımlaması yapıldığını da gözler önüne seriyor. Yüzünü ne tarafa döneceğini bilememiş bir ülkenin, batılılaşma yolundaki “eğreti” macerası, metinlerin başlıca ilgi çekiciliğini oluşturuyor.

Barbaros Altuğ (haz.) – Yazarların İstanbul’u (2007)

  • YAZARLARIN İSTANBUL’U, edisyon, hazırlayan: Barbaros Altuğ, Merkez Kitaplar, şehir, 181 sayfa

‘Yazarların İstanbul’u’, İstanbul’un Türkiye yazın dünyasının on iki isminin hayal dünyasından nasıl göründüğüne odaklanıyor. Kitap, Ayşe Kulin, Perihan Mağden, Mehmet Murat Somer, İnci Aral, Buket Uzuner, Latife Tekin, Kürşad Başar, Aslı Erdoğan, Naim Dilmener ve Celil Oker’den oluşan bu yazarlardan her birinin İstanbul’un bir semtini ele alan yazılarından oluşuyor. Çengelköy, Bebek, Şişhane, Galata, Teşvikiye, Heybeliada, Kapalıçarşı, Sultanahmet ve Moda kitapta karşımıza çıkacak bölgeler. İstanbul’un gecekonduları, sokak kızları ve şarkılarda İstanbul gibi, daha çok şehrin sosyal-kültürel tarihine dahil edilebilecek konular da, kitabın diğer başlıkları.

Andrea Levy – Küçük Ada (2007)

  • KÜÇÜK ADA, Andrea Levy, çeviren: Emre Ağanoğlu, Merkez Kitaplar, roman, 495 sayfa

Jamaikalı yazar Andrea Levy’nin ‘Küçük Ada’ isimli bu romanı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1948’de, biri Jamaikalı biri İngiliz iki ailenin yaşamlarını anlatıyor. Queenie Bligh isimli ingiliz kadının evine Jamaikalı kiracıları kabul etmesi komşularının tepkisini çeker. Roman bu birbiriyle yeni karşılaşan iki toplumun yaşadığı çatışma üzerinden İngiltere’nin değişmeye başladığı dönemi, imparatorluğu, önyargıları, savaşı ve aşkı hikâye ediyor. Jamaikalı tarafı temsil eden Gilbert Joseph ve karısı Hortense’in kendi hikâyeleri de romanı ayrıca ilgi çekici kılan yönlerden. Romanın, 2004 yılında, ‘Whitbread Roman Ödülü’ ile ‘Orange Ödülü’ aldığını da belirtelim.

Viktor Pelevin – Dehşet Miğferi (2007)

  • DEHŞET MİĞFERİ, Viktor Pelevin, çeviren: Dilek Şendil, Merkez Kitaplar, roman, 171 sayfa

Viktor Pelevin’in ‘Dehşet Miğferi’ Eski Yunan mitolojisinden bir hikâyeye dayanıyor. Theseus ve Minotauros, klasik bir kahramanlık miti. Theseus, savaşta yenildiği için yedi erkekle yedi genç kızı boğa başlı canavar Minotauros’a yem olması için Girit’e vermekle cezalandırılır. Theseus, Minos’un kızı Ariadne’ye âşık olduğu için bu canavarı bulup öldürmek zorundadır. İşte Pelevin bu kahramanlık öyküsünü, günümüzün başlıca iletişim yollarından biri haline gelen internet ortamına uyarlıyor. Bir otel odasına kapatılmış, nerede olduklarını, oradan nasıl çıkacaklarını bilemeyen sekiz genç, birbirleriyle internette sohbet ederek buradan kurtulmanın yollarını ararlar.

Luis Alberto Urrea – Sinekkuşu’nun Kızı (2006)

  • SİNEKKUŞU’NUN KIZI, Luis Alberto Urrea, çeviren: Kıvanç Güney, Merkez Kitaplar, roman, 460 sayfa

Şu ana kadar onlarca kitaba imza atmış olan Luis Alberto Urrea, içinde Pulitzer Ödülü de olmak üzere, birçok ödül almış bir isim. Urrea elimizdeki romanında, baş kahramanı Kızılderili Teresa’nın olağanüstü yeteneklerini hikâye ediyor. Yoksul ve sıradan bir kız olan Teresa’nın hayatı, bölgenin en zenginlerinden Tomás’nın kızı olduğunu ve aynı zamanda doğaüstü güçlere sahip olduğunu öğrenmesiyle değişmeye başlar. Teresa, halkın gözünde bir azizeye dönüşür. Fakat Meksika din otoritelerinin kendisini bir azize olarak kabul etmemesi, halkın Teresa etrafında haklarını, kimliklerini sorgulamalarına vesile olacaktır. Teresa hiç tahmin edemeyeceği şekilde, bir devrimin sözcüsü haline gelecektir.

Haydar Ergülen – Ölüm Bir Skandal (2006)

  • ÖLÜM BİR SKANDAL, Haydar Ergülen, Merkez Kitaplar, şiir, 119 sayfa

Haydar Ergülen, ‘Ölüm Bir Skandal’ başlıklı bu kitabında, bireysel trajediyi toplumsal etkileriyle birlikte ele alıyor. Şiirlerde, Madımak Oteli yangınından Mavi Çarşı olaylarına kadar cinayeti, ölümü ve trajediyi hatırlatan birçok yaşanmışlık yer alıyor. Kitaptaki ‘Ölü yağmurdan önce gitti’ isimli şiirden bir alıntı: “Ölüm bir siyah kasaba / artık evimde değilim // Bugünlerde siyah pazarlıklar / bugünlerde eskiden kalma / bordo şapkalı bir kadın görsem / kasabanın dışında -öyle sevinebilir miyim / bir daha gözyaşlarım bana öyle / yetişebilir mi bir daha- // Siyah bir konuşma için belki / gerekiyor fazladan birkaç kelime / ve sıcak gözyaşları her zamankinden / daha çok ve içli (…)”

José Saramago – Yitik Adanın Öyküsü (2006)

  • YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ, José Saramago, çeviren: Dost Körpe, Merkez Kitaplar, roman, 352 sayfa

1998 Nobel Edebiyat Ödüllü Jose Saramago ‘Yitik Adanın Öyküsü’nde, Fransa’da oluşan bir çatlakla Avrupa’dan ayrılan İber Yarımadası’nın hikâyesini anlatıyor. Yarımada bu kopuşun ardından yolculuğuna başlarken, beş kişi bir araya gelecektir. Bunlar, toprağa karaağaç dalıyla bir çizgi çizen Joana Carda, yerin sarsıldığını hisseden Pedro Orce, bir sığırcık sürüsü tarafından takip edilen José Orce, ağır bir taşı denize fırlatmaya çalışan Joaquim Sassa ve nihayet, tavan arasında bulduğu bir çorabı sökmeye başlayan Maria Guavaira’dır. Karakterlerden her biri, Yarımada’nın anakaradan kopuşunun, kendi davranışlarının bir sonucu olduğuna inanır. Yazar bu durumdan hareketle, insan doğasının farklı yönlerini irdeliyor.

Aleksandr Ikonnikov – Lizka ve Erkekleri (2006)

  • LİZKA VE ERKEKLERİ, Aleksandr Ikonnikov, çeviren: Metin Alemdar, Merkez Kitaplar, roman, 143 sayfa

 

‘Lizka ve Erkekleri’, komünizmin yerini giderek kaosa bıraktığı günümüz Rusya’sında, çığırından çıkmış bir şehir ve “eskiden kurtulmaya çalışan, ama yeniden de bir o kadar korkan” insanların hikâyesini anlatıyor. Aleksandr Ikonnikov’un kahramanı Lizka, yaşadığı kasabanın tutucu yaşamından bunalıp, büyük ümitlerle şehre göç eder. Ancak bu göç ettiği yerlerde fakirlik, yolsuzluklar ve toplumu esir alan ümitsizlik, onu hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakır. Lizka’nın bu kaçışında karşısına çıkan erkekler de, bir anlamda Rusya’nın kendisini sembolize eder. Gitarist Mişa, komünizm döneminin kurumlarını Gorbaçov Rusya’sına uygulamaya çalışan Victor, kondüktör Artur ve kaç savaşa katıldığını hatırlamayan alkolik, topal ve asabi asker Maks bu sembol kahramanlardan birkaçı. Bunun yanında roman, Lizka üzerinden, bir kadının sevgi arayışına ve erkeklere duyduğu güvensizliğe de odaklanıyor. Rusya’nın genç kuşak yazarlarından olan Ikonnikov’un romanı, Fransa ve Almanya’da büyük ilgi görmüştü.