Niels C. M. Martens — Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi (2026)

Niels C. M. Martens’in bu eseri, uzunluk, kütle, yük ve zaman gibi fiziksel büyüklüklerin yalnızca ölçüm araçları değil, doğanın nasıl anlaşıldığını belirleyen temel kavramsal yapılar olduğunu gösteriyor. Kitap, fiziksel niceliklerin mutlak varlıklar mı yoksa yalnızca oranlar ve ilişkiler üzerinden mi anlam kazandığını sorguluyor. Fizik, kimya ve biyoloji gibi bilimlerin merkezinde yer alan bu büyüklüklerin metafizik temelleri, ölçüm, temsil ve anlam üretimi üzerinden yeniden düşünülüyor.

Martens, fiziksel büyüklüklerin birimlere bağlı olarak ifade edilmesini, yalnızca teknik bir ölçüm problemi olarak değil, ontolojik bir mesele olarak ele alıyor. Kütle, uzunluk ve yük gibi niceliklerin tek başına değil, ilişkisel yapılar içinde anlam kazandığını savunuyor. Bu yaklaşım, doğayı mutlak büyüklüklerden oluşan bir evren olarak değil, karşılıklı oranlar ve ilişkiler ağı olarak okuyor. Böylece bilimsel gerçeklik, nesnelerin sahip olduğu sabit nitelikler üzerinden değil, aralarındaki yapısal bağlar üzerinden tanımlanıyor.

‘Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi’ (‘Philosophy of Physical Magnitudes’), modern bilimin dayandığı niceliksel dili felsefi olarak çözümleyerek, fiziksel büyüklüklerin yalnızca deneysel değil, aynı zamanda kavramsal ve metafiziksel yapılar olduğunu ortaya koyuyor. Martens, bilimin dünyayı sayılarla betimleme biçiminin, doğayı nasıl düşündüğümüzü doğrudan şekillendirdiğini gösteriyor. Bu yönüyle eser, bilim felsefesi ile metafiziği buluşturan özgün bir kuramsal çerçeve sunuyor ve fiziksel niceliklerin doğasına dair tartışmaları derinleştiriyor. Kitap, modern bilimin kavramsal temellerini sorgulayan çalışmalar içinde neden merkezi bir yerde durduğunu açık biçimde gösteriyor.

Niels C. M. Martens — Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi
Çeviren: Mustafa Bayrak • Vakıfbank Kültür Yayınları
Bilim • 96 sayfa • 2026

Lena Zuchowski – Rastgelelik ve Entropiden Zaman Okuna (2025)

Lena Zuchowski’nin bu çalışması, fiziksel dünyanın nasıl düzen kazandığını rastlantısallık, entropi ve zamanın oku üzerinden inceleyen kapsamlı bir tartışma sunuyor. Yazar, rastlantı fikrinin yalnızca belirsizlik yaratmadığını, aynı zamanda fiziksel süreçlerin işleyişinde açıklayıcı bir rol üstlendiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, düzensizlik ile düzen arasındaki karmaşık ilişkiyi görünür kılıyor ve okuru fiziksel yasaların ardındaki istatistiksel yapıyı düşünmeye davet ediyor. Entropi, hem termodinamik bir kavram hem de bilginin düzenlenişini anlamada temel bir araç olarak ele alınarak evrenin işleyişindeki yerini ortaya koyuyor.

‘Rastgelelik ve Entropiden Zaman Okuna’ (‘From Randomness and Entropy to the Arrow of Time’), zamanın neden tek bir yönde aktığı sorusuna da odaklanıyor. Zuchowski, zamanın okunun evrensel bir zorunluluk değil, entropinin artışıyla bağlantılı istatistiksel bir eğilim olduğunu savunuyor. Kozmosun başlangıcından kuantum süreçlerine uzanan geniş bir alan içinde zamanın tek yönlü görünmesinin nedenlerini açıklarken, bu yönlülüğün hem fiziksel düzenin hem de bilgi akışının temelini oluşturduğunu gösteriyor. Böylece okur, makroskobik düzen ile mikroskobik rastlantının birbirini nasıl tamamladığını kavrıyor.

Eser, fizik felsefesi ile modern fizik arasında köprü kurarak teknik kavramları anlaşılır bir biçimde tartışıyor. Zuchowski’nin disiplinler arası yaklaşımı, fiziksel dünyanın yapısını anlamanın yalnızca formülleri bilmekten değil, kavramların ardındaki düşünsel bağları çözmekten geçtiğini hatırlatıyor. Kitap, zaman, düzen ve rastlantı üzerine düşünen okurlar için hem açıklayıcı hem de ufuk açıcı bir rehber niteliği taşıyor.

  • Künye: Lena Zuchowski – Rastgelelik ve Entropiden Zaman Okuna, çeviren: Mustafa Bayrak, Vakıfbank Kültür Yayınları, fizik, 144 sayfa, 2025

Naomi Pasachoff – Marie Curie ve Radyoaktivite Bilimi (2025)

Naomi Pasachoff’un bu kitabı, Marie Curie’nin yaşamını anlatırken onu tarihsel bağlamına yerleştiriyor. ‘Marie Curie ve Radyoaktivite Bilimi’ (‘Marie Curie and The Science of Radioactivity’), Curie’nin yalnızca başarılarını değil, bu başarıların nasıl ve hangi koşullarda ortaya çıktığını da gösteriyor. Özellikle genç okurlara hitap eden anlatım diliyle, Curie’nin kişisel direncini, bilimsel merakını ve sistematik çalışmasını anlaşılır bir dille aktarıyor. Her bölüm, Curie’nin hayatındaki bir döneme ya da önemli bir bilimsel gelişmeye odaklanıyor. Bu yapı, okuyucunun hem onun kişiliğini hem de bilimsel katkılarını daha net kavramasını sağlıyor.

Kitapta, radyoaktivitenin ne olduğu ve bilimsel tarihte nasıl bir yer edindiği yalın örneklerle açıklanıyor. Pasachoff, bu karmaşık konuyu sadeleştirerek Curie’nin polonyum ve radyumu keşfediş sürecini adım adım anlatıyor. Curie’nin deneylerini nasıl yaptığı, nasıl ölçümler geliştirdiği ve hangi zorluklarla karşılaştığı görsel desteklerle sunuluyor. Görseller, belgeler, fotoğraflar ve döneme ait çizimler, kitaba tarihsel bir derinlik kazandırıyor. Curie’nin bilime olan katkısı yalnızca buluşlar değil, bilimsel yöntemi sabırla uygulama biçimiyle de öne çıkıyor.

Pasachoff, Curie’yi yücelten bir anlatıdan çok, insani ve çalışkan yönünü merkeze alıyor. Özellikle kadınların bilimdeki yeri ve Curie’nin karşılaştığı ayrımcılıklar açık bir biçimde ortaya konuyor. Kitap, yalnızca geçmişte yaşanmış bir başarı öyküsü sunmuyor; aynı zamanda bilimsel tutkunun neleri mümkün kılabileceğini de gösteriyor. Sonunda, Curie’nin başarıları kadar kişiliğinin, çalışma disiplininin ve öğrenmeye duyduğu sevginin, onu nesiller boyu ilham veren bir figüre dönüştürdüğü görülüyor.

  • Künye: Naomi Pasachoff – Marie Curie ve Radyoaktivite Bilimi, çeviren: Mustafa Bayrak, Vakıfbank Kültür Yayınları, biyografi, 136 sayfa, 2025

Palle Yourgrau – Zamanın Olmadığı Bir Evren (2025)

Palle Yourgrau’nun ‘Zamanın Olmadığı Bir Evren’ kitabı, 20. yüzyılın en büyük iki zihni olan Albert Einstein ve Kurt Gödel arasındaki derin dostluğu ve ortak entelektüel yolculuğunu mercek altına alıyor. Özellikle Gödel’in izafiyet teorisi üzerine yaptığı çığır açıcı çalışmaları ve bu çalışmaların zamanın doğası hakkındaki anlayışımıza nasıl meydan okuduğunu detaylı bir şekilde ele alıyor.

Kitap, Gödel ve Einstein’ın yakın dostluğu ve ortak entelektüel yolculuğuna odaklanırken, aynı zamanda Gödel’in izafiyet teorisinde zamanın doğasıyla ilgili ortaya attığı paradoksu da mercek altına alıyor. Gödel’in çalışmaları, izafiyet teorisinin bazı çözümlerinde zamanın döngüsel olabileceğini ve hatta geçmişe dönmenin mümkün olabileceğini öne sürerek büyük bir tartışma yaratmıştı.

Yourgrau, bu çığır açıcı çalışmalara rağmen Gödel’in bulgularının neden uzun süre göz ardı edildiğini de sorguluyor. Kitap, zamanın doğası, evrenin yapısı ve fizik yasalarının sınırları gibi temel felsefi sorulara da değinerek, okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor.

‘Zamanın Olmadığı Bir Evren’, sadece bir bilim kitabı değil, aynı zamanda insan zihninin sınırlarını zorlayan bir felsefi yolculuk. Einstein ve Gödel’in hayatlarına ve çalışmalarına ilgi duyan herkes için bu kitap hem bilimsel hem de felsefi açıdan zengin bir deneyim sunuyor.

  • Künye: Palle Yourgrau – Zamanın Olmadığı Bir Evren: Gödel ve Einstein’ın Unutulan Mirası, çeviren: Mustafa Bayrak, Vakıfbank Kültür Yayınları, bilim, 264 sayfa, 2025