Lee Martin – Cennet Nehirleri (2011)

  • CENNET NEHİRLERİ, Lee Martin, çeviren: Meral Gaspıralı, E Yayınları, roman, 271 sayfa

Lee Martin, dokunaklı hikâyesi ‘Cennet Nehirleri’nde, olağanüstü bir olayın iki kardeşin sıradan hayatlarını altüst edişini anlatıyor. Sam Brady’nin hayatı, çocukluk arkadaşı Dewey Finn’in anılarıyla doludur. Brady, Finn’in elli yıl önce bir demiryolu treninin altında kalarak ölmesini bir türlü unutamamaktadır. İnsanlardan olabildiğince uzak durarak yaşayan Brady’yi huzursuz eden başka bir detay da, yıllardır haber alamadığı ağabeyiyle arasında süren büyük yabancılaşmadır. Günün birinde Brady, ağabeyini televizyonda görür. Bu durum, Brady’nin ağabeyiyle olduğu kadar, geçmişindeki acımasız gerçekle hesaplaşmasına da vesile olacaktır.

Edward O. Wilson – Karınca Tepesi (2011)

  • KARINCA TEPESİ, Edward O. Wilson, çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Sayfa 6 Yayınları, roman, 381 sayfa

 

Edward O. Wilson ‘Karınca Tepesi’nde, doğa aşığı Raff Coddy’nin açgözlü müteahitlerle mücadelesini hikâye ediyor. Cody hayatın anlamını ve güzelliği, Nokobee Gölü civarındaki çam ormanlarında bulur. Hukuk eğitimi almış olan Cody, çevreyi korumak için mahkeme salonlarında da savaşmaktadır. Şimdi onu, zorlu bir sınav beklemektedir. Çünkü ikamet ettiği çevre, para hırsından başka gözlerinin hiçbir şeyi görmediği müteahitlerin iştahını kabartmaktadır ve bunlar, Cody’nin yaşadığı doğal cenneti parsellemek ve asfaltlamak için harekete geçmiştir. Bu durum, şehir planlamacıları, çevreciler ve vaizlerin dahil olduğu bir savaşa yol açacaktır.

Arkadiy Vasiliev – Saat On Üçte, Sayın Generalim (2011)

 

Arkadiy Vasiliev gerçek olaylara dayanan romanı ‘Saat On Üçte, Sayın Generalim’de, demiryolu işçisi olan Andery Martinov’un, Rusların sosyalizmi güçlendirmek amacıyla kurduğu ÇeKa örgütündeki maceralarını hikâye ediyor.

Yalnızca baş karakterin adının değiştirildiği romanda, Lenin, Cerjinski, Sverdlov ve Frunze gibi dönemin gerçek isimleri okurun karşısına çıkıyor.

ÇeKa’daki ilk başarısı, ölü taklidi yapan bir kaçakçıyı yakalamak olan Martinov’un maceraları 1918’den başlayarak İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanır.

Bu dönemde yaşanmış gerçek olaylar ile bu olaylarda rol almış isimlerin kurguda yer alması, romanı belgesel nitelikli kılıyor.

  • Künye: Arkadiy Vasiliev – Saat On Üçte, Sayın Generalim, çeviren: T. Deliorman, Kaldıraç Yayınları, roman, 632 sayfa

Jean Echenoz – Ravel (2007)

Jean Echenoz’un ‘Ravel’i, 1937 yılında hayata veda eden Fransız besteci Maurice Ravel’in son on yılını hikâye ediyor.

Echenoz’un 2006 yılında François Mauriac Ödülü kazanan bu romanı, cümlenin “kendi kendiyle alay ettiği” anı sevdiğini söyleyen yazarın titiz ve muzip tarzının son örneğini oluşturuyor.

Echenoz’un bir bestecinin son dönemlerini hikâye ederken müzikten de olabildiğince yararlanan romanı, müzik ve edebiyatı birleştiren, harmanlayan üslubuyla da dikkate değer.

Metnin, bilinen roman anlayışından sıyrılarak anlatıya yaklaşan yönleriyle, özgün bir okuma sunduğunu belirtelim.

  • Künye: Jean Echenoz – Ravel, çeviren: Beki Haleva, Kırmızı Yayınları,roman, 102 sayfa, 2007

John Connolly – Ölüm Sanatçısı (2007)

  • ÖLÜM SANATÇISI, John Connolly, çeviren: Gizem Genç, Altın Bilek Yayınları, roman, 594 sayfa

John Connolly’nin ‘Ölüm Sanatçısı’, 1999 yılında Los Angeles Times tarafından yılın kitabı seçilmişti. Romanın kahramanı New York polis departmanı dedektifi Charlie Parker, karısının ve kızının aydınlanamamış cinayetleri nedeniyle, şiddet, suçluluk, pişmanlık ve intikam duyguları arasında gidip gelmektedir. Ancak eski partneri ondan kayıp bir kızı bulmasını istediğinde, Parker’ın yolu, ölülerin seslerini duyan siyahi yaşlı bir kadınla kesişecektir. Parker bunun dışında, Gezen Adam diye bilinen ve insan vücudunu tuval olarak kullanan, bir “serikatil sanatçıyla” da mücadele edecektir.

Jürgen Schmieder – Yalan Söylemeyeceksin (2011)

  • YALAN SÖYLEMEYECEKSİN, Jürgen Schmieder, çeviren: Murat Özbank, Derin Kitap, roman, 330 sayfa

Jürgen Schmieder ‘Yalan Söylemeyeceksin’de, Eski Ahit’teki on emirden biriyle kendini sınavdan geçiriyor. Schmieder, Paskalya’dan önce aldığı bir kararla, yılın ibadeti olarak kırk gün boyunca yalan söylemeyecek, ayrıca bu süre zarfında gün gün aldığı notları kitap haline getirecektir. İnsanın günde ortalama 200 defa yalan söylediğini belirten Schmieder için bu, göründüğünden daha zordur. Zira o, on ikinci güne gelene kadar bir defa dayak yiyecek, eşini büyük bir bunalıma sürükleyecek ve yüklü miktarda bir para cezası ödeyecektir. Schmieder’in romanı, açık ve dürüst olmanın bedelinin ne olduğu konusunda fikir vermesiyle ilgi çekici.

John Twelve Hawks – Tabula (2011)

  • TABULA, John Twelve Hawks, çeviren: Sıla Okur, Doğan Kitap, roman, 292 sayfa

 

John Twelve Hawks, kısa süre önce yayımlanan ‘Dördüncü Âlem’ üçlemesinin ilki romanı olan ‘Yolcu’yla hatırlanacaktır. Yazar bu romanında, gündelik hayatın altında sürüp giden ezeli bir mücadeleyi, çekişmenin taraflarını oluşturan Biraderler, Yolcular ve Soytarılar üzerinden anlatmıştı. Hawks, bu romanın devamı olan elimizdeki eserinde de, modern bir Habil ve Kabil hikâyesi kaleme getiriyor. Adı Tabula olan yapı, dünyayı büyük bir hapishaneye çevirmiştir. Buradaki Michael ve Gabriel Corrigan kardeşler de, birbirlerinin sonunu getirebilecek bir savaşa tutuşmuştur. İki kardeş arasındaki amansız mücadele, dünyanın kaderini de belirleyecektir.

Amélie Nothomb – Açlığın Biyografisi (2007)

  • AÇLIĞIN BİYOGRAFİSİ, Amélie Nothomb, çeviren: Nihal Önol, Doğan Kitapçılık, roman, 155 sayfa

 

‘Açlığın Biyografisi’, Türkiye’de de hatırı sayılır bir okuyucu kitlesine ulaşan genç ve yetenekli Fransız yazarı Amélie Nothomb’un son romanı. Nothomb’un bu kurgusu temelde, yaşamaya, hayata duyulan önü alınamaz iştahı hikâye ediyor. Romanın aynı zamanda anlatıcı olan kahramanı, hayatının ilk yirmi yılında, sadece yiyeceklere değil, içeceklere, aşka, kitaplara, yazı yazmaya ve keşfetme tutkusuna duyduğu açlıkla yaşam biçimini şekillendiren ve kişiliğini bulma yolunda ilerleyen bir genç kızdır. Nothomb’un romanı, bu genç kızın hayat karşısında doymak bilmeyen iştahını hikâye ederken, kahramanın birçok yaşanmışlık ve olayla çerçevelenen biyografisini de sunuyor.

Kyung-sook Shin – Lütfen Anneme İyi Bak (2011)

  • LÜTFEN ANNEME İYİ BAK, Kyung-sook Shin, çeviren: Belgin Selen Haktanır Us, Doğan Kitap, roman, 231 sayfa

 

Kyung-sook Shin ‘Lütfen Anneme İyi Bak’da, Koreli bir aileye mensup bireylerin kaybolan annelerine dair pişmanlıkla çerçevelenmiş sevgilerini hikâye ediyor. Çocuklarını ziyaret etmek için Seul’le gelen Park So-nyo isimli kadın, tren istasyonunda kaybolur. Roman, dört anlatıcı üzerinden bu kayıp olayının aile bireyleri üzerindeki etkilerini izler. Anlatıcılar So-nyo’nun kızı, ilk oğlu, kocası ve nihayet So-nyo’nun kendisidir. İlk üç karakterin ifadelerinin merkezinde de, bir annenin ve bir eşin hiçbir karşılık beklemeyen duru sevgisine duyulan özlem ve zamanında bunun değerini bilememenin pişmanlığı yer alır. Anlatımlarda ayrıca, aile bireylerinin karanlıkta kalmış sırları da adım adım ortaya çıkar. Yoğun üslubuyla dikkat çeken roman, derin aile ilişkilerini, ifade edilememiş sevginin yarattığı yıkımı anlatıyor.

Ziya Yamaç – Mehmet: Balkan Muhaciri (2007)

  • MEHMET: BALKAN MUHACİRİ, Ziya Yamaç, Heyamola Yayınları, roman, 260 sayfa

 

1912-1914 yılları arasında, Balkan Savaşları sonucunda, bir milyondan fazla Türk göçe zorlanmıştı. Bu trajedinin başlangıcı, 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı-Rus savaşına kadar uzanır. İşte çok sayıda çevirisiyle de Türkçeye hizmet etmiş Ziya Yamaç’ın ‘Mehmet: Balkan Muhaciri’, kendisi de bir göçmen olan yazarın, bu büyük trajediyi hikâye ettiği bir roman. Bulgaristan Silistreli Balkan göçmeni olan Ziya Yamaç’ın romanı, 1890-1900 yılları arasında, Trakya’ya yerleştirilen muhacirlerin yaşadıklarını, Balkan Türkçesini iyi kullanarak anlatıyor. Roman, trajik ve yakıcı konusuyla olduğu kadar, 1986 yılında ölen Yamaç’ın, dili kullanmadaki ustalığıyla da dikkat çekiyor.