Doğan Erdem – Sığırcığın İntiharı (2010)

  • SIĞIRCIĞIN İNTİHARI, Doğan Erdem, Postiga Yayınları, roman, 239 sayfa

Doğan Erdem ‘Sığırcığın İntiharı’ adlı elimizdeki romanında, modern hayattan kurtuluşun tek yolu olarak sunulan taşraya, yani doğaya sığınma mitiyle hesaplaşıyor. Erdem bunu da, şehir hayatının bilinen tüm sıkıntılarını yaşayan Özer isimli karakteri üzerinden yapar. Özer, uzun yıllardır çalıştığı işinden kovulunca, çocukluğunun geçtiği ücra kasabaya dönmeye karar verir. Fakat bu yer, onun için yeni bir sayfa olmaktan çok, çocukluğunun travmalarıyla karşı karşıya geldiği, unutmaya yüz tutan acılarını yeniden keşfettiği tekinsiz bir mekân haline gelekcektir. Erdem, baş kahramanının yaşadığı trajedi üzerinden, taşra romantizmini sorguluyor.

Joshua Ferris – Bilinmeyen (2010)

  • BİLİNMEYEN, Joshua Ferris, çeviren: Hatice Taş, Siren Yayınları, roman, 310 sayfa

Joshua Ferris, PEN / Hemingway Ödülü’nü kazanan ‘Ve İşimiz Bitti’ adlı romanıyla adını duyurmuştu. Bir reklam ajansında geçen bu romanında Ferris, bireyin ancak hırsıyla varolabildiği çalışma hayatını alaycı bir üslupla ele almış; bu dünyaya düzülen methiyelerin ardındaki çürümeyi gözler önüne sermişti. Yazarın elimizdeki ikinci romanı ise, tanısı konmayan bir hastalığın pençesine düşen bir avukatın hikâyesini anlatıyor. Sıradan bir hayat yaşayan Tim, çaresi olmayan bir hastalığa yakalandığını öğrenir. Burada bilinmeyen, yalnızca hastalığın değil, aynı zamanda Tim’in hayat üzerine düşünmesinin de can sıkıcı karşılığı haline gelir.

Attila Bartis – Sessizlik (2007)

  • SESSİZLİK, Attila Bartis, çeviren: Sevgi Can Yağcı, Destek Yayınevi, roman, 238 sayfa

‘Sessizlik’, Macar edebiyatının genç isimlerinden Attila Bartis’in son romanı. Bu roman, Alman televizyonu SWR tarafından, 2006 Ocak ayının en iyi romanı olarak seçilmişti. Eleştirmenlerce övgüyle bahsedilen Bartis’in romanı, kadınlar, öfke ve ironi gibi zengin ve ilgi çekici temalar barındırıyor. Özellikle düş, kâbus ve gerçeğin iç içe geçişi, karakterlerin iç dünyalarının yoğun bir şekilde tasvir edilişi, romanın kendine has yönleri. Bartis’in kurgusu, geçmiş üzerinden bir gelecek tasviri yapıyor. Yazar bunu yaparken de, insan varoluşunun kaotik, sıkıntılı bir durumu olarak sessizliği merkeze alıyor. ‘Sessizlik’, daha önce de bir roman ve öykü kitabı yayımlanmış yazardan dikkat çekici bir eser.

Paul Scott – Geride Kalanlar (2007)

  • GERİDE KALANLAR, Paul Scott, çeviren: Serpil Çağlayan, Kanat Kitap, roman, 278 sayfa

Paul Scott’ın ‘Geride Kalanlar’ı, yazarın ‘Raj Dörtlemesi’nin bitiş bölümünü oluşturuyor. Scott’ın 1964 yılındaki Hindistan ziyaretinin ardından başladığı ve ülkedeki Britanya egemenliğinin sona erişini farklı açılardan değerlendiren dörtlemesi, dokuz yılda tamamlanmış ve yazarına uluslararası ün getirmişti. Roman, Hindistan ordusunda görev yapmış İngiliz Albay Tusker Smalley ile eşi Lucy Smalley’in, Hindistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkelerine dönmeyip Pankot’ta kalmayı tercih etmelerini hikâye ediyor. Smalley’lerin bu yeni dünyada ayakta kalabilme çabaları, romanın başlıca temasını oluşturuyor. Romanın yayımlandığı yıl Booker ödülü kazandığını belirtelim.

Allan Massie – Kral Arthur (2007)

  • KRAL ARTHUR, Allan Massie, çeviren: Çağnur Alyüz, Erko Yayıncılık, roman, 303 sayfa

‘Kral Arthur, Allan Massie’nin ‘Karanlık Çağlar’ üçlemesinin ikinci kitabı. Serinin birinci kitabı, ‘Dünyanın Akşamı’ ismini taşıyordu. Kral Arthur hikâyesi farklı yazarlar tarafından işlenmiş bir konu. Hikâye asıl olarak, Ortaçağ bilgini ve astroloğu Michael Scott’ın öğrencisine yazdığı bir öyküye dayanıyor. Massie’nin romanında, Britanya Romalılar tarafından istila edilmiş, krallar mevki, ünvan, toprak ve güç için rekabet halindedir. Genç bir çocuk değerli bir kılıcı bir kayadaki oyuktan çekip çıkarır ve Uther Pendragon’un ölümüyle boşalan tahtta hak iddia eder. Romanın asıl olay örgüsü böylece özetlenebilir. Fakat bu olay örgüsü devam ederken, Kral Arthur’un adım adım, ihanet ve entrikalarla kuşatılan yalnız bir kişilik haline gelmesi romanın ustalıklı yönlerinden biri. Romanın, ‘Frederick Niven Edebiyat Ödülü’ ve ‘İskoçya Sanat Konseyi Kitap Ödülü’nü aldığını da belirtelim.

Andrea Levy – Küçük Ada (2007)

  • KÜÇÜK ADA, Andrea Levy, çeviren: Emre Ağanoğlu, Merkez Kitaplar, roman, 495 sayfa

Jamaikalı yazar Andrea Levy’nin ‘Küçük Ada’ isimli bu romanı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1948’de, biri Jamaikalı biri İngiliz iki ailenin yaşamlarını anlatıyor. Queenie Bligh isimli ingiliz kadının evine Jamaikalı kiracıları kabul etmesi komşularının tepkisini çeker. Roman bu birbiriyle yeni karşılaşan iki toplumun yaşadığı çatışma üzerinden İngiltere’nin değişmeye başladığı dönemi, imparatorluğu, önyargıları, savaşı ve aşkı hikâye ediyor. Jamaikalı tarafı temsil eden Gilbert Joseph ve karısı Hortense’in kendi hikâyeleri de romanı ayrıca ilgi çekici kılan yönlerden. Romanın, 2004 yılında, ‘Whitbread Roman Ödülü’ ile ‘Orange Ödülü’ aldığını da belirtelim.

Vonne Van Der Meer – Ada Konukları (2007)

  • ADA KONUKLARI, Vonne Van Der Meer, çeviren: Arnout Seenhoek ve Sevgi Gülen, Gri Yayınları, roman, 221 sayfa

‘Ada Konukları’, Hollanda’nın kuzeyinde bulunan Waddeneiland adasındaki “Duinroos” adlı tatil evine gelen misafirler ile evi yaz sezonuna hazırlayan temizlikçi kadının hikâyesine dayanıyor. Temizlikçi kadın, bu tatil köyüne gelen çok sayıda ismin öykülerini aktarma rolünü üstlenir. Tatil için gelenler birbirlerini tanımazlar. Sadece ev sahibinin kendilerine bıraktığı konuk defterinden ötürü birbirinden haberdar olur. Roman ilerledikçe, tatil köyüne gelen tüm konukların belli bir kriz yaşadıkları ve yaşadıkları krizi atlatmak için burada bulundukları ortaya çıkar. Roman, bu farklı kişiliklerin öykülerini aktarması yönüyle ilgiye değer.

Viktor Pelevin – Dehşet Miğferi (2007)

  • DEHŞET MİĞFERİ, Viktor Pelevin, çeviren: Dilek Şendil, Merkez Kitaplar, roman, 171 sayfa

Viktor Pelevin’in ‘Dehşet Miğferi’ Eski Yunan mitolojisinden bir hikâyeye dayanıyor. Theseus ve Minotauros, klasik bir kahramanlık miti. Theseus, savaşta yenildiği için yedi erkekle yedi genç kızı boğa başlı canavar Minotauros’a yem olması için Girit’e vermekle cezalandırılır. Theseus, Minos’un kızı Ariadne’ye âşık olduğu için bu canavarı bulup öldürmek zorundadır. İşte Pelevin bu kahramanlık öyküsünü, günümüzün başlıca iletişim yollarından biri haline gelen internet ortamına uyarlıyor. Bir otel odasına kapatılmış, nerede olduklarını, oradan nasıl çıkacaklarını bilemeyen sekiz genç, birbirleriyle internette sohbet ederek buradan kurtulmanın yollarını ararlar.

Ray Hammond – Yokoluş (2007)

  • YOKOLUŞ, Ray Hammond, çeviren: Bilal Çölgeçen, İstiklal Kitabevi, roman, 480 sayfa

Ray Hammond, üniversiteler, şirketler ve hükümet için toplumsal ve iş dünyasının eğilimleri üzerine konferanslar veren bir gelecekbilimci. Dolayısıyla kendisinin bu romanı, mesleğinden edindiği deneyimlere dayanan bir gelecek tasavvur ediyor. Roman, 2055 yılındaki dünyanın, karşı karşıya kalacağı büyük bir ekolojik felaketi hikâye ediyor. ABD’nin tüm eyaletleri, Yeni Zelanda, Kanada, Ortadoğu, Arnavutluk, Yunanistan ve tüm Akdeniz çevresi yerle bir olurken, gelişmiş ülkeler, okyanuslardaki dev hurda gemilerde yaşamaya mecbur edilmiş yoksul insanları topraklarına almaya yanaşmaz. Hammond bu kurgusuyla okuyucuyu, dünyayı bekleyen olası bir felaketi düşünmeye çağırıyor.

Philip Roth – Shylock Operasyonu (2010)

  • SHYLOCK OPERASYONU, Philip Roth, çeviren: Aysun Babacan, Ayrıntı Yayınları, roman, 403 sayfa

Tekniğiyle, akla Dostoyevski’nin ‘Öteki’ romanını getiren Philip Roth’un ‘Shylock Operasyonu’, biri sahte öbürü gerçek iki karakterin hikâyesini anlatıyor. Romanın ilk karakteri yazar Philip Roth, tanınmış yazar Aharon Appelfeld’le görüşmek için İsrail’e gider. Fakat tam bu esnada, Philip Roth adında ve kendisini yazar olarak tanıtan bir kişi daha ülkeye giriş yapmıştır. Gerçek yazarın ‘Pipik’ adını taktığı bu ikinci kişinin niyeti, pek masumane değildir. Zira ‘Pipik’, İsrail’de karanlık işlerle haşır neşir bir tiptir. Yazarına PEN/Faulkner Ödülü’nü de kazandıran roman, gerçek ile sahte karakterlerin girift ilişkisini tasvir ediyor.