Ertuğ Uçar – Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer (2010)

‘Rüya Arızaları’ ve ‘Yalnızlığın 17 Hali’, Ertuğ Uçar’ın daha önce yayımlanmış kitapları. Uçar, öykülerinden oluşan ‘Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer’de ise, deniz fenerleri hikâyeleriyle okurunun karşısına çıkıyor.

Araştırmalara dayalı notlar eşliğinde kaleme alınan ve zevkle okunan öykülerde deniz fenerleri, insanın tarihsel yalnızlığının evi olarak tasvir edilmiş.

Uçar’ın metinleri, sadece öykünün değil, anı, belgesel ve tarih anlatımı gibi farklı türlerin sınırlarında geziniyor. Yazar, tarihi bilgilere dayanan yarı kurgu öyküler, kurgu öyküler ve ansiklopedik bilgiler eşliğinde, deniz fenerlerinin dününü, bugününü ve yarınını anlatıyor.

  • Künye: Ertuğ Uçar – Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 98 sayfa

Corrado Alvaro – Türkiye’ye Yolculuk (2010)

‘Türkiye’ye Yolculuk’, İtalyan gazeteci, yazar ve şair Corrado Alvaro’nun 1931 yılında Türkiye’ye yapmış olduğu yolculuğun izlenimlerinden oluşuyor.

Atatürk’ün modernleşme çalışmalarının ilk ürünlerinin alındığı dönemde Türkiye’yi ziyaret eden Alvaro, ülkenin geçmişten bugüne gelirken yaşadığı dönüşümü ayrıntılı bir bakışla kaleme getiriyor.

Atatürk devrimlerinin savunuculuğunu yapan Alvaro, bu devrimlerin eskinin “teokratik derebeylik” sistemine karşı yapıldığını belirtiyor.

Yazar buradan hareketle, Atatürk’ün, Türk toplumunun özüne yaraşır “yeni insan”ın yaratılması konusundaki öncü rolünün görmezden gelinmemesi gerektiğini belirtiyor.

  • Künye: Corrado Alvaro – Türkiye’ye Yolculuk, çeviren: Necdet Adabağ, Literatür Yayıncılık, gezi, 107 sayfa

Moris Farhi – Atanmış Erkek (2010)

‘Yabanda Yolculuk’, ‘Genç Türk’ ve ‘Gökkuşağının Çocukları’, Ankara doğumlu Moris Farhi’nin Türkçeye kazandırılmış kitapları.

Farhi ‘Atanmış Erkek’ adlı bu romanında ise, uzun bir ayrılıktan sonra hayatının büyük bölümünü geçirdiği İskender Adası’na dönen Osip’in kan davasıyla, töreyle hesaplaşmasını hikâye ediyor.

Osip’in babası, henüz o çocukken kan davalıları tarafından öldürülmüştür.

Fakat Osip, kanlıları onun peşini bırakmasa dahi, intikam almaktan yana değildir.

Dürüst bir hayat yaşamak, insani değerlerini korumak isteyen Osip’in hikâyesinin merkeze alındığı roman, aynı zamanda özgür aşkı ve cinselliği de tartışmaya açıyor.

  • Künye: Moris Farhi – Atanmış Erkek, çeviren: Püren Özgören, Everest Yayınları, roman, 368 sayfa

Kolektif – Şiddetin Eleştirisi Üzerine (2010)

Hatırlanacaktır, Metis yayınlarından daha önce çıkan ‘Demokrasi Ne Âlemde?’, önemli düşünürlerin, demokrasinin tarihte ve günümüzde taşıdığı imkânları ve tuzakları irdeleyen yazılarını bir araya getiriyordu.

Dizinin ikinci kitabı olan ve adını Walter Benjamin’in aynı adlı bir yazısından alan ‘Şiddetin Eleştirisi Üzerine’ ise, devlet şiddetinin yanı sıra, yasa koymanın barındırdığı şiddeti, şiddet sarmalının nasıl kırılacağı ve şiddetin tahakkümle bağlantısı konularını tartışıyor.

Kitaba yazılarıyla katılan isimler şöyle: Walter Benjamin, Jacques Derrida, Werner Hamacher, Giorgio Agamben, Robert Cover, Zeynep Direk ve Aykut Çelebi.

  • Künye: Kolektif – Şiddetin Eleştirisi Üzerine, hazırlayan: Aykut Çelebi, Metis Yayınları, siyaset, 323 sayfa

Celal Şengör – Bir Bilim Adamının Serüveni (2010)

‘Bir Bilim Adamının Serüveni’, dünya çapında ün kazanmış jeolog ve profesör Celal Şengör’le yapılmış uzun soluklu bir söyleşi. Şengör, hali ve tavrıyla dikkat çeken, renkli bir kişilik olarak biliniyor.

Avrupa Bilimler Akademisi, Amerikan Bilimler Akademisi ve Rus Bilimler Akademisi’ne üye olan Şengör, aynı zamanda TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü kazanan en genç bilim adamı.

Fakat bilim adamı olmasına rağmen “12 Eylül darbesi son derece lüzumluydu” cümlesini de sarf edebilen Şengör, söyleşide, çocukluğunun İstanbul’unu, eğitim yıllarını, jeolojiye nasıl ilgi duyduğunu, Amerika, İngiltere, Fransa ve Çin’de yaptığı bilimsel çalışmaları anlatıyor.

  • Künye: Celal Şengör – Bir Bilim Adamının Serüveni: Celal Şengör Kitabı, söyleşi: Sefa Kaplan, İş Kültür Yayınları, söyleşi, 675 sayfa

Onat Kutlar – Unutulmuş Kent (2010)

‘Unutulmuş Kent’, 1995 yılında aramızdan ayrılan Onat Kutlar’ın şiirlerini bir araya getiriyor.

Burada, Kutlar’ın ‘Pera’lı Bir Aşk İçin Divan’ ile ‘Unutulmuş Kent’ adlı kitapları yer alıyor.

 

Kitapta yer alan ‘Turgut’a’ adlı şiirden bir alıntı:

 

“(…) Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin

unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz

ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından

ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım

durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.”

 

Yine burada yer alan ‘Bir Şiir Üstüne Çeşitleme’den bir alıntı:

 

“Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin

Sevdiğim İstanbul’u gibisin

Gene de çağırıyor yüreğin

Daha aydınlık bir yeryüzünü

 

Her zaman genç gözlerinde gülüyor

Şu kocamış ve yorgun İstanbul

Gene de yaşıyor ve sırlı aynasında

Bana gösteriyor senin yüzünü

 

Ayak basmadığım çorak bozkırda

Sevdiğim Anadolu gibisin

Gene de bekliyor yüreğin

Uzakta ve elinde olmayanı (…)”

 

  • Künye: Onat Kutlar – Unutulmuş Kent, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 78 sayfa

Saygı Öztürk – Okyanus Ötesindeki Vaiz (2010)

Saygı Öztürk, son kitabı ‘Okyanus Ötesindeki Vaiz’de, resmi belgeler ve raporlar ışığında, MİT-Emniyet-Yargı üçgeninde Fethullah Gülen örgütlenmesinin izini sürüyor.

MİT’in Fethullah Gülen dosyasıyla kitabına başlayan Öztürk, Emniyet’in İstihbarat ve Personel birimlerine yapılan atamalarındaki hileleri, Türkiye’den Amerika’ya Gülen için giden kuryeleri, Gülen’in Ankara DGM ile 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılanmalarındaki tuhaflıkları, bazı hâkimlerin Cumhuriyet savcıları hakkında dinleme kararlarını nasıl aldığını ve Gülen’in Amerika’da bulunduğu dönemde kendisine Türkiye’den koruma olarak baş komiser gönderilmesini anlatıyor.

  • Künye: Saygı Öztürk – Okyanus Ötesindeki Vaiz, Doğan Kitap, siyaset, 238 sayfa

Mustafa Balcı – Selanik Düştü (2010)

 

Mustafa Balcı ‘Selanik Düştü’de, Balkan Harbi’nde Selanik’in kaybediliş öyküsünü ve Hasan Tahsin Paşa’nın savunmasını anlatıyor.

Kitapta ayrıca, Selanik’teki Sekizinci kolordunun kumandanı olan Hasan Tahsin Paşa’nın hatıratı ‘İzhâr-ı Hakikat’ de yayımlanıyor.

Paşa burada, savaşın öncesi ve başlangıcını, gelişme ve bitiş safhalarını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

Selanik’in kaybedilişinin sorumlusu olarak görülen Hasan Tahsin Paşa’nın, kendini savunmak için birtakım resmi yazışmaların suretlerini de sunması, hatıratı önemli bir tarihi kaynak haline getiriyor.

Kitabına, 20. yüzyıl başında Selanik’in toplumsal yapısını ve savaş öncesindeki durumunu anlatmakla başlayan Balcı, devamında, Selanik’te bulunan Osmanlı askeri gücünü, savaş esnasında yaşanan gelişmeleri ve savaşın kaybedilmesinin nedenlerini irdeliyor.

  • Künye: Mustafa Balcı – Selanik Düştü, Kesit Yayınları, tarih, 286 sayfa

Orhan Kâhyaoğlu – Grup Yorum (2010)

Türkiye’de sol/protest müziğin önde gelen grubu Grup Yorum’un, 25. kuruluş yıldönümü dolayısıyla İnönü Stadyumu’nda 55 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği konser büyük yankı uyandırmıştı.

Yirmi beş yılda pek çok müzisyen yetiştirmesiyle adeta bir okul olan grup, aynı zamanda Anadolu müzik geleneğini de sol/protest tarzıyla harmanlıyor.

İşte ‘Grup Yorum: 25 Yıl Hiç Durmadan’, Orhan Kâhyaoğlu’nun 2003 yılında çıkmış olan kitabının gözden geçirilmiş ve güncellenmiş hali.

Kitap, grubun dünü ve bugünü ile birlikte Türkiye’nin yakın tarihine uzanıyor.

Üç bölüme ayrılan çalışmanın ilk bölümünde, Grup Yorum’un öyküsü, müziği ve mücadelesi ayrıntılı bir bakışla ele alınıyor.

İkinci bölümde, gruptan ayrılarak müzik kariyerlerine devam eden isimler anlatılıyor; üçüncü bölümde ise kapsamlı bir Grup Yorum diskografisi sunuluyor.

  • Künye: Orhan Kâhyaoğlu – Grup Yorum: 25 Yıl Hiç Durmadan, Can Yayınları, müzik, 247 sayfa

Oğuz Akay – Bu Sofrada Ben Varım (2010)

Oğuz Akay ‘Bu Sofrada Ben Varım’da, Atatürk’ün sofra geleneğini, sofrada yaşanan anılar ekseninde anlatıyor.

Atatürk’ün bu sofraları, bazıları tarafından bir eğlence, bir rakı sofrası olarak tanımlanmıştı.

Akay ise, Salih Bozok, Celal Bayar, Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi, bizzat o sofrada bulunmuş isimlerin anlatımlarına dayanarak bu teze karşı çıkıyor.

“Bu sofra, bir yeme, içme ve eğlence sofrası değil; bir iradenin ve bir devrimin sofrası idi.” diyen Akay, 1899-1938 yılları arasında kırk yıl boyunca sürmüş sofranın hikâyesini sunuyor.

Kapsamlı bir çalışmanın ürünü olan kitap, Atatürk’e yakın birçok ismin gözlem, değerlendirme ve anılarını bir araya getiriyor; Atatürk’te sofra geleneğinin nasıl oluşup yerleştiğini, sofrada nasıl eğlenildiğini ve burada konuşulan, tartışılan konuları araştırıyor.

  • Künye: Oğuz Akay – Bu Sofrada Ben Varım, Alfa Yayınları, tarih, 716 sayfa