Kolektif – Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri (2025)

Bu derleme, tarih anlatısının merkezine yalnızca insanı değil, onunla birlikte hayvanları, bitkileri, mikro organizmaları, suyu, toprağı, iklimi ve doğa olaylarını yerleştiriyor. Çevre tarihi yaklaşımını benimseyen kitap, geçmişi insan eylemlerinin tek yönlü ürünü olarak değil, insanlar ile insan olmayan aktörler arasındaki sürekli etkileşimin bir sonucu olarak ele alıyor. Hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar, su, toprak ve iklim; tarihin edilgen arka planı değil, olayların seyrini etkileyen aktif unsurlar olarak konumlanıyor. Böylece tarih, yalnızca kahramanlıkların ve imparatorlukların değil, aynı zamanda doğa güçlerinin ve çevresel dönüşümlerin de hikâyesi haline geliyor.

Kitap, Osmanlı-Türkiye tarihyazımına yeni bir perspektif kazandırarak, insan ile doğa arasındaki sınırları yeniden düşünmeye davet ediyor. Doğayı tanımlama biçimleriyle mülkiyet ilişkileri arasındaki bağlantılar, insanın çevre üzerindeki dönüştürücü etkileri ve ekosistemlerle kurduğu karmaşık ilişkiler çeşitli makaleler aracılığıyla tartışılıyor. Bu tartışmalar, imar ve inşa faaliyetlerinden iklim olaylarına, tarımsal üretimden doğal afetlere uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

‘Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri’, çevre tarihinin eleştirel duyarlılığını Osmanlı-Türkiye bağlamına taşıyarak, tarihsel süreci yalnızca ilerleme ya da yıkımın hikâyesi olarak değil, karşılıklı etkileşimlerin çok katmanlı bir ağı olarak yorumluyor. Böylece hem geçmişe daha bütüncül bir bakış getiriyor hem de doğayla daha adil bir gelecek tahayyülünün kapısını aralıyor.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri: Müdahale, Etkileşim, Mücadele, editör: Deniz Dölek-Sever, Özlem Sert, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları ortak yayını, tarih, 464 sayfa, 2025

Jacob Bronowski – İnsanın Yükselişi (2025)

Jacob Bronowski’nin bu eseri, insanın biyolojik bir tür olarak evriminden kültürel ve entelektüel gelişimine uzanan büyük bir ilerleme hikâyesi anlatıyor. Kitap, insanın doğa üzerindeki hâkimiyetini değil, doğayı anlamlandırma sürecindeki yaratıcı çabasını merkeze alıyor. Bronowski’ye göre insanın asıl başarısı, teknolojik araçlarda değil, merak, hayal gücü ve öğrenme yetisinde yatıyor. “İnsanın yükselişi” bu anlamda bir güç hikâyesi değil, bilgiye ve sezgiye dayalı bir keşif yolculuğu olarak sunuluyor.

Yazar, bilimin yalnızca doğayı açıklama yöntemi değil, insanın özgürleşme aracı olduğunu savunuyor. Bilimsel düşünce, insanın hata yapabilme ve bu hataları düzeltme cesaretiyle gelişiyor. Bronowski, Rönesans’tan modern bilime kadar uzanan süreçte sanat, matematik, felsefe ve bilimin birbirini nasıl beslediğini gösteriyor. Galilei, Newton, Darwin ve Einstein gibi figürler, insan aklının evrimsel sürekliliğini temsil ediyor. Her biri, insanın kendi sınırlarını zorlayarak doğa ve kendilik bilgisine katkıda bulunuyor.

‘İnsanın Yükselişi’ (‘The Ascent of Man’), uygarlığın ilerlemesini etik bir sorumlulukla ilişkilendiriyor. Bronowski, bilimsel gücün denetimsiz kaldığında nasıl yıkıcı sonuçlara yol açtığını —özellikle nükleer çağda— hatırlatıyor. Bilgi, ancak merhametle birleştiğinde insana anlam kazandırıyor. İnsanlığın yükselişi, bu nedenle doğayı kontrol altına almak değil, onunla daha bilinçli bir uyum kurmak anlamına geliyor.

‘İnsanın Yükselişi’, bilimin tarihini bir gelişmeler kronolojisi olarak değil, insanlığın kendini tanıma serüveni olarak okuyor. Bronowski’nin dili, bilimi bir laboratuvarın duvarlarından çıkarıp insan ruhunun derinliklerine taşıyor.

  • Künye: Jacob Bronowski – İnsanın Yükselişi, çeviren: Ulaş Apak, Alfa Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2025

Leonard Susskind, Art Friedman – Özel Görelilik ve Klasik Alan Kuramı (2025)

Leonard Susskind ve Art Friedman’ın bu kitabı, modern fiziğin temel yapı taşlarını herkesin anlayabileceği ama özünü koruyan bir düzeyde anlatıyor. Yazarlar, özel göreliliğin yalnızca yüksek hızlarda ortaya çıkan bir gariplik olmadığını, fizik yasalarının zaman ve uzayda nasıl işlerlik kazandığını gösteren temel bir ilke olduğunu vurguluyor. Uzay ve zamanın birbirinden bağımsız olmadığını, Minkowski uzayzamanının fiziksel gerçekliği nasıl dönüştürdüğünü açıklıyor. Lorentz dönüşümlerinin, nedensellik ve ışık hızının sabitliği üzerinden tutarlı bir yapı sunarak Newton fiziğinin sınırlarını görünür kıldığı ifade ediliyor. Böylece hız, momentum, enerji ve zaman kavramlarının yeni tanımlarla değiştiği görülüyor.

‘Özel Görelilik ve Klasik Alan Kuramı: Kuramsal Başlangıç’ (‘Special Relativity and Classical Field Theory: The Theoretical Minimum’) yalnızca görelilikle sınırlı kalmıyor. Klasik alan kuramı bölümleri, elektrik ve manyetik alanları tek bir elektromanyetik alan çerçevesinde birleştiriyor. Maxwell denklemlerinin Lorentz değişmezliği ile kusursuz biçimde uyumlu çalıştığı örneklerle gösteriliyor. Alanların yalnızca birer matematiksel araç olmadığı, fiziksel etkilerin uzay zamanda yayılımını anlatan gerçek varlıklar olduğu anlatılıyor. Dört-vektörler ve tensörler gibi matematiksel yapılar, sadelikle tanıtılıyor ve bunların fiziksel sezgiyi güçlendirdiği belirtiliyor. Lagrange ve Hamilton ilkelerinin alanlara uyarlanmasıyla, doğanın dinamiklerinin en temel düzeyde nasıl ifade edildiği gösteriliyor.

Susskind ve Friedman, teorik fiziğin kapılarını kapalı tutmak yerine öğrenmenin mümkün olduğunu söylüyor. Bu eser, ileri düzey konuları anlaşılır sunarak okuyucunun görelilik ve alan kuramına sağlam bir giriş yapmasını sağlıyor. Bilginin yalnızca ezber değil, düşünmenin bir yolu olduğuna dikkat çekiyor. Merak yolculuğu hep sürüyor.

  • Künye: Leonard Susskind, Art Friedman – Özel Görelilik ve Klasik Alan Kuramı: Kuramsal Başlangıç, çeviren: Zekeriya Aydın, Alfa Yayınları, bilim, 344 sayfa, 2025

Nelson Mandela – Özgürlüğe Giden Uzun Yol (2025)

Nelson Mandela’nın, mücadelenin ve bir halkın zaferinin hikâyesi.

Nelson Mandela’nın otobiyografisi, yalnızca bir yaşam öyküsü değil, aynı zamanda Güney Afrika’nın sömürgecilikten demokrasiye geçişinin vicdani bir kaydı olarak öne çıkıyor. Mandela, çocukluk yıllarından başlayarak özgürlük mücadelesine uzanan uzun yolculuğunu, kişisel deneyimleriyle tarihsel olayları iç içe anlatarak aktarıyor. Kırsal Transkei’deki geleneksel yaşamın huzurundan, apartheid rejiminin acımasız gerçekliğine uzanan bu hikâye, bir bireyin kendi adalet anlayışını halkının özgürlük talebiyle nasıl birleştirdiğini gösteriyor.

Mandela, genç bir hukuk öğrencisiyken ırk ayrımcılığına karşı örgütlenmenin önemini fark ediyor. Afrika Ulusal Kongresi’ndeki (ANC) mücadelesi, zamanla pasif direnişten silahlı mücadeleye evriliyor. 27 yıl süren hapis dönemi, kitabın duygusal ve ahlaki merkezini oluşturuyor. Robben Adası’ndaki mahkûmiyet, Mandela’yı kırmıyor; aksine, sabır, dayanışma ve uzlaşma değerlerini derinleştiriyor. Hapishane, onun için bir direniş okuluna dönüşüyor.

Kitabın gücü, Mandela’nın öfkeyi değil, empatiyi seçen bir lider olarak kendini ve düşmanlarını anlamaya çalışmasında yatıyor. Özgürlük fikrini sadece siyasal bir hedef değil, insani bir sorumluluk olarak tanımlıyor. Apartheid rejiminin çöküşüyle birlikte Mandela, intikam yerine barışı tercih ediyor ve “herkes için özgürlük” ilkesine bağlı kalıyor.

‘Özgürlüğe Giden Uzun Yol’ (‘Long Walk to Freedom’), bir halkın kurtuluş mücadelesini kişisel bir iç yolculukla birleştiren güçlü bir tanıklık sunuyor. Mandela, özgürlüğün nihai bir varış değil, her kuşakta yeniden yürünmesi gereken bir yol olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: Nelson Mandela – Özgürlüğe Giden Uzun Yol, çeviren: Osman İşçi, Alfa Yayınları, otobiyografi, 680 sayfa, 2025

Jeffrey L. Singman – Ortaçağ Avrupa’sında Günlük Hayat (2025)

Jeffrey L. Singman’ın ‘Ortaçağ Avrupa’sında Günlük Hayat’ (‘The Middle Ages: Everyday Life in Medieval Europe’) adlı kitabı, Ortaçağ Avrupa’sında gündelik yaşamın nasıl sürdüğünü tarihsel belgeler, arkeolojik bulgular ve dönemin anlatıları üzerinden aktarıyor. Kitapta saray ve savaş odaklı klasik tarih anlatısından uzaklaşarak, sıradan insanların hayatına yoğunlaşıyor. Köylülerin ağır çalışma koşullarının, soyluların hiyerarşik ayrıcalıklarının ve kilisenin hayatın en temel alanlarını bile denetlediği sosyal düzenin iç içe nasıl işlediğini gösteriyor. Doğumdan ölüme uzanan yaşam döngüsünde aile düzeninin, çocuk yetiştirmenin, inanç pratiklerinin ve ritüellerin insanların dünyasını nasıl şekillendirdiğini görünür kılıyor.

Günlük hayatın maddi yönleri kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Evlerin nasıl inşa edildiğini, kıyafetlerin nasıl üretildiğini, yemek kültürünün coğrafya ve sınıfa göre nasıl farklılaşıyor olduğunu ayrıntılı biçimde açıklıyor. Ekonomik faaliyetlerin tarım, lonca sistemi ve ticaret ağlarıyla nasıl örgütleniyor olduğunu anlatıyor. Tarlada çalışan bir köylü ile bir zanaatkârın yaşam ritimlerinin ne kadar farklı olmasına rağmen aynı toplumsal düzenin parçası olarak birbirine bağlı kalıyor olduğunu vurguluyor. Seyahatlerin, hastalıkların ve doğal afetlerin kırılgan hayatlar üzerindeki etkisini de aktarıyor.

Kitap aynı zamanda insanların duygu dünyasına da bakıyor. İnanç, korku, umut, adalet ve kader gibi kavramların gündelik kararları nasıl yönlendiriyor olduğunu gösteriyor. Bayramlar, dinsel şölenler ve panayırlar sayesinde hayatın zorlukları karşısında toplumsal dayanışmanın nasıl güçleniyor olduğunu örnekliyor. Singman, okuyucunun Ortaçağ insanını egzotik bir yabancı gibi değil, kendi dünyasıyla benzer kaygılar taşıyan biri olarak görmesini sağlıyor. Böylece Ortaçağ yalnızca karanlık bir çağ olarak değil, karmaşık ve dinamik bir toplumsal deneyim olarak yeniden canlanıyor.

  • Künye: Jeffrey L. Singman – Ortaçağ Avrupa’sında Günlük Hayat, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2025

Sacit Kutlu – Didâr-ı Hürriyet (2025)

Sacit Kutlu’nun ‘Didâr-ı Hürriyet’ adlı eseri, II. Meşrutiyet döneminin siyasi, toplumsal ve kültürel atmosferini görsel ve yazılı belgelerin iç içe geçtiği özgün bir anlatıyla yeniden canlandırıyor. Yazar, yalnızca bir tarih anlatısı kurmuyor; aynı zamanda o dönemin duygusal tonunu, özgürlük umudunu ve siyasal dönüşümün yarattığı karmaşayı dönemin kartpostalları, karikatürleri ve mizah dergileri aracılığıyla görünür kılıyor. Kitabın başlığı olan “Didâr-ı Hürriyet” “Özgürlüğün Güzel Yüzü” anlamına ve bu yaklaşımın özünü yansıtıyor: özgürlüğün hem bir politik ideal hem de bir duygulanım biçimi olarak yaşanışını.

Eserde yer alan 382 kartpostal ve Kalem dergisinden seçilmiş 19 karikatür, yalnızca tarihsel belgeler değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu taşıyan estetik tanıklıklar olarak işlev görüyor. Kutlu, bu görselleri kuru bir belge niteliğinden çıkararak, bir tarihsel bilinç arkeolojisine dönüştürüyor. Her kartpostal, dönemin aktörlerinin, askerlerin, aydınların ve sıradan insanların “hürriyet” kavramıyla kurduğu ilişkilerin bir yansımasına dönüşüyor.

‘Didâr-ı Hürriyet’, belgeleri kuru bir envanter olmaktan çıkarıp yaşayan bir tarihe dönüştürüyor. Sacit Kutlu’nun bu çalışması, özgürlük idealiyle sarsılan bir imparatorluğun aynasına bakma cesaretini bizlere yeniden kazandırıyor.

  • Künye: Sacit Kutlu – Didâr-ı Hürriyet: Kartpostallarla İkinci Meşrutiyet (1908-1913), Alfa Yayınları, tarih, 680 sayfa, 2025

John Freely – Anadolu Selçukluları (2025)

John Freely’nin bu çalışması, Anadolu Selçuklularının tarih sahnesine çıkışını, Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya uzanan uzun göç ve fetih süreciyle birlikte anlatıyor. Freely, Selçukluların yalnızca savaşçı bir kavim olmadığını; aynı zamanda İslam dünyasının siyasal, kültürel ve entelektüel dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguluyor. ‘Anadolu Selçukluları: At Sırtında Fırtına’ (‘Storm on Horseback: The Seljuk Warriors of Turkey’), 10. yüzyılın sonlarında Horasan’da başlayan yükselişin, 11. yüzyılda Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi’yle nasıl doruğa ulaştığını ayrıntılı biçimde ele alıyor.

Yazar, Selçukluların kurduğu devlet yapısını yalnızca askeri başarılar üzerinden değil, aynı zamanda şehirleşme, bilim, mimari ve sanat alanlarındaki gelişmelerle de inceliyor. Alparslan, Melikşah ve Nizamülmülk gibi figürlerin liderlik anlayışı ile kurumsal mirasları, İslam dünyasında uzun vadeli bir siyasal istikrarın temellerini oluşturuyor. Freely, Selçuklu dönemini Osmanlı’nın öncülü olarak değerlendirirken, bu mirasın hem Türk hem İslam kimliğini şekillendirdiğini savunuyor.

Eserde, anlatı dili tarihsel ayrıntılardan beslenirken akıcı ve edebi bir üslup da korunuyor. Freely, savaşların yıkıcılığını ve imparatorlukların ihtişamını aynı anda aktararak, Selçukluların Anadolu tarihindeki dönüştürücü gücünü gözler önüne seriyor. Kitap, hem akademik hem popüler tarih okurlarına hitap eden; Selçuklu dönemini askeri fetihlerin ötesinde, medeniyet kurucu bir dönem olarak yeniden yorumlayan kapsamlı bir çalışma olarak öne çıkıyor.

  • Künye: John Freely – Anadolu Selçukluları: At Sırtında Fırtına, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2025

Kolektif – Büyük Tarih (2025)

‘Büyük Tarih’ (‘Big History’), evrenin başlangıcından insanlığın geleceğine kadar uzanan geniş bir zaman çizelgesini bütüncül biçimde ele alıyor. Yazarlar, bilimi, tarihi ve felsefeyi bir araya getirerek “büyük tarih” adını verdikleri yaklaşımda evrenin, yaşamın ve insan toplumlarının gelişimini tek bir anlatı içinde birleştiriyor. Kitap, kozmik ölçekteki dönüşümlerle insanlık tarihindeki toplumsal ve teknolojik değişimleri birbirine bağlayarak, evrendeki karmaşık düzenin nasıl ortaya çıktığını açıklamaya çalışıyor.

Anlatı, sekiz “eşik” üzerinden ilerliyor: Büyük Patlama’dan yıldızların oluşumuna, yaşamın evriminden tarım devrimine ve modern teknolojik çağa kadar her aşama, artan enerji yoğunluğu ve karmaşıklık düzeyiyle tanımlanıyor. Bu yapı sayesinde kitap, yalnızca geçmişi anlatmakla kalmıyor; geleceğe dair olası senaryolar da sunuyor. İnsan türünün çevresini dönüştürme gücü, gezegenin ekolojik sınırları ve yapay zekâ gibi yeni dönüm noktaları, tarihsel süreklilik içinde tartışılıyor.

Yazarlar, geleneksel tarih anlayışının insan merkezli sınırlarını aşarak, insanı evrensel bir bağlamda konumlandırıyor. Ancak bu yaklaşım, bazı tarihçilerce aşırı soyut ve bilimsel indirgemeci bulunuyor. Yine de ‘Büyük Tarih’, farklı disiplinleri birleştiren açıklıkta yazılmış nadir eserlerden biri olarak, insanlığın yerini evrendeki büyük hikâyeye bağlayan etkileyici bir sentez sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Büyük Tarih: Big Bang’den İnsanlığın Geleceğine Disiplinlerarası Bir Bakış, editör: David Christian, William H. McNeill, Jerry H. Bentley, Ralph C. Croizier, J. R. McNeill, Heidi Roupp, Judith P. Zinsser, Brett Bowden, çeviren: Ozan Karakaş, Alfa Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2025

Gary Cox – Sartre ve Kurmaca (2025)

Jean-Paul Sartre genellikle varoluşçuluk felsefesi ve politik yazılarıyla anılıyor, fakat Gary Cox bu kitapta onun edebiyatla kurduğu bağı merkeze alıyor. Sartre’ın romanları, tiyatro oyunları ve eleştirel yazıları yalnızca estetik ürünler olarak değil, aynı zamanda felsefi düşüncesinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınıyor. Cox, Sartre’ın edebiyatı felsefesini somutlaştırmak, deneyimlere ve insan özgürlüğüne dair sorularını gündelik hayata taşımak için kullandığını savunuyor. Böylece Sartre’ın metinleri yalnızca kuramsal argümanların yansıması değil, aynı zamanda özgürlüğün, sorumluluğun ve seçimlerin somut hikâyeler içinde sınandığı alanlar haline geliyor.

‘Sartre ve Kurmaca’ (‘Sartre and Fiction: The Case for the Literary’), Sartre’ın romanlarında karakterlerin özgürlük ve yabancılaşma deneyimlerini nasıl yaşadığını inceliyor. Cox’a göre bu metinlerde felsefi kavramlar yalnızca açıklanmıyor, aynı zamanda duygular, ilişkiler ve çelişkiler aracılığıyla yaşatılıyor. Oyunlarında ise Sartre toplumsal sorumluluk, ahlaki çatışma ve iktidar ilişkilerini sahneye taşıyor. Bu yaklaşım edebiyatın yalnızca süsleyici ya da ikincil bir uğraş olmadığını, felsefi düşünceyi besleyen ve ona yön veren asli bir alan olduğunu gösteriyor.

Cox ayrıca Sartre’ın edebiyata dair teorik yazılarını da ele alıyor. Özellikle “Edebiyat Nedir?” adlı metinde dile getirilen, yazının özgürleştirici potansiyeline yaptığı vurgu yeniden değerlendiriliyor. Ona göre Sartre, okuru edilgin bir alıcı değil, metnin anlamını tamamlayan aktif bir özne olarak görüyor. Böylece edebiyat, yazar ve okur arasında etik ve politik bir ilişki kuruyor.

Sonuçta kitap, Sartre’ın felsefi ve politik düşüncesinin edebi üretimlerinden ayrı düşünülemeyeceğini, aksine bu eserlerin onun düşünce dünyasının merkezinde yer aldığını ileri sürüyor. Gary Cox, Sartre’ın edebiyatını ciddiye alarak onun felsefesini daha geniş ve daha canlı bir bağlamda anlamamıza katkı sağlıyor.

  • Künye: Gary Cox – Sartre ve Kurmaca, çeviren: Zeynep Mertoğlu, Alfa Yayınları, felsefe, 384 sayfa, 2025

Jane Hawking – Sonsuzluğa Yolculuk (2025)

Jane Hawking’in bu kitabı hem kişisel bir otobiyografi hem de Stephen Hawking’le olan uzun evliliğinin içsel ve duygusal bir portresi olarak öne çıkıyor. ‘Sonsuzluğa Yolculuk: Stephen’la Hayatım’ (‘Travelling to Infinity: My Life with Stephen’), büyük fizikçinin olağanüstü bilimsel yolculuğuyla birlikte, onunla birlikte yaşamın getirdiği sınavları, zorlukları ve derin bağları anlatıyor.

Jane, Cambridge’de tanıştıkları ilk günlerden başlayarak Stephen’ın ALS teşhisi aldığı dönemi ve bu teşhisin hem bireysel hem de ortak yaşamlarında nasıl sarsıcı bir etki yarattığını aktarıyor. Bir yandan genç yaşta ağır bir hastalıkla mücadele eden bir eşin yanında dimdik durmaya çalışırken, diğer yandan da akademik hayatın baskıları, çocuk yetiştirmenin sorumlulukları ve kişisel fedakârlıklarla dolu bir yaşam sürdürüyor.

Kitap, yalnızca Stephen Hawking’in bilimsel başarılarına tanıklık eden bir eşin gözünden yazılmıyor; aynı zamanda kadınlık, annelik ve bireysel kimliğin korunma mücadelesiyle de örülüyor. Jane, bu süreçte yaşadığı yalnızlığı, duygusal yükleri ve zamanla evliliklerinde ortaya çıkan kırılma noktalarını da samimiyetle paylaşıyor.

‘Sonsuzluğa Yolculuk’, bu yönüyle hem Hawking’in olağanüstü zekâsının ardındaki insani yönleri açığa çıkarıyor hem de maceralı bir hayatın gölgesinde kendi yolunu çizmeye çalışan bir kadının hikâyesini anlatıyor. Kitap, sevgi, sabır, adanmışlık ve bireysel özgürlüğün karmaşık dengelerini sorgulayan güçlü bir yaşam anlatısı olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Jane Hawking – Sonsuzluğa Yolculuk: Stephen’la Hayatım, çeviren: Yakut Eren, Alfa Yayınları, bilim, 472 sayfa, 2025